28. bölüm / 33
HAYIRDIR PATRON27.Bölüm
Bölümler 33Şu an: 27.Bölüm
- 1 Giriş573 kelime
- 2 1.Bölüm953 kelime
- 3 2.Bölüm1.235 kelime
- 4 3.Bölüm1.741 kelime
- 5 4.Bölüm2.188 kelime
- 6 5.Bölüm2.533 kelime
- 7 6.Bölüm1.865 kelime
- 8 7.Bölüm1.873 kelime
- 9 8.Bölüm1.229 kelime
- 10 9.Bölüm1.629 kelime
- 11 10.Bölüm1.974 kelime
- 12 11. Bölüm1.020 kelime
- 13 12.Bölüm1.059 kelime
- 14 13.Bölüm1.251 kelime
- 15 14.Bölüm4.297 kelime
- 16 15.Bölüm3.145 kelime
- 17 16.Bölüm3.566 kelime
- 18 17.Bölüm2.332 kelime
- 19 18.Bölüm2.730 kelime
- 20 19.Bölüm3.336 kelime
- 21 20.Bölüm5.179 kelime
- 22 21.Bölüm3.847 kelime
- 23 22.Bölüm5.182 kelime
- 24 23. Bölüm3.680 kelime
- 25 24. Bölüm2.092 kelime
- 26 25.Bölüm4.498 kelime
- 27 26.Bölüm6.752 kelime
- 28 27.Bölüm4.776 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 28.Bölüm5.774 kelime
- 30 29.Bölüm14.439 kelime
- 31 30. Bölüm Part-113.610 kelime
- 32 30. Bölüm Part-216.456 kelime
- 33 30. Bölüm Part-312.832 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Günaydın iç ses
Günaydın mı kaldı Allah aşkına akşam olucak kalk artık.
OFF
Yataktan debelene debelene kalktım. Bugün nedense içimde garip bir his var. Çok normal bir gün olur gibi ama aksi bir şeyler de olacak sanki.
O hissi söyleyen ben değilsem kesin yanlıştır.
Sana haklılık veren benim. Ben olmasam haklı olamazsın bir kere tamam mı?
Hayır hayatım sen beynini kullanmayı bilmiyorsun, ben en azından beynini kullanabiliyorum. Her türlü haklı olan benim yani.
Bugün sana kırgınım.
Mutfağa girip sandalyeye oturdum ve doğranan salatalıklardan alıp yemeye başladım. O sırada da heyecanla ayakta telefondan gelecek cevabı bekleyen Birce'ye ve elleri belinde onu bekleyen annemi izliyordum. Birce neyin stresini yaptı bilmiyorum eli bir ağzında, bir belinde, bir başında durup duruyordu.
Gülümseyerek heyecanla konuştu. "Tamam o zaman. Ben seni bekliyorum, görüşürüz."
Telefonu kapattıktan sonra yerinde zıplayarak çığlık atmaya başladı. "GELİYOR ZEYNEP SULTAN GELİYOOOR"
Onlar mutlu mutlu zıplarken bense anlamaz bakışlarla onları izliyordum. "Kim geliyor ya ne oluyor?"
Durup sakinleşti. "Tamam, ben şimdi gidip ne giyeceğimi seçeyim. Siz de o sıra kahvaltınızı yapın. Sonra birlikte bir şeyler hazırlarız."
Tekrardan, bu sefer daha yüksek bir sesle sordum. "Kim geliyor, biri beni aydınlatabilir mi?"
Annem Birce'ye dönüktü. "Kaç gibi gelicek söyledi mi?"
Ay ben uyanamadım da rüya mı görüyorum acaba?
"ARKADAŞLAR!"
İkisi de dönüp hemen bana baktı.
"Niye beni duymuyorsunuz? Size soruyorum kim gelicek diye gideyim elbise seçeyim, kaçta gelcek diyorsunuz. Ben de varım ya söyleyin birlikte plan yapalım."
Tezgahta duran ve muhtemel olarak telefon konuşması başında koyduğu çayı alıp masaya oturdu Birce. "Zeynep teyze ile konuşuyorduk. Kürşat'tan bahsettim ona. Dedi ki çağır tanışalım. Ben de aradım gel dedim benim canım ciğerim Zeynep teyzem seni tanımak istiyormuş, onunla bir tanış."
Annem gülerek konuştu. "Böyle rahat rahat konuştuğuna bakma bur'da kendinden geçti cevap alana kadar." Çay koyduğu bardağı önüme bıraktı. "Hadi kahvaltımızı yapalım, sonra bir şeyler hazırlayalım çocuk sadece çay içmesin gelince."
"Bu evde ağırlamadığım bir Kürşat Bey kalmıştı, o da oluyor maşallah."
"Kim geliyor yine yav?" diye meraklı babam mutfağa geldi.
"Otur Kemal, otur. Birce'nin erkek arkadaşı geliyor. Onu konuşuyoruz."
Masaya otururken tek kaşını kaldırarak Birce'ye baktı. "Nereden tanışıyorsunuz bakayım?"
Birce yüzündeki heyecanla babama döndü bu sefer. Anlaşılan bugün Birce'yi durduramayacağız. "Asena'nın 2. patronu. Yani Yağız'ın yeni ortağı. Geçenlerde bizi saldırd-" Elimle hemen ağzını kapttım. "Yolda!" diye hemen devam ettim.
Birce yaptığı hatanın farkına varmış olacakki kaşlarını arşa kaldırıp başını hızla salladı.
Elimi ağzından çektim. "Biz markete gitmek için durmuştuk. Tam yola çıkacağımız anda karşılaştık. Ayak üstü sohbet ederken bunlar artık ne yaptılar bilmiyorum konuşmaya başlamışlar."
Birce büyük bir ciddiyetle dediklerimi onayladı. "Evet evet. Aynen öyle oldu."
Normalde aileme yalan söylemek hiç huyum değildir. Ama eğer çocuklar tarafından saldırıya uğradığımızı öğrenirlerse o andan itibaren ne motorlarımız kalır, ne de ehliyetlerimiz.
