29. bölüm / 33
HAYIRDIR PATRON28.Bölüm
Bölümler 33Şu an: 28.Bölüm
- 1 Giriş573 kelime
- 2 1.Bölüm953 kelime
- 3 2.Bölüm1.235 kelime
- 4 3.Bölüm1.741 kelime
- 5 4.Bölüm2.188 kelime
- 6 5.Bölüm2.533 kelime
- 7 6.Bölüm1.865 kelime
- 8 7.Bölüm1.873 kelime
- 9 8.Bölüm1.229 kelime
- 10 9.Bölüm1.629 kelime
- 11 10.Bölüm1.974 kelime
- 12 11. Bölüm1.020 kelime
- 13 12.Bölüm1.059 kelime
- 14 13.Bölüm1.251 kelime
- 15 14.Bölüm4.297 kelime
- 16 15.Bölüm3.145 kelime
- 17 16.Bölüm3.566 kelime
- 18 17.Bölüm2.332 kelime
- 19 18.Bölüm2.730 kelime
- 20 19.Bölüm3.336 kelime
- 21 20.Bölüm5.179 kelime
- 22 21.Bölüm3.847 kelime
- 23 22.Bölüm5.182 kelime
- 24 23. Bölüm3.680 kelime
- 25 24. Bölüm2.092 kelime
- 26 25.Bölüm4.498 kelime
- 27 26.Bölüm6.752 kelime
- 28 27.Bölüm4.776 kelime
- 29 28.Bölüm5.774 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 29.Bölüm14.439 kelime
- 31 30. Bölüm Part-113.610 kelime
- 32 30. Bölüm Part-216.456 kelime
- 33 30. Bölüm Part-312.832 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Köy için ne alabilirsin ya? Giderken bir market alışverişi yaparsın olur biter. Şu adamın inadını anlayamayacağım.
Küpemi takarken bir yandan bugün hangi parfümü sıksam diye bakıyordum. Tam o anda gelen bildirim ile bakışlarım telefona döndü.
Sabahtan beri kaçıncı kez attığını bilmediğim mesajla ofladım.
Mesaja baktığımda bana bir video atıp, altında 'Şunu izlesene çok komik' yazdığını ve kocaman bir random attığını gördüm.
Ben sabahtan beri hazırlanayım diye burada kendimi yırtıyorum, Yağız'ımız video keyfi yapmakla meşgul olsun.
Siz: Video izlemeyi bırak da beni almaya gel, hazırım ben.
Canımındışı: Zaten sabahtan beri aşağıda bekliyorum seni
Mesajla gözlerim kocaman olurken hemen görüldü atıp parfümümü sıktım. Sapık gibi mi değil mi anlayamıyorum bazen.
Çantamı alıp evdekilere haber verdim ve çıktım. Sakin sakin, hatta biraz daha yavaş olmaya çalışarak merdivenlerden indim.
Aşağı indiğimde Yağız arabaya yaslanmış beni bekliyordu.
"Hazırım demiştin."
"Keyfim seni biraz daha bekletmek istedi." dedim sahte bir gülüşle.
Sırıttı. "İstersen sabaha gelmiş ol, ben yine seni beklerim."
Yanına sandaletlerimin çıkardığı sesle adım adım yaklaştım. "Bu romantik hallerin hiç bana sökmüyor hayatım. Fazla zorlama."
O da birkaç adım atıp aramızda çok az bir mesafe bıraktı. Yüzünde yamuk bir gülümseme vardı. "Sen bana hayatım demeye başladıysan bir şeyler başarmaya başlamışım demektir."
Yüzümdeki gülümseme bir anlığına silindi. Sonra bozmamaya çalışarak tekrar gülümsedim. "Şuanda mahalleli nişanlım olduğunu bilmese seninle yeni evli çiftler gibi saçma sapan konuşmazdım emin ol."
Yalandan bozulmuş gibi yüzünü astı. "Aşk olsun. İnsan kocasına hiç güzel şeyler söylemez mi?"
"Yani," dedim derin bir nefes verirken. Bir yandan düşünür gibi yukarı bakıyordum. "Hödük, ayı, uyuz, sahte kocam, uyuz patronum demek bence çok hoş hitap şekilleri. Bunları kullanmayı tercih ederim."
Önünde birleştirmiş olduğu kollarını iki yana bıraktı. "Ama bak bu sefer gerçekten kırılıyorum. Tamam fena değiller ama çok daha güzel kelimeler var dilimizde. Mesela aşkım diyebilirsin, sevgilim diyebilirsin, az önceki gibi hayatım diyebilirsin. Şahsen bazen sana aşkım diyesiliğim geliyor ama döversin diye içime atıyorum."
Parmak ucuma yükseldim ve gözlerimi kısıp yüzüne doğru yaklaştım. "Pardon da, ne olarak Yağız? Şahsen ben de sahte nişanlıma aşkım demek istemem."
Bana inat o da eğilip yüzüme yaklaştı. "Bir gün bana sahte nişanlım demekten vazgeçeceksin Asena Keskin. O günlerin gelmesini sağlayacağım." Sessizce konuşması ve bunu gülerek yapması fazlasıyla sinirimi bozmuştu.
Ben de onun gibi konuştum. "O kadar emin olma Yağız Demir. O günleri getiremeyeceksin."
Geri çekilip genişçe gülümsedi. "Hadi arabaya geç de gidelim bugünki randevumuza," dedikten sonra eğildi ve beni sinir etmek istercesşne fısıldadı. "Aşkım."
Onunla daha fazla laf dalaşına girmemek için bir bakış atıp arabanın diğer tarafına doğru yürümeye başladım. Bu adam ne ara bu kadar rahat oldu ya?
Yağız arabayı sürmeye başladığında ben dümdüz karşıya bakıyor, gözümü bile kırpmıyordum.
Yağız ise sürekli bana bakıp duruyor, bir şey demeden önüne geri dönüyordu.
En son dayanamayıp konuşunca sesinde alayla karışık endişe vardı. "Asena iyi misin? Gideceğimiz yere yaklaştık ama inince sırtıma atlayıp beni dövmenden korkuyorum."
Elini uzatıp sakinleştirmeye çalışır gibi yaptı. "Bak konuşarak her şeyi halledebiliriz."
Hadi söylesene Yağız'ın sana aşkım demesi hoşuma gitti diye. He, buna cesaretin var mı?
Ne saçmalıyorsun ya, yok öyle bir şey.
Daha kendine bile itiraf edemiyorsun. Ama kabul etmelisin; Yağız sana aşkım dediği için değil de, verdiği sözler hoşuna gittiği için kendine kızdın.
Ne hoşuma gidecek be? Ayı bal yiyince tatlı bir hayvan mı oluyor? Mal aynı mal. Dedikleri onu değiştirmez.
O kadar kafayı yedin ki bambaşka şeyler konuşup duruyorsun. Ben senin iç sesinim, içinim. Ben senin aslınım. Herkesi kandırırsın ama beni asla.
Bazen keşke olmasan diyorum. En azından kendimi kandırabilirdim.
