26. bölüm / 33
HAYIRDIR PATRON25.Bölüm
Bölümler 33Şu an: 25.Bölüm
- 1 Giriş573 kelime
- 2 1.Bölüm953 kelime
- 3 2.Bölüm1.235 kelime
- 4 3.Bölüm1.741 kelime
- 5 4.Bölüm2.188 kelime
- 6 5.Bölüm2.533 kelime
- 7 6.Bölüm1.865 kelime
- 8 7.Bölüm1.873 kelime
- 9 8.Bölüm1.229 kelime
- 10 9.Bölüm1.629 kelime
- 11 10.Bölüm1.974 kelime
- 12 11. Bölüm1.020 kelime
- 13 12.Bölüm1.059 kelime
- 14 13.Bölüm1.251 kelime
- 15 14.Bölüm4.297 kelime
- 16 15.Bölüm3.145 kelime
- 17 16.Bölüm3.566 kelime
- 18 17.Bölüm2.332 kelime
- 19 18.Bölüm2.730 kelime
- 20 19.Bölüm3.336 kelime
- 21 20.Bölüm5.179 kelime
- 22 21.Bölüm3.847 kelime
- 23 22.Bölüm5.182 kelime
- 24 23. Bölüm3.680 kelime
- 25 24. Bölüm2.092 kelime
- 26 25.Bölüm4.498 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 26.Bölüm6.752 kelime
- 28 27.Bölüm4.776 kelime
- 29 28.Bölüm5.774 kelime
- 30 29.Bölüm14.439 kelime
- 31 30. Bölüm Part-113.610 kelime
- 32 30. Bölüm Part-216.456 kelime
- 33 30. Bölüm Part-312.832 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Oğuz bu kadar şeye ne gerek var?"
"Olsun olsun, yenur omega5"
Birce işe gittiği için kahvaltıyı kitleyebileceğimiz kimse yoktu. Oğuz tabii dünden razı ama ne kadar istemesem de beni çekiştire çekiştire mutfağa sokmuştu.
Sebebini anlamadığım bir şekilde yalnızca ikimiz için sanki 10 kişi gelecekmiş gibi bir kahvaltı hazırlıyorduk.
Oğuz'u bildim bileli hem mutfakta bir şeyler hazırlar durur, bundan fazlasıyla keyif alırdı.
"Aslında bir menemen de yapsak yeterdi yani ikimiz için. Böylesine bir uğraşa gerek yoktu bence." diye söyleniyordum pişen milföyleri tabağa koyarken.
Elindeki bıçakla bana dönünce bir adım geriye çekildim. "Asena anlamıyorum neden kendimize böylesine bir kahvaltı hazırlayamıyoruz? Bu sefer de kendimiz için özenelim."
"Tamam canım ben ona bir şey demiyorum ki." Bir taraftan elindeki kocaman bıçağı sakince alıp tezgaha koyuyordum. "Ama hani dün o kadar doğum günümü hazırladınız, yoruldunuz falan. Senin için diyorum ben. Daha fazla yorulmayasın diye."
Bıçağı tezgatan alıp önüne döndü. Bir taraftan kaşlarını hafif çatmıştı. Bu çocuk estetik mi yaptırmış alnı hiç kırışmıyor.
"Valla ne yalan söyleyeyim doğum gününde biz pek bir şey yapmadık." Elini kaldırmasıyla bu sefer başımı geriye çektim. Küçücük mutfakta gidecek yer de yokki.
Açıklar gibi elini sallarken konuşmaya devam etti. "Aslında biz hazırlayacaktık. Böyle bir mekanı tutup hazırlayacaktık falan ama Yağız denen o it bize yazdı. Dedi ben hazırlayacağım her şeyi siz yalnızca hediyelerinizi alın. Bir de sevdiğin pasta türünü bilmiyormuş onu söylememizi istedi. Biz de dedik ki alırız. Sana kalmadık herhalde."
Nasıl yani, doğum günü partimi Yağız mı hazırlamıştı?
Moralim bozulmuşçasına işime döndüm. "Ne diye hazırlamasına izin veriyorsunuz ki? Onun elinden ölümsüzlük ilacı olsa yine içmem."
Daha sonrasında mırıldandım. "Bilseydim gider miydim hiç."
O da kendi işini hallederken hafif bir öfkeyle "Biz kabul etmeyecektik zaten de çok yalvardı." dedi. Ardından durup sesini hafif incelterek tekrar konuştu. "Yok olmaz ofistekilerin de hediyesi var. Yok ona çok önemli bir şey vermem gerekiyor. Yok bu ilk doğum günümüz."
Konuşurken abartılı bir şekilde değiştirdiği yüz şekli ufak bir kahkaha atmama sebep oldu.
Usanmış gibi duran bakışlarla bana döndü. Eliyle arkamı işaret etti. "Bu adam salak. Birlikte ilk doğum günümüz ne ya? Romantiklik anlayışına-" tam konuştuğu sırada kapı çaldı.
Göz devirdi. "Geldi gerizekalı."
Elindeki bıçağı bırakıp elini yıkadıktan sonra kapıyı açmaya gitti. Onun yüzünü dahi göresim yoktu.
Oğuz kapıyı bir hışımla açtığında irkildiğini duyar gibi oldum. Oğuz düz bir ifadeyle "Asena evde yok." deyip kapıyı kapattı. Yanıma geldiğinde şok içinde ona bakarken telefonum çaldı. "Üff, bu da sapık mıdır nedir." deyip telefonumu aldı. Açtıktan sonra yüzündeki yalandan üzgün ifadeye güleceğim sırada eliyle ağzımı kapattı. Büyük ihtimalle şuan kıpkırmızı olmuştum.
"Aaaaaa, Asena telefonunu evde unutmuş. Şansa bak. Sen en iyisi git bir ofise bak. Belki oradadır." Hemen telefonu kapatıp sessize aldı.
