HAYIRDIR PATRON kitap kapağı

23. bölüm / 33

HAYIRDIR PATRON

22.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Nisa K.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 22.Bölüm

"Asena kalksana ya! Daha kahvaltı yapıcaz, hazırlanıcaz, makyaj yapıcaz, saç baş yapıcaz. Sen hâlâ yatıyorsun. Çok işimiz var kalk artık."

Yatakta diğer tarafıma dönüp yorganı üstüme çektim. "Abartma Birce alt tarafı bir kutlama."

Adım seslerini duyunca oflayarak kapıya döndüm. Tam döndüğüm gibi Birce yorganı üstümden çekti. "Yaz geldi sen hâlâ yorganla yatıyorsun."

"Üstümü örtmeden yatamam ben." deyip yorganı üstüme geri çektim.

Birce bu sefer yorganı alıp yere fırlattı. "Hadi kalk"

"OF BİRCE OFF"

Yataktan kalkıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra mutfağa gittim. Birce şarkısını açmış keyifle kahvaltı hazırlıyordu.

Oğuz ise oturmuş telefonuna bakıyordu. Arada bir bakıp Birce'yi bir şeyleri yanlış yapmasıyla eleştirip duruyor, annemi aratmıyordu.

"Tövbe haşa kıyamet mi kopuyor. Birce ben yanlış görmüyorum değil mi, sen Oğuz varken kahvaltı hazırlıyorsun?"

Doğradığı sebzeleri masaya koyarken gülümseyerek bana baktı. "Hayır yanlış görmüyorsun hayatım. Ben hazırlıyorum çünkü bugün keyfim çoooooook yerinde."

Birce'yi kahvaltı, yemek falan hazırlarken görmek çok zordu. Genelde ya bizim zorumuzla yapar, ya da hiçbir şey yapmazdı. Keyfine bağlı olarak bir şeyler hazırlaması çok nadir gerçekleşir.

Tam geçip oturacakken Birce "Çayları koyar mısın birtanem?" dedi.

Ne keyif ama.

Nihayet her şeyi hazırlamış, kahvaltı yapmaya başlamıştık.

"Ee Oğuz, senin şu iş görüşmen ne oldu? Nereye aldılar seni?"

İlk başta köşeye sıkışmış gibi bana bakakalırken sonrasında hemen kendini düzeltti, rahat bir tavır aldı.

"Ben sana ne dedim. Daha fazla müşteri almak için beni kasaya koyarlar demedim mi?"

Cümlesini bitirir bitirmez öyle bir kahkaha attım ki Oğuz homurdanarak önüne döndü.

"E Oğuz senin CV'in de iyi, neden mutfağa almadılar seni?" diye atladı Birce.

"Büyük ihtimalle daha yeniyim diye kasaya koydular. Sonra koyarlar mutfağa beni."

"Hadi bakalım, inşallah."

Biz normal bir şekilde kahvaltımızı yaparken Birce kıpırdanıp duruyor, yerinde duramıyordu.

Kaşlarım çatıldı. "Birce iyi misin, napıyon sabah sabah?"

Kocaman gülümseyerek bana baktı. "Yoo, gayet iyiyim. Sen nasılsın?"

"Tövbe Yarabbim." deyip çayımı içtim. Çayın tek kötü yanı bitmesi.

Ben tam kalkıp çayımı dolduracakken Birce hemen bardağımı alıp doldurdu.

Oğuz ile bakıştık. 'Nesi var bunun?' dedim ağzımı oynatarak. O da fazlasıyla şaşırmış gözüküyordu. 'Ne bileyim, uyandığından beri böyle'

Birce bardağımı önüme koyup bu sefer Oğuz'un bardağını Oğuz henüz içerken ağzından aldı.

Birce'nin içine bir şeyler mi girdi tövbeestağfurullah.

"Birce sen cidden napıyorsun? Hiç iyi gözükmüyorsun şuanda. Kaç saat uyudun sen?"

Bardağı bırakıp otururken yüzüme bakmadan konuştu. "Iıı saat."

Kaşlarımı çatıp eğildim. "Kaç saat?"

"Iıııııı saat"

"Birce!"

"İki saat" dedi bana bakarak.

Oğuz kendini geriye attı. "Ben de diyorum bu kız niye sabahtan beri böyle."

"Birce ne oldu da o kadar az uyudun Allah aşkına? Asla bu kadar az uyumazdın sen."

Çatalını bırakıp dik oturuşunu bozdu. "Ya ben şimdi uzun zamandır böyle yerlere gitmiyorum ya. İşte uzun zamandır gitmediğim için bu sefer birazcık fazla heyecanlandım. O yüzden uyuyamadım. O iki saati de ilaç alıp anca uyudum."

"Ya yuh kızım ya. Bu kadar heyecan yapılacak bir durum değil ki bu."

"Ne bileyim ya. Son zamanlarda Kürşat'la kavga falan da ettik, dün de sizinle baya güldük falan ya. Aşırı duygu karışmasından dolayı ne yapacağımı şaşırdım bende."

Oğuz burnundan güldü ve hemen ağzına lokmasını attı. "Psikolojide bunun adı var mı peki?"

"Hani derler ya terzi kendi söküğünü dikemez diye. Benimki de öyle. Valla hastalarıma zor bakıyorum kendime bakamayacağım şuan."

Kahvaltımız Birce'nin saçma sapan hastalarını dinlemekle geçti. Daha sonrasında Birce beni tuttuğu gibi odaya sürükledi ve mutfağı da Oğuz'a kitledi.

"Şimdi hayatım sen makyajını yapadur, ben de saçını yapayım. Ya da ilk benden mi başlasak? Ya yetişmezsek? İkimiz ayrı ayrı mı hazırlansak? Ama ben senin yardımın olmadan makyajımı yapamam. Ya of gitmesek mi? Ben Kürşat'ı arıca-"

Birce hızlı hızlı konuşurken omuzlarından tutup onu susturdum. "Birce. Sakinleş. Derin bir nefes al ver. Daha saat 1. 5 saatimiz var. İkimiz de yetişeceğiz. Bi' panik yapma ya."

"Tamam, doğru haklısın. O zaman ben ilk önce senin saçını yapayım. Sonra sen benimkini yaparsın. Sonra makyaja geçeriz. En son elbise ayakkabı falan. Tamam. Sakinim. Hadi başlayalım."