Kendine de yalan söylersen bu hayatta kime güveneceksin Asena? İyi ki varsın diyeceğin yerde dediğine bak, aşk olsun.
"Asena?"
Yağız'ın bana seslenmesiyle kendime geldim.
Ona döndüğümde bana endişeli gözlerle baktığını gördüm. "İyiyim ya. Dövmem seni merak etme, azıcık pataklarım o kadar."
Önüne dönüp sürmeye başlayınca burnundan güldü. "Senin pataklama dediğin Allah bilir nedir. Neyse. İyi ol da."
Önüme dönerken 'Yağız'a biraz haksızlık mı yapıyorum acaba?' diye düşündüm. O bir şeyleri düzeltmeye çalışırken ben her şeyi başa sarıyordum sanki.
Onun beni sevdiği çok barizdi. En azından bana değer verdiği. Benim içimde de maalesef ona karşı, kendime bile itiraf edemediğim bir sevgi mevcuttu. Madem karşılıklı duygulara sahibiz, neden her şey tam tersine ilerliyor?
Belki bir şans versem bir şeyler olabilir.
Her şey olması gerektiği gibi ilerliyor Asena. Siz bir anlaşma yaptınız ve onu uyguluyorsunuz. Burada ters giden şey birbirinizi sevmeniz. En azından senin onu sevmen. Zamanında sen bu adamın yüzüne dosya fırlatıyordun ya. Gerçekten yanlış olan şans vermemek mi sence? Ayrıca bu adam her gece başka kızlarla magazine boy boy fotoğraf çıkaran biri. Ya bu ilgisi sadece seni tavlamak içinse? O zaman mal gibi ortada kalırsın.
Bugün haklı olman çok canımı sıkıyor haberin olsun.
E sen de haklısın canım. Sahte evlilik için bile olsa yanyana duracağın adama bu kadar ters davranma. Orta yolu bulunca çok güzel anlaşıyorsunuz. En azından bu evlilik sana zehir olmaz.
Aslında evet, doğru. Bu evliliği 1-2 ay için de olsa kendime zehir etmemem lazım.
Böyle dedim diye çok yaklaşma da sen yine.
"Yağız," diye döndüm evin önündeki sesimin tam aksine bir ses tonuyla. "Biz niye alışverişe gidiyoruz?"
Kaşlarını çatarak kısa bir an bana baktı. "Unuttun mu Asena? Balayı için gidiyoruz ya."
Göz devirdim. "Onu biliyorum da neden? Ne alıcaksın mesela köy için? Tamam market alışverişi falan yapılması gerekiyor da o giderken yapılacak şey. Şuan yapmamızın bir anlamı yok."
"Asena ne market alışverişi? Balayı demek birlikte başbaşa tatile gitmemiz demek. Tatil için alışveriş yapıcaz işte."
Ufak bir kahkaha attım. "Bizim köy ve tatil. Muhteşem ikili." dedim elimi havada iki yana açarken.
"E köyünü övdün bize o kadar, illa ki vardır bir şeyler."
"Tabii tabii. Tam bir tatil köyü." dedim yalandan onu onaylarken.
Geldiğimizde arabadan indim ve gözlerimi kapatıp muhteşem havayı soludum. Yazın bu zamanlarını çok seviyordum.
Yağız yanıma gelip elini belime koydu. "Solumuzda gazeteciler var, her an gelebilirler." diye eğilip fısıldadı.
Gülümseyerek ona baktım. Tam o an karşımda bir flaş patladı.
Gazeteciler anında yanımızda belirirken muhabir elindeki mikrofonu resmen ağzımıza soktu. "Yağız Bey birkaç gün sonra düğününüz var, neler hissediyorsunuz?"
Yağız olduka rahat bir tavırla konuşmaya başladı.
Tüm kameralar sizi çekiyor, dümdüz bakma şu adama.
Yağız konuşurken gülümseyerek ona bakmaya başladım. Gözlüğünü çıkartmamıştı. Ben olsam net çıkartırdım, gözlük varken karşımdakiyle konuşamıyorum nedense. Saygısızlık yapıyormuşum gibi geliyor.
Ne alaka mesela?
İşte bir anlasam.
"Öncelikle sevgili nişanlım Asena ile birlikte olduğum için gerçekten çok mutluyum. Onun gibi bir insan bulmak gerçekten çok zor. Onun gibi biri hayatımda olduğu için cidden çok şanslıyım. Düğüne gelecek olursak gerçekten fazlasıyla heyecanlıyım. Sevdiğim bir insanla hayatımı paylaşmak, en güzel anları birlikte yaşamak fazlasıyla sevindirici, bir o kadar da heyecanlandırıcı bir şey. Umarım ona iyi bir eş olabilir, güzel bir hayat sunabilirim." deyip bana bakarak gülümsedi.
Sahte olan gülümsemem bir anda sıcacık bir gülümseye dönüştü. Biz birbirimize bakarken mikrofonun bana dönmesiyle muhabire döndüm. "Peki siz Asena Hanım. Normalde sektörde çok fazla duyulan bir isim değilsiniz fakat Yağız Bey ile olan ilişkinizden sonra fazlasıyla adınız anılmaya başladı. Bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz?"
Yani demek isttediği şey sen hiçbir şey değilken birden insanlar seni konuşmaya başladı. 'Yağız' sayesinde.
"Sektörde çok fazla duymamanız normal ama biz her daim sizin hayatınızdaydık. Ben dahil diğer tüm arkadaşlarım da gördüğünüz reklamların en büyük yardımcılarındanız. Yani bir nevi hikayenin görünmeyen kahramanları aslında biziz. Kendimizi öne sürmüyoruz diye bir hiç değiliz."
Kameramanlara bakıp tekrardan döndüm. "Asıl konumuza gelirsek Yağız benim bu hayatta en değer verdiğim insanlardan biri. Ona karşı duyduğum sevgi haddinden çok daha fazla. Sanıldığı gibi ben onun ününe, parasına bakmadım. Onunla birlikte olmamın sebebi onu olduğu gibi, kendisini sevmem."
Yağız'a bakıp devam ettim. "Onun her şeye rağmen ikimiz için engelleri aşıp devam edebilmesine, saklamaya çalışmadığı koşulsuz sevgisine, sert görünümünün altında yatan merhametine, duyduğu saygısına, bana karşı gösterdiği şefkatine, her şeye rağmen yine de 'Seni seviyorum' diyebilmesine, elimi asla bırakmamasına deliler gibi aşığım. Daha sayamadığım birçok şey kalbimin onunla dolup taşmasına sebep oluyor."
Evet, gündemi fazlasıyla takip ediyordum ve neredeyse herkes onunla parası için evlendiğimi düşünüyordu.
"Düğünümüz için aslında heyecandan daha çok sevinç var içimde. Onun gibi muhteşem bir insana sahip olmanın sevinci. Onun bana muhteşem bir eş olacağına şüphem yok. Ona güvenim tam."
Yağız belimden ilerlememi işaret eden bir şekilde ittirdi. "Biz gidelim artık arkadaşlar. Malum, evlilik telaşesi."
