HAYIRDIR PATRON kitap kapağı

20. bölüm / 33

HAYIRDIR PATRON

19.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Nisa K.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 19.Bölüm

"Asenaaa, hadisene be kızım Yağız almaya geliyormuş seni."

Yağız mı?

Uyanınca duyduğunun ilk şeyin o olması hoşuna mı gitti yoksa?

Saçmalama iç ses. Ne hoşuma gitmesi, sabah sabah midem bulandı hatta.

Ya sabah sabah bu adam ne alaka yaa

"Asenaaa, kime diyorum ben?!"

Bu cümleyi duyduğum gibi Birce'nin odama girmesi bir oldu. "Asena bir saattir sana sesleniyorum, sen hâlâ yatıyorsun. Yağız Zeynep teyzeyi aramış, ayağından dolayı seni almaya geliyormuş. Hadi hadi geç kalıcaksın çabuk kalk." deyip üstümden battaniyeyi çekip gitmesiyle mecburen kalkmıştım.

Bu adamın inadını da anlamıyorum ki. Ne bu gelip alma merakı?

Başbaşa vakit geçirmek istiyor demek ki

Kafayı yemişsin.

Neyse. Eminim ki bugün çok güzel, sakin, güzel geçicek. Böyle başlamış olabilirim. Ama 100% eminim günün geri kalanı çok güzel geçicek.

Elimi yüzümü yıkayıp mutfağa gittiğimde annem telaşeli gözüküyordu. Kaşlarım çatıldı. Neyin telaşesiydi bu sabah sabah?

Masaya otururken bir yandan gözüm annemdeydi. "Anne Yağız geliyor sadece bu kadar telaş yapmana gerek yoktu."

"Ne Yağız'ı kızım, 1 saat sonra babanla yola çıkıcaz. "

Kaşlarım daha da çatıldı. "Ne yola çıkmasından bahsediyorsun anne? Nereye gidiyorsunuz bir anda?"

"Kızım nereye gidicez memlekete gidiyoz. Orada babanın acil işleri çıkmış gidicem diye tutturdu. Tek mi yollayım adamı ben de gidiyom işte."

"Ne işi çıkmış ki?"

Annem bir anda sinirle döndü. "Yav kızım ben nereden bileyim? Babanı bilmiyon sanki. Ağzından konuşuyor zaten ne dediği anlaşılmıyor. Mırın kırın bir şeyler dedi ben de anlamadım. Ne diye üsteliyon kızım ya!"

Önüme döndüm. "Tamam ya bir şey demedim."

"Hadi sen kahvaltını yap Yağız gelecek birazdan çabucak hazırlan hadi." dedi ve mutfaktan çıkıp gitti.

Noluyor bugün anlamıyorum ki.

Hızlıca kahvaltımı yaptıktan sonra evdeki telaşeyi görmezden gelmeye çalışarak hazırlanmaya odama gittim. Ama sadece çalıştım çünkü görmezden gelmek imkansızdı.

"Zeynep teyzeeee! Benim beyaz gömleğimi ütüledin mi ütülicem diyordun."

Annem bir anda durdu. "Ayy yavruum, Kemal amcan yüzünden unuttum ben onu. Birce ütüleyiversin sana."

Tam o anda Birce'nin kapı sesi duyuldu. Muhteşem zamanlama.

Annem kapıya baktıktan sonra Oğuz'a döndü. "Yavrum mecbur kendin ütüleyeceksin, başka insan kalmadı."

Ve tam da zamanında Oğuz'dan beklenen hareket.

"ASENAAA! CANIM ARKADAŞIMM"

Kapıdan çıkıp dudaklarımı büzdüm. "Maalesef Oğuzcum, patronum beni almaya gelicek şimdi."

Oğuz oflaya puflaya odasına döndü. "ÜTÜ NER'DE PEKİ?"

Annem ellerini havaya kaldırarak bağırdı. "EY ALLAH'IM SEN SABIR VER. BU ERKEKLERDEN GINA GELDİM YA. BİRİ BİRDEN YOLA ÇIKICAM DİYE TUTTURUR BİRİ KENDİ EVİNDEKİ ÜTÜNÜN YERİNİ BİLMEZ..."

