16. bölüm / 33
HAYIRDIR PATRON15.Bölüm
Bölümler 33Şu an: 15.Bölüm
- 1 Giriş573 kelime
- 2 1.Bölüm953 kelime
- 3 2.Bölüm1.235 kelime
- 4 3.Bölüm1.741 kelime
- 5 4.Bölüm2.188 kelime
- 6 5.Bölüm2.533 kelime
- 7 6.Bölüm1.865 kelime
- 8 7.Bölüm1.873 kelime
- 9 8.Bölüm1.229 kelime
- 10 9.Bölüm1.629 kelime
- 11 10.Bölüm1.974 kelime
- 12 11. Bölüm1.020 kelime
- 13 12.Bölüm1.059 kelime
- 14 13.Bölüm1.251 kelime
- 15 14.Bölüm4.297 kelime
- 16 15.Bölüm3.145 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 16.Bölüm3.566 kelime
- 18 17.Bölüm2.332 kelime
- 19 18.Bölüm2.730 kelime
- 20 19.Bölüm3.336 kelime
- 21 20.Bölüm5.179 kelime
- 22 21.Bölüm3.847 kelime
- 23 22.Bölüm5.182 kelime
- 24 23. Bölüm3.680 kelime
- 25 24. Bölüm2.092 kelime
- 26 25.Bölüm4.498 kelime
- 27 26.Bölüm6.752 kelime
- 28 27.Bölüm4.776 kelime
- 29 28.Bölüm5.774 kelime
- 30 29.Bölüm14.439 kelime
- 31 30. Bölüm Part-113.610 kelime
- 32 30. Bölüm Part-216.456 kelime
- 33 30. Bölüm Part-312.832 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözümü açtığımda karşımda tavan vardı. Ama tavan tavan değil de, daha çok Osmanlı saraylarına benziyordu. Mübarek bunlar nasıl tavan?
Bir saniye.
Benim evim değil burası.
Yeni mi fark ettin? Sence senin böyle bir evinin olması mümkün mü Yağız ile evlenmediğin sürece?
Yağız ile evlenmem gerekiyorsa kalsın.
Her türlü evleneceksin. Hatırlatırım 2.5 ay sonra düğünün var.
Ay şuan "sahte" düğünüme 2.5 ay kalmasına şaşıramayacağım. Ben şuan neredeyim?
Kocanın evinde
Hemen yataktan kalktım. Ve tabii ki demir eksikliğim sağ olsun gözüm karardığı için geri yatağa oturmak zorunda kaldım.
Önüm aydınlanınca üstüme baktım. Bunlar benim değil.
Zaten senin saten gecelik giyip uyuduğun bir gece yok Asena.
Beni gömmeyi keser misin?
Ayağa kalktığımda ses çıkarmamak için parmak uçlarımla yürümeye başladım. Oda da hiç oda gibi değil. Bizim salondan daha büyük.
En azından senin odalar küçük olduğu için temizlemesi daha kolay.
Övdün mü gömdün mü anlamadım.
Balkona çıkınca karşıma bahçe çıkmıştı. Buradan kaçabilirim aslında. Ama ufacık bir sorununumuz var. Ben şuan 2.kattayım.
Yapacak bir şey yok. Atlayacağız mecbur.
Telefonunu falan almayı unutma.
Ay doğru.
Hemen odaya dönüp komodinin üstünde bulunan çatamı alıp balkona geri döndüm. Bahçeyle bir bakıştık.
Ben buradan nasıl atlayacağım ya?
Biraz -10 saniye- düşündükten sonra çantamı direkt bahçeye attım. Onunla atlamam beni çok zorlardı çünkü.
Korkuluklara tutunduktan sonra yavaşça sol ayağımı öteki tarafa attım. Ellerim acımaya başlamıştı ama yapabileceğim bir şey yok, şuan buradan gitmem lazım.
Bu arada sen niye kaçmaya çalışıyorsun?
Salak Yağız beni gece gece evine getirmiş. Emine cadısının diline düşmek gibi bir niyetim yok.
Sağ ayağımı da öteki tarafa atınca bir süre sallanmak zorunda kaldım.
Hadi kızım, aslansın kaplansın. Yaparsın.