Anlaşılan bugün hazırlanıp gidene kadar Birce'ye katlanmak zorundayım.

***

"Kızım varya sen bu makyajın ustası olmuşsun ustası. Boşver veterinerliği, kuaför açalım. Sen makyajları yaparsın, ben saçları yaparım. Oğuz'da tırnak falan yapar. Miss gibi işletiriz var ya."

Oğuz biraz açık olan kapımızı tıklatıp "Ne yapacakmışım ben yine?" diyerek odaya girdi.

Oğuz'la aynı evde yaşamaya başladığımız zamandan beri Oğuz bir kez olsun izin almadan odamıza girmedi. Hâlâ da çok dikkat eder. Temizlik vs. olduğunda da mutlaka yardım eder. Herkes beraber yaşadığımızı duyduğunda bir erkekle yaşanmaz dese de Oğuz'la yaşamak mükemmel bir şeydi.

Birce hevesle Oğuz'a döndü. "Oğuz diyorum ki bir kuaför açalım. Asena makyaj yapar, ben de saçları yaparım. "

Kollarını önünde birleştirdi ve dolaba yaslandı. "Ben ne yapacakmışım o kuaförde?"

Birce sanki tam Oğuz'un yapacağı bir şeymiş gibi masumca gülümsüyordu. "Tırnak"

Oğuz tırnak kelimesini duyar duymaz kaşlarını çattı. Elini karnına koydu. "Ay kusucam şimdi."

Burnumdan gülerek kendi makyajımı yapmak için sandalyeme oturdum. "Oğuz'da tırnakları ne sever ama."

Birce bu sefer savunma moduna geçip kaşlarını bilmiş bilmiş kaldırdı. "Valla Oğuz kusura bakma. Tırnakçı için Kürşat'ı alacak değiliz. Bizim mekanımız olacak orası sana da tırnak kaldı işte."

Oğuz hayretle güldü. "Kaş bıyığı da ben alayım istersen."

"Aa doğru o da var. Onu da sen yapıverirsin zaten hemen."

"Kırk yıldır ben kaş alıyorum tabii ki yaparım. Sorduğun için teşekkür ederim canım arkadaşım." derken bir yandan da yatağa geçip Birce'nin yanına oturdu.

Birce'de gözlerini kapatıp eliyle omzunu okşadı. "Rica ederim ne demek."

Birce buz mavisi bir elbise giydiği için ona gri simli olan, azıcık da mavi tonları olan fıstık gibi bir makyaj yapmıştım. Benim elbisem bordo renginde olduğu için göz kapağımın tam ortasına yoğun parıltılı rose gold simli bir far sürdüm. Alt kirpik diplerime de dumanlı bir bordo liner çektim. Bu makyaj gözlerimin daha belirgin olmasını sağlamıştı ve çok güzel durmuştu.

Ten makyajım da her zamanki gibiydi. Bu sefer bronzer ile yüz hatlarımı belirginleştirip birazcık allık ve highligter sürdüm.

Birce arkamda belirip saçlarımı yapmaya başlarken bir yandan da benim makyajımı övüyordu.

"Picasso musun be mübarek. Sanat eseri bu resmen."

"Abartma Birce" deyip güldüm. Birce makyaj işini pek beceremediği için genelde bana yaptırır, yaptığımda ona çok mükemmel gelir. Bu yüzden ortada bir makyaj olduğunda Birce sürekli beni över durur.

Birce saçlarımı bukleler halinde yapıp önüme tutamlar bırakmış, arka saçlarımı ise tepeden dağınık bir topuz yapmıştı. Tam da elbiseme göre olmuştu.

Kendi saçlarını da önden dümdüz alıp kulak arkasında tokayla tutturmuştu. Saçlarına da su dalgası yapıp bırakmıştı. Çok güzel olmuştu.

"Ben makyajdan anlıyorsam sen de saç konusunda usta gibisin Birce Hanım. Bu marifetler ne böyle."

Uyuşuk uyuşuk hazırlanmamız sonucunda son yarım saat kala nihayet hazırdık. Biz odada çantalarımızı hazırlarken Oğuz geldi.

"Üf üf üf. Hanımlar bu güzellikler nedir ya? " derken bir yandan ellerimizden tutmuş bizi etrafımızda döndürüyordu.

"Yemin ederim Yağız ile Kürşat denen herifler sizin bu güzelliğinizi haketmiyorlar. Yalan konuşuyorsam şuradan şuraya gitmek nasip olmasın."

"Bak bu konuda sana çok katılıyorum Oğuzcum." dedi Birce. "O Kürşat bir gram haketmiyor beni."

Oğuz yan gözle bana baktı. "Bazıları bunu bilmesine rağmen gitti nişanlandı ama neyse."

Su yolu bilekliğimi takarken bir yandan Oğuz'a bakıyordum. "Bu süslü sözlerini nişandan önce söyleseydin belki vazgeçerdim. Sen geç kaldın Oğuz Efendi."

O Birce'nin kolyesini takarken bana laf atmaktan da geri kalmıyordu. "Hayatım ben size hep söylüyorum siz geç farkına varıyorsunuz. O zaman da zaten çoktan sevgilinizden ayrılmış oluyorsunuz. Ama şuraya yazıyorum, sen daha evliyken bile bunun farkındalığını yaşayacaksın. O Yağız'da sana büyü yaptığı için vazgeçemeyeceksin."

Birce'nin kolyesini taktıktan sonra hemen odasına gidip saatini alıp geldi. "Kızlar ben bugün erken çıkıyorum. Geç gelirim yüksek ihtimalle. Bugün biraz kafa dağıtıcam. Siz de dikkat edin. O itlere çok yüz vermeyin. Ağlatıyorlar sizi sonra. Hadi görüşürüz." dedi hızlıca ve gitti.

Oğuz çıktıktan sonra biz birlikte bilgi aktarımı yaparken gelen mesaj ile Birce'yi sakinleştirip gönderdim.

Birce gideli 15 dakika oluyor ama Yağız hâlâ yok. Nerede kaldı bu adam?

"Ya bir kez olsun bir işi adam akıllı yap şaşarım be adam. Bir de soruyor kaçta geleyim diye. Madem dediğim saatte gelmeyeceksin ne diye soruyorsun. Ama doğru suç bende. Ne diye sana güveniyor da bekliyorsam."

