18. bölüm / 33
HAYIRDIR PATRON17.Bölüm
Bölümler 33Şu an: 17.Bölüm
- 1 Giriş573 kelime
- 2 1.Bölüm953 kelime
- 3 2.Bölüm1.235 kelime
- 4 3.Bölüm1.741 kelime
- 5 4.Bölüm2.188 kelime
- 6 5.Bölüm2.533 kelime
- 7 6.Bölüm1.865 kelime
- 8 7.Bölüm1.873 kelime
- 9 8.Bölüm1.229 kelime
- 10 9.Bölüm1.629 kelime
- 11 10.Bölüm1.974 kelime
- 12 11. Bölüm1.020 kelime
- 13 12.Bölüm1.059 kelime
- 14 13.Bölüm1.251 kelime
- 15 14.Bölüm4.297 kelime
- 16 15.Bölüm3.145 kelime
- 17 16.Bölüm3.566 kelime
- 18 17.Bölüm2.332 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 18.Bölüm2.730 kelime
- 20 19.Bölüm3.336 kelime
- 21 20.Bölüm5.179 kelime
- 22 21.Bölüm3.847 kelime
- 23 22.Bölüm5.182 kelime
- 24 23. Bölüm3.680 kelime
- 25 24. Bölüm2.092 kelime
- 26 25.Bölüm4.498 kelime
- 27 26.Bölüm6.752 kelime
- 28 27.Bölüm4.776 kelime
- 29 28.Bölüm5.774 kelime
- 30 29.Bölüm14.439 kelime
- 31 30. Bölüm Part-113.610 kelime
- 32 30. Bölüm Part-216.456 kelime
- 33 30. Bölüm Part-312.832 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Hadi Asenaaa"
Elbisemin fermuarını kapatmaya çalışırken henüz yapılmamış saçımla bakıştım. "Tamammm geliyoruumm"
Bugün izinli olduğum için Oğuz ve Birce ile dışarı çıkıyorduk. Beraber vakit geçirecektik tüm gün boyunca. İnşallah günün sonunda sağ salim eve gelebiliriz.
Ben saçlarımı yaparken odaya Birce geldi. "E oha ama kızım daha makyajın duruyor."
Kaşlarımı çatarak sinirle konuştum. "Siz dediniz bu saatte çıkalım diye. Hayır ne acelemiz vardı anlamıyorum ki."
Saçlarımı güzel bir dağınık topuz yaptıktan sonra perçemlerimi şekillendirip makyaj yapmaya geçtim. "Birce bana şu kolyeyi takar mısın?"
"Ver Allah'ın cezası ver, yoksa Oğuz'un diline makara olucaz."
Birce tam kolyemi takarken bu sefer Oğuz odaya girdi. "E hadi kızlar 1 saat geçti hazırlanmadınız mı hâlâ?"
Bu sefer sinirle ona döndüm. "Tabii sana hava hoş. Giy gömlek şort, bitti gitti."
'Aşk olsun' der gibi baktı. "Saçlarımı tarayıp parfüm de sıkıyorum. Ha bir de saat takıyorum."
"Çok yorucu olmuş Oğuz, saati takmakla uğraşma bence." dedi Birce.
O sıra aydınlanmış gibi hemen saatimi taktım. "İyi hatırlattın Oğuz."
Birce çantasını hazırlar, Oğuz'da Aslı ile konuşurken ben nihayet küpemi takmakla meşguldüm.
Çantama ihtiyacım olna şeyleri yerleştirdiğime göre, "Ben hazırım."
İkisi de aynı anda "ŞÜKÜR." dedi. Niye acaba?
10 saatte hazırlandığımız için olabilir.
Daha fazla oyalanmadan kahvaltı yapacağımız yere doğru gitmeye başladık. Oğuz arabayı sürerken biz bağıra bağıra arabada çalan şarkıya eşlik ediyorduk. Oğuz bize yalandan kızsa da arada bir o da bize eşlik ediyordu.
Bazen inanamıyorum. Normalde çok ağırbaşlı olan Oğuz, mesele sevgilisi olunca nasıl şımarık bir çocuk oluyor. Sanırım bunu hiçbir zaman anlamayacağım.