Ellerimi bıraktığım gibi yere yapıştım. Ve tabii ki de ağzımdan ufak bir bağırış sesi çıkmıştı.
Kahretsin!
Şuan sağ ayağım çok acıyor ama evdekiler yanıma gelmeden gitmem gerek.
Hemen çantamı alıp koşmaya başladım derken Derin'in bağırışı ile olduğum yerde kalakaldım. "YENGEEE! NEREYE GİDİYORSUUN?"
Şu çocuğu yolmamam için bana bir neden ver.
Buyur. Eti senin, kemiği de senin olsun.
Onun bağırmasının 3 saniye sonrasında Yağız yanımızda bitti.
Karısı kaçıyor, ne yapsın adam kahve mi içsin?
Bana uyar.
"Asena. Nereye gidiyorsun hayatım?"
Yağız'ın karşısında far görmüş tavşan gibi duruyordum. Tek fark tavşan havuç tutarken benim elimde abiye çantası vardı.
"Asena iyi misin?"
Doğal davran Asena. Doğal davran...
Gülümsedim. "Bir şey yok hayatım." derken yan gözle Derin'e bakıyordum. Şeytan gibi bakıyordu yeminime.
Yağız hala elimde neden çantamın bulunduğunu anlayamamış olacak ki bana garip bir şeymişim gibi bakıyordu.
Derin durur mu?
Durdurmasını bilirim ama neyse.
"Dayı bence yengem kaçmaya çalışıyordu" dedi ve "iyi kız" gibi kıkırdadı. Gözlerinin içine bakıyordum ve bana olan nefretini çok net bir şekilde görebiliyordum.
Yağız bana gözlerini sonuna kadar belertip baktığında hemen savunma moduna geçtim. "Ay yok hayatım niye kaçayım ki?" hafifçe güldüm. Derin'i işaret ettim. "Çocuk işte. Eğleniyor."
Derin sarıldığı ayıcığına bana bakarak daha sert sarılmaya başladı. Sinirlenmiş bücür. Ardından koşarak yanımızdan uzaklaştı.
Ayol o sinirlense ne olacak? Bacak kadar boyu var desem o kadar bile boyu yok.
Yağız belimden tutup beni arka tarafa doğru yönlendirmeye başladı. "Neyse, gel bizde kahvaltı yapıyorduk zaten."
Hemen durdum. Yüzüme sahte bir gülümseme koydum ama sesimden tedirgin olduğum belli oluyordu. "Yağız üstüm böyleyken ailenin karşısına çıkamam."
"Ne var ki üstünde? Gayet normalsin işte." Yağız gülmemek için zor duruyordu ama beni götürmeye çalışmaktan da vazgeçmiyordu.
Yağız'ın zoruyla diğerlerinin yanına gittik. Ben masaya otururken Emine cadısı bana dik dik bakıyordu.
Ne var da bakıyorsun dik dik?
Berfin gülümseyrek bana baktı. "Günaydın Asenacım. Üstündekilerin sana olmasına sevindim. Gelmeyecek diye endişelenmiştim."
"Ha bu üstümdekiler sizin mi?" dedim şaşkınlığımı gizleyemeyerek.
Portakal suyunu içtikten sonra aynı samimiyetle konuştu. "Evet evet. Yağız dün gece seni buraya getirdiğinde üstünde elbise vardı. Rahat uyuyamazsın diye sana kendi pijamalarımdan verdim."
O an bir şey fark ettim.
Kaşlarım çatıldı. "Benim üzerimi kim değiştirdi?"
Emine'nin göz devirdiğini görmüştüm.
Berfin annesini gözleriyle uyardıktan sonra gülümseyerek bana döndü.
Bu kız melek yüzlü şeytan gibi. Bununla ters düşme Asena.
"Bizim bir çalışanımız var. Kadın. O değiştirdi üstünü." dedi bana gülümsemeye devam ederek.
Emine cadısının gülüşü beni her ne kadar şüpheye düşürmüş olsa da önüme döüp kahvaltımı yapmaya başladım.
Tam domatesimi yerken Emine "Kaç çocuk düşünüyorsunuz?" diye soru sormasıyla öksürmeye başladım. Ne diyo lan bu ihtiyar?