Arkamızdan sorular yağdırırlarken biz hızla ilerliyorduk. Rahat bir ortama geçince Yağız düşünceli bir tavırla konuştu. "Bazen beni gerçekten sevdiğini düşünüyorum."
"Efendim?" dediğini tam anlayamamıştım. "Yok bir şey." diye geçiştirdi.
Mağazalara baka baka ilerlerken Yağız bir anda koşar adımlarla gitmeye başladı. "Ya Yağız bi' dur ne oluyor?"
"Mükemmel bir mağaza gördüm, koş."
Sanki koşa koşa gitmesek kapatacaklar mağazayı.
İçeriye girdiğimizde Yağız sanki bir hazine bulmuş gibi bakıyordu. "Ya sen benim evliliği kabul etmeme bu kadar sevinmedin ya. Bu kadar sevdiğin ne var bur'da?"
Gevşekçe tuttuğu elimi sıkı sıkı tuttu "Gel bak ne buldum." diyerek hızlıca gitmeye başladı. Gittiğimiz raflara bakınca şezlong görmemle şokla Yağız'a döndüm. "Yağız şezlong var burada."
Gururla gülümseyerek bana bakıyordu. "Evet. Tatile gidiyoruz şezlong lazım tabii. Bak ben şu mavi çizgiliyi beğendiğim." Gözleriyle işaret etti. "Ben kendim için bunu alıcam sana hangisini alalım?"
Yağız bana ciddi ciddi seçmem için bakınca kocaman bir kahkaha attım. Etrafımızdakiler bana deliymişim gibi bakarken ben gülmekten iki büklüm olmuştum.
"Asena kalk kız rezil olucaz." diye dişlerinin arasından konuşurken bir yandan beni dürtüyordu. Yanımızdan biri geçince de ona gülümsüyordu direkt.
"Ayh, ayh nefes alamıyorum." diye gülmekten yaşaran gözlerimle ayağa kalktım. "Yağız sen ciddi ciddi şezlong mu alıcaksın?"
Az önceki heyecanı tamamen gitmiş, morali fazlasıyla bozulmuştu. "Evet ne olmuş? Tatil için şezlong lazım. Sen ne dersen de, ben bugün istediğim her şeyi alıcam. Ayrıca sen seçmezsen seninkini de ben seçicem."
"Tamam tamam." Elimi çeneme koyup düşünür gibi şezlonglara baktım. "Bana da şu kırmızılıyı alalım o zaman."
Ona uyup seçmem onu mutlu etmiş olacakki hemen seçtiklerimizi aldı. Kocaman bir araba bulup ona koydu ve yanıma geldi. "Hadi gel diğer şeylere bakalım."
Ben gülerek onun peşinden giderken o büyük bir ciddiyetle raflara bakıyor, mağazayı turluyordu.
Gördüğü şeyle arabayı bırakıp oraya gitti. Ben araba gitmesin diye tutmaya çalışırken Yağız yanıma dünyanın en absürt deniz şortlarıyla geldi.
"Nasıllar ama? Büyük bir ciddiyetle hepsine tek tek bakarak seçtim. En güzelleri bunlardı."
Şortları kaldırıp bana gösterdi. Gördüğüm şortlardan biri ananaslı, biri ahtapotlu, bir diğeri de donatlıydı. Daha görmediklerimse bunlar gibi saçma sapandı.
Yanına gidip şortları elime aldım. "Yağız sen bu tarz şortlar giyer miydin ya?"
Başımı kaldırmadan ona baktım. "Kruvasanlı?"
Şortları elimden alıp arabaya koydu. "Hepsi çok güzel. Gel bak şur'da da sana göre olanlar var."
Ben sessizce gülerken o beni bırakmış gidiyordu. Anlaşılan bugün Yağız dünyanın en gereksiz alışverişini yapacaktı.
Yanına gittiğimde kadınlar için olan mayolara bakmaya başladı. Tam dönüp bikini seçeceği sırada durdurdum. "Yok yok. Orası ortak alan giyersem köylüler birazcık şey yapabilir. Sen beni boşver ben yüzmeyi sevmem zaten." derken onu omuzlarından tutup o reyondan çıkartıyordum.
"Niye ya? Ben varken kimse sana bir şey diyemez!" dedi kaşlarını bilmiş bilmiş kaldırırken.
"E zaten ama olsun. Tatilde keyfimiz kaçmasın değil mi? Hadi gek bak şurada gözlükler var onlara bakalım." Diye tatlı tatlı konuşarak onu uzaklaştırmaya çalışıyordum.
Ben gözlük diyince hemen odağı orası oldu. Gözlüklere bakarken masmavi bir gözlüğü yerinden çıkarıp bana taktı. Geriye doğru eğilip kısık gözlerle baktı. "Maviyi sevmekle haklymışsın. Tam senin rengin."
Gözlüğü çıkarıp yerine koydum. "Saçmalama Yağız ben bu gözlüğü takmam."
Ben gözlüğü koyar koymaz çıkarıp arabaya koydu. "Hayır çok yakıştı. Bak şur'da sarı da var. Sarışın değilim ama bana da gider gibi he, ne dersin?"
Gözlüğü takıp bana baktı. Kollarını birbirine dolayıp poz keserken ben kıkırdadım. "Çok güzel. Sarı tam senin rengin inan bana." 'Ciddi misin?' der gibi başını eğdi. "O zaman bu da sepete."
Oradaki gözlüklerin neredeyse yarısını alıp zar zor oradan ayrıldık. Ama ne yalan söyleyim, Yağız'ın seçtiği gözlükler o kadar komik ki çok eğlendim seçerken.
Benim seçmeme gerek kalmadı doğrusu. Yağız neyi beğense, neye güzelmiş desem hemen aldı. Diyorum ne yapacağız o kadar gözlüğü, bir iki tane alsak yeter. Olsun, saat başı değiştiririz en kötü diyor.
Şimdi de durmuş deniz yatağı seçiyorduk.
"Bak dondurma şeklinde var güzel duruyor." Sonra başını çevirip bana baktı. "Dondurma demişken, bur'dan çıkıca dondurma yiyelim mi?"
"Olur ama bence yatağı dondurmalı almayalım. Şur'daki ananaslı daha güzel." Köydekilerin hayatında bir kere bile ananas yediğini sanmıyorum.
Dediğim yatağın şişik halini alıp arabaya koydu. "Niye şişik alıyorsun? Kutudakini alsana zor taşırız böyle."
"Köyde nasıl şişiricez? Şişirebilsek bile niye uğraşalım ki şişirilmişi varken?"
Benden daha mantıklı konuşmasıyla susup dik dik ona baktım.
"Bir tane de düz alalım." deyip düz renk bir yatağı da arabaya koydu. Araba saçma sapan şeylerle dolu olduğu için önümü görmüyor, arabayı Allah'a emanet sürüyordum.
Mağazaya gireli belki 2 saat belki daha fazla oldu bilmiyorum ama Yağız fazla saçmalamaya başladı.
"Ya Yağız can simidini ne yapacaksın ya saçmalama?"
Can simidini alması sanki çok normalmiş gibi konuşuyordu. "Ya Asena ne demek saçmalama? Eğer boğulma tehlikesiyle başbaşa kalırsak ne olacak Allah korusun?"