"Biz de o sıra kahvaltımızı yaparız." Patates tabağını alıp masaya koydu. "Hadi hadi çabuk, bu manyak hızlı hızlı gider gelir."
***
Oğuz ile saçma sapan sohbetler eşliğinde muazzam kahvaltımızı yapıyorduk.
"Beni hâlâ mutfağa geçirmediler ama inanıyorum bir gün geçeceğim."
"Bence bu zamana kadar geçirmedilerse sonra da geçirmezler" dedim lokmamı yuttuktan sonra.
Yüzünde o çapkın gülümsemesi oluştu. "Daha çok gelen müşterileri kaybetmek istemiyorlarsa demek."
Olayları sürekli bir şekilde evirip çevirip kendine getiriyor ya, pes doğrusu.
"Kendini övmezsen ölürsün değil mi?"
Güldü. "Ellerim titremeye başlıyor, tansiyonum düşüyor falan." Çatalını tabağına bırakıp ellerini uzattı. Yalan titrettiği ellerini bakışlarıyla işaret ediyordu. "Görüyor musun bak şimdiden başladı."
Sonra yalandan rollenmeye devam etti. Başını geriye atıp elini alnına koydu. "Ayh, ayh bayılacağım şimdi."
Dikleşip gözlerini kapattı. "Çok yakışıklıyım, bana hayran kalan yüzlerce insan var. Küçük erkek çocukları bile büyüyünce seninle evlenicem diyor."
Ben hayretle oyunculuğunu izlerken ellerini yine uzattı. Bu sefer sabit duruyordu. Yüzümde kocaman hayretlik içeren gülümseme ile ona bakıyordum. Gözlerini abartı bir şekilde büyütüp derin bir nefes verdi. "Görüyorsun değil mi, ne dertler var. Böyle bir sorunun olmadığı için yat kalk dua et."
Çayımdan son yudumumu alırken kapı çaldı. "Neyse ben hazırlanayım artık. Oğuzcum sana afiyet olsun. Ellerine sağlık her şey çok güzel olmuş." hızla konuşurken bir yandan tabağımı bardağımı tezgaha koyuyordum.
Çalmaya devam eden kapıya Oğuz göz devirirken hak vermeden edemedim. Israrla da çalmaya devam ediyordu.
Kapıyı açıp "Hazırlanıcam bekle." deyip kapıyı yüzüne kapattım. Ağzı açık kalmıştı.
Üzerime rahat bir şeyler geçirip saçımı at kuyruğu yaptım. Gündelik bir makyaj yaptım çok bir şey yapmayacağız diye. İnanıyorum bir gün bu cildimi düzelticem.
Çantamı alıp kapıya geldim. O tarafa bakmadan seslendim. "Oğuz ben çıkıyorum haberin olsun."
"Sakın ona yüz verme." diye seslendi mutfaktan. Hâlâ kahvaltı yapmaya devam ediyordu. Severdi uzun uzun kahvaltı yapmayı.
Kapıyı açtığımda karşımda put gibi dikilen Yağız'ı görmeyi beklemediğim için irkildim. "Ne yapıyorsun be böyle? Put gibi dikilmişsin bir de. Çekil, ayakkabımı giyicem." derken bir tarafta çekçeki almış, Yağız'ı onunla ittirmeye başlamıştım.
Bu tepkimi beklemiyor olacak ki ufak bir şok ifadesi gördüm yüzünde. Birkaç adım geriye gidip ayakkabımı giyinmemi bekledi.
Zar zor giyindikten sonra eğildiğim yerden kalktım. Huh, niye bu kadar zorlandım ya?
Yaşlanıyorum yaa.
Yeni yaşa girdin ya, hemen yaşlı rolüne bürünmüşsün. Helal olsun, tiyatrocular bu kadar kolay role girmiyor.
Oyuncu olacakmışım da ucundan dönmüşüm gibi.
Hıı ne demezsin. Leonardo Di Caprio mübarek.
Geçmem için eliyle gösterip öncelik verdi. Yüzüne bile bakmadan merdivenlerden inmeye başladım.
Arkamdan söylendiği duydum ama bir şey dememeye karar verdim. Bir de onunla laf dalaşına giremezdim.
Aşağıya inip binmek için arabaya baktım. Ee nerede bu araba?
"Araba nerede?"
Önüme geçti. "Seninle adam akıllı konuşana dek kayıp."
Göz devirdim. "Ne konuşacağız? Dün ben sana demem gereken her şeyi söyledim."
Yüzüne bakmıyor olmam onu sinir etmiş olmalı. Bu yüzden eliyle çenemi tutup kaldırdı ve ona bakmamı sağladı.
"Ama benim söyleyeceklerim bitmedi."
Hafif başını eğmiş, gözlerimin en içine bakıyordu.
Gözlerimi kıstım. Görüş alanım yalnızca ondan ibaretti. "Ama ben dinlemek istemiyorum."
Beni fazla zorlamak istemediği gözlerinden belli oluyordu. Ama vazgeçmeye niyetinin olduğu da söylenemezdi.
"Lütfen." dedi hafif ağlamaklı bir sesle. Derin bir nefes verdim. "Pekala. Konuş, dinliyorum." Kollarımı göğsümün altında birleştirmiş, net bir ifade ile onu bekliyordum.
Bir süre durdu. Kabul etmemi beklemiyordu herhalde. Kaldı böyle mal gibi.
O hep maldı.
Doğru, bu hallerine şaşırmamak lazım.
"Bak, o gece yaşananlar gerçek-"
"Yağız o geceyi kapat artık. Hem sen diyeceğini dedin. Bu sahte bir evlilik, beni ilgilendirmez. Şuan o geceyi konuşmamızın bir anlamı yok. Yaşandı ve bitti."
Hüzünle bakıyordu resmen. Neyin hüznü bu? 'Aldatıldığın için özür dilerim' hüznü mü?