Annem kendi kendine söylenirken ben çoktan odama geçip hazırlanmaya başlamıştım.

Bugün sadece gömlek pantolon kombini yapmıştım. Krem bir gömlek ile siyah pantolon gayet yeterliydi.

Saçımı makyajımı da yaptıktan sonra hazırdım. Gideyim de ev halkına bakayım bari, biraz onlara sataşırım.

Yağız'a geldiğinde araması için kısa bir mesaj attıktan sonra odamdan çıktım.

Çıkmaz olaydım.

Oğuz iş görüşmesine gideceği için saçını başını yapmakla meşguldü ama sanki odasına kocaman ayna koymamışız gibi koridordaki aynanın karşısında yapıyordu.

Annem de sanki birazdan yola çıkmayacaklarmış gibi süpürge açmıştı.

"Ya anne sen gidip hazırlansana napıcan süpürgeyi bırak şunu." deyip annemin elinden süpürgeyi alıcaktım ama annem nasıl tutmuşsa bırakmıyordu.

"Bitti kuzum bitti merak etme şurayı da süpüreyim bitiyo."

Hep aynı kolpa.

"Oğuz! Çekil bakayım önümden. Her yerde bir şeyin var zaten."

O an aklıma gelen soruyla süpürge sesimi bastırdığı için tabiri caizse anneme bağırdım. "ANNE! NE ZAMAN DÖNECEKSİNİZ?"

Annemin yüzünde anlamadığını belli eden ifadeyi görünce birdaha bağırdım. "SİZ DİYORUM NE ZAMAN DÖNECE-"

Annem süpürge sesinden beni hiç duyamadığı için elimle 'Kapat şunu' yaptım. Annem süpürgeyi kapatıp doğrulunca bu sefer daha sakin bir sesle sordum. "Siz diyorum ne zaman dönersiniz memleketten?"

Kaşlarını çattı "Ay belim belim." dedi belini tutarken. "Valla babanın şimdilik dediği 2 hafta ama babanı biliyon erken de gelebiliriz daha geç de gelebiliriz."

"Hee tamam" derken telefonum çaldı. Tabii ki de Yağız.

"Anne ben çıkıyorum Yağız gelmiş." dedikten sonra hemen çantamı aldım. "Gel sana bir sarılayım." Annemle vedalaştıktan sonra ayağımın dibinden ayrılmayan Bihter'den kurtulup çıkmıştım evden.

Tamam, ev ortamı birazcık karışık olabilir. Ama günün geri kalanının böyle geçmesine imkan yok. İçime doğdu, hissediyorum.

Aşağı indiğimde Yağız arabaya yaslanmış beni bekliyordu. Beni görünce gözlüğünü çıkartıp beni bi' süzdü.

"Bugün ki kombinin çok sade."

Kaşlarımı çatıp baktım. "Noldu paşam, beğenmedin mi?"

Cıkladı. "Yok. Beğenmedim."

Arabanın kapısını açmaya yeltenirken nedense ağzımdan "Ne kadar müşkülpesent biri çıktın sen böyle ya" çıktı.

Açmak üzere olduğum kapıya elini koyup kapanmasını sağladı.

"Neymişim neymişim?" dedi gözlerini hafif kısarak.

Fazla yakın olduğu için parmak ucumla omzundan ittirdim. Bir iki adım geri gitti. "Müşkülpesent" dedim çenemi kaldırarak.

Burnundan güldü. "Ciddi misin?" diye ciddi ciddi sordu.

Başımı eğdim onaylar biçimde.

"Bak buna harbiden gülerim" dedi ve cidden kahkaha attı.

Kollarımı birleştirdim. "Bu kadar komik olan ne? Söyle birlikte gülelim. Ha senin hiçbir şeyi beğenmeyen, pişkin tavrınsa hiç komik değil."

Başını iki yana salladı.

"1. Ben öyle biri değilim. 2. Komik olan yeni nişanlımın bana sevgi dolu sözcükler kullanmak yerine 'müşkülpesent' demesi. Açıkcası kırılmadım da değil. "

Göz devirdim. "Ne diyem mahmud mu diyem."