Yüzüme anlayamadığımı belli eden bir gülümseme koydum. Anlatamadım ama siz anladınız beni bence. "O nereden çıktı Emine Hanım?"
Çayını bıraktıktan sonra asla yüzünden eksik olmayan memnuniyetsizliği ile konuştu. "Şurada 2.5 ay sonra düğününüz var. İlla ki çocuğunuz olacak öyle değil mi?"
"Bunu size düşündürten nedir? Ayrıca hayır." dedim Yağız'a bakarak. Sonra Emine'ye geri döndüm. "Çocuk düşünmüyoruz. Yani en azından ben istemiyorum."
Arif babacığım hemen atladı. "Aa, neden kızım? Bir sağlık sorunun falan mı var?"
Hemen bir yalan uydur. Hemen.
Başımı iki yana salladım. "Yoo hayır. Annelik gerçekten çok zor. Anneliğin kadının hem psikolojinde, hem de bedeninin üstünde büyük etkileri var. Bunları kaldırabileceğimi düşünmüyorum."
Emine cadısı hemen atladı. "Ne etkisi olacak Allah aşkına? Bu yeni nesilin de her şeye bir bahanesi var"
"Çok meraklıysanız siz doğurun Emine Hanım."
Bu dediğimden sonra Yağız az kalsın içtiği çayı döküyordu. Hem o, hem ablası, eniştesi, babası sessizce gülerken Emine çok pis kuduruyordu.
Neredeyse her zaman çatık olan kaşlarını daha da çattı. Ayağa kalktı. Tabii bücür olduğu için neredeyse masaya denk geliyordu. "Ne diyorsun sen öyle hadsiz?"
Sakin bir şekilde salatalığımı yedikten sonra konuştum. "E siz benim doğuracağım çocuğa karışıyorsunuz."
Haklı olduğumu anladığında öfkeyle soludu. En son dayanamayıp söylene söylene içeriye doğru gitti.
O eve girdikten sonra herkes kahkahalarla gülmeye başladı. Zengin kahkası gibi tabii ki de.
Haketti.
***
Yağız ile işe gitmek için yola çıkmıştık. Giyecek kıyafetim olmadığı için Berfin'in kıyafetlerinden giymiştim.
Bunlara çok dikkat et bak. Daha önce giymedin bu kadar pahalı şeyler yırtarsın falan eve haciz gelir.
Sende beni iyice fakir belledin he.
Fakirsin çünkü
İÇ SES.
Tamam birazcık abartmış olabilirim.
Sessiz sakin giderken Yağız aramızdaki sessizliği bozdu. "Gerçekten çocuk istemiyor musun?"
Ne alaka şimdi?
"Yoo. Aksine çocuğumun olması çok isterim. Ama sahte evlilik yaptığım birinin neden bunu merak ettiğini anlamış değilim."
"Ee. Ne bileyim. Sabah istemiyorum deyince gerçekten istemiyorsun sandım."
"Hayır çok isterim. Hatta ikizlerim olsun isterim. Biri kız biri erkek olsun. Beraber büyütürdük."
Bana baktı. "Kiminle?"
"Severek evlendiğim kocamla tabii ki."
"Hmm, tamam." dedi sessizce. Sesi içine kaçmıştı.
"Noldu? Sahte evlilik yaptığın sahte nişanlının başka biriyle evlenenecek olması mı üzdü seni yoksa? Hatırlatırım, biz bu sahte evlilik meselesini bitireceğiz ve sevdiğimiz kişilerle evleneceğiz."
Arabanın aniden durması ile öne savruldum. Yağız elini koltuğuma yaslayarak sinirle bana doğru konuştu. "Sahte evlilik yaptığımızı sürekli dile getirmenin amacı ne he? Hoşuna mı gidiyor?"
Ben şaşkınlıkla onun yüzüne bakarken alnındaki moraran yere baktım. Burası sanırım topuklu ayakkabım yüzünden olmuştu.
Hiçbir şey demeden elimi moraran yere götürdüm. Yağız'ın ise sinirinin dindiğini gözlerinden anlayabiliyordum.