Ben kendi kendime söylenirken aşağı inmiştim. Ama aşağı indiğimde Yağız'a "Pislik seni, bir kere sözünde durmuyorsun." derken yakalanmayı beklemiyordum.

Kendisi oldukça şık giyinmiş, saçlarını bu sefer dümdüz yapmak yerine dağıtmıştı. Ama kötü bir dağınıklık değildi bu. Nasıl desem. Çekic- yok yok. Havalı- mümkün değil.

Üf, erkek işte ya.

Heyecandan ne diyeceğini şaşırdı çsmdakmdcş

Ne alakası var iç ses? Her zamanki Yağız işte.

Hıı ne demezsin. O yüzden 5 dakikadır durmuş adamı süzüyorsun.

"Kim o sözünde durmayan? Ben olduğumu sanmıyorum çünkü tam 20 dakika önce ben seni aradım. Şarjın olmadığı için açmadın tabii."

Telefonuma baktığımda gerçekten kapalıydı.

Git şimdi helallik iste.

Ön tutamlarımı geriye atarken bakışlarımı kaçırıyordum. "Zil çalmak da mı aklına gelmedi? Nereden anlayacağım ben senin gelip gelmediğini? Telapati yoluyla mı?"

O ise anlamaz bir şekilde bana bakıyordu. Kaşlarını çattı. "Birce'ye mesaj atmış olmam lazım. O sana söylemedi mi?"

Off Birce. Kesin heyecandan söylemeyi unuttu.

"Neyse ne önemi var. Sonuç olarak kapıyı çalma zahmetine bile girmemiş bir adam şuan haklı olamaz. "

Yaslandığı arabasından ayrılıp bana doğru yürümeye başladı. "Niyeymiş o? Yoksa telefonunu şarj etmeyi akıl etmeyen biri haklı çıksın diye mi?"

O bana yaklaşırken ben birkaç adım geriye gidiyordum. "Zamanında benim kapımı kıracak kadar peşimde dolanan, kapımda yatan kişiler vardı. Şahsen onların o çabalarından sonra seninki çok boş geldi."

O birkaç adım daha atıp dibimde durdu. Bu sefer geriye gitmedim. Başımı kaldırıp ona baktım. O ise sanki gözlerimin en en içine bakıyordu. Fazla derin...

"Eminim onlar böylesine güzel gözleri görmek için o çabaları göstermiştir."

Parmak uçlarıma çıkıp gözlerimi hafif kısarak gözlerine baktım. "Senin o çabayı asla göstermeyeceğin kesin de neyse. Onlar gösterir zaten kat be kat daha fazlasını."

Sinirle gülüp etrafına baktı. Sonra bana döndü ve bir gözünü hafifçe kıstı. "Kim o bazıları? Ve ne çabası gösterecekler tam olarak?"

Keyifle sırıttım. "Bu sen ne ilgilendirir? Var bizim de peşimizde birileri. Bizden vazgeçemeyen de geçemeyen de çok."

Hepsi evlendi.

"Birileri. Leri. O leri ne leri. Kim o lerler?"

Ufak bir kahkaha attım. "Ha sen kıskandın. Ama sana kötü bir haberim var. Onlar seni hiç ilgilendirmiyor."

"Gayet de ilgilendiriyolar."

"Pardon da kim olarak?"

"Kocan olarak hanımefendi. Hani biz evleneceğiz ya."

"Aaa ama aşk olsun. Unuttuğun bir yer var. Sahte. Sahte evlilik bizimkisi."

Elini kaldırıp saçımı geriye doğru attı. Her şeyi o kadar yavaş, sakin yapıyordu ki.

"Dikkat et o sahte evlilik gerçek olmasın."

"Ne alaka be? Niye gerçek olsun ki?" Gıcık hala dibimden ayrılmıyordu.

Yarım ağız güldü. "Çünkü şuan bile nefes alış verişin hızlandı küçük hanım. Ya biraz fazla heyecanlanan birisin. Ya da," eğilip kulağıma fısıldadı. "Bana aşık olmak üzeresin."

Yutkundum. Bir adım geriye gittim. "Biz niye hâlâ buradayız ya? Geç kalıcaz. Hadi gidelim."

Genişçe gülümsedi. "Parti senin güzelim. İstediğin zaman gideriz dert etme."

"Aa, manyak mıdır nedir." deyip hızlı hızlı gidip arabaya bindim.

Sakinleş Asena, sakinleş.

Sabahtan beri Birce'ye laf attım ya, o yüzden başıma geliyor bunlar. Hay o ağzıma.

Yağız arabaya bindiğinde ben put gibi duruyordum. Yağız'ın bana bakmasına rağmen ben dümdüz önüme bakıyordum.

Yağız hafifçe gülüp eğildi.

ÇIĞLIKLAR. YARDIM ÇIĞLIKLARI.

Yağız eğilip yüzüme baya bir yaklaştı. Tam kafamı ona çevirecekken o emniyet kemerini çekti.

Yanlış alarmmış tamam.

Ben tam derin bir nefes verecekken Yağız bu sefer yine eğildi. Kafamı çevirdiğimde gözlerime bakıyordu.

Bir elini benim koltuğuma yaslamış, diğer elini de arabanın ön kısmına koymuştu. Ve bakışlarını bir an olsun gözlerimden ayırmıyordu.

"Gözlerin," dedi sessizce. "Gözlerin çok ama çok güzel Bal."

Ona inat ben de biraz eğildim. Gözlerimi kıstım. "Yeni bir madde ekliyorum. Eğer bu gözlerden düşen bir damla yaşın sebebi sen olursan, o gözlerden bir gram sevgi görmeyi unut Yağız Demir. Bu gözlerden senin yüzünden asla yaş düşmeyecek."

Sırıttı. "Asla olmayacağına emin olabilirsin Asena Keskin."

Ben de onun gibi sırıttım. "Göreceğiz Yağız Demir."

Birkaç saniye bakıştıktan sonra koltuğuna yerleşti. "Bu akşamın en güzel yanı sensin Asena."

Ben hiçbir şey demezken o arabayı çalıştırıp sürmeye başladı.

***

Aşırı sessiz geçen bir yolculuğun sonunda mekana varmıştık. Geldiğimizde Yağız hemen inip kapımı açtı. Bunu beklemiyordum.