Başını yukarı doğru salladı. "Yok. Aşkım diyebilirsin, sevgilim diyebilirsin, müstakbel kocam diyebilirsin. Bu çok seçenekli bir şey, seç beğen al. Ama müstakbel kocam tercihimdir."

Elimi gözüme götürüp 'pışııık' yaptım. "Çok beklersin." deyip arabaya bindim.

O da arabaya bindikten sonra gitmeye başlamıştık.

"Hayır anlamıyorum bu evden alma inadın ne yani? Ben motorumla gelemez miyim?"

Gözünü yoldan ayırmıyordu. "Gelirsin, gelmezsin değil. Ama ben senin nişanlın olan patronun olduğum için 'hafif' sakat ayağınla kullanmana izin veremem."

"Hafif sakat ne ya git kitap mitap oku. Başka tabir mi yok?"

"Ne diyim sen söyle."

"Burkulmuş ayağın gibi basit bir tabir kullanabilirsin mesela."

Kaşlarını çattı. Bana bi' baktı. "Sana bugün n'olmuş ya? Ne bu tavırlar?"

Derin bir nefes verip gülümseyerek ona döndüm. "Şimdi oldu mu müstakbel kocam?"

Yüzünde geniş bir gülüseme oluştu. Keyifle arkasına yaslandı. "Oldu."

***

Ofise beraber geldiğimiz için maalesef kata çıkana kadar hep yanyanaydık. Hayır rahat da bırakmıyorki.

"Yaa, ben sana müstakbel kocamı dedirtirim demiştim."

Ne zaman çıkıcak bu asansör?

Kaşlarımı çattım. "Uydurma. Demedin öyle bir şey."

"Gayet de dedim. Ama tabii bu seni kudurtuyorsa dememiş olayım hadi." dedi gülerek.

Oflayarak başımı yukarı kaldırdım. "Bu erkekler neden bu kadar sinir bozucu anlayamıyorum ya."

"Kocana öyl-" Yağız tam saçmalayacakken asansör kapısı açıldı. Maalesef bizim kata gelememiştik. Biri durdurmuş.

Neyse, neyse. Başbaşa kalmamış olduk. Yoksa ben bunun çenesini daha fazla çekemeyip inecektim asansörden.

Ne diye çenesi düşükse bugün.

Asansöre binen kişi bizim departmandan olmadığı için pek tanımıyordum. Ama Yağız'la araları iyi olacakki direkt konuşmaya başladı.

İnanır mısınız asansör açılmadan önceki halinden eser yoktu.

Herkese gır sana mır desene

Senin kafan mı güzel bugün ne diyorsun iç ses ya?

Nihayet masama geldiğimde Selen elindeki belgeleri masama bırakıyordu.

Çantamı bırakıp Selen'e döndüm. "Bunlar ne Selen?"

"Bu evrakları kontrol edip dijitale geçirmen gerekiyormuş."

"E tamam da bu benim görevim değil ki, bunlara Beyza bakmıyor muydu?" dedim anlamayarak.

"Kürşat Bey artık senin ilgilenmeni istiyormuş. Ha bir de bunları hallettikten sonra onun yanına gidecekmişsin."

"Tamam teşekkür ederim." .

"Rica ederim kolay gelsin." deyip gitti.

Ay bir anda ben ne alaka ya? Beyza yapsın işte nesi varmış Beyza'nın mis gibi yapıyordu kız.

***

Evrakları dijitale geçirdikten sonra bir kahve almak için aşağı inmek üzere ayağı kalktım. Bilin bakalım kim gelmiş. Yağız'la bu hikayeye başlamama sebep olan kadın.

Ay ne alaka bu ya? Düşman şirketten değil mi bu kadın?

Asansöre binerken gördüğüm son şey Kürşat Bey'in alelacele Yağız Bey'in odasına girdiğiydi.

Kahvemi cafetaryada oturarak rahat rahat içerken telefonumun çalmasıyla göz devirdim. Ne güzel telefona bakıyordum ne diye çağırıyorsunuz.

Yağız arıyor...

Telefon açtığım gibi kapandı. Duyduğum tek şey "Asena çabuk yukarı gel." oldu. Ama biraz fazla ciddiydi.