Hayır saçmalama. Özür dilemedin ya sen ondan. Onun hüzünü.
"O gece yaptığım aslında tam olarak aldatma sayılmaz."
Batırdı sıvıyor. Bu adam ilk zamanlar böyle değildi. bir şeyler olmuş buna.
Ay ne olabilir Allah aşkına, en baştaki Yağız ile aynı Yağız.
Belki aşık olmuştur.
Bana değildir aşkı. Seven insan aldatır mı yoksa.
Anlayamamış bir şekilde ona baktım. "Nasıl yani? Gerçekten evli değiliz diye mi?"
Sıkıntıyla iç çekti. Elini ensesine atmış, gözleri fıldır fıldır dönüyordu. Gözlerime bakıyor, sonra hemen başka bir yere bakıyordu.
"Biriyle birlikte olduğumda aklımda o yoksa ve sadece sen varsan, nasıl aldatma olabiliyor bu? Ben yine seni düşünüyor, senin adını zikrediyordum."
Bu şey değil mi ya, Doktorlar Burak.
Tıpatıp aynısı.
Ay bir saniye. Bu bizi sevdiğini, düşündüğünü mü söylüyor şimdi?
Kocaman bir kahkaha atmamla yoldan geçenler bile bana baktı. O kadar çok güldüm ki sakinleşmem 5 dakikamı almıştır.
"Ay sen ne kadar malsın ya." dedim elimle işaret ederken.
O da benim gibi gülüyordu. "Hah şöyle gül azıcık ya." dedi.
Cidden şaka yaptığını anladığımda gülüşüm soldu. "Ee," dedim aynı somurtkanlığımla. "Bunu söylemen için mi yarım saattir duruyoruz burada?"
Başını iki yana salladı. Bir adım atıp bana daha da yaklaştı. Geri adım atmadım. Aksine başımı dik tutup konuşmasını bekledim. Şuan yüzlerimiz çok yakındı ve tokat atmamak için kendimi zor tutuyordum.
Böyle bir şey yaşanmasaydı ne kadar odunsun derdim ama bu sefer sen haklısın.
Demek bu sefer bana hak veriyorsun he. Allah'ım bu günleri de mi görecektim. Çok şükür Yarabbim.
Sen yine de elini hazırda tut da, saçma bir şey derse yapıştırırsın.
"O gece neden öyle yaptığımı tam olarak bende bilmiyorum. Ama tek bir şey biliyorum. O da sen-" O dram dizisindeymişiz gibi konuşurken arkadan bir adam bağırdı. "LUUEEY. BU AREBANIN SAGİBİ NEREDEDİR ULOOO?!"
O tarafa baktığımda Yağız'ın arabayı saklamak için geride, yolun kenarındaki arabanın yanına bıraktığını gördüm.
Bunla saklambaç da oynanmaz.
Yağız şok olmuş bir şekilde o tarafa bakarken adam birdaha bağırdı. "ULEN NERDEDİR BU MOTORUN SAGİBİ? VOLLA MUHALLEBİ ÇOCUĞU AREBASI DEMEM Bİ' DENE KOYARIM HE"
Yağız onun arabasından bahsedildiğini anlamadı herhalde öylece bakıyordu.
Adamın elinde yol kenarında çöpten bulduğu sandalyeyi görünce hafif eğildi. 50'lerinde olduğunu tahmin ettiğim adam sandalye ile arabanın önüne vurduğu anda Yağız koşmaya başladı. "YA BEYEFENDİ DURSANIZA NİYE VURUYORSUNUZ ARABAMA?"
Beyefendi derken? KSJDJLEWDJEWNFJDNW
Ama niye öyle diyorsun, adam efendi efendi sahibini aradı?
Neler olacağını merak ettiğim için koşar adımlarla ben de ilerledim. Tartışmaya devam ediyorlardı.
"LA BAK AGIZINA KOYARIM HE" Derken kolunu kaldırıp vurar gibi yapıyordu. Yağız'da hemen irkilip geri gitmişti.
"Ya beyefendi niye arabamın önüne vuruyorsunuz? Ben nereden bilebilirim benim arabama dediğinizi?"
Adam sinirden kıpkırmızı olmuş, gözlerini sonuna kadar açmış bir biçimde inanılmaz korkunç duruyordu.
Elleriyle arabayı işaret etti ve yine bağırdı. Bağırdıkça kızarıyordu. "YAW SEN MALSIN? HANGİ GERİZEGALI ARABAYI BÖYLE PARG EDER? SEN DEĞİLSİN DE GİM?"
Ben gülmemi zorla tutmaya çalışırken Yağız ellerini başına koymuş, şok içinde arabasına bakıyordu.
Sonra sinirle adama döndü.
İnşallah adama bulaşmak gibi bir hata yapmaz. Yoksa sağlık testi diye gittiğimiz hastanede ameliyat olur.
"Yaw arabamın nesi var, normal bir şekilde koydum!"
Adam gözlerini kapatıp sinirle soluklandı. "HASBİNALLAH. HALA NESİ VAR DİYOR. LA YOLUN ORTASINA AREBA MI BIRAKILIR KUŞ BEYİNLİ?"
Mahalleli etrafımıza doluşmuş, elinde çekirdekle kavgayı izliyorlardı.
Ben mahalleli gibi keyifle kavgalarını izlerken Yağız'ın adama yürümesiyle gülmeyi bırakıp o tarafa doğru koştum.
İçinde Cennet Mahallesi Pembe var ve sen buna engel olamıyorsun.
Hızla gidip Yağız'ı durdurup adama sataşmasına engel olmaya çalıştım. Yağız'ı durdurmaya çalışırken bir taraftan adama dönmüş mahçup bir ifadeyle tabiri caizse bağırıyordum. "Abicim çok özür dileriz. Bu salağın hatası, kusura bakmayın. Şimdi gideceğiz zaten."