Yok canım hiç huyu değildir. Zorunlu olmasa söylemez mi hiç? Yağız'la evliliğini de zorunluğu olduğu için sakladı zaten.
Ya o başka bu başka.
Babam elini iki yana açtı. "Ya ben anlamıyorum kızım, senin bu ofisinde kısmetse olur mu dönüyor? Oğuz Asena'nın ofisindeki kız diyor, sen diyorsun patronum. Bu sefer de Birce Asena'nın ofisindeki diğer patron diyor. Oradan birini bulmayan bir ben kaldım bir annen."
Annem babamın omzuna kaşıkla vurdu. "Ay Kemal ağzından ne çıktığının farkında mısın? Tövbe de."
Babam annemin bu hallerine alıştığı için tepki vermedi. Şimdi de alttan altan gülüyordu. "Ya Zeynep kurban olayım kim'le evlenicez sanki? Benim evlenebileceğim tek kişi Emine, ona da ben varmam yani." deyip daha sesli güldü.
Biz üçümüz kahkaha atarken annem bizi azarlasa da gizlice o da gülüyordu.
Babamın bol espirileriyle kahvaltımızı yaptıktan sonra hemen gelicem deyip odaya kaçtım. İkna etmesi zor oldu ama yaptık bir şekil.
Kafaya terlik yemeli bir ikna harikaydı cidden.
Yatağa uzanıp telefonumu elime aldım. Bakalım bildirimlerde neler var.
Oyun bildirimleri, günlük magazin haberleri, Birce'nin ne cevap yazıcam ss'leri, Yağız'ın balayı mesajları...
Yağız'ın balayı mesajları mı?!
Hemen sohbete tıklayıp yazdıklarını okumaya başladım.
Canımındışı: Günaydın
Canımındışı: Diyorum ki bugün balayı alışverişine gidelim
Canımındışı: Tabii müsaitsen
Yav 1 günlük izin günüm var rahat bırak be adam.
Siz: Yok bugün müsait değilim
Siz: Eğer iş için sıkıntı olmaz dersen yarın gidelim olur mu?
Mesajım saniyesinde görülünce şaşırmadan edemedim. Halbuki mesajları saatler öncesinde yazmış. Telefonun başında cevap vermemi mi bekliyordu acaba?
Nasıl beklediğini azıcık tahmin edebiliyorsam o kadar görmek isterdim ki. Yüksek ihtimalle evdeki en alık insan haline gelmiştir.
Canımındışı: Olur tabii
Canımındışı: İşi sen dert etme önemli değil o
Ya tanımasak inanacaz ya. Bu sahte evlilik başlamadan önce 2 dakika geç kalsam tek ayak üstünde bekletiyordu.
Siz: Tamam o zaman yarın sabah beni alırsın
Canımındışı: Hay hay ;)
Tam sohbetten çıkmış diğer mesajlara girecekken yukarıdan gelen bildirim ile durdum.
Canımındışı: Naber?
Anlamadım.
Nasıl yani?
Bu adamın seninle flört gibi yazışması, flörtöz davranması falan her seferinde bağırtıyor.
Ya harbiden biz daha iki gün önce ne konuştuk, bu hâlâ yeni tanışmış çiftler gibi davranıyor.
Siz: İyiyim de nerden çıktı?
Canımındışı: Ben de iyiyim teşekkürler
Canımındışı: Bu arada nelerden hoşlanırsın? Yani en sevdiğin renk, okumayı sevdiğin kitap, izlediğin filmler falan
Bu adam bizimle dalga mı geçiyor?
Bilmiyorum ama çok eğlenceli. Devam ettir bakalım ne olacak.
Siz: Sen hariç her şeyden hoşlanırım ;)
Siz: En sevdiğim renk de mavi.
Canımındışı: Ben de sen dışında hiçbir şeyden hoşlanmam biliyor musun?
Siz: Çok merak ediyorum bu gerizekalılıkla o kızları nasıl tavladın?
Canımındışı: Var bizim de taktiklerimiz
Canımındışı: Henüz cevherlerimizi göstermedik sana
Siz: Emin ol annenle enemies to lovers yaşarız da seninle yaşamam
Siz: Seninle normal to enemies falan yaşıyoruz
Canımındışı: Üzdü
Canımındışı: Ama ben seni yanıltıcam
Canımındışı: O zaman gelince de yüzüne bu dediklerini vurucam bekle
Siz: Normal hayatı bilmem de mesajlaşarak hiçbir şey yapamıyorsun
Siz: Eski sevgililerim senden kat be kat daha iyiydi
Canımındışı: Bu eski sevgililerinin lafı çok açılmaya başladı
Canımındışı: Onları özlediğini düşünmeye başladım
Siz: Bak 6. hissin kuvvetliymiş işte
Canımındışı: Asena
Canımındışı: Oraya gelirim bak tüm o eskileri yırtar atarım
Siz: Ahhhhh
Siz: Gönülden yırtıp atamadıktan sonra fotoğraflarını atsan ne olur
Canımındışı: Yavrum
Canımındışı: Güzelim
Canımındışı: Balım
Canımındışı: Bak burada deliriyorum
Siz: Ya öf yavrum mavrum ne öyle ya sanki doğurmuş evladını seviyor
Siz: Hoşt
Canımındışı: Neden eski olduklarını şimdi anladım
Siz: Sen onlara nasıl davrandığımı görsen eski sevgilim bile olacak olsan can atardın benimle çıkmak için
Canımındışı: Senin bu tavırların bir tek bana özel herhalde
Canımındışı: Bak şimdi özel hissetmeye başladım
Siz: Herkese hak ettiği gibi davranıyoruz aslan parçası
Siz: Senin payına da bu düştü ne yapalım
Canımındışı: İyi mi kötü mü anlayamadım
Siz: Karakter meselesi
Canımındışı: Ben karakter falan bilmem
Canımındışı: Bir seni bilirim
Siz: Gidip magazine bu mesajlarını salıcam nasıl biri olduğunu herkes görsün
Siz: Kızları nasıl kandırıp yoldan caydırdığını görsünler
Canımındışı: O nasıl söz ya
Canımındışı: Sanarsın hacı hocayı alkole sürükledik
Canımındışı: Hem sakın öyle bir şey yapma
Canımındışı: Bir tek sana özel bu hallerim
Canımındışı: Başkaları görürse ne anlamı kalır
Siz: İmajım çizilir demiyor da sana özel diyor
Siz: Tanımasam inanacağım sana
Canımındışı: Sen bana ne zaman güvenip inanacaksın çok merak ediyorum
Siz: Hiçbir zaman
Canımındışı: Ne demişler büyük lokma ye büyük söz söyleme
Siz: Zamanında o lokmaları teker teker boğazıma dizdin de sanki böyle konuşuyorsun
Siz: Kabul et hiçbir şeyi başaramadın Yağız Demir
Canımındışı: Başaracağım
Canımındışı: Sabrın sonu selamettir
Siz: Hayırdır deyimler ve atasözleri kitabını buldun da okuyup mu geldin
Siz: Sürekli atasözü söyleyip duruyon falan
Canımındışı: Yo ben zaten biliyordum ki
Canımındışı: Mesela yorganını ayağına göre uzat demişler ben de öyle yapıyorum
Canımındışı: Ders de çıkartıyorum
Canımındışı: Böyle de kültürlü bir oğlanı kaybetme derim
Siz: Ayağını değil de yorganını uzatanlarla çıkmıyorum bb
Canımındışı: Ben de gidiyordum zaten
Siz: Tmm
Canımındışı: Eee sormayacak mısın nereye gidiyorsun diye?