Kahvemi bırakıp hemen yukarı çıktım. Odaya girdiğimde Yağız resmen stresten, sinirden kızarmıştı.

Önündeki koltukta oturan ise o kadındı.

Onun da bir adını öğrenemedik be.

Ne napıcaksın adını öğrenip?

O kadın diye hitap etmeyi bırakıcam.

Yağız kadına döndü. "Müsaadenle özel konuşmam gerekiyor."

Kadın yüzündeki şeytani gülümsemeyi eksik etmeden odadan çıktı. Yanımdan geçerken ise kulağıma fısıldadı. "Hayatının hatasını yapıyorsun tatlım."

Ne diyor be bu yelloz?

Ya bi' dur bakalım neler dönüyor.

Yağız'ın önündeki koltuğa oturduğumda Yağız ellerini başına koymuş oflayıp pufluyordu.

"Yağız Bey ne oldu bir sıkıntı mı çıkardılar?"

Ayağa kalktı ve bağırmaya başladı. "EVET ÇIKARDILAR. SENİN 50 MADDEN YETMİYO' BİR DE BUNLARA YARDIM EDİCEKMİŞİZ."

Ne

Ne alaka be

"Ya bir dur bakalım niye bunlara yardım ediyormuşuz, ne gerek var ya bunlar düşman şirketlerden değil mi?"

Sinirle başını salladı. "Evet öyle. Allah kahretsin ki öyle."

Aklıma gelenle ona döndüm. "Ya biliyorum kızgınsın ama bunu sormadan edemeyeceğim, siz niye bu işleri Kürşat Bey ile halletmiyorsunuz ki?"

Durup salakmışım gibi baktı.

Belki de öylesindir.

Yok artık.

"Asena sen ben-" etrafına baktı. Eğilip daha kısık sesle konuştu. "Sen beni bu kadınla bastın ya Asena. Nasıl açıklayım adama? 'Zamanında onunla böyle bir durumumuz oldu şimdi de kadın beni tehdit ediyor.' diyecek halim yok herhalde."

Arkaya yaslanıp bacağımı diğer bacağımın üstüne atıp kollarımı birleştirdim. "Neyle tehdit edebilir Allah aşkına? Yanarsa onun da başı yanar."

"Asena kadın evliymiş."

"NE!"

ÇÜŞ

Karşımdaki koltuğa oturdu. "Onların şirketleri şuan zor durumda. Kadın diyor ki eğer bize yardım etmezsen evli olduğum halde beni rahatsız ettiğini söylerim, tüm her yere yayarım diğer şirketler de sizinle ortaklığını keser ortada kalırsınız."

"Ya sen bu kadının evli olduğunu bilmiyor muydun ya düştüğümüz şu hale bak"

Ellerini iki yana açıp bacağına vurdu. "Nereden bileyim parmağında yüzük yoktu."

Kaşlarımı daha da çattım. "Ay ne kadar pislik bir insansın Yağız ya midem bulandı yemin ediyorum."

"Ya Asena ben ne diyorum sen ne diyorsun. Kadın beni tehdit ediyor ne yapacağım diyorum Asena?"

"Ya bunun ne yapacağımı mı var Yağız, ne yardımıysa yapacağız mecbur."

"Demesi kolay tabii. Ücreti görsen böyle der miydin acaba?"

"Ne kadar olabilir ki?"

Yağız burnundan solumaya devam ederken bana bir kağıt uzattı. Kağıtta yazan fiyatı görünce -ki görmemek imkansızdı- ağzım açık kaldı. "OHA. Ben hayatımda bu kadar çok rakamı bir arada görmedim kadın parasını istiyor."

"Yaa işte. Anladın mı şimdi"

Düşün Asenaa düşünn...

"Sanırım aklımda bir fikir var."

Yağız öncekinin aksine daha sakin duruyordu. Başını hafifçe çevirdi. "Neymiş o fikir?"

***

Hazır mısın iç ses?

Hem de hiç olmadığı kadar.

İsminin Belgin olduğunu öğrendiğim kadın bizim katta duvara yaslanmış telefonla konuşuyordu.