Yağız kuduruk köpek gibi adama doğru gitmeye çalışıyor, dik dik adama bakıyordu. "Özür mözür dilemiyoruz! İlk önce o özür dileyecek!"
Başımı hafif çevirip fısıldadım. "Özür dilemedim zaten Yağız."
"Gel buraya seni mahvedeceğim!" Yağız hâlâ bir taraflarında kurt varmış gibi kıvranırken dönüp tokat attım. Etraftan "AAAAA" diye bir ses duyuldu. Adam dahil herkes bize hayretle bakıyordu. Az önceki gürültü tamamen gitmiş, yerini koca bir sessizliğe bırakmıştı.
Kaşla göz arasında hıncını da çıkardın hadi yine iyisin.
Yağız kırgınlıkla bana bakıyordu. Yutkundu.
"Gidelim artık." diye fısıldayıp arabaya doğru gittim. Kapıyı açıp bindiğimde Yağız olduğu yerde duruyordu. Fısıldaşmalar başlamış, herkes kulaktan kulağa oynar gibi duruyordu.
Yağız başını hafif kaldırıp bana baktı. Etrafa kaçamak bakışlar atıp arabaya bindi. Çok beklemeden arabayı çalıştırdı ve sürmeye başladı. Ani hızıyla başım koltuğa çarptı.
Biraz ilerledikten sonra otobanda giderken arabayı sağa çekmesiyle kaşlarımı çattım. Ne yapıyordu bu manyak?
Arabayı durdurduğu gibi kapıyı açıp indi ve öfkeyle bağırmaya başladı. Bir canavar gibi göründüğünün farkında mıydı acaba?
Arabadan inip bağırmaya başladım. "Ne yapıyorsun ya? Ne bu saçma sapan tavırlar?"
"Asıl sen ne yapıyorsun? Niye beni orada elaleme rezil ediyorsun? Erkek erkeğe halledeceğimiz meseleye burnunu sokuyorsun?!"
Artık bende onun gibi bağırmaya başlamış, öfkeyle hareket etmeye başlamıştım. "Ya teşekkür edeceği yerde gelmiş bana rezillikten bahsediyor. Eğer orada araya girmeseydim adam seni paket yapardı be! O zaman görürdün rezilliği."
Sinirle elleriyle yüzünü kapadı. Sonra yumruk yaptığı elleriyle arabaya vurdu. "Hadi bunu yapıyorsun da ne diye tokat atıyorsun? Sen söylesen ben zaten sana kul köleyim, yapardım!"
Kaşlarımı çattım. Kul köle mi?
"Eğer öyle olsaydı ben seni tuttuğumda ne diye kudurmuş köpek gibi davranıyordun?"
Sinirle güldü. "Muhallebi çocuğu olmuştuk şimdi de kuduruk köpek olduk. Harika!"
Yoldan hızla geçen arabaların sesiyle onun bağırışları karışıyordu. Dediklerini net bir şeklilde duymuyordum ama öfkesi her şeyi gösteriyordu.
Sonra pes etmiş gibi kollarını iki yana bıraktı. Başını eğdi. Gözleri dolmuştu.
"Asena ben sana delicesine aşıkken sen nasıl düşmanım gibi davranabiliyorsun?"
Araba seslerinden cümlenin ilk kısmını anlamamıştım. Zaten sesi de çok çıkmamıştı.
"Ben senin düşmanın değilim, sadece seni korumak istiyorum Yağız. Sonucu belli olan bir şeye girişmeni istemiyorum. Bile bile zarar görmeni istemiyorum."
Belki aşk itirafıydı belki vicdanımın sesi bilmiyorum. Ama onu gerçekten korumak istiyorum.
Biliyorum, beni aldatan bir adama sevgi duymak aptallık. Ama bir şey daha biliyorum ki bu sevgimi asla görmeyecek.
Yanıma ağır adımlarla yaklaştı. "Ben o gece sadece seni aldatmadım Asena."
Oha başkaları da mı var?
"Ben o gece kendimi de aldattım. Kendimi kandırdım, duygularımı alaya aldım. Ben o gece kendime yalan söyledim Asena. Ben seni-"
"Evet sen beni aldattın!" dedim neden dolduğunu anlamadığım gözlerimle. "Biliyorum, sahte bir evlilik ama ben ona rağmen aldatılacak bir kadın mıydım Yağız? Akşam süslü sözlerinle bana olan sevginden bahsederken gece başka bir kadınlasın. Sen akşam beni öperken gece başka bir kadını öpüyorsun. İnsan ister istemez üzülüyor Yağız."
Artık gözyaşlarım durmuyor, akıyordu. Kahretsin ne diye önünde ağlıyordum?
"Ben bunu bilen herkesin gözünde şuan seninle evlendiğim için gurursuzun tekiyim Yağız. Onca gelen yüzüğü at artık lafına karşılık evlenicem derken gurursuzun tekiydim ben. Ben senin için onurumu, gururumu ayaklar altına alıyorum sen hâlâ gelmiş kendini kandırmaktan bahsediyorsun."
Ellerimle gözlerimi sildim. "Allah belasını versin ki seninle bu yola girdiğimden beri bende karakter, gurur, onur, kalp, akıl hiçbir şey kalmadı! Ona rağmen ben seninle devam ettim Yağız. Seni yarı yolda bırakmadım. Çok mu zordu başkalarıyla konuşmamak? Eski hayatına veda etmek bu kadar zor muydu?"
Bana sarılmak için geldiğinde omuzlarından ittirdim. "Senden gelecek olan sevgiyi de, şefkati de, merhameti de istemiyorum."
***
Nasıl oldu bilmiyorum ama şuan ikimizde üstü başı dağılmış bir şekilde arabanın önünde nefes nefese oturuyorduk. Sinirden hareket ederken üstümü yıtmıştım. Saçlarım desen kirpi gibi. Yağız'da gömleğini sinirden yere atıcam diye çamura atmıştı.