"Biz de boğulacağımız sularda yüzmeyiz ne var bunda."
"Ooo bak güzel sözmüş yaz bir kenara." dedi işaret parmağını bana sallarken.
Elimi alnıma vurup ofladım. "Ben ne diyorum sen ne diyorsun? Hadi bırak o simidi de çıkalım artık kovacaklar bizi."
Beline taktığı can simidi yetmezmiş gibi elini beline koyup kısık gözlerle bir yerlere bakmaya başladı. "Ben Yağız Demir. Beni kimse kovamaz."
"Sanarsın padişah. Hadi Yağız sıkıldım ben hadi."
Mağazadan çıkmıştık ama ben gülmekten poşetleri taşıyamıyordum. Yağız gereksiz bir sürü şey aldığı için tek başına taşıyamıyordu. Hoş, taşıyabilecek bir durumda da değildi.
Belinde can simidi, kolunun altında deniz yatağı, gözünde ve başında ikişer tane gözlük, elinde şezlongla ve gözlüğün üstüdeki şapkalarla nasıl gezebildiğine şaş kalıyorum artık.
Arabaya tam aldıklarımızı bırakmaya giderken peşimizdeki bir grup kızın konuşmalarını duydum. "Şu Utku Yağız Demir mi ben mi yanlış görüyorum?"
"Saçmalama istersen. Yağız sence öyle şeyler yapar mı? Adamın bir karizması var çizdirmez onu. Salak bir turisttin tekidir."
"Ay kız vallaha o. Yanındaki kadına baksana. Asena Keskin değil mi o? Nişanlısı."
"Ay evet o gerçekten. Yağız ne yapmış öyle ya? Yokluktan mı çıktın be adam, ne bu alışveriş? Her şeyi düşünürdüm de Yağız'ı böyle göreceğim aklımın ucundan dahi geçmezdi."
"Ay dur kız fotoğraf çekinelim. Kırk yılın başı fanı olduğum bir insanı görmüşüm kaçıramam. Gerçi artık ne kadar fanı olurum bilmiyorum ama neyse gel."
Ben onların konuşmalarına gülmemek için kendimi zor tutarken kızlar yanmıza geldi. "Aaa Yağız Bey biz sizin çok fena sosyal medyadan hayranınınız. Bir fotoğraf çekinebilir miyiz rica etsek?"
Yağız'ın keyfi bugün nedense fazla olduğu için genişçe gülümseyerek "Olur tabii." dedi.
Onlar fotoğraf çekinirken bense hayretle onlara bakıyordum. Sonra beklemediğim bir şey oldu ve kızlar benimle de fotoğraf çekinmek istediler.
Fotoğraf çekindikten sonra kızlar yanımızdan gülüşerek gittiler. "Yağız şebeğe dönmüş resmen gülmemek için kendimi zor tuttum."
"Dimi dimi ben de. Ama Asena haberlerde gösterildiğinden çok daha güzelmiş. Nasıl bir efekt uyguluyorlarsa kıza çok çirkin gözüküyordu."
"Ben bunları Tiktok'a atarım görürler. Boşuna linç yiyor kadın."
Uzaklaştıkları için geri kalanını duymamıştım ama şuan yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Yağız'ın ise suratı beş karış olmuştu.
Arabanın bagajına aldıklarımızı yerleştirdikten sonra Yağız kapatıp ellerini birbirine vurarak silkti.
Tutmam için elini uzattı. "Hadi gel dondurma alalım sonra devam ederiz."
Elini tuttum ve gitmeye başladık. "Devam ederiz derken? Aldık işte alacağımızı daha ne alıcaz?"
"Kıyafet alıcaz. Hem alacağım birkaç parça bir şey vardı onları da alırız. Sonra istersen bırakırım seni eve ya da istediğin başka bir şeyi yaparız."
"Yakın zamanda düğünüm olduğu için eve gidip dinlenmeyi tercih ederim ama yine de teşekkür ederim sorduğun için."
Dondurmacıya geldiğimizde dondurma çeşitlerinden seçmeye başlamıştık. "Ben kavunlu ve şu pembeden alayım merak ettim nasıl." dedim. Yağız hemen benimkini adama söyledikten sonra kendisininkini söylemeye başladı.
"Kakaolu, vanilyalı, tutti frutti, böğürtlenli, kavunludan da olsun. Sonra yaban mersinli, ahududulu, vişneli, limonlu, antep fıstıklı ve bal badem."
Sonra devam etti. "Külahta ve çikolata soslu lütfen. Söylemeyi unuttum." Adamla birlikte ben dahil çevremizde olan herkes şokla Yağız'a bakıyordu
"Yağız bunları nasıl yiyeceksin? Sesin kısılır da düğünde evet diye bağıramazsan gırtlaklarım bak seni."
"Ya bir şey olmaz." dedi rahat bir tavırla. Sonra adama döndü. "Abi sen koy dediklerimi."
Yağız'da Emine'nin boyu kadar olan dondurmasını aldıktan sonra masalardan birine oturduk.
Ben çoktan dondurmamı bitirmişken Yağız yarısına bile gelememişti. "Ama bak erimesiyle uğraşıyorum yoksa çoktan bitmişti."
Ben garip garip ona bakarken baktığımı fark etti. Dondurmasıyla ikisi arasında bakışlarımı çevirirken dondurmasını uzattı. "Denemek ister misin? Bak buranın bal bademi çok iyiymiş."
Kaşlarımı çatıp elimle uzaklaştırdım. "Yok sağ ol kalsın. Ben yedim yiyeceğim kadar."
Oöuz silkip yemeye devam etti. Magazinlere yakalansaydı kırk yıllık dalga konusu çıkardı. Neyse ki insanlar Yağız'ın yiyişinde tiksinip oturduğu yerlerden kalkıp gitmişti.
Ta 2-3 masa ilerimizde olan kişi de kalkıp gidince ister istemez güldüm. Sessizce gülüşüm gittikçe kahkahaya dönünce Yağız yemeyi bırakıp bana baktı.
Elimle geçiştirdim. "Sen ye ye. Aklıma komik bi şey geldi de ona gülüyorum ben."
Bir süre sonra Yağız dondurma yemekten yorulduğu için devamını yiyemeden oradan kalktık. Tabii yüzünü adamların el yıkadığı yerde yıkamasına da yarıla yarıla gülmüştüm.
Yanıma geldiğinde her yeri su içindeydi. "Yağız ayak üstü duşa mı girdin bu halin ne?"
Gülümsedi. "Hee." dedi. "Köyde gireceğimiz denize hazırlık yaptım."
Yağız bilmiyor ki köyde cidden maksimum bu kadar denize girebilir. Köyün dağdan gelen su çeşmesinde en fazla.
Kıyafet almak için girdiğimiz mağazada yanımıza hemen bir kadın geldi. "Buyurun nasıl yardımcı olabilirim Yağız Bey?"
"Yok yok zahmet etmeyin. Biz öyle kendi halimizde gezineceğiz." diye geçiştirdi kadını. Belimden tutup ilerlerken bir yandan da sabahtan beri yaptığı gibi reyonları inceliyordu.