Benim bir fikrim var ama neyse.
Kahvaltı mekanına geldikten sonra denize bakan güzel bir masaya geçtik. Siparişimizi verip konuşmaya başladık.
"En son ne zaman böyle birlikte vakit geçirdik?" diye sordu Oğuz.
Birce haklı olarak "Valla o kadar uzun zaman oldu ki hatırlamıyorum bile." dedi.
"Hepimizin derdi başından aşkın. Nasıl vakit bulup dışarı çıkalım ki?" dedim ve sonra saymaya başladım.
Oğuz'u işaret ettim. "Aylardır iş arıyor, bulduğu işten de çok beklemeden ayrılıyor. İş dışında da vaktini full Aslı'ya ayırıyor."
Sonra Birce'ye döndüm. "Sen'se işin yoğunluğundan eve gelir gelmez bayılıyorsun. Daha kendi sevdiğin şeylere bile vakit ayıramıyorsun."
En son parmağımı kendime çevirdim. "Beni de biliyorsunuz zaten. İş, evlilik telaşesi... Şimdi de nişan stresi."
"O zaman," dedi Birce. "Madem kendi sevdiğimiz şeylere, kendimize vakit ayıramıyoruz, bugünü tamamen kendimize ayıralım. Bol bol alışveriş yapalım, eğlenelim. Doya doya vakit geçirelim. Öyle sade, sıkıcı bir gün olmasın."
"Bencede ya, o kadar soyutlanmışız ki hayattan, birliğimizi unutmuşuz. Biz kaç yıllık arkadaşız, olur mu öyle şey?"
Ben ise kafa sallayarak onlara hak verdiğimi gösterdim. Hemen ardından siparişlerimiz geldi.
Garsonlar gider gitmez ben çayıma şeker katıp karıştırırken Oğuz direkt yemeye başladı.
Bari düzgün yese ya
Birce'de benim gibi düşünmüş olacak ki hemen konuştu. "Oha Oğuz hayvan mısın, yavaş yesene şunu."
Oğuz bize omuz silkip yemeye devam etti.
Biz kahvaltımızı yaparken Oğuz durup dururken "Ben Asena'nın gerçekten evlendiğine inanmıyorum." dedi.
Ben söylediği cümlenin şoku ile öksürmeye başladım. Nereden biliyor bu çocuk?
Birce'nin bana uzattığı suyu içip kendime geldikten sonra konuştum. "O nereden çıktı ya?"
Oğuz gülerek salatalığını yiyordu. "Ne bileyim. Sen ve evlenmek. 23 yaşında."
Gardımı indirmeden hemen karşılık verdim. "Saçmalama seviyorum işte Yağız'ı. Sevmesem niye evleneyim?"
"Mesele de o ya kızım. Sen bu zamana kadar olan hiçbir sevgilini böylesine sevmedin ki. En uzun ilişkin 1 yıl sürdü. O da adamın yalvar yakar senden özür dilemesiyle."
Bu sefer araya Birce girdi. Canım arkadaşım ya. "Ya oğlum salak mısın sen? Asena Hamza'yı gayet seviyordu. Pislik aldattı Asena'yı."
"Konuş bacım konuşş." diye gazladım Birce'yi.
Oğuz daha da inatlaştı. "Sadece o mu sence? Bir tane çocuk vardı Asena'ya evlenme teklifi etti, Asena tokat atıp ayrılmıştı ondan."
Birce göz devirdi. "Cidden mi Oğuz? O çocukla çıkmaya başlayalı 1 ay anca olmuştu çünkü."
Oğuz kaybetmeyi yediremeyecek olacak ki kahvaltı yapmayı bırakıp bize laf yetiştirmeye başlamıştı. "Seninle ciddi düşünüyorum diyen 9 aylık sevgilisi vardı. Asena onu da terk etti."
Birce çayını yudumladı. "Asena değil, o çocuk Asena'yı terk etti. Hatırlamıyor musun Asena nasıl ağlamıştı."
Ay evet ya zırıl zırıl ağlamıştım.
Salak mısın Cemile? Bir erkek için ağlanır mı?
O zaman salaktım işte.