Nasıl böyle sakinleştik onu da bilmiyorum. Sakince oturmuş arabaları izliyorduk.
Kıkırdama sesini duyunca ona döndüm. Kıkırdaması yavaş yavaş kahkahaya dönüşünce ister istemez güldüm. "Ne oldu be? İyice kafayı yedin."
Gülmesini durdurup sesini koyulttu. "ULEN GİMDİR BU EREBANIN SAGİBİHİ? VOLLA GOYARIM BİR DENE UÇAR HE"
Bu taklidine kahkahalarla gülerken bir taraftan bu kadar gerçekçi yapmasına da şaşırıyordum.
Az önce birbirimizi öldüresiye kavga eden biz değilmişiz gibi kahkahalarla arabanın önünde oturuyorduk.
Gülmemiz durulunca üzerime baktım. Sonra döndüm, önce Yağız'ın yapmak için 3 saat harcadığı saçına, sonra da özel dikim olan fakat şuanda yırtık pırtık, biraz da çamur olan gömleğine baktım.
Burnumdan güldüm. "Ne uyumlu bir çift ama." deyip abartılı bir şekilde göz devirdim.
Ayağa kalkıp ellerini birbirine vurarak silkeledi. Sonra elini uzattı. Uzattığı elini havada bırakıp ben de kalktım. Önüme düşen perçemimi kulağımın arkasına sıkıştırdım. "Birbirimize öfkemizi, sinirimizi kustuysak ve rahatladıysak artık normal hayata dönme vakti."
Birkaç adım ilerleyip dibine girdim. Başımı kaldırıp ona baktım. Gözlerimi sevdiğini biliyordum, bu yüzden tam olarak gözlerinin içine odaklanmıştım.
"Senden nefret ediyorum Yağız Demir."
Sırıttı. "Biliyorum Asena Keskin."
Çok kısa bir süre bakıştıktan sonra arkamı döndüm. Arabaya doğru ilerlerken durdum. Elimde bir şey varmış gibi kaldırıp arabaya vurar gibi yapıyor, bir taraftan Yağız'a bakıyordum. O başını eğip güldü. O anı sonsuza dek hatırlayacağım.
Arabaya binip yola devam etmeye başlamamız rahat bir nefes almama sebep oldu. Çok şükür o koca taşı kafasına atmadan dayanabilmiştim. Yoksa şuanda ambulans sirenleri çalıyor, Yağız ölmek üzere olabilirdi.
Dediği yere geldiğinde arabadan inip inceledim. Küçük bir klinikti. Merkeze biraz uzak olduğu için etraf sakindi.
Yağız yanıma gelip girmem için kolunu uzatmıştı. Mutlu çift ayağına koluna girmiştim. İyi ki de yakın durmuştuk çünkü içeride olan ve bizi tanıyan kişiler az önceki halimizi görseydi birbirimizi gırtlakladığımızı sanabilirlerdi.
Hoş gırtlaklamaktan da pek farklı kalır yanımız yoktu.
Sıramızı beklerken yalandan birbirimize gülüyor, aşkım canım cicim davranıyorduk. Dibimizde bizi çeken telefonlardan adeta bihaberdik.
Yanımızdakiler kalkınca ayrılmış, beş karış suratla oturuyorduk. Yani en azından ben öyle oturuyordum.
Otururken önümüzde duran çiftin tartışması dikkatimi çekti ve ilgilenmiyormuş gibi yapıp onları dinlemeye başladım.
"Boşansam da kurtulsam senden kadın vallahi bıktım ya. Evlendiğimizden beri burnumdan getirdin. Yemin ederim o günlere dönsek yüzüne bile bakmadan kaçarım." dedi orta yaşlı adam.
Yanındaki kadın durur mu? Anında yapıştırdı cevabı. "O zamanlar kapımda 'Necla nolur evlenelim sensiz yaşayamıyorum, seni dilediğim gibi sevemiyorum. Ne olur benimle evlen' diye yalvaran kapıcı Hüseyin değildi. Keşke o olsaydı da ona varsaydım. En azından senin gibi meymenetsize katlanmazdım."
"Ya sen varsan o seni alır mıydı ilk önce onu düşün. Bu inadınla baban bile kapıya koyardı seni de ben yine insaflı adamım sen ona dua et."
"Sana etsem etsem beddua ederim be. Hem kapıcı Hüseyin'de, bakkalcı Necmi'de, çoban Mehmet'te beni istiyordu da ben varmamıştım onlara. Sırf senin için gül gibi adamlardan vazgeçtim ben. Ah şimdi ki aklım olacaktı varya, gör o zaman seninle evleniyor muyum? Başkası temizlerdi senin pis pis kıyafetlerini."
Onlar tartışırken sıranın gelmesiyle kavgayı bırakıp gittiler.
Bakışlarım onların koltuklarında kalmıştı. "Bir insanı en iyi boşanma evresinde tanırsın varya. Gerisi fasa fiso."
"Saçmaladın iyice. Bir insanı en güzel evliyken tanırsın. Özellikle o cicim ayları dedikleri zamanlar var ya, tam olarak o zamanlarda tanırsın."
"Asıl o zamanlarda tanımazsın. Baksana şunlara eskiden birbirlerini ne kadar seviyorlarmış. Şimdi ise kavga kıyamet dışarıdalar. Ben teorimin arkasındayım. Bir insanı en iyi boşanma evresinde tanırsın. Gerçek yüzünü sana o zaman gösterir. Hatta bizim boşanma zamanımız geldiğinde bunu çok daha iyi anlayacak ve göstereceksin."
Eğilip bana baktı. "Hadi ya. Neyi gösterecekmişim ben? Şerşeffaf karşındayım işte. Bundan daha gerçek bir ben yok."
Elimi 'he he' der gibi salladım.
"Bekle gör," dedi. "O gün sana yanıldığını göstereceğim. Ve sen de paşa paşa gelip haklı olduğumu itiraf edeceksin."