Aniden geri çekildi ve arabayı çalıştırdı. Havada kalan elimi indirdim. Sessizce konuştu. "Nasıl sinirimi bir anda dindiriyor anlamış değilim."
Sanırım onunda iç sesi var. İç sesinin instası var mı acaba?
Senin var sanki.
Açarım.
Artık seni ciddiye almayacağım.
Yolun geri kalanı sessizlikle geçti. Ofise girerken de bir şey konuşmadık. Neden bu kadar sinirlendi ki? Sahte evlilik yaptığımızı da biliyor zaten. Ne bu sinir?
Seni seviyor da ondan.
Saçmalama iç ses. Biz sadece öylesine bir evlilik yapıyoruz. Beni neden sevsin ki?
Madem öyle git sor o zaman.
Bu hayatta en tehlikeli 2 şey vardır. 1.si yakın arkadaş gazı. Her şeyi yaptırabilir. 2.si ise iç ses gazı. En olmaması gereken şeyleri yaptırır.
Bunu iltifat olarak mı almalıyım?
Yani.
Kendime kahve alırken bahanem olsun diye Yağız'a da aldım. Elimde kahveler ile onun odasına doğru gittim. Kapıyı da ayağımla ittirerek açtım. Ellerim dolu ise ben ne yapabilirim.
İçeri girdiğimde Yağız kapıyı tıklamadığım için olsa gerek tam yükselecekken benim geldiğimi görmesiyle sustu. Kaşları zaten çatıktı, daha da çatıldı. Önüne geri döndü. "Efendim Asena, ne oldu?"
Kahveleri masaya bıraktıktan sonra masanın hemen önündeki koltuğa oturdum. "Konuşmak için 5 dakikan vardır herhalde."
"Hayır yok Asena." dedi düz bir ifadeyle önüne bakarak konuştu. Kahvemden bir yuum alıp konuştum. "Vardır vardır. İnsanın karısına ayıracak 5 dakikası olmaz olur mu?"
"Daha yarım saat önce "sahte" karım olduğunu, "sahte" bir evlilik yaptığımızı yüzüme yüzüme söyleyip duruyordun. Ne oldu? Başına saksı falan mı düştü?" dedi. Bu sefer önündeki kağıtlara bakıyordu. Bu adam niye yüzüme bakmıyor?
Eğilip kağıtları elinden çektim. Direkt bana baktı. "Yüzüme bakmayı düşünmüyor musun? İlla zorla mı baktıralım?"
Elini uzattı. "Asena ver şunları çabuk, işim var uğraştırma beni?"
"Vermiyorum" dedin inatla. Bu sefer ayağa kalktı. "Asena işleri zorlaştırma ver bana şunları".
Bu sefer bende ayağa kalktım ve kağıtları havaya tuttum. "Veermiyorum"
Yağız'ın daha da sinirlenmesi benim daha çok zevk almama sebep oluyordu. Fakat biraz fazla sinirlenmiş olacak ki kıpkırmızı oldu. Sinirle soluyarak yanıma geldi. Kağıtları almak için uzandığında kağıtları arkama sakladım. "Vermiyeceğim dedim. Sen beni dinlemeden vermeyeceğim."
Ulan iç ses. Senin yüzünden şuan bu kuduruk köpekle uğraşıyorum.
Ben ne yaptım ya?
Yağız yaklaşıp arkamdan kağıtları almaya çalışınca bende bu sefer geriye gittim. O benim üstüme gelirken bende geriye gidiyordum. En sonunda klasik dizilerde olduğu gibi sırtım duvara çarptı.
"Söyle bakalım. Neymiş derdin?"
"Neden bu kadar sinirlendin?" dedim sakin bir ses tonuyla. Bakışlarını sağa doğru çevirdi. Yüzünü tutup kendime çevirdim. "Bir soru sordum."
Derin bir nefes verdi. Ergenler gibi duvara yumruk atıp bağırmaya başladı. "Allah kahretsin ki bu sahte evlilik meselesine kendimi çok kaptırdım. Bir rüya görmeye başladım ve ben bu rüyadan uyanmak istemiyorum Asena. Kabuslarımın ortasında gördüğüm bu mükemmel rüyadan uyanmak istemiyorum. "
Duyduklarım ile yere çakılmam bir oldu. Başımı hafif öne eğdim. "Ben... ben özür dilerim." dedim ve kağıtları masaya bırakıp odadan çıktım.