"Peki lisede ki?" dedi Oğuz.
O zehirli oku atma işte.
İster istemez moralim bozulduğu için sessizce önüme dönüp kahvaltımı yapmaya devam ettim.
Birce moralimin bozulduğunu anladığında Oğuz'a sert bir bakıp atıp önüne döndü.
Oğuz mahcubiyetle konuştu. "Ben sadece birini gerçekten seveceğini düşünmediğim için söylemiştim." dedi ve önüne döndü.
"Hayır anlamıyorum, nereden çıktı Asena'nın exleri? Baksana kız sevdiği adam ile evleniyor. Hem birbirlerini sevdikleri çok belli."
Ne
Hehehehheheheheh, ben demiştim.
Kaşlarımı çatıp Birce'ye döndüm. "Nasıl yani?"
Lokmasını yuttuktan sonra bana baktı. "E hayatım nasıl yanisi mi var? Onun sana bakışı, senin ona karşı tavrın, birbirinize duyduğunuz yakınlık... Birbirinizi mıknatıs gibi çekiyorsunuz resmen."
Tam önüne dönmüş yemeye devam edicekken kaşlarını çatıp tekrar bana döndü. "Ayrıca bunlar olmasa bile, sen onu, o da seni seviyor. Yetmez mi?"
Verdiğim açığın farkına varınca hemen toparlandım. "Yeter canım. Birbirimize olan aşkımız her şeye yeter."
Oğuz kahkaha attı. "Yüce Rabbim Asena'nın ağzından böyle cümleler duymayı nasip etti ya, ölsem de gam yemem."
Kahvaltının geri kalanı Oğuz'un Aslı ile olan anılarını anlatmasıyla geçti. Ama merak ettiğim bir şey var. Aslı bize her hafta başka bir kız anlatan Oğuz'a ne yaptı böyle?
***
Kahvaltımızı yaptıktan sonra alışveriş merkezine geçtik. AWM'ye ilk girdiğimizde bir kıyafet mağazasına girip oradan biraz alışveriş yaptık. Arada Oğuz'un muhteşem ahtapotlu deniz şortu da vardı maalesef.
Birce ile ben'se birkaç tane elbise ve gömlek almıştık. Birce çok sevdiği için neredeyse bulduğu her güzel pantalonu aldığı gibi buradan da bir iki tane pantolon almıştı.
O mağazadan çıktıktan sonra yine birkaç mağaza gezip kıyafet almıştık. Ve onlardan sonra bugün sevdiğimiz şeyler ile ilgileneceğimiz için Oğuz'a resim ile ilgili malzeme almaya bir mağazaya girmiştik.
Şaka gibi ama Oğuz'un el becerisi gerçekten çok yüksek. Hem yemek konusunda, hem de resim konusunda evde Oğuz'un üstü gelmez.
Biz malzemelere bakarken bir yandan güzel bulduğumuz şeyleri Oğuz'a gösteriyor, beğendiği şeyleri sepete atıyorduk.
"Oğuz bu kalemler nasıl?" diye Birce Oğuz'a bir kuru boya seti gösterdi.
Oğuz üstaddan onay gelince Birce hemen sepete attı.
Elime aldığım boyalara bakarken Birce'ye doğru konuştum. "Kız Birce biz de mi başlasak bu resim işine? Baksana ne güzel şeyler var."
Birce hafifçe başını salladı. "Öyle öyle de, başladıktan 5 dakika sonra bırakacağın şeyler için bu kadar heveslenme bence."
"Haklısın." diyip elime aldığım boyaları bıraktım. Maalesef bir şeyin başında uzun uzun oturamıyorum.
O kadar sabırsız bir insansın ki Asena.
Maalesef iç ses.
Oğuz 2 çanta dolusu malzeme ile oradan çıkarken biz ise Birce ile başka bir mekana girmiştik. Burası da Birce içindi.
Birce ilk tanıştığımız zamandan beri müzikle ilgilendiğini söylerdi bize. Kendince şarkı yazar söylerdi. Normalde konservatuvar okuyacaktı ama maalesef ailesi karşı geldiği için psikoloji okumak zorunda kaldı.