Siz: Yağız manyak mısın niye sorayım
Canımındışı: E hani sorarlar ya birbirlerine
Canımındışı: Maksat adet yerini bulsun
Siz: Yağız biz sevgili miyiz Allah aşkına
Canımındışı: Doğru nişanlıyız
Siz: Ay sen iyice ciddiye almaya başladın he
Siz: Git bir psikoloğa görün
Siz: Ayrıca gerçek olsa bile senin ben sormadan söylemen gerekiyordu
Siz: Git çalış gel
Canımındışı: İnanıyorum o günler de gelicek
Mesajına görüldü atıp sohbetten çıktım. 2 dakika cevap vereyim dedim yarım saat olmuş.
Annem kafama diğer terliğini de atmasın diye hemen kalktım. Sırf Yağız yüzünden sosyal medyada gezmeye vaktim de kalmadı.
Kapıyı açınca evde görünce hiç şaşırmayacağım bir manzara vardı. Babam Bihter ile Müge Anlı izliyor, annem mutfakta bir şeyler hazırlıyor, Birce'de temizlik yapıyordu.
Oğuz nerede?
"Oğuz nerede bilen var mı?" diye ortaya bağırdım.
Annem mutfaktan sakince cevap verdi. "Bilmem. Sabah şu orta odaya girdi, çıkmadı o saatten bu yana."
Annemin lafından sonra kaşlarım hemen havaya kalktı. Birce' de bana bakarken ona döndüm. "Yandık."
Birce hemen elindeki bezi bırakıp yanıma geldi. Odanın önüne geldikten sonra kulağımızı kapıya dayayıp dinlemeye başladık. Hiç ses gelmiyordu.
Birce endişe ile bana baktı. "Bir şey olmamıştır değil mi? Eğer bayıldıysa taşıyamayız bunu. Uzun heybetli bir şey. Kolundan tutsak bacağı sarkar. Kafasından tutsak boynu sarkar."
Doğrulup "Şimdi öğreneceğiz bakalım." dedim ve kapıyı tıklattım.
Ses gelmedi.
Ay tövbe bismillah
Kapıyı bu sefer Birce çaldı, yine ses yok.
"Umarım yine müziği son ses açtığı için duymuyordur."
Kapıyı yavaşça açıp aralıktan baktıktan sonra şokla kapıyı bıraktım. Ortada kalakalmıştım.
Birce'de neye bu kadar şaşırdığımı anlamayıp kapıyı sonuna kadar açtı. Gördüğü şey ile o da benim gibi donakaldı.
Biraz durduktn sonra nihayet konuşabildim. "Oğuz buraları nasıl temizlicez? Bu odanın hali ne?"
Bu oda aslında bizim hobi odamız gibi bir şey. En azından öyleydi. Oğuz burada fazla zaman geçirip daha fazla eşyaya sahip olunca bu oda onun resim yapma odası gibi bir şey oldu.
Ne zaman sıkılsa, üzülse, kafasını dağıtmak istese odaya girer saatlerce resim yapardı. Normalde çok kötü olmazdı ama bu sefer oda mahvolmuştu.
"Ya hay ben senin ayrılık acına tüküreyim Oğuz, bu odanın hali ne ya?"
Birce normalde bu konularda çok anlayışlı olurdu fakat bu sefer o kadar kötü ki o da dayanamadı. "Ne yapıp ne edip topla bu odayı."
Odanın her yerinde buruşturulmuş kağıtlar, yırtılmış tuvaller, her yere bulaşmış boyalar, kırılan fırçalar, kalemler... Her şey yerle bir olmuştu.
Oğuz bize döndüğünde eli yüzü boya olmuştu. En azından bir kısmı öyleydi.
Elleriyle yırtıp kırmış olacakki ellerinde birazcık kan vardı. Uykusuzluktan kaynaklı olsa gerek gözaltları ve ateşten dolayı alnı ile yanakları bambaşka bir renge bürünmüştü. Bu Oğuz değildi resmen. Olmamalıydı.
"Oğuz!" Endişe ile bağırıp yanına gidince annemle babam da kapıya geldi. Ben elimi alnına yanağına koyuyordum.
"Oğuz ateş gibisin kalk çabuk!"
Kulaklıklarını çıkarıp onu çekmeye çalışıyordum fakat Oğuz yerinden oynamıyordu. "Oğuz ne olursun kalk, hadi."