"Belgin Hanım! Bi' bakar mısınız?" diye tüm katın duyacağı şekilde bağırdım. Kadın ilk başta şok olmuş bir şekilde etrafa bakarken benim seslendiğimi anlasın diye elimi kaldırdım. Şimdiden telefonlar çıkmıştı.

Kadın telefondaki kişiye bir şey söyleyip yanıma geldi. "Buyurun bir sorun mu var?"

Başımı hafifçe salladım. "Evet, var!"

Herkes duysun diye bilerek daha da çok bağırıyordum.

"Ne oldu seni de mi kandırdı?" dedi gülerek.

Şimdi

"Ya sen ne biçim bir kadınsın ya? Senin yüzünden kadın olmaktan utandım ya. Böyle bir rezillik olamaz. Sen gel evli olduğun halde ve Yağız'ın da nişanlı olduğunu bildiğin halde onu ayartmaya çalış, yetmeyip bir de tehdit et. Ulan utan ya utan.

Hayır yüzsüz gibi gelip ne diye hâlâ nişanlımın peşindesin? Git kendi kocanla ilgilen elalemin kocasıyla ne işin olur senin?"

Herkes ağzı açık bir şekilde elinde telefonlarla bizi izlerken Belgin ise kendini savunmaya çalışıyordu. "Hayır, yok öyle bir şey. Çekmeyin, yok öyle bir şey."

"Kes ya! Ne demek yok. Ya hadi Yağız'ın nişanlı olduğunu bilmiyordun, kocandan da mı utanmadın ya? Evli barklı kadınsın yakıştı mı bu sana şimdi? Bu foyanın ortaya çıkmayacağını düşünerek mi geliyorsun Yağız'ı burada rezil edeceğini düşünüyorsun? Buradan bile ne olduğun belli oluyor."

Kadın benim laflarımdan daha çok etraftaki telefonlarla ilgileniyordu. "İndirin şunları yoksa hepinizi soyup soğana çeviririm."

Selen yalandan dudağını büzüp telefonunu işaret etti. "Kusura bakma tatlım canlı yayındasın."

Belgin çoğalan telefonların baskısına dayanamamış olacak ki "Hayır, yapmadım!" diye bağırarak kaçtı.

Yağız arkamdan gelip elini belime koydu. Ona baktığımda bana gülümsediğini gördüm. "Teşekkür ederim." diye fısıldadı.

"Bir şey değil hayatım." diyerek yanından ayrılıp masama geçtim.

Şimdi size olayın aslını açıklama vakti.

Aslında benim dediklerimin tamamı doğruydu. Tek fark Yağız'ın nişanlı olmasıydı.

Olay aralarında şöyle gerçekleşiyor. Belgin bir gün şirkete gelip Yağız'la barış imzalayıp ortaklık yapmak istiyor. Yağız bunu kabul edemeyeceğini ancak onun için sahte nişanlı rolünü kabul edip etmeyeceğini soruyor.

Dilenci gibi kadınlardan nişanlısı olmasını istiyor şaka mı bu adam ya?

Orası ayrı bir mevzu zaten de şuan konumuz o değil.

İşte kadın bu salak Yağız'a bir şeyler zırvalamış yanaşmış. Bu da ortaklığı kabul etmesi içinmiş. Yağız Efendi durur mu? Utku Yağız Demir = Çapkın ifadesini bize çok güzel kanıtlamış bu konuda da.

Yani yine burada kocasını aldatan, Yağız'ı kandıran kişi Belgin.

Eğer Yağız haksız olsaydı ne yapacaktın çok merak ediyorum.

Öncelikle Yağız'ı ikna etmek çok zor olmadığı için bu canlı yayınmış videolarmış ona gerek kalmazdı.

Sonrasında da Yağız'a yapması gerekeni yaptırır bu mevzuyu büyütmeden kapatırdım.

Bir an Yağız'ı savunurum diyeceksin diye ödüm koptu.

***

ASENAAAAA

Ne var yine?

Kürşat Bey

Anaaaa

Hemen belgeleri alıp Kürşat Bey'in odasına doğru gittim. Kapısını tıklatıp girdiğimde içeride Yağız Bey ile konuşuyorlardı.