Bu mağazadan ise Birce kendine güzel bir elekro gitar aldı. Ailesinden uzaklaştığından beri şarkıcı olma hayali içinde yeşerip duruyordu.
Benim en çok istediğim şeylerden biri de onu kendi konserinde şarkı söylerken görmekti. O bunu o kadar çok hakediyordu ki.
Oğuz ise kendi resimlerinin sergisini yapmak istiyordu. Ailesine o şekilde ulaşacağına inanıyordu. Onu terk edip giden ailesine.
Sıra ise oyuncakçıya gelmişti. Küçükken pek arkadaşım olmadığı için oyuncaklar ile oynar dururdum. Şu yaşıma geldim hala oyuncaklardan vazgeçemiyorum. Yanımda canımdan çok sevdiğim arkadaşlarım vardı ama yine de insan bu zamana kadar birlikte geldiği şeyleri bırakıp gidemiyordu işte.
***
AWM'de milkshake alıp otururken sohbet ediyorduk.
"Eee," dedi Oğuz. "Şimdi nereye gidicez?"
Birce milkshakeini içerken omuz silkti.
Bu sefer fikir benden geldi. "Bowlinge gidelim"
Birce ellerini kaldırıp kafamdan tuttu ve alnımı öptü. "Muhteşem zekalı canım arkadaşım. İçimi okudun resmen."
"Peki bowlingten sonra ne yapıcaz?" dedim.
"Bakarız, eğer aç isek yemek yer sonra bildiğim çok iyi bir parti mekanı var oraya gidelim eğer size de uygunsa." Dedi Oğuz.
"Yaa çok iyi olur. Bana uyar valla. Asena sana da uyarsa gidelim derim ben." dedi Birce heyecanla. Milkshakei çok sevdiği için neşesi yerindeydi şuan.
"Oluur, çok iyi olur hatta. Kafa dağıtırız hem."
"Tamam o zaman. Şunları içelim doooğru bowlinge."
Elindeki bardağa baktı. "Erkek adama içirdiğiniz şeye bak. Allah'ım Yarabbim ya."
Güldüm. "Bunu sevgilisine çikolatalı lahmacunum diyen Oğuz'un söylemesi çok ironik."
Ben konuşurken ağzımı kapatmaya çalıştı. "Ya kızım sussana imajımız çiziliyor."
Uzanıp yanaklarını sıktım. "Ay senin güccük imajını yesinler."
Kafasını geri çekti. "Ya Asena dalga geçme ya. Ben keyfimden mi öyle diyorum sanki."
"Ya ne diye diyorsun?" dedi Birce.
Oğuz bize eğilip kısık sesle konnuşmaya başladı. "Ya normalde beni biliyorsunuz, ben desem desem aşkım, güzelim, yavrum derim." Etrafına bakıp konuşmaya devam etti. "Biz konuşmaya ilk başladığımız zamanlar bu bana peripellam dedi. Bi' an şoka girdim. 'Peripellam ne?' dedim, o da dedi ki 'Sana peripellam diyorum ama rahatsız olursan demem'. Sesi de moralinin bozulduğunu belli ediyordu. Ben de 'Yok bebişim olur mu hiç öyle şey, lütfe de' dedim. O günden beri böyle konuşuyoruz. İçim kıyılıyor onunla böyle konuşurken yemin ediyorum."
Biz gülmekten yarılıyorken Oğuz ise "Sussanızaa. Anlattığıma pişman etmeyin nolur." gibi şeyler diyordu.
Biz sakinleştikten sonra içeceklerimizi bitirip, Oğuz'u -tabiri caizse- zorbalayarak bowlinge gittik.
Bowlingte ise Oğuz hiçbir şekilde dubalara topu denk getiremediği için biz de Oğuz'a gülmekten atamıyorduk.
"Ya Oğuz düzgün at şu topu senin yüzünden biz de atamıyoruz." dedi Birce bir yandan gülerken.
Oğuz "Ya tamam yeter bu kadar eğlence." dedi ve attığı bir top ile tüm dubaları devirdi.
Biz ikimiz aynı anda gülmeyi bırakıp şok ile Oğuz'a bakarken Oğuz ağzının kenarıyla bize gülümseyip bir kere daha attı ve yine tüm dubaları devirdi.