Annem odaya girip Oğuz'a baktı ve korkuyla nefes aldı. "Oğuz oğlum bu hal ne?
Biz Oğuz'u kaldırmaya çalışıyorduk ama Oğuz ısrar edip kalkmayı reddediyordu.
4 kişi birleşmiş 1 tane insanı yerinden oynatamıyorduk, şaka gibi.
Oğuz'u çekerken sandalyeden kaydı ve yere oturdu. Ve başını dizlerine yaslayıp deli gibi ağlamaya başladı.
O yerde kendinden geçerken biz ise sessizce sakinleşmesini bekliyorduk. Aslı ne yaptı da bu çocuk bu kadar kötü oldu hâlâ tamamen anlamış değilim.
Belki o gün ona numarasını vermeyi reddetseydim bunlar olmazdı. Birkaç gün daha uğraşırdı belki ama en sonunda vazgeçerdi.
Yavaş yavaş sakinleşmeye başlayınca kollarından tutup kalkmasına yardımcı olduk. Kalkınca gözlerini sildi. "Ben bir duş alayım, sonra dinlenicem biraz." dedi ve babamla Birce'nin arasından geçip gitti. Sesi içine kaçmış, zorla anlaşılıyordu.
"İlişkilerini ne yapıp ne edip bitirmeleri lazım. Yoksa bu gidişle elimizde Oğuz falan kalmayacak."
***
"Ay! Geldi, geldi Zeynep teyze!"
Birce nedense fazla heyecanlıydı. Bizim küçüklük rezilliklerimizi anlatırken utangaçlığını attığını düşünmüştüm ama yanılmışım.
"Tamam kızım. Geldiyse aç kapıyı bekletme."
Birce kapıya geçip üstünü başını düzeltti ve rahatlamak amaçlı derin bir nefes verdi. Kapıyı gülümseyerek açtı ama gördüğü ile gülümsemesi soldu.
Yine ne oldu acaba çok merak ediyorum.
Kapıya annemle eğilip baktığımızda kaşlarımı çattım. Kürşat yok.
Kürşat yok derken gözükmüyor. Kaç tane olduğunu bilmediğim çiçek buketlerini tuttuğu için yalnızca elleri gözüküyordu.
"Kürşat?"
Arkadan yarım yamalak bir ses geldi. "Al al. Çabuk, yoksa üşecek hepsi!"
Birce buketlerden bir iki tane alınca Kürşat'ın yüzünü görebilmiştik. Bizi görünce yüzündeki endişenin aksine genişçe gülümsedi. "Merhabalar."
Biz kapıda dik dik dururken annem bunu fark ettiği gibi konuştu. "Kızım kenara geçsene, çocuk içeri girsin."
Biz kenara kayınca Kürşat ayakkabılarını zar zor çıkarıp içeri girdi. Elindeki buketleri hemen kapının yanındaki vestiyere koydu. Elini beline koyup soluklandı. Kan ter içinde kalmasına şaşmamalı. Merdivenlerden sağlam çıkabilmesi bile bir mucize.
Sonrasında buketleri tek tek alıp vermeye başladı. İlk buketi anneme uzattı. "Efendim bu size. Sizin kadar zarif bir çiçek bulamadım, affedin."
Annemin memnuniyeti yüzünden fazlasıyla okunurken Kürşat diğer buketi Birce'ye uzattı. "Bu da senin için. En az senin kadar güzel."
Birce'nin yüzünde ters bir gülümseme oluştu. Utançtan yanakları kıpkırmızı olmuştu. Birce'nin birine karşı böyle utanması cidden zordur. Kürşat'ta bunu başardıysa artık kaçma şansı yok.
Ben tam içeri geçelim diyeceğim sırada kalan 2 buketi bana uzattı. "Bunlar da senin Asena." deyip gülümsedi. Kaşlarımı çattım. Alırken bir yandan merakla sormadan edemedim. "Teşekkür ederim de neden 2 tane? Bir alana bir bedava vardı da bana 2 tane mi düştü?"
Panikle hızlı hızlı konuştu. "Yok yok. Yağız'ın yanından geliyorum. Bu sabah onunla spora birlikte gitmiştik de geleceğimi öğrendi. Çiçek almaya falan birlikte gittik. Bu çiçeğin birini Yağız aldı yani. Şu yıldız çiçeği benim aldığım, diğer gazanya da Yağız'ın sana aldığı."
Gazanya mı? One ya öyle canavar adı gibi.
Yağız'ın buketine bakarken bir not gördüm. 'Gazanyalar yalnızca güneşi gördüklerinde güzel yapraklarını açar, güneş gidince kapatırmış. Benim güneşim sensin Asena.'
"Sen çiçek misin gerizekalı?"
Herkes dönüp bir an da bana bakınca sesli düşündüğümü anladım. "Şey," durumu hemen toparlamam lazımdı. "Aramızda bir şaka."
Herkes anlamış gibi kafa sallarken Kürşat etrafa baktı. "Bihter yok mu? Mama almıştım ona da."
Birce şekilden şekile girerken Bihter adını duyudğu için anında dibimizde bitti.
"Ay oğlum ne kadar düşüncelisin. Ne gerek vardı bu kadar şeye? Zahmet etmeseydin keşke."
Görüyorum ki annem Kürşat'ı Yağız'dan daha çok beğendi. Valla işime gelir. Boşanma sırasında onları ayırmak daha kolay olur.
Kürşat herkesle selamlaşıp içeriye geçince ayakta durdu. "Oğlum niye ayakta duruyorsun otursana." Sonrasında babama fısıldadı ama tüm hepimiz duyduk. "Kemal sen de sakın çocuğu darlama."
Bu sahne bir yerden tanıdık geldi.
Biz ikramlıkları, çayı falan getirdikten sonra rahat rahat sohbet etmeye başladık. Kürşat'ta alışmıştı baya bize.
Alışan tek kişi Kürşat'ta değildi. Bihter sürekli Kürşat'a sırnaşıyor, kafasına, sırtına atlayıp duruyordu.