Beni elimden tutup indirdikten sonra arabayı valeye verip içeri geçtik. Bu süre zarfı boyunca da elini belimden asla ayırmamıştı.

İçeriye girdiğimizde resmen gözlerim ışıldadı. Her şey tam da dediğim gibi olmuştu. Hatta çok daha güzel olmuştu.

Yağız'la kendi masamıza geçtikten sonra aklıma düğün günü geldi. Herkesin masaya çıkıp saçmaladığı o gün.

Neyse. Gece uyumadan önce hatırlayıp uyuyamayacağım zaten şuanda da utanmama gerek yok.

Yanımıza gelen garsondan içeceklerimizi aldıktan sonra etrafa bakınmaya başladım. Birce ile Kürşat nerede?

"Kime bakıyorsun hayatım?"

Hayatım mı?

ÖMRÜÜÜÜÜM

Soluma döndüğümde Yağız'ın yanında biri olduğunu gördüm.

Gülümsedim. "Birce'ye bakıyorum ya, göremedim bir türlü."

Yağız etrafa göz attığında hemen konuştu. "Bak, şuradalar." deyip oldukları yeri işaret etti.

Ya ben kısa boyluyumda mı görmüyorum yoksa bu adamın özel güçleri mi var?

"Ben onun yanına gidiyorum" diye haber verdikten sonra onların masasına doğru ilerlemeye başladım. Birce başka tarafa bakıyorken kafasını çevirince beni gördü. Anlamsız bir şekilde şaşırdı. Kolumdan tutup beni yanına doğru yavaşça gülümseyerek çekti.

Yanına geçtiğimde gülümsemesini anında silip eğildi. "Kızım siz neredesiniz? Sahibi senin nişanlın ama ne o, ne de sen yoksun ortada. 1 saat olacak neredeyse. Dedim herhalde Yağız güzeliğini kıskandı evde kaldılar ikis-"

Kolunu cimcikledim. "Ne saçmalıyorsun Birce? Saçmalama olmadı öyle bir şey. Ama daha fenası oldu."

Ben cümlemi bitirince Birce'nin yüzünde geniş bir gülümseme oluştu. Munzurca gülümsedi. Kaşlarını kaldırıp indirirken bir yandan "Oo Oo OOOO" yapıyordu.

"Birce!"

Etrafa bakıp tekrar eğildim. "Şuan anlatamayacağım sohbetler döndü ama mutlaka anlatmam lazım yoksa çatlarım."

"Tamam tamam. Bu gece eve gider gitmez günün kritiğini yaparız merak etme."

Kulağına eğilip fısıldadım. "Az kalsın ö-" "Birce"

Hay.

Yanımıza gelen Kürşat ile konuşmam yarım kalmıştı. Kürşat beni görünce gülümsedi. "Aa Asena merhaba."

Ben de sinir bozukluğumu bir kenara bırakıp gülümsedim. "Merhaba Kürşat Bey."

Uzattığı elini sıkarken "Sadece Kürşat de lütfen. Şuan işte değiliz nasıl olsa. Hatta sen baldızım oluyorsun değil mi?" dedi ve ufak bir zengin kahkası attı.

"Hıım tabii" derken Birce atladı. Niye herkes bugün lafımı kesip duruyor ya.

"Sen o baldızın olmasını unut. Çünkü olmayacak."

Kürşat usanmış bir şekilde nefes alırken ben etrafı incelemekle meşguldüm.

Bakışlarım bizim masamıza kaydığında Yağız'ın gelmemi işaret ettiğini gördüm. Yanına yüzümdeki yalandan gülümseme ile gidince bana el uzatan adama el uzattım. Kim bu yaşlı dede ya?

"Asena bu benim küçük dayım olan Ekrem dayım. Kendisi seni duyduğundan beri tanışmak için can atıyor."

Bir de küçük dayısıymış. Emine cadısı kaç doğumlu da kardeşi Yağız'ın dedesi gibi duruyor anlamış değilim.

"Merhaba, tanıştığıma memnun oldum."

"Kızım maşallah çok güzelsin. Haberlerde gördüğüm kadar varmışsın yani gerçekten. Bende diyorum ki bu kız bu kadar güzel olamaz efekt uygulamışlardır diyordum. Valla haber şirketlerine karşı olan önyargımı yıktın."

Övdü mü gömdü mü anlamadım.

Elimiz hala sıkışırken adam sallamaya devam ediyor bir yandan da konuşuyordu.

"Ama doğru. Nerede güzel kız orada Yağız değil mi?" deyip "Hahahahaha" diyerek güldü.

Yağız'ın anne tarafı ne kadar gıcık edici ya.

Bayramlarda en son onlara gidin.

Adam daha da hızlı elimi sallamaya başlarken Yağız ellerimizi ayırdı. Çok şükür Allah'ım ya kurtuldum. Bir an hiç bırakmayacak sandım.

O manyak dayıyla biraz daha sıkıcı sohbetler yapıp asla komik olmayan espirilerine güldük. Galiba Yağız'da o dayısını çok sevmiyor çünkü kısa kısa cevaplar veriyor, yarım yamalak gülüyordu.

Saatine baktıktan sonra konuşma yapmak için gitti.

Etrafa bakarken fark ettim. Sanırım Emine cadısı bizden en sonki düğünde biraz fazla utanmış olacak ki bugün dahi gelmemişti. Bir tek Arif babacığım vardı.

Hadi bu adama babacığım dediğin için normalde de öyle söylüyorsun. Peki ya bir gün o Emine'ye cadı dersen. Yemin ederim rezillikten dolayı bir süre yok olurum.

Sus kız tövbe de.

Yağız kürsüye çıkıp mikrofona birkaç kez vurunca çıkan ses ile herkes o tarafa baktı.

Ben ışıklarla ne kadar iyi çıktığına bakarken o konuşmaya başlamıştı bile.

"Öncelikle hepinize bu davetime katıldığınız, değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Bildiğiniz üzere babam bu şirketi 25 yıl önce tam olarak bugün binbir emekle kurdu. Ben doğdum doğalı bu şirket bizimleydi ve bizim için çok önemliydi. Hep sorardım babama 'Bu şirket niye bu kadar önemli, değerli?' diye. Babam ise 'Başına geçince anlayacaksın' derdi bana. Ve bu şirketin başına yaklaşık 3 yıl önce geçtim ben. Henüz 3 yıl olmuş olabilir ama bu şirketin bende yeri çok ama çok ayrı.