"Hah, gel Asena gel" dedi masasına oturup bilgisayarına dönerken.

Yağız Bey "Tamam o zaman sen işini hallet sonra konuşuruz acelesi yok." dedikten sonra yanıma geldi. "Buradan sonra odama gel" dedi ve çıktı.

Bugün noluyor ya? Herkes Asena Asena Asena. Asena kadar başınıza taş düşsün.

Yağız Bey çıktıktan sonra mahcubiyetle konuştum. "Kusura bakmayın Kürşat Bey, yaşanan olayları biliyorsunuz. Aslında çok öncesinden hazırdı da unuttum olaylardan sonra."

Bilgisayarda ona attığım dosyaya bakarken başını iki yana salladı. "Yok yok, hiç sorun değil. Seni de işlerinin arasında bunlarla uğraştırdım kusura bakma yordum seni."

"Yok yok hiç sorun değil."

Odada sessizlik hakimken dayanamayıp sordum. "Kürşat Bey yanlış anlamazsanız bir soru sorabilir miyim?"

Gülümsedi. "Ne soracağını biliyorum ama sor bakalım."

"Bu işlerle Beyza ilgileniyorken neden ben yaptım?"

"Sana bir soru sorarak cevap vereyim."

Nasıl yani?

"Asena senden benim asistanım olmanı rica etsem olur mu?"

Ay oha n'oluyor?

"Kürşat Bey bu çok güzel bir teklif ama sebebini öğrenebilir miyim? Yani ben bu ofiste çok normal bir çalışanım, neden diğerleri değil de ben?" Gözlerim bir ellerimde, bir Kürşat Bey'de ve etrafta dolaşıp duruyordu. Nedense çok paniklemiştim.

Ellerini masada birleştirip her zamanki o güven veren gülümsemesini sundu. "Asena sen sandığın kadar normal değilsin. Yani diğerleri gibi değilsin. Geldiğimden beri herkesi gözlemliyorum, sen her zaman extra fazla çalışan, işine diğerlerine nazaran daha iyi yapan, ve bunu yaparken asla isyan etmeyen birisin. Sen sandığın gibi değilsin, sandığından çok daha iyi bir çalışansın."

İsyan etmezsin diyince gözümün önüne İsmail YK- Allah Belanı Versin'i bağıra bağıra söyleyerek çalıştığımız gece geldi.

O mesele başka. Benim isyanım işe değil, Yağız'aydı.

Sanki her gece 'Ofiste gece kendi içinde bir sorun oluşur da işe bir süre gitmeme gerek kalmaz' diye dua etmiyormuşsun gibi konuşuyor olman da ayrı bir ironik.

Şşşştt.

İki övgü aldı diye girdiği havalara bak.

Yağız Bey'den ölsem duymayacağım sözleri duyuyorum şuan bi' susar mısın?

"Siz öyle diyorsanız tabii öyledir de Kürşat Bey ben yerimi çok beğeniyorum. Yani benim için şuan en uygun pozisyonda çalışıyorum ve bu düzeni bozmak istemiyorum. Yanlış anlamayın sizinle alakalı bir durum değil. Ben şuanki yerimden memnunum o yüzden."

Hafif seslice güldü. "Yok yok hiç sorun değil. Seni zorla asistanım yapacak değilim. Ama eğer bir gün kararın değişirse bildir lütfen."

Başımı salladım. Vay bee, ben neymişim meğersem.

"Peki senden bir şey rica etsem olur mu?"

Hemen başımı salladım. "Tabii ki."

"Senden bazen bu tarz şeyler isteyebilir miyim? Acelem olduğu durumlarda Beyza'nın yapışı yavaş kalıyor çünkü o yüzden. İstemezsen tabii anlarım, bu senin görevin değil sonuçta."

"Yok hiç sorun değil. Acil bir durum söz konusu olduğunda tek bir telefon etmeniz yeterli."

"Çok teşekkür ederim Asena."

"Rica ederim Kürşat Bey ne demek, asıl ben teşekkür ederim."

Kapıyı işaret etti. "Çıkabilirsin."

Odadan çıktıktan sonra derin bir nefes verdim. Hiç böyle bir şey beklemiyordum ya nasıl oldu bir anda öyle?