"Aa Asena bak bu sana çok yakışır." diye bir elbise işaret etti. İnanılır gibi değil ama elbise gerçekten de güzeldi.
"Güzelmiş ama ben bunu nerede giyicem Yağız? Öyle her yerde giyilebilecek bir elbise değil ki alayım."
"Ya of nerede giyeceğini napıcan? Al dursun işte." deyip yanımızdaki kıza verdi.
Alışverişimiz full Yağız'ın bu sana çok yakışır alalım demesiyle geçti. Gerekli gereksiz o kadar çok giysi aldı ki anlatamam.
Kendsisine de alışveriş yapıktan sonra buradan da elimizde poşetler dolu bir şekilde çıkmıtık.
Arabaya giderken bir yandan söyleniyordum. "Yeni bir madde ekliyorum. Birdaha bana bir şey alma mümkünse. Benim dolabımda bu kadar kıyafet yok nereye sığdıracağım ben bunları?"
"Güzelim dert etme. Eve büyük bir dolap yaptırırm koyarsın her şeyini."
Ona göz devirirken çktan arabaya gelmiştik. Tıkıştıra tıkıştıra aldıklarımızı arabaya sığdırıp arabaya bindik.
"Hayır anlamıyorum biz niye sürekli alışveriş yapıyoruz? Sürekli bir alışveriş, bir şey. Daha köye giderken de yapmamız gerekecek. Şimdiye kadar aldıklarımızın benim ömür boyu çalışıp kazandıklarımdan kat be kat daha fazla fazla olduğuna yemin edebilirim ama kanıtlayamam."
"E Asena lazım oluyor yapıyoruz işte. Hem evlilik zamanı olur öyle şeyler. Ayrı eve çıksaydık ona da ayrı alışveriş yapacaktık. Normal bunlar." dedi etrafı kolaçan edip arabayı sürmeye başlarken.
"Neyse ki gerçekten evlenmiyoruz var ya. Ciddi olsaydı o evde kalmaya hayatta katlanmazdım. Gerekirse evlenmekten vazgeçerdim, yine de kalmazdım orada."
Kaşlarını çattı. "Niye öyle diyorsun ya? Evimizin neyi var?"
"Emine'si. Bence kafi."
"O zaman gerçekten evlenirsek şartın ayrı eve çıkmak mı olucak?" dedi kısa bir an bana bakarak. Bu konu fazla ilgisini çekmiş gibiydi.
"Gerçek olmayacağı için bence bunu konuşmaya gerek yok." dedim ona yalandan gülerken.
"Niye olmasın? Belki bana aşık oluverirsin kim bilir?" dedi yarım ağız sırıtırken.
"Ne alaka ya?" dedim içime kaçmış sesimle. "Niye sana aşık olayım ki?"
"Bilmem." dedi elini saçlarına götürürken. "Belki cazibeme dayanamaz seversin beni ne malum?"
"Bugünki o görüntülerinden sonra cazibe falan kalmadı haberin olsun." deyip burnumdan güldüm. O görüntüler hiçbir zaman gözümün önünden gitmeyecek.
"Ama o dondurmalar çok güzeldi hakkını yiyemezsin. Sadece adamın topları biraz fazla büyükmüş o yüzden bitiremedim."
Başımı salladım onaylar gibi. "Tabii canım. Zaten öyle başka ne olacak ki? 11-12 top dondurma almanla alakası yok yoksa."
"Cık. Sıfır alaka."
Araba normal bir hızla giderken radyoda çalan sakin şarkılar sanki çok yavaş gidiyormuşuz gibi hissettirdi. Bu süre zarfı boyunca hiç konuşmadık. Sonra Yağız çenesini tutamadı ve konuştu.
"Asena benimle evleneceğin için gerçekten sevinçli misin? Yani sana iyi bir eş olacağıma inanıyor musun gerçekten?"
Durup düşündüm biraz. Şimdiye kadar yaşadıklarımızı, bana davranışlarını, nasıl yaklaştığını vs. her şeyi düşündüm. Onu sevdiğimden başka bir şey gelmedi aklıma.
"Yani." dedim yolu izlerken. Bir taraftan ellerimle oynuyordum. "Açıkcası iyi bir eş olacağını düşünüyorum ama her an magazinde başka bir kadınla yakalama ihtimalim de fazla. Her an sıkılıp 'Hadi boşanalım' deme ihtimalin de var. Bana saçma bir şekilde sahte nişanlısı olmamı teklif eden biri başka kadınlara her an başka bir şey de teklif edebilir gibime geliyor. Ya da ne yapıp ne edip beni kendine aşık ettikten sonra terk de edebilirsin. O da var ve olma ihtimali çok yüksek bir şey."
Tam konuşacağı sırada "Ama," diye ekledim. "Belki de gerçekten çok iyi bir eş olabilirsin. Değer veren, sevgisini asla esirgemeyen, en kıymetlisi benmişim gibi davranan, benden başka hiçbir kadınla magazine yakalanmayan, sevgisinin asla bitmeyeceği, beni her geçen gün kendine daha da aşık edip pişman etmeyecek bir eş de olabilirsin."
Ona döndüm. "Çok karışık bir insansın Yağız Demir. Seni düşününce zihnimde her şey birbirine giriyor. Ne düşüneceğimi unutuyor, yalnızca kendi duygularımı hatırlıyorum. Yani seni düşününce asıl sen değil de benim gözümdeki sen geliyorsun aklıma. Sonra duygularım giriyor araya, her şey dizginleşiyor. Sadece sen ve ben kalıyoruz. Başka da bir şey düşünemiyorum."
Arabayı durdurdu ve bir elini koltuğuma yaslayıp bana eğildi. Kaşlarını hafif çatıp kaldırmıştı. "Bu bir aşk itirafı mıydı?" dedi gözleri gözlerim arasında dolaşırken. "Onu ben bile bilmiyorum Yağız. Emin ol ne hisettiğimi ben bile bilmiyorum. Bir tarafım senden nefret ediyor. Gözlerimden hiç akmadığı kadar yaşlar akıttığın geceyi hatırlatıyor. Bir yanımsa her şeyi boşverip," sözümü yarım bıraktım.
"Neyse ne. Sonuç olarak senden nefret eden bir yanım var. O olduğu sürece seni asla tamamen sevmeyeceğim."
Yüzünde ufak bir gülümseme oluştu. "Ben nefret eden yanına da razıyım Asena. Sen yeter ki bize bir şans ver."
Kalbim deli gibi hızlanmıştı. "Nefret ettiğim birine hiçbir zaman bir şans vermedim. Birini seviyorsam tam sevmek isterim. Güvenimin tam olduğu, şüphelerin olmadığı, arada nefret gibi bir şeyin söz konusu bile olmadığı bir sevgi isterim." Yaklaştım. "Sevgimin hiç bitmeyeceği, aksine her geçen gün daha da artacağı bir sevgi."
Sonrasında hemen geri çekildim. "Hadi kaldık burada gidelim artık. Hava da karardı. Yarın işlerim var benim erken kalkmam lazım."