Bu şirketin önemi benim için hiç de basit değil aslında. Kiminle konuşsam büyük bir şirket olduğu için değerli diyorlar. Ama benim için önemi büyüklüğüyle alakalı değil. Ne yalan söyleyim bir zamanlar öyleydi. Fakat insan büyüdükçe anlıyor ki bir şeyi değerli olması onun büyüklüğüyle alakalı değil."

Herkes pür dikkat Yağız'ı dinlerken bense Yağız'ın nasıl sert görünümüne rağmen böyle cümleler kurduğuna şaşırıyordum.

"Bu şirket benim çocukluğum, gençliğim. Yetişkinliğe eriştiğim bir yer burası benim. Tüm hayatım bu şirketin köşelerinde geçti. Benim için bu şirketi önemli yapan, onun benim hayatım olması, büyüklüğü değil.

Aslında bu hayatımızdaki her şey için geçerli. Bir fotoğraf albümü olur, bir eşya olur, bir insan olur. Her şey için geçerli. Benim için ailem her zaman bana gösterdiği sevgi, onlara duyduğum güven için önemli olmuştur."

O an elleriyle beni işaret etti. "Ve güzeller güzeli nişanlım Asena. Asena benim hayatımın sadece son birkaç senesinde var, ama sanki tüm hayatım boyunca varmış gibi. Benim için Asena'yı önemli yapan ona duyduğum sevgi. O sevgi öylesine büyükki o bana karşı hiçbir şey hissetmese bile benim için çok önemli biri. O benim çocukluğum, heyecanım, mutluluğum, sevgim, kalbim, hayatım, her şeyim. O yüzden başta ailem olmak üzere nişanlım Asena'ya da buradan teşekkürlerimi iletmek istiyorum."

O an ister istemez gözlerim dolmuş, yüzümde kocaman bir gülümseme oluşmuştu.

Demek ki beni gerçekten sevseydi böylesine güzel, derin sevecekmiş.

Vay be.

Kabul et şuan evliliğinizin gerçek olması için her şeyini verirdin.

"Bugün bizim bu şirketimizin 25. Yılı. Böylesine özel bir günün güzel geçmesi için elimizden geleni yaptık. Lütfen bu akşam keyfinize bakın. Dilediğiniz gibi eğlenin. Tekrardan çok teşekkür ederim."

O cümlesini bitirince herkes alkışlamaya başladı. Herkes hızlı hızlı alkışlarken ben yavaşça, bakışlarımı ondan ayırmadan alkışlıyordum. Normalde yalandan bir alkış yapmayı düşünüyordum ancak bu alkışım oldukça içtendi.

Yağız yanıma gelince ben dolmuş gözlerimle gülümseyerek ona bakıyordum. O da bana aynı şekilde bakarken ayakuçlarımla yükselip ona sarıldım. Öylesine içten, sıkı sıkı sarıldım ki hiç bırakmak istemedim.

"Biliyorum, o dediklerinin hepsi rol icabıydı ama çok güzeldi Yağız. Yine de çok teşekkür ederim."

O da kollarını bana dolayıp başını boynuma gömdü. "Onların hiçbiri sahte değildi Asena. Hepsi gerçekti."

O an ondan ayrılıp gözlerine baktım. Elimi yüzüne koydum. "Yağız."

"Efendim."

Elimi yüzünden ayırmazken birazcık daha yükselip yanağından öptüm. Herkesin ortasında öpecek kadar edepsiz değiliz herhalde.

Ben ondan ayrıldıktan sonra bu sefer Yağız bir eliyle çenemi kaldırdı ve eğilip

ÖPTÜ

YAĞIZ BENİ ÖPTÜ

O an sanki dünya durmuş, saatler ilerlemiyor, insanlar yok olmuş gibiydi. Sadece biz vardık. Sadece o ve ben.

Herkesin alkışlamaya başlamasıyla gerçek dünyaya geri döndüm. Etrafa baktığımda herkes bize bakıyor, kameralar bizi çekiyordu.

Yağız eğilip kulağıma fısıldadı. "İşte haber böyle yapılır."

O an içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Üzülmedim, üzülecek kadar aşık değilim ona ama

Kırıldım.

O süslü sözleri söyleyip beni kandırdıktan sonra dalga geçer gibi davranmasına çok kırıldım.

Çalan dans müziği ile herkes durdu. Yağız elimden tutup beni piste çıkardıktan sonra dans etmeye başladık.

Ben dümdüz bir ifadeyle bakarken o ise sırıtarak bir bana bir de etrafa bakıyordu. Ona bu zevki yaşatamam, olmaz.

Bu sefer gülümseyerek ona bakan bendim.

"Evliliğimizin sahte olduğu ortaya çıksa acaba şuan nasıl bir tepki görürdün merak etmiyor değilim."

Gevşek gevşek güldü bu sefer. "Eminim ayıplanan ben değil, sen olurdun."

Kaşlarım çatıldı, bakışlarım sertleşti ama hemen düzelttim. "Niyeymiş o?"

"Bu bir kuraldır Asena. Toplum haklı olanı değil, toplumda önemli bir rolü olanı, hiçbir şey olmasa bile erkek olanı savunur. Ne kadar içler acısı bir durum olsa da bu böyle. Yani evliliğimiz ortaya çıksa herkes senin bunu kabul etmeni sorgular, eleştirir. Ben ise yine aynı konumda hatta belki de daha üst bir seviyeyle devam ederim hayatıma. "

Dansımız devam ederken Yağız'ın nasıl bu kadar uzun olduğunu sorguladım. O kadar uzun topuklu giydim, adama hâlâ yaklaşamıyorum.

"Niye bakıyorsun bana öyle garip garip?"

"Senin boyun kaç ya? O kadar topuklu giydim hala yetişemiyorum sana."

Sırıttı. "1.90'ım ben."

"Yalan atma. 1.90 olmadığını biliyorum."

"Nereden biliyorsun 1.90 olmadığımı acaba?" Şüpheli bir şekilde bana bakıyordu.

Göz devirdim. "Çünkü Oğuz 1.90. Ondan birazcık da olsa daha kısasın sen."