Şimdi sıra Yağız Bey'de.

Yağız Bey'in odasına kapısını tıklatıp girdiğimde içeride en sevdiğim insan olan, minnoş, ponçik, dünyalar tatlısı canım kaynanamı gördüm.

"Asena geç otur şöyle sana da anlatayım."

Ay bismillah ne geliyor?

"Yarın benim yıllardır dostum olan Çiğdem'in oğlunun düğünü var. Bizi de çağırıyor."

"Eee tamam gidin beni ne ilgilendiriyor?"

Göz devirdi. "Sen bizim gelinimizsin ya, senin de gelmen gerekiyo."

"He desenize en başından." dedim ve daha rahat bir şekilde oturdum.

Öyle sakin sakin otururken Emine cadısı birden carladı. "Kızım sen benimle alay mı ediyorsun? Gelebilir misin gelemez misin?"

Ya off düğün nereden çıktı ya

"Gelebilirim ama gelmesem olmaz mı?" dedim biraz utana sıkıla.

"Asena gelebiliyorsan gel. Beni de daha fazla uğraştırma." çantasını alıp çıkarken tekrar döndü. "Düğün 4'te başlıyor. Ona göre hazırlanırsın." dedi ve çıktı.

Yağız'a baktığımda benden cevap beklediği çok belliydi.

"İyi tamam. Nerede olduğunu sen bilirsin. Ona göre ne zaman alacağını yaz bana." dedikten sonra odasından çıktım.

***

Öğle arasında çalıştığım için mesai bitimine az kala çalışmayı bırakmıştım.

"İyiki sakin bir gün olucak dedim ya iyiki. Başıma gelmeyen kalmadı. "

Kendi kendime konuşurken bir yandan sabahki canlı yayın hakkındaki haberleri okuyup çay içiyordum.

"Başlıklara bak. 'Ünlü İş İnsanı Utku Yağız Demir'in Nişanlısından Şok Eden Sözler'. 'Asena Keskin Ortalığı Adeta Bıçak Gibi Kesti.' Bu başlıklar ne ya?"

"Neyse." dedim. "Gün bitti. Artık daha da bir şey yaşamam." dediğim anda koridorda tanıdık bir ses yankılandı. "ASLI. ASLIM. NEREDESİN?!"

Ya Oğuz bir sen eksiktin gerçekten ya.

Oğuz etrafına bakarken beni görünce koşarak yanıma geldi. Hemen önüme döndüm.

"Asena, Aslı nerede gördün mü, çıktı mı?"

"Aa" dedim şok olmuş gibi. "Beyefendi siz kimsiniz tanımıyorum ben sizi." Git be çocuk başımdan.

"Ya Asena şakanın sırası değil hadi nereye Aslı söyle."

"Ya beyefendi gider misiniz?"

Oğuz uğraşmak istemediğimi anlayınca direkt asansöre koştu.

Git peşinden de bir rezillik yapmasın.

"Of Oğuz of. Dur bekle beni."

***

"ASLI! ASLI!"

Asansörden indiğimiz gibi bağıra bağıra Aslı'yı arıyordu.

"ASLI! NEREDESİN ASLI!"

"BURADAYIM NE VAR?!"

Ay ben bunları görmeye dayanamıcam.

Oğuz koşa koşa gidip Aslı'ya sarıldı. Defalarca kez özür diledi, sarıldı falan. Ne yaptı acaba diye düşünürken canım arkadaşım içimi okumuş gibi cevap verdi.

"İş görüşmesindeydim güzelim ne yapayım açamadım telefonunu."

Bu Aslı'nın telefon numarasını benim vermem bu ilişkide ki en büyük hata oldu. Keşke Oğuz almaya çalışsaydı da nasıl bir kız olduğunu kendisi anlayıp en başında vazgeçseydi.

Ders olsun bu da bize ne yapalım artık.

Bu çifte kumrulara daha fazla dayanamıcam, ben gidiyorum.

Yağız Bey'in odasına gidip haber verdikten sonra evime bırakma ısrarlarını atlatıp nihayet ofisten ayrılabilmiştim.

Taksiye binip rüzgarın hafif sesini dinleyerek eve gelmiştim.