"Boş hayaller kurma Yağız Demir."
Ona böyle seslenmeyi seviyordum. Çünkü buna şöyle durumlarda söylediğimde sinir olduğunun farkındaydım.
Sıra bize gelince içeriye girdik. "İlk önce sen." deyip Yağız'ı ittirim.
Pek oynamamasına rağmen hafif sallanan eli benim onu ittirmiş gibi olmama yetti.
Geçip oturduğunda kollarını yavaş yavaş açıyordu. Bir yandan bana bakıyor, kaslarına bakmam için kaş göz yapıyordu.
Hemşire kadın damarını belirginleştirmeye çalışacağı sırada Yağız kasıntı kasıntı konuştu. "Gerek yok ya, zaten bakın belli oluyor." dedi ve bana göz kırptı.
Oğuz mu daha beter bu mu anlayamıyorum. Çok zor seçenekler.
Kadın tam karşı geleceği sırada Yağız durdurdu. "Lütfen zahmet etmeyin. Eminim çok rahat bulacaksınız."
Sonuç olarak kadın damarı bulamadığı için Yağız'ın kolu delik deşik olmuş, fazlasıyla morarmıştı.
Yağız'da bulunmamasına rağmen itiraz ediyor, "Bakın bakın orada bir yerlerdedir. Utanmıştır." falan diyordu.
Ben geçip oturunca hemşireye döndüm. "Sonuçları en kısa ne zaman öğrenebilirim?"
Uzun zamandır kan vermediğim için sonuçları merak ediyordum. Ona göre vitaminlerimi alacaktım.
Hemşire yüzündeki sevecen gülümsemeyle baktı. "Dilerseniz akşama doğru sonuçları çıkartır, size iletirim."
Genişçe gülümsedim. "Çok iyi olur."
Kadın kanımı alırken Yağız'ın aksine çok rahat damarımı bulmuş, hatta damarımın Yağız'a göre daha belirgin olduğunu söylemişti.
"HAHAHAAAAAYT" Diye kahkaha atıyordum klinikten çıkarken. Yağız'da suratını asmış, durmamı bekliyordu.
"O anki halini tekrar görmek için nelerimi vermezdim."
Kaşlarını kaldırdı. "Neyse ki öyle bir şey birdaha olmayacak." dedi kapımı açıp binmemi beklerken.
"Olacak ve ben o günü heyecanla bekliyorum." dedim binerken.
"Eee şimdi nereye gideceğiz?"
Çok güzel soru. Ne yapacağız akşama kadar?
"Bilmem. Sahile gidip oturalım."
Geçen gittiğimde orası o kadar iyi gelmişti ki anlatamam. İnanıyorum şuanda da bana çok iyi gelecek.
"Tamam." dedi ve arabayı sürmeye başladı.
Geldiğimizde Yağız bana pamuk şeker almaya gitmişti. Ben de bankta oturmuş onu bekliyordum.
Yanıma 4 tane farklı renklerde pamuk şekerle gelince gözlerim büyüdü. "Yağız ben bunları nasıl yiyeyim? Hayır küçük de değiller ki kocaman kocaman bunlar."
"Sen seversin diye aldım işte hepsinden birer tane."
Yanıma oturup pamuk şekerli önüme tuttu. Mor olanı aldım ve paketini açıp yemeye başladım.
Hiçbir şey konuşmuyor, yalnızca denizi izliyorduk.
Zaman tahmin ettiğimizden hızlı geçti ve doktor bizi aradı.
Sakince geçen bir dinlenişin ardından yolculuğumuz da sakin geçmişti. Bir ara hangi değerlerimin düşük olabileceğini düşünüp, aslında pek bir önemi olmayan olayları ciddi bir şeye yorumlayarak değerlere bağlamıştım. Yağız ise "Saçmalama Asena, uykusuz kalınca başının ağrıması çok normal." diyerek beni geçiştirmişti.
Kliniğe geldiğimizde doktorun odasına sıra beklemeden girebilmiştik. Odaya geçip sandalyelere oturduğumuzda doktorun yüzündeki ifade pek de iyi durmuyordu. D vitaminim mi eksik acaba?
"Buyurun, sizi dinliyoruz." Yağız nedense fazla heyecanlanmış, sonuçları fazlasıyla merak etmişti.
Adam dirseklerini masaya genişçe yaslamış, ellerini çenesinin altında birleştirmişti. Ancak dik duruşundan ödün vermiyordu.
Bakışları ikimiz arasında sakince gidip geliyordu. "Kan değerlerinizde bir sorun yok." dedi adam sıkıntılı bir şekilde nefes vererek.
Kaşlarım çatıldı. "Ee," dedim. "Sorun ne öyleyse?"
Doktor bana döndü. "Asena Hanım. Maalesef sizin çocuğunuz olamaz. Yani bu çok düşük bir ihtimal. 5% oranından bahsediyoruz. Neredeyse imkansız."
Sanki biri kalbimi eline alıp sıkmış gibi kalbim acıdı. Zaman yavaşlamış, dünya aniden durmuş gibiydi. Önümü göremiyor, başım dönüyordu. Kalbim, sanki atmayı bırakmış gibiydi.
Ne dedi o?
Çocuğumun olmayacağını mı söyledi?
5% ihtimal mi dedi?
Ben anne olamayacak mıyım?
"Asena! Asena iyi misin? Asena kendine gel lütfen! Asena beni duyuyor musun hayatım?"
Yağız'ın sesleri sanki bir uğultu gibiydi. Kulaklarım çınlıyor, gözlerim kararıyordu.
Kulaklarımda uğultu gibi duyulan sözler, gözlerimin önünde ne olduğunu anlayamadığım şeyler.
Bir anda her şey durdu. Zaman tekrar akmaya başlamış, dünya eskisi gibi dönmeye başlamıştı.