Babam sohbet ederken kahkaha atıp duruyor, karşısında sanki Oğuz varmış gibi rahat duruyordu. Gerçi babam hep rahat ama olsun.
Oğuz demişken, ne yaptı acaba?
"Ben bir Oğuz'a bakıp geliyorum." deyip aralarından ayrıldım.
Odasının önüne geldiğimde durup kapıyı çaldım. "Oğuz, uyudun mu?"
"Evet."
Onun sesini duymanın verdiği rahatlık ile gülümsedim. "Gelebilir miyim?"
"Gel."
Kapıyı yavaşça açıp girdiğimde Oğuz yatak başlığına yaslanmış, duruyordu. Yüzünden hem yorgunluğu, hem acısı belli oluyordu.
Kapıyı kapatıp pansuman malzemeleri ile birlikte yanına gittim. Bir elini alıp pansuman yapmaya başladım. "Neden yapıyorsun bunu kendine Oğuz? Küçüklüğünden beri çektiğin onca acı, onca hüzün, onca keder yetmedi mi? Neden devam ediyorsun acı çekmeye?"
"Ben hep 'belki bir umut o değeri görürüm' diye yaşadım Asena. Küçükken annemden ne zaman ümidimi kessem bana yemek yaptı. Sarhoştu falan ama saçlarımı okşadı. Babamın onca sevgisizliğine rağmen tam vazgeçeceğim sırada annem ışıkları yeniden yaktı. O zamandan beri ben hep bekledim Asena."
Durdu ve sonra hemen devam etti. "Annem bir ara bana 2 yıl boyunca bir kez bile sevgisini göstermedi. O zaman dedim ki 'Tamam, artık bu sefer gerçekten bitti.' Onu düşündüğümün ertesi günü annem beni dolu gözleriyle ilk defa öptü Asena. Küçücük yüzümü elleriyle kavrayıp yanaklarımdan öptü benim. Ben o gece ilk defa mutluluktan ağladım. İlk defa bütün bu ızdırabın bittiğini düşündüm."
Ağlayacak gibi olduğu için durdu ve derin bir nefes aldı. "O sabah belki annem bana bu sefer sarılır diye heyecanla kalktığımda evde kimse yoktu. Meğersem annem sırf terk edecekleri için beni öpmüş."
Başını kaldırıp hafif bir gülümsemeyle bana baktı. Dolu gözlerinden bir damla yaş düştü. "Ona rağmen ben asla ondan nefret edemedim. Çünkü biliyorum, annem beni sevmeseydi gitmeden önce öpmezdi. Bana veda etmezdi. Sevmese bunları yapmazdı."
Elini sarıp diğer eline geçtiğim sırada ben de ağlamaya başladım. Şuan ağlayamam hayır.
"Annemin o öpücüğü bana hep umut oldu. Ben o umuda tutunarak bu yaşıma kadar gelebildim. Belki bir gün gelir umudu ile uyandım her sabah."
Başını cama çevirdi. Mavi gözleri ışıl ışıldı. "Şimdi de belki Aslı bana o sevgiyi gösterir umuduyla vazgeçemiyorum. Yine diyorum kendi kendime 'Bu sefer bitti ayrılacağım ondan', sonra bana bir gülümsüyor, iki tane sevgi cümlesi kuruyor vazgeçiyorum. Annemgil gibi beni terk edeceğinin farkındayım. Şuan bir rüyanın içinde olduğumun, bunların geçici olduğunun gayet farkındayım. Ama bugünün heyecanını yaşamak varken, niye yarının acısını çekeyim ki?"
Ben malzemeleri komidine bırakıp onun gibi yatağa oturdum. Başını omzuma koydu. Büyük ihtimal fıtık olunacak şekilde eğildi ama hiç bunu umursayacak gibi değildi.
"Ama ne yalan söyleyim içimde bir yerlerde beni terk edecek olmasının hüznünü yaşıyorum. Yine aynı acıları yaşayacak olmanın hayal kırıklığını yaşıyorum." Başını hafifçe çevirip bana baktı. "Sanki annem beni ilk kez öptüğündeki mutluluk var içimde. Ucu cehenneme çıkan, ama kendisi muhteşem olan bir köprünün mutluluğunu yaşıyorum. Çiçeklerle, renklerle, hayallerle, umutlarla süslemişler köprüyü, ben de kanıp peşlerinden gitmişim. Sonuç yine hayal kırıklığı."
Sesi sakinleşmişti. Sanki normal bir şekilde sohbet ediyormuşuz gibi bir havası vardı. "Biliyor musun, bu zamana kadar hep kimse beni üzemesin diye önüme kocaman bir duvar ördüm. Kimse kolay kolay kırmasın, öylece yaralarımı görmesin diye hep kaçtım. O yüzden 1 haftadan fazla kimse dayanamadı bana. Duvarlarım onlara fazla geldi, kaçıp gittiler. Ama Aslı öyle yapmadı. Önce çiçekler ekti, sonra yavaş yavaş kırmaya başladı o duvarları. Bana gerçekten değer verdi. Benimle bir ilişkiye sahip olmak için çabaladı. Beni kendisine bağlayan şey de buydu aslında. Benim için çaba gösterildiğini bilmek, sevildiğim için değer görmekti beni ona bağlayan."
Bir süre odada sesszilik oldu. En sonunda dayanamayıp konuştum. "Biliyorum, seni tamamen anlamam imkansız. Sana ilaç olmam, yaralarını sarmam çok zor. Elimden pek bir şey gelmiyor ve bu beni o kadar çok kahrediyor ki.
Düşünüyorum her gece, oğuz için ne yapabilirim, nasıl vazgeçmesini sağlayabilirim. Ama hiçbir şey bulamıyorum. Öylece bırakayım diyorum kendi başının çaresine baksın. Sonra hatırlıyorumki sen hep kendi başının çaresine baktın. Küçüklüğünden beri hep sen kendin için çabaladın, bir tek sen uğraştın bir şeyleri başarmak için. O zamanlar senin yanında yoktum, bari bu sefer olayım diyorum. Olamıyorum da. Gidip Aslı'yla konuşup senden ayrılmasını söylesem seni ayakta tutamam. Neresinden tutsam elimde kalıyor. Ben de ne yapacğımı şaşırdım artık."