O da geri yerine gidip arabayı çalıştırdı ve sürmeye başladı.
Yol boyu arada şarkıya eşlik etmiş, kendi kendine dans etmişti. Bense onun bu haline bakıp gülmüştüm sadece.
Tamam yalan yok, yalandan elini mikrofon gibi yapıp bana uzattığı zaman bağıra bağıra şarkıyı söylemiştim ama bu önemsiz bir detay.
Şu çocuğun karga gibi sesinden çektiği nedir ya?
Eve geldiğimide Yağız'ın bana aldıklarını koluma doluşturdum. O bana çıkarmayı teklif etmişti fakat biliyorum ki yukarı çıksa annem onu hayatta bırakmazdı.
O güzel bir vedalaşma bekiyor gibiydi ama çantalar yüzünden canım acıyordu bu yüzden 'Hadi düğünde görüşürüz' diye binaya girmiştim hemen.
Kapıya geldiğimde durdum. Kapıyı nasıl açıcam ben şimdi ya? Geç de oldu uyumuşlardır belki.
Ay of uğraşamayacağım.
Ayağımla kapıyı tekmelerken hızlı hızlı gelen adım sesleriyle durdum. Annem kapıyı açınca bana dik dik baktı. "Kızım ne öyle baskına gelmiş gibi vuruyorsun? Normal çalsana kapıyı."
Annemin yanından eve geçiverdim. "Dolu ellerimle insan gibi çalamadım anne kusura bakma." deyip poşetleri yere bıraktım.
"Kızım bu poşetler ne böyle bu kadar?"
"Git damadına sor onu. Gerekli gereksiz birsürü şey aldı."
Kapıyı kapattı. Ellerini havaya kaldırdı. "Neyse ben karışmıyorum. Dizim var benim bu akşam. Sen de git mutfağa yemek ye sabahtan beri dışarıdasınız acıkmışsındır."
Beni koridorda tek başıma bırakıp salona gitti. İyi hatırlattı ben de gideyim de bir şeyler yiyeyim.
Ellerimi yıkayıp mutfağa doğru gittim. Her zaman kapısı açık olan mutfak bugün kapalıydı, hayret.
Kapıyı açtığımda maasada gördüğüm yüz ile donakaldım.
"Sude."
***
"Öyle işte. Senin sayende hayatım kurtuldu. Demiştim ya sana notta yanına gelicem diye. Sözümü tuttum, geldim."
"O kadar iyi yaptın ki. O heriften kurtulmak kendin için yaptığın en güzel şeydi emin ol bana. Gelmene de ne kadar sevindiğimi anlatamam."
Ben cümlemi bitirir bitirmez kapının zili zırıl zırıl çalmaya başladı. Anahtarınız yok mu sizin ya? Hadi benim elim doluydu sizde ne var?
Kalkıp kapıyı açınca üstüme atlayan Oğuz'u beklemediğim için yerimde sendeledim. Benden ayrılıp büyük bir sevinçle konuştu. "OLDU ASENA OLDU. ASLI BENİ AFFETTİ. TEKRARDAN ESKİSİ GİBİ OLDUK SONUNDA."
Onun sesi henüz kapanmayan kapı sebebiyle tüm binada yankılandı. Birce bunu fark edince hemen içeriye girip kapıyı kapattı. Annem koşa koş yanımıza geldi. "Oğlum ne oluyor da böyle bağırıyorsun akşam vakti?"
"ASLI AFFETTİ BENİ ZEYNEP SULTAN. SONUNDA BAŞARDIM."
Annem duyduğu gibi kocaman gülümsedi. Oğuz gibi o da çok sevinmişti. Birce ile bense buruk bir gülümseme ile onları izliyorduk. İkimiz de biliyorduk ki bu iyi bir haber değidli.
Neyse, Oğuz mutlu olsun da.
"Hadi yine iyisin. Ama bak birdaha böyle bir şey olur-"
"SUS KIZ. Olmayacak öyle şey. Evleneceğiz biz."
Yanımıza Sude geldi. "Tebrik ederim. Umarım çok güzel bir evliliğiniz olur. Bu devirde senin gibi böyle sevinen erkek bulmak zor."
Oğuz öndeki saçlarını cilveyle geri attı. "Evet biraz fazla zor." Sonra bakışları şüpheye dönüştü. "Yanlış anlamayın da siz kimdiniz? Tanıyamadım da."
Sude elini uzattı. "Sude ben. Asena'nın hayatını kurtardığı bir arkadaşıyım." Oğuz uzattığı elini sıktı hemen. "Memnun oldum. Asena'nın vardır öyle huyları. Kendi hayatı hariç herkesinkini kurtarır."
Yüzümdeki gülümseme soldu. "Niye öyle diyorsun ya? Sizin gibi arkadaşlar edinerek kendi hayatımı kurtardım ben daha ne?"
Oğuz eliyle 'he he' yapıp beni geçiştirdi. Sonra elleri hala havada kalınca kendini tanıtmadığını hatırladı ve az önceki neşesiyle konuşmaya devam etti. "Oğuz ben de. Asena'nın en yakın arkadaşı ve hayatındaki en yakışıklı erkek."
İkisi birbiriyle bakışırken Birce elini uzatınca Sude Birce'ye döndü. "Birce ben de. Asena'nın en yakın arkadaşıyım. Daha doğrusu biz üçümüz çok yakın arkadaşız. Oğuz gibi iddialarım yok benim. Dümdüz bir insanım işte."
Sude Oğuz'un elini bırakıp hemen ona yöneldi. "Çok memnun oldum. İddiaların yoksa bile olmalı çünkü çok güzelsin."
Onlar kendi arasında sohbet ederken Oğuz bana sevinç gösterileri yapıyordu. "Oğuz biraz daha böyle davranırsan pataklayacağım seni."
***
Herkes odasına çekilmiş, yatmıştı. Biz ise mutfakta davlumbaz ışığında hazır kahve ve çaylarımızı içiyor, sohbet ediyorduk. Tabii buna sohbet denebilirse.
Ben ne kadar başka konuya geçmeye çalışsam da Birce ne yapıp ne edip konuyu Yağız'a getirmeyi başarmıştı.
"Yağız görebileceğin hem en kötü, hem de en iyi insan biliyor musun?"
Sude kaseden çekirdek alırken kaşlarını çattı. "Nasıl yani, o nasıl oluyor?"
Kıvırdığı dizine yasladığı başına kaldırdı. "Nasıl anlatılır bilmiyorum. Bir gün bir bakıyorsun sana dünyanın en değerli şeyi gibi davranıyor, ertesi gün seni bir hiçten farksız sayıyor. Ne yaptığı belli değil."
Sude bana döndü. "E kızım senin bu adamla düğünün yok mu? Böyle biriyle nasıl evleniyorsun?"
Birce çayından yudum alırken güldü. "Sana şuan nedenini söylese çeneni yerden toplamak zorunda kalırsın. O kadar saçma ki ben ilk duyduğumda uykusuzluktan rüya görüyorum sandım. Bir de öyle saçma bir zaman da öğrendim ki."