Kulaklarımdaki çınlamalar gitmiş, başımın dönmesi durmuştu. Önümü net görür olmuş, sesleri bir uğultu gibi değil de, eskisi gibi daha net duymaya başlamıştım.
Yağız'a baktığımda telaş içinde bana baktığını gördüm.
Doktor ışıkla gözlerime bakıyor, hemşire tansiyonumu ölçüyordu.
Yutkundum. "Yağız ben anne olamayacak mıyım?"
"Hayır" demedi. "Sen çok güzel bir anne olacaksın" demedi. "Dünyanın en güzel çocuklarına sahip olacaksın." demedi. Sustu. Başını yana çevirdi.
Onun sessiz kalıp itiraz etmediği her saniye içimde bir şeyler koptu. Kendimi tutamadım ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
***
Şuan klinikte oturmuş, öylece bekliyorduk.
Ruh gibiydim. Ne bir şey hissediyor, ne de düşünüyordum. Öylece duruyordum.
Yağız'da garibim neşemi yerine getirmeye çalışıyordu. "Ne yapalım istersin? Lunaparka gidelim ha, ne dersin? Ya da alışveriş yapalım kafan dağılsın. Yine sana birsürü oyuncak almaya gidelim."
Ben dümdüz duruyor, dediklerine hiçbir şey demiyordum.
"Buldum." diye şakıdı. "Yemek yiyelim. Sabahtan beri de adam akıllı bir şey yemedin zaten. Hem sen aç olunca çok korkunç oluyorsun. Seviyorum ama bak o hallerini. Ayrıca sen yemeğe hayatta hayır demezsin."
Yine tepkisiz kaldığımı görünce ellerimi tuttu. Önümde diz çökmüş, bir saattir tepki vermemi istiyordu. "Asena ne olursun bir şey de."
"Hayır." Başımı iki yana salladım. "Hiçbir şey yapmak istemiyorum."
Başını eğdi. "Asena kurban olayım bari boğazından birkaç lokma bir şey geçsin."
Yalan söylemicem gerçekten kendimi genel olarak da iyi hissetmiyordum. Ruhsal olarak zaten iğrençtim ama bedensel olarak da çökmüş durumdaydım.
"İtiraz kabul etmiyorum, yemek yemeye gidiyoruz. Hiç iyi gözükmüyorsun. En azından enerjini korumamız lazım."
Ne enerjisinden bahsediyor bu ya? Enerji mi kaldı sanki.
Kolumuzu kaldıracak bile halimiz yok ya. Onu diyor.
O normal değil miydi ya?
Yağız beni zorla ayağa kaldırmış, belimden tutarak gitmeme yardımcı oluyordu.
Arabaya bindirdikten sonra kemerimi takıp şoför koltuğuna geçti. Bana sanki küçük bir çocukmuşum gibi davranıyordu.
Hiç büyümemek varmış iç ses. Bu acı dolu, zorluk dolu hayata hiç gelmemek varmış. Hayatımızın yalnızca oyun oynamaktan ibaret olduğu, pamuk şekerlerin bulut olduğu zamana dönmek varmış. Keşke olsa iç ses, keşke tekrardan çocuk olabilsem. Acıdan, kederden, zorluktan uzak olduğum o çocuk olabilsem.
En masum yıllarını özlüyor insan. Kötülükten bile haberi olmadığı, günahsız olduğu, sadece kendi hayal dünyasında yaşadığı o zamanı özlüyor. Her gece annesinin sıcak kollarında uyuduğu, babasının açtığı kollarına koştuğu, oyuncak bebeklerine gerçekmiş gibi baktığı, uyuyor numarası yaptığı, üzülünce rahatça ağlayabildiği zamanların hasretini çekiyor, birdaha o günlere dönemeyeceğinin hüznünü taşıyordu insan ister istemez.
Büyümek işlediğim en büyük günahtı. Tövbesi olmayan, cezası çok ağır olan bir günah.
***
Yağız yemek yememiz için bir mekana getirmişti. Cam kenarında, akşam ışıklarıyla parıldayan denize bakan bir masaya geçmiştik.
Mekanda çalan hafif yüksek sesli müzikler insanı rahatsız etmeyecek türdendi. Menü önümüze geldi. Hiç bakmadan elimle ittirdim. Yağız ikimiz adına siparişleri verdi sonrasında bana döndü.
"Asena ne olursun kendini kahretme bu kadar. Seni böyle gördükçe benim içim gidiyor. Gözlerimin önünde eriyip gidiyorsun resmen ve ben hiçbir şey yapamıyorum. Kendi iyiliğin için lütfen yıpratma kendini bu kadar."
Gözlerimi saatler sonra ilk defa ona çevirdim. "Ben bu gece toprağa bir çocuk koydum Yağız. Onu doyasıya seveceğim, güle oynaya büyüteceğim, dünyanın en güzel evladı olacak bir çocuğu toprağa verdim bu gece. Yanına hayallerimi, umutlarımı, heyecanımı da gömdüm. Bırak bu gece bari yasımı tutayım. Bu gece de gülmeyim. Bu gece neşe saçan ben olmayım. Bırak bu gece üzülen ben olayım Yağız."
Yanımızdan elinde alkol şişesiyle geçen garsonu durdurdum. Elindeki tepside olan her şeyi aldım. Şuan kimin siparişi olduğunu umursayacak durumda değildim.
Ben alkolü art arda içiyor, ne olduğunu umursamıyordum. Yağız elimden ne kadar şişeyi almaya çalışsa da izin vermedim.
Şişeyi bitirmek üzereydim. Yemeklerimiz gelmiş, önümüzde duruyordu. Yağız çatalı yemeğe daldırıp bana uzattı. "Hadi bırak elindekini de bundan ye ne olursun."
"Biliyor musun Yağız. En çok üzüldüğüm an bugüne kadar farklıydı. Dünyamın başıma yıkıldığı, delicesine ağladığım bir şey vardı. Hayatımda bir daha hiç o kadar üzüleceğimi düşünmezdim."