Akan göyaşlarımı silip devam ettim. "Senin böyle olman bizi kahrediyor Oğuz. Senin bu halini gördükçe sanki yüreğimiz parçalanıyor, biri kalbimizi yerinden söküyormuş gibi geliyor. Senin kendinden geçmene artık göz yumamıyorum. Buna izin vermek istemiyorum. Gözlerimin önünde eriyip gitmeni istemiyorum. Artık kendi başının çaresine bakma. Bize söyle, biz yardımcı olalım sana. Bu sefer senin için çabalayan biz olalım. Bak Aslı çabaladı da ne oldu. İzin ver biz yardımcı olalım sana."
"Seni Yağız'ı gerçekten seviyorsun sanardım."
Dediği ile gözlerim sonuna kadar büyüdü. "O ne demek ya? Gayet seviyorum ben Yağız'ı."
Cıkladı. "Yok. Eğer sen gerçekten sevseydin beni anlardın Asena. Ona delicesine bir aşk besleseydin vazgeçemeyeceğimi anlardın. Onca acıya rağmen duyulan sevginin her şeyi ezip geçtiğini bilirdin. Ama bir yandan da iyi biliyor musun? Acısını çekeceğin bir ilişkide olmaman çok güzel bir şey. Seni sırf bu yüzden kıskanmak isterdim. Ama sevmek o kadar güzel ki, insan acısı ile birlikte daha da çok bağlanıyor."
Karşıya bakarak konuşmaya başladım. "Ona karşı bir sevgi beslemeseydim bilmediğin onca şeye direkt sırtımı dönerdim. Bu kadar zorluğu, vicdan azabını, hayal kırıklığını yaşamazdım. Beni aldatan adamı affetmek için bir bahane bulmaya çalışmazdım. Zamanında nefret ediyor olmam ondan vazgeçebileceğim anlamına gelmiyor.
Hatta imkansız dediği şeyi gerçekleştirdikten sonra ondan vazgeçmek daha da zor oluyor Oğuz. Ben öfkemin içinde ona karşı bir sevgi beslemişim, zamanında gülüp geçtiğim şeyleri yaşar hale gelmişim. Şimdi vazgeçmek her şeyden daha imkansız gibi."
Doğrulup ona baktım. "Belki bir gün bu imkansızı da başarırız. Birlikte."
Gülümsedi. "Umarım."
Yataktan kalktım ve aynaya bakıp gözlerimi sildim. "İçeride beni bekliyorlar. Yani beklemiyorlardır da ayıp olmasın şimdi. Sen de istersen gel, istersen dinlen. Nerede nasıl iyi olacaksan artık."
Odadan çıkıp içeri girdiğimde kahkahalar havada uçuyordu. Babamı en son Arif amca ileyken böyle görmüştüm.
"Noldu ya böyle? Hangi eğlenceyi kaçırdım?"
"Gel kızım gel." dedi annem. "Kürşat lise zamanlarındaki tiyatroculuğunu anlatıyor.
Yerime otururken neşeli tutmaya çalıştığım sesimle devam ettim. "Valla patronumun böylesine yetenekli olması gururlandırmıyor değil ama benim asıl gururum Birce ve Oğuz'dur. Birce'nin sesini duyduğumdan beri başka şarkıcı dinleyemez oldum. Attığı ses kayıtlarını falan dinliyorum."
Kürşat şokla Birce'ye baktı. "Nasıl yani? Bana bundan hiç bahsetmemiştin."
"Kendi kendine yaptığım bir şey, o yüzden çok önem vermiyorum." dedi umursamaz bir tavırla.
"Öyle şey mi olur canım? Eğer yetenekliysen devam ettirmelisin. Görüyorsun ben tiyatroda yetenekliyim zannedip devam etim ama değilmişim. Ama Asena seni bu kadar övüyorsa vardır bir şeyler. Bu yetenek herkeste yok bak, değerini iyi bil."
"Ben devam edecektim de işte." derin bir nefes verdi gülerek. "Ailem izin vermeyince mecburen bırakmak zorunda kaldım. Normalde konservatuvar okuyacaktım, karşı geldiler. Bir iki kez tartışır kurtulurum diyordum, tahmin ettiğim gibi olmadı. Mecburen psikiyatrist oldum gibi bir şey."
Birce böyle diyince aklıma o gün geldi. Bize bu isteğini söylediği gün ki heyecanı, gözlerindeki o derin isteği. Sonra ertesi gün geldiğinde kollarındaki morluklar, yüzünde makyajla kapatmaya çalıştığı yaraları ve daha görmediğimiz diğer yaraları.
Geçmiş de bir peşimizi bırakmadı bugün.
Birce ortamın havasının değiştiğini fark edince neşeli sesiyle konuştu. "Ee Kürşat. Sen benim arkadaşlarımı, ailemi tanıdın. Hep ben bahsettim, biraz da sen bahset."
"Yani anlatacağım çok bir şey yok aslında. Ailemle kalıyorum. Bir tane kız kardeşim var. Yurt dışında yaşıyor tabii. Yakın zamanda geleceğim dedi ama bakalım. Genellikle hep böyle deyip son dakika bir planı çıkar iptal eder."
Çayından bir yudum alıp devam etti. "Pek bir arkadaşım da yok. Lisedeki, üniversitedeki hiçbir arkadaşımla görüşmüyorum. Uzaktan arkadaşlarım var, ayda yılda bir onlarla görüşüyorum. Bu mesafeler benim kaderim herhalde."
Babam şaşkın bir ifade ile baktı. "Nasıl yani sürekli konuştuğun, birlikte olduğun bir arkadaşın yok mu? Sürekli bir işler çevirdiğiniz, saçma sapan şeylere bulaştığın biri yok mu?"