Sence iç ses, bir insan sahte olmasına rağmen bir mutluluğa kapılır mı?
Bazen insanların hayatı öyle bir zifiri karanlığa gömülür ki, gördükleri ilk ışığı kurtuluş zannederler Asena.
***
Ofiste çalışırken benim bulduğum reklam projesinin çekileceği yere gideceğimizi öğredim. Fikri bulan ben olduğum için benim de gitmem gerekiyormuş.
Şuanda oradaydık. Ancak bir problemimiz vardı. Oyuncular vazgeçmişti. Fakat bizim reklamı yetiştirmemiz lazımdı.
Sette olan görevini bilmediğim ama yönetmen olduğunu düşündüğüm garip görünümlü şallı adam volta atıp duruyordu.
"Ne yapacağız Yağız Bey? Oyuncular yok. 2 gün içerisinde çekmemiz lazım reklamı."
Adam bu sefer etrafına bakmaya başladı. Aman be, benim bulduğum bir şeyden nasıl bir hayır gelebilirdi zaten.
Telefonumu çıkarıp gelen mesajlarıma bakarken adam coşkuyla bağırdı. "BULDUUUMM."
Ben korkuyla başımı kaldırdım. Fakat adam bana gülümseyerek bakıyordu.
Hayır hayır hayır. Beni seçemezsin.
Sen seçildin Receeepp
"Başrol kadın karakteri sen oynayacaksın." dedi adam beni işaret ederek.
Erkeği oynatsaydı yarıla yarıla gülerdim bu arada.
Adamın beni işaret eden parmağı yeni gelen ortağımız Kürşat Bey'e kaydı. "Erkeği de siz oynayacaksınız Kürşat Bey. Olur mu?"
Kürşat Bey gülümseyerek "Tabii, olur neden olmasın." derken Yağız Bey atıldı. "Hayır, olmaz."
Üçümüzünde bakışları Yağız Bey'e kaydı. Yönetmen adam gözlüğünü hafif indirip üstten Yağız Bey'e baktı. "Neden olmuyor Yağız Bey?" dedi.
Yağız ellerini cebine koydu. Başını dikleştirdi. Anlaşılan nedenini o bile bilmiyordu.
Kıskandığı için öyle atıldı biliyorsun değil mi?
O konuşmadan sonra maalesef evet.
Bu evlilik gerçek olacak gibi duruyor ama hadi bakalım hayırlısı.
Umarım olmaz.
"Çünkü," dedi Yağız. O sıra aklına bir fikir gelmiş olacak ki gülümsedi. "Çünkü bu reklamda ben oynamak istiyorum."
Yönetmen gülümseyerek Yağız'a baktı birkaç saniye. Başını önüne eğdi ve parmak uçlarını birleştirdi. Gülümseyerek Yağız'a baktı. "Ee, Yağız Bey elbette sizi oynatmak isterim ama siz bu rol için pek uygun değilsiniz."
Yağız'ın kaşları çatıldı.
Adam Yağız'ı öyle sinirli görünce hemen U dönüşü yaptı tabii. "Ama isterseniz bir deneyelim". dedi tedirgen bir şekilde gülümseyerek.
Ay hayır ya. Bulduğum reklamda oyuncular birbiriyle çok yakın duruyor ama. Ben oynamak istemiyorum.
Elimi hafif kaldırıp yönetmenin dikkatini kendi üstüme çektim. "Ben oynamak istemiyorum. Başka birini bulsak olur mu?"
"Olmaz tatlım." dedi ve direkt önüne döndü.
Ellerini hevesle havaya kaldırdı. "O zaman başlayalıııım!"
***
Kostümler giyildi -maalesef açık bir kıyafet giymek zorunda kaldım-, makyajlar yapıldı, saçlar hazırlandı. Şimdi ise çekime geçmiştik.