Sinirle nefes verdi. "İyi seni boy profesörü. 1.87'yim. Oldu mu?"

Bir süre bakıştık. O sırada dansımıza devam ediyor, kameralara poz kesiyorduk.

Beni belimden tutup eğilmemi sağladıktan sonra kalkınca gözlerine baktım.

"Senden nefret ediyorum."

Göz devirdi. "Bende sana bayılmıyorum herhalde. Ama sen benimle bir yola çıktın ve bu yolda benimle olmak zorundasın."

Rahatsız olduğumu belli eden bir şekilde hareket ettim.

"Peki, tamam ama bari bu kadar yakın olmasan olmuyor mu?"

Belimden tutup beni kendine daha da çekti ve kulağıma fısıldadı. "Olmuyor."

Dans müziği bitince hepimiz masalarımıza dağıldık.

Danstan sonra Birce bizim yanımıza geldi. "Güzelim o neydi öyle ya?"

"Hııı ne demezsin. Mutlu çift tablosu. Pek bir duygusal."

Hemen o heyecanlı yüzü soldu. "Aa, niye?"

"Boşver" diye geçiştirip elimdeki bardağı tek dikişte bitirdim.

O bardak sayısı birkaç taneyle daha artınca benim kafam birazık gitmiş olabilir.

Etrafa boş boş bakarken Aslı'yı gördüm. Kırmızı saçları direkt gözüme çarpmıştı.

Ama tek değildi. Yanında biri vardı. Bir erkek.

Normalde erkeklerle sohbet etmesine tabii ki bir şey demem ama bu erkekle sanki biraz fazla yakındı.

Kolumla Birce'yi dürttüm. Gözümü ayırmazken o da benim baktığım yere baktı. Gizlice telefonunu çıkarıp onları çekti. Adam eğilip Aslı'yla fazlaca yakın olacak hareketler yapıyordu.

"Oğuz çok üzülecek." dedim sadece. "Hemde çok." diye ekledi Birce.

Birce fotoğrafları Oğuz'a atmış altına da 'Senin böyle kandırılmana göz yumamazdık, kusura bakma Oğuz' yazdı.

Oğuz ise 'İyi ki varsınız' yazmıştı sadece.

Akşam boyu sürekli farklı masalara gitmiş, insanlarla sohbet etmiştik. Sonra masadan ayrılınca ne kadar burjuva insanlar olduklarını konuşuyorduk.

En son Birce'lerin masasına gidince Kürşat masada yoktu. Birce inat edip gerçekten akşam boyu trip atmıştı. Kürşat ise ona rağmen uzaklaşmamıştı.

Ben her ne kadar trip atıyor desem de, Birce'nin gözü sürekli Kürşat'taydı. Ben ise gözümün ucuyla bile bakmıyordum.

Yine etrafa bakıp bir şeyler içerken bu sefer Birce beni koluyla dürttü. "Şu yanındaki kızı tanıyor musun?"

Kürşat'a baktığımda yanında Selen'in olduğunu gördüm.

Bardağı hemen masaya bıraktım. "Yürü. Çabuk gidelim, o kız seninkini çiğ çiğ yer."

Birce bu anı bekliyormuş gibi hemen o tarafa gitti.

Yanlarına gittiğimizde Selen asla kendi sesi olmayan bir tonla konuşuyor, saçlarıyla oynuyor, gülerken Kürşat'a dokunmak için kendini yırtıyordu.

Yağız'ı kaçırınca Kürşat'a sardı, çakala bak.

"Hayatım" diyerek Birce Kürşat'ın koluna sarıldı. "Efendim güzelim."

Selen'in bu kelimeyi duyar duymaz gözü seğirmeye başladı.

Birce arada bir Selen'e bakarak konuşuyordu. "Diyoruz ki," daha lafın yarısında Selen çekip gitti.

Sana bu ofisin patronlarından ekmek yok ,daha fazla deneme istersen.

Selen gidince bir iki saniye onlar bakıp kendilerine geri döndüler. "Diyoruz ki sen ben, Asena Yağız bu sıkıcı yeri bırakıp çıkalım eğlenelim."

İnsan bir arkadaşına söylerdi bunu ya.

Kürşat Birce'nin trip atmasını bırakıp normal davranmasından baya mutlu olmuş olacak ki "Tabii ki hayatım sen nasıl istersen." diye cevap verdi saniyesinde.

Birce bana döndü. "Ben o zaman bir Yağız'a söyleyim. Sonra gideriz zaten." deyip çifte kumruları bıraktım ve akşam danstan beri görmediğim Yağız'ı aramaya koyuldum. Arif babacığımın masasına baktığımda orada olduklarını gördüm. Baba oğul konuşuyor olmalılar.

Yanlarına gittiğimde Yağız "Güzelim." deyip yanımda durdu ve başımdan öptü.

Ben tam konuşacakken Arif baba atladı lafa. "Ay kızım o düğün haberleri neydi öyle ya gül gül koptum evde. Keşke Emine Hanım beni çağırdığında kabul etseydim de gelseydim. O kadar eğlendim ki. Eminim orada olsam gülmekten duramazdım."

O an tekrar haberler gözümün önüne geldi ve güldüm. "Valla komedide mi yaşıyoruz, yoksa birileri bizimle alay mı ediyor anlamadım baba" deyip güldüm tekrardan.

O an kısa bir sessizlik oldu. Yağız'ı "Babacım müsaadenizle Yağız'ı bir iki dakikalığına almam gerekiyor." deyip kolundan tuttuğum gibi dışarıya çektim. Çıkarken Birce'ye de çıktığımızı işaret ettim.

Yağız "Ne oluyor? Nereye gidiyoruz?" diye yalandan soru sorarken ben ise valeden arabayı istemiştim.

Araba geldiğinde Birce ile Kürşat'ta yanımızdaydı.

"Biri nereye gittiğimizi söyleyebilir mi?"

Arabaya hiçbir şey söylemeden binmesini işaret ettim. O ise sabır dilenerek arabanın sürücü koltuğuna binmeye kalkıştı. Hemen durdurup kapıyı kapatıp yan koltuğu işaret ettim.

"Konuşsana be kadın!"

Ben hiçbir şey demiyor, arabaya binmesini işaret ediyordum.

Konuşmayacağımı anlayınca koltuğa bindi. O binince bende sürücü koltuğuna bindim.