"Olmaz olur mu? Yağız var. Ofiste ortak olmadan önce de tanışıyorduk zaten. Çok sık olmasa da görüşüyorduk. Ortak olduktan sonra sürekli birlikteyiz." Bana baktı. "En azından Asena'yı bıraktığı zamanların çoğunda."
Yanaklarıma hızla kan giderken itiraz etmeye çalıştım. "Ya ne alakası var? Günde toplasan 1 saat yanyana durmuyoruz. Kırk yılın başı görüyorum onu. Geçenlerde görünce tanıyamadım mesela polisi çağıracaktım."
Abartma.
"Kızım evlilik sürecindesiniz normal görüşmeniz. Neyden utanıyorsun bu kadar?"
Babam lafa atladı. "Normal falan değil. Ben seni o kadar çok görmüyorum Zeynep. Maşallah bir saniye bırakmıyor kızımın peşini. Evliliğe de zar zor ikna etmiştir o."
Kürşat şok içinde babama bakıyordu. "Oğlum yanlış anlama seninle alakalı değil. O Yağız'a alışamıyorum ben. Kızımı elimden alıyor ya, ayrı bir sevmiyorum. Ama bak Birce benim 2. kızım, seninle evlense o kadar mutlu olurum ki. Sana valla kanım çok kaynadı. O asalak Yağız gibi değilsin sen."
Annem babam sırf Yağız'ı gömdü diye sohbetin arasına dalacaktı ki Kürşat'ı övmesiyle memnuniyetle güldü.
"Oğlum inan ki ben de seni çok sevdim. Oğuz'umdan farkın yok. Ne zaman gelirsen kapımız sana açık. Burası senin 2. evin artık. Biz de senin 2. aileniz."
O sıra kapıdan içeri Oğuz girdi. "Hayırdır Zeynep sultan, kimi benim kadar çok seviyorsun sen öyle?"
Annem gülerek kalktı ve Oğuz'a tek koluyla belinden sarıldı. "Bu da bizim oğlumuz. Biraz kıskanç ama bakma sen ona. Alışır zamanla."
Ouz yanıma otururken rahat bir tavırla konuştu. Az önceki halinden eser yoktu. "Birini benden daha çok severseniz ben o kişiye alışmam baştan söyleyim. Sizin oğlunuz benim. Gerisi palavra."
Gülümseyerek ona baktım. Bana döndü ve o da benim gibi gülümsedi. O an ikimizden de tek bir kelime çıkmadı ama o sessizlik binlerce kelimeye bedeldi.
***
"Hadi oğlum görüşürüz. Birdaha bekleriz, gel mutlaka."
Kürşat'ı uğurladıktan sonra herkes salonda yerini aldı. Rahat rahat oturuyordu herkes ama benim aklım hiç şuanda değildi.
Telefonumu çıkarıp mesaj attım.
Siz: Berfin merhaba
Siz: Müsaitsen yarım saat sonra görüşebilir miyiz?
Siz: Başbaşa
Telefonu kapatıp heyecanla cevap gelmesini bekledim. Aradan 5 dakika geçtikten sonra cevap geldi.
Berfin: Merhaba Asena
Berfin: Olur tabii
Berfin: Nerede?
Siz: Hemen konumu atıyorum.
Konumu attıktan sonra hemen kalktım. "Benim dışarıda biraz işim var. Sizlere iyi keyifler."
Hemen odaya girip dolaptan birkaç parça seçip giyindim. Hızlıca çantamı alıp çıktım. Motoruma binip gideceğim yerin konumunu açtım ve sürmeye başladım.
Kafeye geldiğimde bir masaya geçip Berfin'i beklemeye başladım.
Çok geçmeden gelince önce selamlaştık. Ne kadar gülerek gelse de yüzünde neden çağırdığımın merakı vardı.
Siparişlerimizi verdikten sonra hemen konuştu. "Direkt konuya giriyorum. Neden çağırdığını çok merak ediyorum. Bir sorun yoktur umarım."
Sıkıntıyla iç çektim. Gözlerimi sürekli ondan kaçırıyor, ister istemez endişelenmesine sebep oluyordum.
"Tamam," dedim sakince. "Her şeyi anlatacağım ama sakin kal lütfen. Ve bunları sana bir kadın olarak anlatmak istediğimi bil."
Hafifçe kıpırdandı. Gözlerinde endişenin belirdiği çok barizdi.
"Şimdi şöyle ki," ben konuşmaya başlayacağım sırada garson siparişlerimizi getirdi. Gittikten sonra kahvemden bir yudum alıp devam ettim. "Şöyle ki ben geçen gün size geldiğimizde hiç istemediğim şeyler yaşadım. Keşke yaşamasaydım ama mecbur kaldım."
Yüzünde mahçup bir ifade belirdi. "Ay Derin değil mi? Kaç kere uyardım hâlâ şımarıklığa devam ediyor ya."
Telaşla ellerimi iki yana salladım. "Yok yok. Derin'le ilgili değil. Çocuk o zaten, sorun değil."
Kaşlarını endişeyle daha da çattı. "Ay yoksa annem mi? Bir çenesini tutamadı ya."
Eğilip ellerini tuttum. "Berfin, sakinleş. Kimseyle bir derdim yok. Benim konuşmak istediğim şey bambaşka."
Bu söylediğim ile biraz olsun sakinleşmişti. "Tamam. Seni dinliyorum."
"Ben o gün size ilk geldiğimde ellerimi yıkamak için yukarı çıkmıştım. Merdivenlere doğru giderken duyduğum ses ile duraksadım. Gökhan, sana bağırıyordu."
Bunu beklemediğini belli eden bir şekilde hafifçe geriye gitti. "O sen miydin? Biz Derin sanmıştık."
"Biliyorum, sizi dinlemem çok yanlıştı. Ama duyduklarım ile resmen yere çakılmış gibi hissettim. Nefes almayı bile unuttum o anda."
Etrafa kaçamak bakışlar atıp bana döndü. "Evet, oldu maalesef öyle bir şey. Normalde asla öyle şeyler söylemezdi fakat o gün ne olduysa patlayıverdi bana. İş yerinde biriyle kavga etti sanırım."