Bulduğum reklam filmi aslında çok klasik saçma sapan bir reklamdı. Hani pırlanta kolye yüzük markaları var ya. Yeni açılan bir şirket için böyle bir reklam çekiyorduk. Ve o kadar yokluktaydık ki, benim bu bulduğum klişe reklam fikri direkt uygulmaya geçmişti.
"Şimdi Asena, Yağız geldiği için kapıyı açıyorsun ve o girdiğinde ona sıkı sıkı sarılıyorsun."
"Biliyorum zaten ben buldum bu fikri" siye cırladım adama.
Yanındakine benim hakkımda saçma sapan bir şeyler dediğini anlamıştım.
Tövbe Yarabbim Ya Rasulallah diyerek önüme döndüm.
"3, 2, 1. KAYIT"
"Asalaletli" bir şekilde kapıyı yavaşça açtım. Yağız içeri girdiğinde ona sıkı sıkı sarıldım. Ayrılınca "Sana bir sürprizim var." dedi odun gibi.
"Kestik! Yağız Bey ne yapıyorsunuz? Daha romantik, yumuşak bir havayla konuşmanız lazım."
Biz böyle böyle tam 5 kere denedik. Fakat Yağız mal gibi konuştuğu için asla reklamın devamı gelmiyordu.
Yönetmen tarlası yanmış çiftçi gibi oturuyordu. "Bu böyle olmayacak. Yağız Bey kusura bakmayın ama bu reklamı sizinle çekemeyiz."
Ekibe döndü. "Kürşat Bey hazırsa getirin onu lütfen."
Evet, yönetmen Yağız'a güvenmediği için bir taraftan da Kürşat Bey'in hazırlanmasını emretmişti. Tabii ki de Yağız'ın bundan haberi yoktu.
Yağız söverek yanımdan ayrılırken benim ise saçım, kıyafetim düzeltiliyordu. Kürşat Bey yanıma çekim için geldiğinde gülümsedim. "Umarım bu sefer çekebiliriz." dedim hafif alaycı bi tonla. O da benim gibi gülümsedi. "Seni hayal kırıklığına uğratmayacağıma emin olabilirsin."
Kürşat Bey aslında çok samimi, cana yakın bir insandı. Yağız'ın tam aksine.
"3, 2, 1. KAYIT!" dendiğinde başladık. Kapıyı açınca karşımda gördüğüm Kürşat Bey nedense gözüme çok şey gözüktü.
Yakışıklı.
O içeri girdiğinde ona sıkı sıkı sarıldım. Bir taraftan Yağız'ın öfkeli solumasını duyabiliyordum.
Kürşat Bey benden ayrılınca eğilip kulağıma fısıldadı. "Sana çok güzel bir sürprizim var."
Sesi Yağız'ın aksine çok yumuşak, zarif çıkmıştı. Adamın sesi bile karizmatikti.
Benim bu adamı Birce'ye ayarlamam lazım.
Kaşlarım havaya kalktı. "Yaa," dedim gülümserken. "Neymiş sürprizin?"
"Önce içeri geçelim mi?"
O anda çekim durdu. Salona girerken tekrar başlatıldı. Kameranın o durdurulduğu kısmında Yağız'ın küfürlerini duymuştum.
Kürşat nereden çıkardığını bilmediğim bir kolye kutusu çıkardı. Kapağını açıp kolyeyi görmemi sağladı. Bende şok olmuş gibi gözlerimi büyüttüm. "Uğur bu çok güzel" dedim nazik bir şekilde.
Gerçek hayatta olsa böyle nazik bir şekilde konuşur muydun?
Tabii ki de hayır.
Kürşat kolyeyi kutusundan çıkardı. Bende saçlarımı toplayıp hafif kenara çektim. O kolyemi taktıktan sonra saçlarımı bırakıp ona döndüm. Gülümsedi. "Henüz bitmedi." dedi ve ceketinin iç cebinden bir yüzük kutusu çıkardı. Elimi tuttu ve yüzüğü taktı. Tabii, bu sırada kameralar etrafımızda dört dönüyordu.
Kürşat yüzüğü taktıktan sonra eğilip elimin üstünden öptü. Ve Yağız'da arka tarafta elini ısırıyordu.
İyi kudurdu hee.