Ayy bu gece film mi izlesek?

Aaaa çok iyi olur ama dur bakkaldan birkaç bir şey alalım öyle gidelim.

Bakkaldan bir şeyler alıp ödedikten sonra çıkınca karşıma bir grup genç çıktı.

Bir siz eksiktiniz zaten.

En önlerindeki çocuk gevşek gevşek konuştu. "Oo bakın, burada güzel bir bayan varmış."

Göz devirdim. "Hadi evladım gidin evinize sütünüzü için yatın sizinle hiç uğraşamayacağım." deyip yanlarından geçiyordum ama hepsi o yana kayarak önüme geçmişti.

"Eşkiya mısınız oğlum çekilsenize." deyip diğer taraftan gitmeye çalıştım ama yine aynı şeyi yaptılar.

Ben hareket edecekken onlar üstüme yürümeye başladı.

Yapacak başka bir şey yok. Bağır kızım bağırabildiğin kadar.

"İMDAA-" Daha bağırmam bitmeden çocuklar koşarak gelen 2 kişiyi görünce direkt topukladılar.

Kim kız bu yiğit?

Arkamı döndüğümde Birce ile eve döndüğümüz gün kurtardığımız o çocuklar olduğunu fark ettim.

O an nedense gözlerim doldu.

"Çocuklar siz,"

"Abla iyi misin? Sana bir şey yapmadılar değil mi?" diye sordu biri direkt yanıma geldiği gibi.

"İyiyim ablacım çok sağolun belki de siz olmasanız-"

"Ablam kötüyü çağırma." dedi diğeri. "Çok şükür bir şey olmamış ya, ona sevin. Kötüyü düşünme."

O an durup dolu gözlerle onlara baktım. "Çocuklar size sarılabilir miyim?"

İkisi yanıma geldiğinde onlara sarıldım. "Size ne kadar teşekkür etsem az. İyiki varsınız."

"Estağfurullah abla, biz insanlık görevimizi yerine getirdik. Sen iyi ol da bizi düşünme."

***

Çocuklarla biraz sohbet edip ayrıldıktan sonra bacaklarımı sürüye sürüye eve çıktım. Şu gün bitsin de mışıl mışıl uyuyayım artık ya.

Eve girip koridorun ışığını yaktığımda salondan gitar sesleri geliyordu.

"Bir ağlar bir gülerim
Yüzünü göre göre güzelleşirim
Bu yolda bir sürü bedel ödedim
Hüznü böle böle gelebilirim."

Salona girdiğimde Birce yere oturmuş, bir de mum yakmış şarkı söylüyordu.

Yanına oturup onu dinlemeye başladım.

"Yolumuza taş koymadan duramıyorlar
Seni beni ele layık görüyorlar
Bize doğruyu söylemiyorlar, sevgilim"

Ben hayran hayran onun muhteşem sesini dinlerken duyduğum kapı açılma sesiyle Oğuz'da yanımıza geldi. O da benim gibi yere oturdu ve Birce'yi dinlemeye başladı.

"Bazen solar bazen açarım
Sözüm çoksa bile konuşmam susarım
Gülüyorsam mutluluktan değil
Elini tutmanın hayaliyle yaşarım"

Bihter de bize katılmak istiyor olucak ki gelip kucağıma yerleşti. Birce nakarata gelince hep birlikte yüksek sesle söylemeye başladık.

"Yolumuza taş koymadan duramıyorlar
Seni beni ele layık görüyorlar
Bize doğruyu söylemiyorlar, sevgilim

Yolumuza taş koymadan duramıyorlar
Seni beni ele layık görüyorlar
Bize doğruyu söylemiyorlar, sevgilim"

***

Selaammm
Nasılsınızzz
Yazarken çok uzun gelen kısa bir bölümle tekrardan merhabaaa
Beğendiniz mii
Bol kaosluu bi bölümdüü
Diğer bölüm halay çekicez inşallah spçqpşxçpxa
Herneysee
Bölüm hakkındaki yorum ve düşüncelerinizi belirtirseniz çook mutlu olurum
Kendinize iyi bakın
Görüşmek üzereee

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

963okunma 62beğeni 15yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.