"Nereye gidiyoruz konuşacak mısın artık?"

Ona bakıp gülümsedim. "Seni buradan kaçırıyorum."

Kaşlarını ne kadar çatılabiliyorsa çattı. "Ne?"

O daha ne olduğunu fark etmeden ben gaza sonuna kadar basmıştım. Arabanın ani hareketi ile savrulsa da sonrasında yüzünde bir gülümseme belirdi.

Bircegilse beni arkadan takip ediyordu. Bomboş bir otobana geçince son ses müziği açıp arabanın üstünü de açmıştım.

Birce'de arabayı süren olduğu için fazlasıyla eğleniyordu.

Onlar bizim solumuza geçmişken birlikte bir yarış yapar gibi ilerliyorduk. Arabalarımızdan açığımız son ses müziği bağıra bağıra söylerken Yağız ile Kürşat birbirine bakıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Şarkının ilk kısmını ben bağıra bağıra söylerken Birce yan arabadan duyup kahkaha atıyordu.

"İçimi deliyo' hasret, çok acıtıyo'
Söyle, yapmasın
Bi' de gülüyor içinden
Kendini bana, vurdurtmasın"

Şarkının bir kısmını ben, bir kısmını ise Birce söylüyordu. O sırada arabayı hızlandırıp ben onların soluna geçmiştim.

Duruma yeni alışan erkekler ise kendilerini bırakmış, gülüyorlardı.

Duruma yeni alışan erkekler ise kendilerini bırakmış, gülüyorlardı.

"Bi' bilsem sen de kızıyor musun?
Yoksa gezindin mi kalpten kalbe?
Sorgularım seni yanıltmasın
Sana iltimas bitmez bende"

Nakarat kısmını ise bağırarak söylemeye başlamıştık.

"Yak, söndür
Sormam, maksadın ne
Sağ olsun canın
Durmam üzerinde"

Nakarata şaşırtıcı bir şekilde Yağız ve Kürşat'da katılmıştı.

Bağıra bağıra, biraz da sahroş kafayla giderken bir yerde durmuş, nohutlu pilav yiyorduk.

"Yemin ediyorum akşamdan beri bir şeyler içmekten kanımdan gluk gluk ses gelmeye başladı" dedi Kürşat.

Bu adamla ne ara bu kadar yakın olduk biz?

İnan ben de bilmiyorum.

Kaldırımın üstünde pilavlarımızı yedikten sonra yakınımızda olan bir park gördük. Daha doğrusu Birce gördü ve Birce parklara bayılırdı.

Bizim de işimiz gücümüz olmadığı için hemen oraya gittik.

"Eee" diye etrafa baktı Yağız. "Gecenin bu saatinde parkta ne yapacağız?"

"Saklambaç oynayacağız." dedim gayet sakin bir ses tonuyla.

"Kaç yaşında insanlarsınız, saçmalamayın ya" dedi Yağız oflayarak.

"Yağız mızıkçılık yapacaksan oynama birader." Helal kız Kürşat.

Yağız oflayarak göz devirdi. "Peki, kim ebe?"

Birce düşündü, düşündü, düşündü. "Buldum. 1, 2, 3 dicez, elimizi ya yukarıya ya da aşağıya doğru hareket ettiricez. Diğerlerinden aykırı yapan ebe olur."

"Gerçekten yarım saat düşünüp bulduğun bu muydu Birce?"

"Ya Asena ne yapayım? Bir sürü yol vardı hangisi diye düşündüm işte."

"Neyse tamam yapalım o zaman." dedi Kürşat ellerini birleştirip ovuştururken.

Dördümüz kare çeklinde durup ellerimizi hizaladık. Erkeklerin boyu uzun olduğu için onlar birazcık kambur duruyordu.

Azıcık daha eğilseler burada köprü var sanıp insanlar gelecek hâlâ birazcık diyor.

Ben saymaya başladım hemen. "1" Yağız'a baktım. "2" Birce'ye baktım. Kürşat'a baktım. "3"

Tam elimi havaya kaldıracakken elim Yağız'ın burnuna çarptı. Fakat biraz hızlı kaldırmış olacağım ki burnu birazcık kanamaya başlamıştı.

"Yağız." dedim hemen. "Bir tek aşağı yapan sensin. Ebe sensin."

"Ya Asena burada burnum kanıyor, sen gelmiş ebe sensin diyorsun."

Yüzümü buruşturdum. "Ay aman üf. Amma da çıtkırıldım çıktın sende. Alt tarafı tırnağım çizdi burnunu. Utanmasan bayılacaksın şuraya."

"Hee tırnağın mı çizdi, tamam o zaman." deyip düzeldi. "Hadi o zaman saklanın, sayıyorum."

Ey Allah'ım.

Yağız kaydırağa yaslanmış sayıyorken ben saklanacak yer arıyordum.

"Önüm arkam sağım solum sobe. Saklanmayan ebe" Tam kaydırakların tepesine çıkıcam ayakkabım ayağımdan çıktı ve Yağız'ın kafasına düştü.

"Lan!"

Salak anlamamış

Yağız herkesi aramaya çalışırken ben yukarıdan onu izliyor, saçma sapan hallerine gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

Yağız herkesi sırayla sobelemişti. Kürşat zaten bir direğin arkasına geçmiş, direkt gözüküyordu. Birce ise parkın içinde olan gizli bölmelere saklanmıştı ama Yağız onu da çok geçmeden sobelemişti. Şimdi de durmuş beni arıyordu.

"Aseenaaaaa. Elma dersem çık, armut dersem çıkma. ELMA."

Salak sence böyle çıkar mıyım?

Kürşat ile Birce beni fark etmiş ama asla çaktırmıyorlardı.

Yağız parkın biraz ilerisine gidince hemen tepeden atladım.

"Ahh!" Burkulan ayağımı yine acıtmıştım.

Yağız sesimi duyar duymaz koşmaya başladı. Ben de hemen ayağı kalkıp ilerledim ve son saniye sobeledim.

Bir yandan ayağımın acısını çekiyor, bir yandan da zaferi almış olmanın gururunu yaşıyordum.

"Ya abi bu ne ya? Gecenin bir vakti saklambaç falan. Gidelim bir mekana, orada eğlenelim."