Ardından full cam olan tarafa döndük ve manzarayı izlemeye başladık. Kürşat'ta arkadan bana sarıldı. Eğilip kafasını hafifçe boynuma gömdü. "Teşekkürler" dedim manzaraya bakarken. "Bu kadar güzel hediyeler için teşekkür ederim"
"KESTİK. Arkadaşlar mükemmel bir iş çıkardınız. Başka çekmemize gerek kalmadı. Hepinize teşekkür ederiz. Harika bir reklam oldu."
Yağız hızlıca yanıma gelip elini belime attı ve beni kendine çekti. "Reklamı güzel yapan benim nişanlımdı." dedi.
Bu kadarını bende beklemiyordum.
Kürşat elini uzatınca bende elimi uzatıp elini sıktım.
Gülümsemesi yüzünden eksilmeden "Seni hayal kırıklığına uğratmayacağımı söylemiştim." Başımı hafifçe eğdim ve gülümseyerek "Teşekkür ederim." dedim.
Bizim ellerimiz birkaç saniye öyle kalınca Yağız hemen kolumu çekip elimi öptü. "Canım karım benim." dedi Kürşat Bey'e doğru ve elini belimden ayırmadan beni oradan uzaklaştırdı.
"Ne yapıyorsun Yağız? Ne bu saçma sapan tavırlar?"
"Hiiç," dedi. "Nişanlıma göz diken adamdan nişanlımı korudum o kadar."
Anında gözlerim büyüdü. "Oha Yağız. Sen herkesi kendin gibi mi zannediyorsun?"
Kaşları çatıldı. "Ne alaka?"
"Odada seni onunla gördüğüm o kızın kocası vardı ya Yağız."
Gözleri kocaman açıldı. "Ne! Onun kocası mı vardı?"
Eliyle alnına vurup geriye gitti. "Allah kahretmesin"
Anaa, kız bunu kandırmış mı?
Her günahın bir bedeli vardır Asena. Onunda bedeli işk olarak sen, 2.ci olarak da o kızın evli olması. Başına nasıl işler açılacak kim bilir.
Abow.
***
Nihayet üstümdeki o taşlı pullu kocaman siyah elbiseyi çıkarmış, Bana 2 yüzlü denenecek kadar çok yapılmış makyajı temizlemiş, saçımı da normal haline getirmiştim. Ancak o kadar çok yoruldum ki size anlatamam.
Ofise vardığımızda çoktan akşam olmuştu. Eşyalarımı toplayıp ofisten ayrıldım. Tam taksi çevirecekken duyduğum ıslık sesiyle o tarafa doğru döndüm.
Birce gelmişti. Koşa koşa yanına gidip ona sarıldım. "Ay Birce nasıl yoruldum anlatamam." Ondan ayrılınca bir şey fark ettim.
Göz kırptım. "Hayırdır, Sen beni almaya gelmezdin. Ne oldu da geldin böyle?"
Etrafına bakıp bana doğru eğildi. "Sizin şu yeni gelen ortağınız var ya, onu görmek için geldim."
Ben şokla ona bakarken Birce muzırca gülümsüyordu.
Tam o anda Kürşat Bey'in sesini duydum. "Asena!"
O yanımıza gelirken Birce'ye "Bu o" dedim sessizce. Birce ise hipnoz olmuş gibi ona bakıyordu.
Kürşat Bey yanımıza geldi. "Eğer istersen seni evine bırakayım diyecektim. Yağız'ın ofiste işi var. Motorunun olmadığını duymuştum." dedi. Adam harbiden öyle konuşuyormuş. Yemeğe çıktığımızda ilk yemek diye öyle konuştuğunu düşünmüştüm.
"Yok" dedim. "Çok teşekkür ederim ama arkadaşım beni almaya geldi." dedim Birce'yi işaret ederek.
Birce elini uzattı. "Birce ben" dei gülümseyerek.
Kürşat büyülenmişçesine Birce'ye bakarken Birce'nin uzattığı elini sıktı. "Memnun oldum. Kürşat bende. Kürşat Aktaş."
Ay ilk görüşte aşk mı doğuyor yoksa?
Ayayayayyayayya galiba evet.