"Hadi ya çatlatmayın da söyleyin artık."
Birce'nin çene düşüklüğünden dolayı elimi alnıma vurdum. "Ama Asena haksız mıyım? Şuan Sude öğrense düğünde ona dediklerini misliyle sana geri iletir."
Sude anlatmam için bana baktı. "Ya abarttığı kadar büyük bir şey değil. Birce bu, abartmaya bayılır."
"E ne o zaman?"
Gözlerinden deli gibi merak ettiği belli oluyordu. Sanki daha fazla anlatmazsak her an boğazımıza yapışacak gibiydi.
"Aşık oldum." dedim sakin bir ses tonuyla.
Sude her şeyi bırakıp Birce'ye dik dik baktı. Birce'de Sude ona öyle bakınca döndü bana baktı.
"Bu muydu yani? Aşık olmak mı?"
"Öyle normal bir aşık olma değil bu." dedim dizlerimi toplarken.
Birce tamamen bana döndü. "Nasıl bir aşık olmaymış o?"
Yukarı bakıp düşündüm bir süre. İkisi durmuş benim anlatmamı bekliyordu. Çekirdeği de ihmal etmiyorlardı tabii.
"Hani en olmaz dediklerini olduran, yaşamam dediklerini yaşatan, sana A gösterirken B yaşatan bir aşk. İçindeyken nefes aldığını hissediyorsun, ama sonra o nefeste boğuluyorsun. Sana dünyanın en güzel hayallerini kurdurtuyor, ama daha sonrasında o hayallerini bir bir suya atıyor."
Yavaş denilebilecek bir sakinlikte konuşuyordum. Sonrasında dikleşip onlara bakarak sanki bir şeyi açıklamaya çalışıyormuş gibi anlatmaya devam ettim. "İlk zamanlarda onu bir kaşık suda boğasım vardı. Böyle boğazını sıkayım, bayılacak duruma geldiği zaman bırakayım istiyordum. Sonra bunu tekrar tekrar yapayım, en sonunda benden ölmeyi dilesin istiyordum. Ama sonrasında bir şeyler oldu ve bana yaşadığımı hissettirdi. Bir hayatımın olduğunu, kalbimin attığını hissettirdi bana. Duygularım olduğunu hatırlattı. Hâl böyle olunca insan kendisine hayat verenin hayatını alamıyor. Aksine, o hayatı olsun, hayatı onunla olsun istiyor."
Birce yerinde oynaşıp sordu. "Nasıl yani? Hayat vermek, hayat almak, hayat olmak falan benim kafam karıştı baya."
Sude'de hak verir gibi başını salladı. Merak ve dikkatle beni dinliyordu. Sarı tutamları gözünün önüne düşünce kulağının arkasına atıyor, dinlemeye devam ediyordu.
Birce'de siyah saçlarını dağınık topuzla toplamış, en sevdiği pijamalarını giymiş, günün en sevdiği saatlerini bizimle geçiriyordu.
İkisi de nedense benim anlattıklarımı fazla merak etmişlerdi. Sanki kendileri hiç aşık olmamış gibi benden aşkın tanımını istiyorlardı.
Her aşk farklı bir hikaye, farklı duygular, farklı ümitler taşır. Aşkları birbirinden ayıran da bu ya. Yaşananlar, yaşanacaklar ve yaşanmışlar.
"Şimdiye kadar yaşadıklarımı Birce ile az çok biliyorsunuz. Birce biraz fazla bile biliyor. Oradan yola çıkarak anlatacağım size."
Kahvemden bir yudum alıp başladım anlatmaya. Az öncekine kıyasla daha rahat anlatıyordum. "Şimdi Yağız bana bu zamana kadar neler çektirdi. Gözümde tek bir damla yaş, sinirlenmeyen bir tane hücre bırakmadı bende. Sadece kendisinden de değil. Ailesi tarafından da, şirkettekiler tarafından da, hayatımda hiç görmediğim insanlardan bile neler çektim ben. Ama onca zorluğa rağmen, o kadar düşüp dizlerimi yaralamama rağmen kalktım yine devam ettim. Yolda kolumu bacağımı kaybetmeyi umursamadım. Çünkü Yağız benim içi bu yolda kaybettiklerimden çok daha değerli.
Bana en kötü anlarımı yaşatan adam, bana en iyi anıları verdi. Bana hiç unutmak istemeyeceğim şeyler yaşattı. Hiç hissetmeyeceğim duyguları hissettirdi. Her hücremde mutluluğu hissettirdi bana. Böyle olunca da tüm yaşattığı kötü şeyler aklımdan tek tek uçup gitti."
Birce şokla bana bakıyordu. "Ama Asena o sen-"
"Her şeyi."
Bu dediğimden utandığım için başımı eğdim. "Belki gurursuz, belki karaktersizim bilmiyorum. İçimde bir yerlerde onu asla affedemiyorum ama sevgim nefretimden daha ağır geliyor."
Sude tek bir şey söylemiyor, soluksuz beni dinliyordu. Birce'nin ise şuan bana içinden sövdüğünü hissedebiliyordum.
"Gitmem gerek biliyorum. Ondan gelmemek üzere kaçmam lazım. Ama arkamı dönsem özlüyorum sanki. Bir adım atmaya dahi cesaret edemiyorum. Bazen kızıyorum kendime. Sana bunları yaşatan adama sen bir veda yaşatamıyor musun diye. Ama benim yaşatamadığım şey ona değil, kendime. O vedayı ben kendi duygularıma edemiyorum. Kendi kalbimi kıramıyorum. Duygularımı incitemiyorum. Çünkü onlar bana acı verse de yaşadığımı hissettiren şeyler.
Hani lisede hocamız hep derdi ya Birce; Acı çekmezsen, sevinmezsen, aşık olmazsan yaşadığını nasıl hissedersin, diye. Cidden öyle biliyor musun? İnan bana bunları yaşayınca anlıyor insan aslında şimdiye kadar yaşamadığını. Sanki eskiden bomboş bir hayatım varmış gibi hissediyorum. Sıkıcı, boş, amaçsız. Öylece sürüp giden bir hayat gibi. Şimdi ise hayatım bir anlam, bir amaç kazandı. İyi ki yaşıyorum, dedirtti. İyi ki bu hayata gelmişim de bunları yaşamışım."
Mutfak sessizliğe büründü. Kimseden çıt çıkmıyordu. Ama Birce sanki bir şeyi merak ediyormuş gibi duruyordu. En sonunda dayanamayıp sordu. "Asena yanlış anlama güzelim ama sen sanki şuan kendin için değil de onun için yaşıyormuş gibi konuşuyorsun. Bu iyi bir şey değil. İnan bana."
Gülümsedim. "Onun için yaşamıyorum ki. Onun sayesinde yeşeren duygularım için yaşıyorum. Şöyle düşün. Bir ağaç kökünü saldığı topraktan vazgeçebilir mi? İstese başka toprakta yine kök salabilir. Ama ağaç durduğu toprağı seviyorsa, toprak sayesinde verdiği meyveyi seviyorsa niye başka yere kök salsın ki?"