Resmen şov yapıyor.
Gördüğüm en iyi şovmenlerden ama.
"Madem böyle cevherlerin vardı niye söylemiyorsun köppek." diyerek Birce onun omzuna vuruyordu.
Oğuz ise gülüyordu. "Çünkü sizi nasıl güldüreceğimi çok iyi biliyorum."
Ben Birce ile takım olmuş, Oğuz ise tek başına takım olmuştu ama yine de o kazanmıştı.
Bowlingten çıktıktan sonra gülerek arabaya gidiyorduk. "Ay pertim çıktı" diyordum ama gülmeden de edemiyordum.
Birce gülmekten dolayı akan gözyaşlarını sildi. "Uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim."
Oğuz bize kapılarımızı açtı. "Eğer bu güzel hanımefendiler acıktıysa onları yemeğe götürmek isterim."
Eteklerimi tutup hafifçe eğildim. "Teşekkür ederim bayım." diyip arabaya bindim. Birce ise gülerek Oğuz'un yanağına yumuşak bir şekilde vurdu.
Akşam yemeğimizi güzel bir mekanda yedikten sonra Oğuz'un dediği mekana gitmeye başladık.
Güzel mekan dediği köfteci bu arada.
Gayet de güzeldi.
Mekana girdikten sonra içerinin ışıltısı gözlerimi aldı. "Vayy, güzel mekanmış."
"Gerçekten." Birce Oğuz'a döndü. "Sen böyle mekanları nereden biliyorsun?"
O sıra barmen Oğuz ile tokalaştı. "Oo kral nerelerdesin ya, gözümüz yollarda kaldı. Gelmiyorsun ne zamandan beri."
Oğuz geniş bir şekilde gülümsedi. "Hatun izin vermiyor" dedi ve hafifçe kahkaha attı.
Biz birbirimize şok içinde bakarken Oğuz bizi ilerletiyordu. "Hadi hadi, şuraya geçelim bakalım."
Barmen masasının önündeki sandalyelere oturduktan sonra Birce Oğuz'a "Bu mekanlara tanınacak kadar çok geldiğini bilmiyordum."
Oğuz göz kırptı. "Hızlıyız."
Birce'ye eğildim hafifçe. Müzik yüksek sesli olduğu için dediklerimiz çok anlaşılmıyordu. "Neden bize her hafta farklı bir kız anlattığını şimdi anladım."
Biz içecekleri söylerken Oğuz'un yanına bir kız geldi. Elini omzuna koyup gülümsüyordu. "Hadi gel dans edelim." dedi kız ama böyle bir cilve yok.
Oğuz şaşırtıcı bi şekilde reddetti. "Sevgilim var."
Kız moral bozukluğuyla yanımızdan ayrılıp dans etmeye devam etti.
Biz öyle oturup dans edenleri izlerken Oğuz kalktı.
Ne yapıyor kız bu?
Biz ne yaptığını anlamadan Oğuz bizi ellerimizden çekerek dans etmeye çıkardı.
Ben tam olmaz diyecekken Birce'nin çoktan dans etmeye başladığını gördüm.
N'olabilir ki kız? Burada gördüğün insanları büyük ihtimalle bir daha asla görmeyeceksin. Eğlen bee. Gecenin tadını çıkar.
Daha fazla düşünmeden müziğin ritmine kendimi kaptırdım. Oğuz ile birlikte dans ediyor, bir yandan gülüp duruyordum.
Birce nerede?
Oğuz'a seslendim bu sefer. "OĞUZ! BİRCE NER'DE?"
Oğuz gülerek arkamı işaret etti. Arkamı döndüğüm gibi ne göreyim.
BİRCE, KÜRŞAT BEY İLE DANS EDİYOR.
Benim tam onlara baktığım sırada Kürşat Bey beni gördü. Sonra gülümseyerek el salladı.
Ya ben bu adama neden bu kadar rezil oluyorum ya, patronum bu adam benim. Tüm rezilliklerimi gördü resmen.
Yalnız bu Kürşat, Birce ile baya yakınlaştı he.