Kürşat beni çok şaşırtan o cümleyi kurdu. "Eğer izin verirseniz böyle güzel bir hanımefendinin instagramını almak isterim."
ÇÜŞŞŞŞŞŞŞŞ
Bu ne hız?
Birce durur mu? Buraya gelme amacı o zaten. Hemen instasını verdi.
Vedalaştıktan sonra Kürşat yanımızdan ayrıldı. Direkt Birce'ye döndüm. "Oha kızım ne bu hız?"
Birce 32 diş gülümsüyordu. "Ne hızı ya? Noldu ki?"
"Herneyse, Hadi beni eve götür çok yoruldum."
Birce'de benim gibi motor kullanıyordu. Bana kask verdikten sonra kaskı takıp arkasına bindim. Çok beklemeden Birce motoru çalıştırıp sürmeye başladı.
Biz sakin sakin ilerlerken yolun kenarında kavga eden bir grup genç bulduk.
Ben "Birce kavga mı var orada?" dediğimde Birce yavaşladı. Kavga olduğunu kanaat ettikten sonra o grubun yanına gittik.
Birce hafif atarlı bir şekilde seslendi. "Şşt, gençler! Hayırdır bir sorun mu var?"
Bu grup tamamen erkeklerden oluşuyordu. Hepsi de en fazla 17 ya vardır ya yoktur.
5 tane çocuk bize doğru döndü. Bizi görünce birbirlerine bakıp gülümsemeye başladılar. Hafife aldılar galiba bizi. Kadınız ya.
Allah'ın ergenleri
Arkaya baktığımda bir iki tane çocuğun dayak yediğini gördüm. İçim cız etti. Çocukların dayak yemekten yüzleri görünmeyecek hale gelmişti.
Çocuklar- gerçi çocuk demeye bin şahit ister. Canavarlar kollarını sıvayıp bize doğru gelmeye başladılar. İçmiş olacaklar ki yalpalaya yalpalaya geliyorlardı.
Birce'yle birbirimize bakıp kollarımızı sıvadık. Her ne kadar küçük olsalar da bize vurmaya kalkışırlarsa hiç acımazdım.
Bir çocuk bana vurmak için harekete geçtiğinde çekilip ona yumruk attım.
Arkadan başka bir çocuk vurmaya kalkışınca bileğinden tutup büktüm. Ona da yumruk atıp ondan kurtulmuştum. Hemen yere düşüyorlardı zaten. Tam bir çocuk bana vuracakken arkadan gelen bir yumruk ile çocuk yere yığıldı. Canım biricik arkadaşım beni korumuştu.
Ona döndüğümde ona arkasından bir çocuk bıçak saplayacaktı ki başka bir el bıçağı tutan eline tutup bıçağı yere fırlattı. Çocuğa birkaç kez vurduktan sonra yanımıza geldi. "İyi misiniz? Bir sorun yok değil mi?" Bu kişi Kürşat'tı.
Başımız iki yana salladık. "Yok, teşekkür ederiz."
"Hadi siz gidin. Ben bunları hallederim." dedi yerde baygın yatan çocuklara bakarak.
"E bu çocuklar ne olacak?" dedim bunlardan dayak yiyen 2 çocuğu işaret ederek. Onlar çoktan bayılmıştı.
"Onlarıda hastaneye götürürüm. Siz gidin artık geç oldu."
Biz Birce ile motora binip oradan ayrılırken Kürşat ise telefonunu çıkarıp birini aramakla meşguldu.
***
Selaaammm
Nabersinizzzz
Beğendiniz mi bölümüü
Ay galiba ben Kürşat'a bayıldımmm
Tam bir Green flag
Bölümle ilgili yorumlarınızı yazarsanız çok mutlu olurummm
Siz beğendiniz mi Kürşat'ı
Aslında bölüm daha erken gelecekti
Ancak bu son 5 6 gündür müsait değildim
Bölümün bir kısmını yazmıştım bu son 2 günde de tamamladım
Sizi daha fazla bekletmeden yayınlayayım dedim
Herneyse
Umarım beğenmişsinizdir
Sizleri çok seviyorum
İyiki varsınız
İyi günlerrr
Bölüm etkileşimi