"Berfin biliyorum bunlar çok ağır, acı şeyler ama kaçmak sana daha fazla zarar verecek. O akşam boyu benim aklım hep sendeydi. O zamandan beri aklımdasın. İçim asla rahat etmedi o yüzden çağırdım seni. Kendine daha fazla zarar vermemen için."
"Boşanmam için yani." dedi gayet normal bir şeyden bahseder gibi.
"Aa yok, yani onu demek benim haddime değil. Asla öyle bir şey diyeme-" ben panikle konuşurken sakince lafımı kesti. "Ben en başından beri her şeyin farkındaydım Asena."
Omuzlarımı düşürdüm. "O kazanın olduğu ilk günden itibaren anlamıştım zaten. İlk başlarda tedavi olup iyileşeceğime inandığı için çok ilgili, güzel davranıyordu. Ama gözlerinin içinden 'Ya olmazsa?' 'Ya iyileşmezse?' geçtiği çok belliydi.
Sonra doktor iyileşmemin neredeyse imkansız olduğunu söyledi. O gece uykumdan onun ağlama ile karışık sinir krizinin sesine uyandım. Hiç belli etmedim ama o gece biz birlikte ağladık. Sabaha kadar."
Pipetini kahvesinin içinde dolaştırıp duruyor, bakışlarını ayırmıyordu. "Her geçen gün benden daha fazla soğuyordu, anlıyordum. İnsanlara, her şeye rağmen seven koca rolünü oynarken, bana karşı ister istemez tüm maskelerini indiriyordu. Gerçeklerle yüzleşiyordum onu her gördüğümde. İçimden bir ses hep 'Boşan' diyordu. 'Boşan, daha güzel bir hayat kur kendine. Sahte sevgilerin olmadığı, mutlu olduğun bir hayatın olsun.' diyordu. Dinlemedim. Aradan aylar yıllar geçti ve o gün geldi. Benden bıktığını açık açık söylediği o gün."
Derin bir nefes aldı.
"Beni sevmeyi bırakması değil de, Derin'den vurması çok üzdü beni. Kızıma iyi bir anne olamadığımı yüzüme apaçık vurdu ve bundan birazcık bile çekinmedi. Beni yaralayan şey de oydu. Son zamanlarda iç sesim onu her gördüğünde aynı şeyleri söylüyor. 'Ondan boşan ve kendini bu zindandan kurtar. İyileşip geriye baktığında sana hayranlıkla bakakalsın. Dediği her şeyin harfi harfine pişmanlığını yaşasın.' Ama işte insan böyle şeylere karar veremiyor kolay kolay."
"Zamanında onu bu kadar çok sevmeseydim bunların bir tanesine bile katlanmazdım. Ama işte kalp. Konu sevdiği olunca onu arkama alıp dünyayı önüme alasım geliyor. 'Bakın biz her şeye, herkese rağmen ayaktayız, birlikteyiz.' diye haykırasım geliyor. Ama o haykırışlar bir acının haykırışına dönüşünce ortada kalp falan kalmıyor."
"Ben senin her zaman yanındayım Berfin. Boşansan da boşanmasan da, tedaviye gitsen de gitmesen de, iyileşsen de iyileşmesen de, her daim. Koşullar ne olursa olsun senin elini bir an olsun bırakmıcam. Arkanda değil, yanında olucam ben senin. Her zaman."
Dolu gözleriyle burukça gülümsedi. "Çok teşekkür ederim sana Asena. İyi ki varsın."
Ben de onun gibi güldüm. "Sen de iyi ki varsın Berfin. İyi ki."
***
Eve girdiğimde ışıkların çoğu sönmüştü. Bir tek orta odanın kapısı açıktı.
Hayır Oğuz, lütfen.
Kapıyı bir hışımla açtığımda içeride Oğuz yerine Birce'yi görmeyi beklemiyordum.
Yerde oturmuş elinde gitarı, önünde kağıtları ile duruyordu.
"Birce, ne yapıyorsun bu saatte?"
Gülümsedi genişçe. "Ben karar verdim Asena. Özgürlüğüme kavuşmuşken hayallerimin peşinden gidicem. Kendi yazdığım şarkılarımı söylüyordum. Kayıt alırsam nasıl yapabilirim, nasıl söylemeliyim, nasıl bir fonu olmalı onu düşünüyordum."
Ben de onun gibi yere oturup bağdaş kurdum. Dudaklarım hafifçe kıvrıldı. "Cidden mi?" dedim dolu gözleimle.
Başını salladı. "Bu sefer beni dövebilecek sarhoş bir babam, sandalyeyi sırtımda kırabilecek bir dayım, bunları güle oynaya izleyecek bir annem yok. Özgürüm. Hayallerimi gerçekleştirmem için hiçbir engel kalmadı önümde."
"Çalsana birazcık." dedim kolundan hafif dürterken. O da heyecanla çalıp söylemeye başladı.
Şarkı boyu onu izlerken sanki sesinde kaybolmuş gibiydim. Öylesine güzel, öylesine sakin, naif söylüyordu ki insanın kendini kaptırmaması imkansızdı.
Şarkının son kısmını söylemesi ile eğilip ona sarıldım.
"Öptüm kalbimden
İşte şimdi geçti tüm acılar."
***
Sonunda bitirebildimm
Ay beni o kadar zorlayan bir bölüm oldu ki çok zor bitirdim
Beğendiniz miii
Sanırım ilk defa yazarken ağladım
Çok azcık
Biraz fazla duygu ağırlıklı oldu
Berfin'le Asena'nın yakınlaşması sizce nasıl olduu
Bu bölümde geçmişi anlatırken içim karardı resmen
Ah benim üzümlü keklerim
Herneyse
Umarım bölümü beğenmişsinizdir
Yazarken kanalda kriz geçirdim mrıemwğdklwa beğenin tamam mı
Diğer bölümde görüşmek üzeree
Sizleri seviyorummm
Bölüm etkileşimi