Ben hâlâ onlara bakarken Kürşat Bey ise Birce'nin kulağına eğilip gülerek ona bir şey diyordu.
"Oğuz," Oğuz duyamadığı için bana doğru eğildi. "Ben yoruldum oturucam biraz. Hem ayağım da acıyor. Dinlenicem."
Oğuz kafa salladı. Ben de en başta oturduğumuz yere geçip bir şeyler içmeye başladım.
Yalnız ayağım çok fena acıyor.
Sabahtan beri dışarıda gezdiğiniz için olabilir mi?
Yok, bu daha farklı bir acı.
Ben acıdan yüzümü buruşturmuşken yanıma Birce ile Kürşat Bey geldi.
"Sana selam vereyim dedim."dedi Kürşat Bey gülerek ama buruşmuş yüzümü görünce gülümsemesi soldu. "Ne oldu, iyi misin?"
"Selam." dedim zar zor gülerken. "Bir şey yok ya ayağım bir-" Ayağıma giren sancı ile lafım kesildi.
O sırada yanımıza Oğuz geldi. "Ne oldu Asena?"
"Ayağı galiba, çok kötü canı yanıyor." dedi Birce.
Oğuz bir saniye bile düşünmeden beni kucağına aldı. Beni arabaya bindirdikten sonra "Ben hemen hesabı ödeyip geliyorum tamam mı?" dedi. Tam dönüp gideceği sırada arkadan Kürşat Bey geldi. "Ben hallettim. Siz hastaneye gidin, ben Birce'yle gelirim arkanızdan."
Oğuz teşekkür edip hemen arabaya bindi ve hızla hastaneye sürdü.
***
"Yakın bir zamanda yüksek bir yerden düşmüş olabilir misin?" dedi doktor.
"Yoo ha-" o an aydınlanma geldi. Yağızgilin evinde balkondan atlamıştım. "Evet, balkondan düşmüştüm."
Oğuz hemen bana baktı. "Nasıl? Bize niye söylemedin?"
"Önemli değildi ki, öyle anlık acımıştı sadece."
"Ama bak, önemliymiş. Ayağın burkulmuş."
Doktor konuştu hemen. "Ayağına çok yüklenmemen lazım. Krem sürüp sargı beziyle sarman lazım. Bir süre çok yüklenme ayağına."
"Ya ama sağ ayağım bu ya. Ben nasıl işe gidip gelicem?"
O sıra başka bir ses geldi arkadan. "Gelmeyeceksin."
Sesin geldiği yere baktım. Kaşlarım çatıldı. "Yağız."
Yanıma yaklaştı. "Ayağın iyileşene kadar izinlisin."
Doktor "Ben gerekli ilaçların raporunu yazdım.Geçmiş olsun." diyip gitti.
"Yok. İşe gelicem. Alt tarafı bir ayak."
Kollarını önünde birleştirdi. "O zaman ben seni alır bırakırım."
Kaşlarımı daha da çattım. "Senin ne işin var burada ya? Nereden öğrendin sen hastanede olduğumu?"
Cevap Birce'den geldi. "Ben söyledim."
Sonra ben ona sert bir şekilde bakarken omuz silkti. "Ne ya? Müstakbel kocan değil mi? Haber verdim işte."
Allah'ım sen bana sabır ver Yarabbim.
●●●
SELAMMM
Beklemiyordunuz dimi
Çok kitap yazasım olduğu için akşamdan beri bölümü yazmakla uğraşıyorum.
Normalde daha sonra paylaşmayı düşünüyordum ama uzun zamandır size bölüm atmadığımı fark ettiğim için dedim nolacak nisa at gitsin
Beğendiniz miii
Düşünceleriniz benim için çok önemliii
Bu bölüm daha çok bu 3'lünün ilişkisine odaklanmaya çalıştım
Umarım becerebilmişimdir
Siz nasıl buldunuz bu yakın arkadaşları?
Oğuz ve Birce
Üzümlü keklerim😔😔
Onların hikayesini daha fazla okuyacağınıza emin olabilirsiniz
Diğer bölümde nişan var
Bismillahh
Herneyse
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere
Sizleri seviyorummm
Bölüm etkileşimi