Gözlerimle onu işaret ettim. "Yenildi ya, hemen itiraz moduna geçti. Mızıkçı." Bir taraftan da düşürdüğüm ayakkabımı giyiyordum.

Yağız ayakkabımı işaret etti.

"Kafama düşen senin ayakkabın mıydı?"

Başımı salladım. "Aynen öyle."

"Ya off. En başında görseydim Kürşat'tan önce seni sobelerdim ya."

Birce ile Kürşat'ta yanımıza doğru geldiler. Kürşat konuştu bu sefer. "Harbiden eğlendik burada eğleneceğimiz kadar. Bir yere gidelim, orada devam edelim."

Birce bunu duyar duymaz etrafa baktı ve salıncağı görür görmez koşup salıncağa bindi.

"Önce bizi sallayacaksınız."

***

Birce gerçekten dediği gibi bizi sallandırtmıştı. Ama kısa falan da değil. Yaklaşık 15 dakikadır sallanıyorduk. Gerçi ben 5. dakikadan midem bulandığı için inmiştim ama Birce hiç etkilenmişe benzemiyordu.

Kürşat zar zor onu sallarken Birce'nin bir anda atlaması ile gözleri büyüdü.

"Neyse tamam tamam. Sabrınızı test etmiştim. Gidebiliriz şimdi."

Arabaya binip Yağız'ın istediği bir mekana gitmiştik. Tabii giderken aşırı hız sebebiyle ceza da yemiştik.

Mekana geldiğimizde saatin baya geç olmasına rağmen hâlâ baya doluydu.

Birce direkt müziğe katılırken ben oturup içecek bir şeyler söylemiştim. Yağız ise beni şaşırtarak piste çıkmış dans ediyordu. Kürşat ne yapıyor acaba diye düşünürken önümdeki sandalyeye oturdu.

"Bugün şov yaptı resmen." dedi Yağız'ı işaret ederek.

"Keşke her şey dışarıdan göründüğü gibi olsa." deyip elimdekini diktim.

"Asena eğer istediğin bir şey olursa ne zaman, ne olursa olsun sana yardımcı olacağımı biliyorsun değil mi?"

Gülümseyerek ona baktım. "Teşekkür ederim Kürşat."

Birkaç bir şey daha içip dans pistine bu sefer ben de çıktım.

Yağız'la karşılıklı dans ediyor, Birce ile değişik figürler deniyorduk.

Kafam mı güzel yoksa an mı güzel bilmiyorum ama şuan o kadar iyi hissediyorum ki.

Birce önümde ters dönüp bana doğru eğilirken alnına para koyar gibi yaptım. Büyük ihtimalle dışarıdan aşırı saçma görünüyorduk ama aldığımız keyifi asla anlatamam.

Yağız'a baktığımda mekanın diğer tarafına gitmiş, kendince takılıyordu. Aman. Ne yaparsa yapsın öküz.

Bir yandan içerken bir yandan dans ediyordum.

Birce kulağıma eğildi. "Asena makyajın akmış, bir git temizle istersen öcü gibi duruyorsun."

Gülüp başımı salladım.

Çantamı alıp tuvalete gittim. Aynaya baktığımda korkudan bir adım geriye gittim.

"Vaov. Asena yine coşmuşsun kızım. Ne yaptın bu kadar?"

Makyajımı düzeltip insan gibi gözükür hale geldikten sonra elimi yüzümü yıkadım.

Ellerimi kuruturken aklıma Yağız'ı kuruttuğum geldi. İstemsizce bir kahkaha attım kendi kendime.

İçeriye yeni giren kız deliymişim gibi bakıyordu.

Ona döndüm. "Deli değilim ben. Kocam salak." deyip bir kez daha kahkaha attım.

Çantamı alıp tuvaletten çıktım. Tuvaletten çıkarken kapıya takıldığım için kopan bilekliğimi çantama koymaya çalışıyordum ki birine çarptım. Kafamı kaldırıp baktığımda Alpay'ın olduğunu gördüm.

"Alpa- Sen-"

"Koyduğum onca engele rağmen yine de mükemmel bir parti yapmışsın. Yine harikasın Asena. Her zaman olduğun gibi."

Kaşlarım çatıldı. "Ay üf git, gece gece seninle uğraşamam."

Tam kenardan gidecekken kolumdan tuttu. "Asena, o seni mutlu etmeyecek. Bırak gel benimle. Sana dünyaları vereyim. Sana onun asla veremeyeceği sevgiyi, şefkati vereyim. Sen yeter ki evet de ben senin için gerekirse ölürüm Asena."

"Alpay yeter! İstemiyorum seni işte neyi anlamıyorsun? Ben Yağız'a aşığım tamam mı nişanlım o benim. Bırak artık peşimi ya. Yeter. Bıktım senden de, oyunlarından da, yalanlarından da. Sal beni ya." diye ona bağırıp kenardan geçtim.

İçeriye girip kafamı kaldırdığımda gördüğüm manzara olduğum yere çakılmama sebep oldu.

Yağız. Bir kadınla. Gözümün önünde.

Müziğin kesilmesiyle birlikte çantam da elimden düştü. Çıkan sesle Yağız dahil herkes bana baktı.

Yağız beni görmesine rağmen o kadını bırakmadı.

Tam o an dolan gözümden bir damla yaş düştü.

***

Naberrr
Doğruyu söyleyin bekliyor muydunuz
Ay o öpme sahnesi aslında yoktu bu arada
Sösşmsşamds
O an yazarken dedim ki bunu yazmazsam hayatta olmaz tam zamanı
Ama pislik işte ne dedi
Size yemin ederim durdum bir süre Yağız'a saydırdım
Gece gece çok pis sinirimi bozdu.
O dediğim 22. Bölüm böyleydii
Aslında tam istediğim gibi olmadı
Daha güzel bir AsYağ-BirKür sahneleri yazmayı düşünüyordum
Böyle oldu
Akşam 8 gibi başladım ama cidden sırf çok sardı diye sabah 5e kadar yazdım
Uykum gelmesine rağmen bırakamadım öyleli sardı bu bölüm
Neyse
Umarım beğenmişsinizdir
Yorum ve düşünceleriniz benim için çoooook önemli
Diğer bölüm kaos var
Diğer bölümde görüşürüz
Sizleri seviyorumm

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

669okunma 69beğeni 48yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.