Başını salladı. "Anladım. Umarım o kökler kurumaz Asena. Ben lisedekinden sonra bir yıkım daha kaldıramam."
"Neyse ya. Niye benim aşkımı konuşuyoruz biraz da siz bahsedin."
Konuyu dağıtmaya çalışmamı fark edince üstelemediler. Birce neşeyle konuşmaya başladı. Yeni kestiği kahkülleri gözünün önüne gelse de onları umursamıyordu. "Valla benim ilişkim," kulağını çekip masaya birkaç kez vurdu. "Çok iyi ilerliyor şuan. Geçenlerde evlilik lafı falan geçti ama olsun. Geçiştirdim hemen."
"Aa, niye ayol? Evliliğin nesi varmış?" diye sordu Sude. "Şahsen yanımdaki adam olsaydı eminim evliliğim mükemmel olurdu."
"Ya bir şey olacağında değil." Çöpünü kaseye attı. "Ama henüz erken. En az 2 sene lazım evlilik için. Biz tanışalı ne kadar oldu daha sanki. Ama evlenmek isterim. Yani evleneceğim adamın Kürşat olmasını isterim. Hayatımda daha yeşil olan bir orman gördüm o kadar."
Dediği ile yüzümü buruştururken bir yandan güldüm. "Ya böyle anlatıyor falan ama cidden Kürşat görebileceğin en iyi ilişki adamı. Bizim Oğuz'dan bile kat be kat daha iyi." diye Sude'ye anlattım.
"Oğuz mu?" Kaşlarını çattı. "O biraz garip sanki. Hiç normal durmuyor. Yani sarışın erkeklerden şimdiye kadar pek bir hayır görmedim. Oğuz'da onlardan farklı durmuyor ne yalan söyleyim."
Brirce burnundan güldü. "E öyle zaten."
"Nasıl yani? Bugün sevgilisiyle barıştığı için utanmasa amuda kalkacaktı."
Ufak bir kahkaha attım. "Oğuz daha Yağız'la benim ilişkim başlamadan önce ofisteki Aslı diye bir kızla çıkmaya başladı. Yani kız büyümü yaptı aslan terbiyesiciydi de Oğuz'u terbiye mi etti bilmiyorum ama adam etti."
Birce devam etti. Bu konuyu konuşmaktan çok keyif alıyordu. "Ama ondan öncesinde görsen, her hafta bir kızla yanımıza geliyor, kızlarla birkaç gün takılıyor sonra yeni biriyle çıkmaya başlıyordu. Ama hakkını yemeyeceğim şu zamana kadar 1 tane kız bile aldatmadı. Aldatsa zaten şuan evde olmazdı. Tek kusuru fazla çapkın. Ama dediğimiz gibi Aslı ne yaptıysa artık, 4 ay olucak."
Bana döndü. "En uzun 2. ilişkisi miydi bu?"
Başımı yukarı kaldırdım. "Cık. En uzun ilişkisi bu. 2. olan 2.5 aylıktı. O da şu üniversitede çarpışıp kitaplarını düşürdüğü kızdı."
Gülerek Sude'ye döndü. "Sırf filmlerdeki gibi tanıştıkları için zar zor ne yapıp ne edip ilişkiyi uzatmaya çalıştılar. Becerebildikleri 2.5 ay."
"Yalan yok ilişkileri ilk zamanlar çok iyiydi. İki farklı cinsiyetli insanın anlaşabildiğini öğrettiler bana o sene."
"Yani demeniz o ki Oğuz çoğunlukla kısa süreli ilişki yapıyor. Ama sevdi mi de tam seviyor. Doğru mudur?"
Parmağımı şıklatarak işaret ettim. "Tam olarak böyle. Sana aşık oldu mu öylesine değer verir ki annenin babanın seni sevdiğinden şüphe edersin."
Omzu silkti. "Sevgisini bilmem ama kendisi bir garip. Biraz fazla egolu gibi. Egolu insanların da bir iticiliği olur ya, o iticilik buram buram geliyor bana."
"Alışıyorsun merak etme."
Sude saate baktı. "Ooo saat baya geç olmuş. Ben kalkayım artık kardeşim evde beni bekler. Sizin de işiniz vardır sabah, uyuyun güzelce." derken ayağa kalktı.
Geriye yaslanıp keyifle gülümsedim. "Benim kocam aynı zamanda patronum olduğu için işe gitmiyorum. Dilediğim gün kadar izinliyim."
Birce gözlerini kısıp bana baktı. "Ah ulan. Senin yerinde olmak vardı var ya. Biz de piramit işçisi gibi sabahın 5'inde kalkalım akşamın bilmem kaçında gelelim. Köleliğin 21. Yüzyıl versiyonuyuz yemin ederim."
Sude ile vedalaşıp birlikte bulaşıkları yıkadık.
Elini kurulayıp tezgaha yaslandı. "Ay bugün çok yoruldum. Ben hemen yatmaya gidiyorum."
Başımı salladım. "Ben de bu gece ufak tefek şeyleri toplayayım diyordum da yapmayacağım sanırım. Nasıl olsa 1-2 ay sonra geri geleceğim. Tekrar yerleştirmekle uğraşamayacağım."
Başını hafif eğip bana baktı. "Emin misin? Çünkü sen bu gidişle Yağız'dan boşanamayacak gibisin."
Kaşlarımı çattım, dikleştim. "O ne demeek öyle ya? Gayette boşanacağım. Sonra evime geri döneceğim."
"Güzelim ben ondan bahsetmiyorum ki. Sen sahte evlilik falan diyorsun ama sen basbaya Yağız'a aşıksın. E belli o da sana aşık. İki normal yetişkin insan birbirini severken niye ayrılsın ki? Kavuşmak bu kadar yakınken niye veda edesiniz birbirinize?"
Omuz silktim. Açıkçası cevabı ben de bilmiyordum. Ama ne bileyim işte, imkansızdık biz. "Onu bilmiyorum ama bir gün o boşanma gerçekleşecek. Ona adım kadar eminim."
Elini omzuma koyup okşadı. "Senin için ne iyi olacaksa o olsun. Sen yeter ki mutlu ol. Kim gelmiş kim gitmiş önemli değil."
Gülümsedim. "Hadi yatalım geç oldu artık."
***
Ay buralar çok sıktı artık yaa
Öyle çok sıkıldım ki 2 bölümü 1 bölüme sığdırdım erkenden geçsin diye
Diğer bölüm düğünümüz varr🥳🥳🥳
Bundan sonraki birkaç bölüm tahminimdeki gibi olursa uzun olucak o yüzden biraz geç gelebilirr
Ama yazmak için sabırsızlandığım bölümlerden oldukları için fazla gecikmem merak etmeyin
Beğendiniz mi bölümüüü
Yani benim daha eğlenceli olmasını planladığım bir bölümdü olmadı
Sıkıldım yazarken
Bu arada Sude hakkında bir düşünceniz fikriniz var mı merak ediyorumm
Neyse
Umarım beğenmişsindir
Kanalıma katılırsanız çoook mutlu olurum
Sizleri seviyorum
Diğer bölümde görüşmek üzereeeee
Bölüm etkileşimi