Yutkundu. Kaşlarını çatmış beni dinliyordu. Artık çatalı da bırakmış, bana zorla bir şeyler yedirmekten vazgeçmişti.
"Neymiş o?"
"Senin beni aldattığın gün."
Duvara çarpmış gibi oldu. Aniden kaskatı kesildi.
"Seni öyle gördüğümde kalbimin kırıldığını hissettim. Gözyaşlarım durmadan akıyor, önümü görmemi zorlaştırır hale getiriyordu. İçten içe yanlış görmemi umut ediyordum. İçimden bir his yanlış olmasını diliyordu. Ama gözlerim yalan söylemiyordu. Gerçeği bana apaçık gösteriyordu.
O gece ben sabaha kadar ağladım. Gözlerimde akmayan tek damla yaş kalmayana kadar ağladım. Bir gram uyku girmedi gözüme. Sonra Birce'nin zoruyla bir şeyler yiyip hazırlandım. Yine sana gelmek için. Belki bir umut bana öyle bir şey olmadığını söylemen için. Ama sen bir zehirli ok daha attın ve özür dilememi söyledin. Aldatıldığım için özür dilememi söyledin Yağız. Beni zayıf noktamdan vuran eski sevgililerim bile böylesine canımı acıtmamıştı." Dolu gözlerimle başımı yavaşça iki yana salladım. "Hiçbiri bu kadar ileri gitmemişti."
Hüzünle ona bakıyor, gözlerindeki pişmanlığı sonuna kadar görebiliyordm.
Yutkundum. "Birdaha asla öyle, delicesine üzüleceğimi düşünmezdim. Ne güzel doğum günüm geldi falan." yalandan güldüm. "Keşke gelmeseydi. Bu kadar kötü şeyler yaşayacağımı bilsem istermiydim hiç?"
"Nitekim geldi. Ve benim tüm dediklerimi ağzıma bir bir tıktı." yavaşça konuşuyordum fakat alkolün etkisiyle başım sallanıyordu.
Geriye yaslandım ve denizi izlemeye başladım. "Ben hayatımda böylesine benzersiz bir acı çekmedim Yağız. Bu şimdiye kadar yaşadıklarımdan apayrı bir acıymış. Benzersiz."
Sonra tekrar ona döndüm. "Asla kendi canımdan olan birini doyasıya sevemeyeceğim. " Elim ister istemez karnıma gitti. "Ona o sonsuz şefkati gösteremeyeceğim."
Ellerimle oynamaya başladım ve bakışlarım ellerime indi. Sesim gittikçe boğuklaşıyordu. "Ben anne olamayacağım Yağız."
Kadehi doldurup diktim. Bıraktığı acılık ile yüzümü buruşturdum.
***
Şimdiye kadar yaklaşık 3 belki 4 şişe bitirmiş, deli gibi ortalıkta geziyordum. Yağız beni durdurmaya çalışsa da onu ittiriyor, kendi kendime dans etmeye devam ediyordum.
Mekanda çalan müzik değiştikçe ona ayak uyduruyordum.
Yeni açtıkları müziği fark ettiğimde işaret parmağımı havaya kaldırdım. Kaşlarımı kaldırmış, yüzümde geniş bir gülümseme ile Yağız'a bakıyordum.
"AAAA," diye bağırdım. "Yağız ben bu şarkıyı biliyorum."
Yağız tam beni durdurmaya geliyordu ki bağıra bağıra şarkıyı söylemeye başladım.
"Kalbimde dolaşmadan
Benim diyemezsin bana
Ruhuma karışmadan
Canım diyemezsin bana."
Yağız yanıma gelince elinden tutup geçenki düğündeymişiz gibi dans etmeye başladık. Yani ben başlattım.
Yağız ne kadar durmamızı söylese de ben asla durmuyor, hızlı hızlı dans ediyordum.
Onu bırakmış kendi halimde takılırken şarkıyı söylemeyi ihmal etmiyordum. "Ama bak," dedim gözlerimi abartılı bir şekilde büyütüp onu işaret ederken. "Sen seviliyorsun, bense bekliyorum"
"Elinden geliyorsa" diye son heceyi uzatarak etrafımda dönerken ayağımın takılmasıyla geriye doğru düştüm. Yağız ise bir şey yapacağım ihtimaline karşı zaten temkinli bekliyordu. O yüzden beni hemen tutmuştu.
Gözlerimiz buluşunca şarkıya devam ettim. Bu sefer bağırmıyor, yalnızca onun duyacağı şekilde söylemiştim. "Azıcık sevsene beni."
Bilincim nakaratın bitmesiyle yavaş yavaş kapanıyordu.
Şarkı son sözlerini söyledi ve her şey karanlığa büründü.
"Sana deliler gibi aşığım Asena Keskin."
***
Bölümü atar atmaz gelen okurlarıma kötü haber, sabahın köründe attım bu sefer
Ay bu bölüm aslında bu kadar uzun olmayacaktı bir anda uzadı.
O asla planlarım dahilinde olmayan kavga sahnesi yüzünden herhalde öşwlğswwöğss
Beğendiniz miii
Nasıldııı
Ah be Asena
DKTT #24 şarkısı benden sana gelsin
Valla yazarken öylesine hissederek yazmışım ki okuyunca dedim bu kadar mı çıktı sadece
Herneyse
Dilerseniz Instagram veya tiktok hesaplarımı takip edebilirsiniz
Mükemmel editler paylaşıyorum spöwöğsqöğs
WhatsApp kanalıma katılırsanız çook mutlu olurum
Valla orada çok eğleniyorum, deli gibi takılıyorum falan slamsşwösl
Neyse
Umarım bölümü beğenmişsinizdir
Diğer bölümde görüşmek üzere
Sizleri seviyorummm
Bölüm etkileşimi
