21. bölüm / 33
HAYIRDIR PATRON20.Bölüm
Bölümler 33Şu an: 20.Bölüm
- 1 Giriş573 kelime
- 2 1.Bölüm953 kelime
- 3 2.Bölüm1.235 kelime
- 4 3.Bölüm1.741 kelime
- 5 4.Bölüm2.188 kelime
- 6 5.Bölüm2.533 kelime
- 7 6.Bölüm1.865 kelime
- 8 7.Bölüm1.873 kelime
- 9 8.Bölüm1.229 kelime
- 10 9.Bölüm1.629 kelime
- 11 10.Bölüm1.974 kelime
- 12 11. Bölüm1.020 kelime
- 13 12.Bölüm1.059 kelime
- 14 13.Bölüm1.251 kelime
- 15 14.Bölüm4.297 kelime
- 16 15.Bölüm3.145 kelime
- 17 16.Bölüm3.566 kelime
- 18 17.Bölüm2.332 kelime
- 19 18.Bölüm2.730 kelime
- 20 19.Bölüm3.336 kelime
- 21 20.Bölüm5.179 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 21.Bölüm3.847 kelime
- 23 22.Bölüm5.182 kelime
- 24 23. Bölüm3.680 kelime
- 25 24. Bölüm2.092 kelime
- 26 25.Bölüm4.498 kelime
- 27 26.Bölüm6.752 kelime
- 28 27.Bölüm4.776 kelime
- 29 28.Bölüm5.774 kelime
- 30 29.Bölüm14.439 kelime
- 31 30. Bölüm Part-113.610 kelime
- 32 30. Bölüm Part-216.456 kelime
- 33 30. Bölüm Part-312.832 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Birce'nin evden çıkma sesini duyduktan sonra gözlerimi açmıştım. Bugün Yağız ile düğüne gideceğimizden dolayı daha geç kalkmayı düşünüyordum ama uyandık artık.
Odadan çıktıktan sonra ev gözüme çok boş geldi. Oğuz'da mı bir yere gitti acaba?
"Oğuz, evde misin?"
Yarım yamalak bir ses geldi. "Mutfaktayım."
Yemek yerken konuşuyor olacak ki sesi çok anlaşılmıyordu. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra mutfağa gittim. Oğuz elindeki telefona bakarken bir yandan ağzına bir şeyler tıkıştırmakla meşguldü. "Ağzın orada mı senin Oğuz?"
Oğuz dediğimle birlikte telefonu kapatıp yemeye odaklandı. "Hani sen bugün geç kalkacaktın ne oldu?"
Kendime bir yandan çay koyuyordum. "Öyle olacaktı da Birce'nin çıkma sesini duydum uyandım. Geri yatarsam da birdaha kalkamam biliyorsun."
Burnundan güldü. "Bilmez miyim? Sırf bu yüzden mezuniyetimize geç kalıyordun hatta."
Gerçekten öyleydi. Gece boyu uyuyamadığım için azıcık uyumuştum. Daha var diye uyumaya devam ettiğim için 5 dakika kala yetişmiştim mezuniyete.
"Eee" dedim tabağıma Oğuz'un hazırladıklarından koyarken. "İş görüşmesi nasıl geçti? Aslı'nın aramaları ile geçtiği kesin de."
Elindeki çatalı tabağa bıraktı. "Ya o zaman nasıl zor durumda kaldığımı anlatamam. Kapatıyorum tekrar arıyor. Birdaha kapatıyorum bu sefer mesaj atmaya başlıyor. Telefonu kapattım artık. O kadar mahçup oldum ki kadına. Telefonu açtığımda 50 arama 237 mesaj görünce ağzım açık kaldı."
"İşe alındın mı peki?"
"Aslı yüzünden az kalsın alınmıyordum. Ama neyseki kadına durumu güzelce izah edebildim. Aldılar beni işe. bugün gidicem işte."
"Yaa çok sevindim senin adına. Peki ne yapacaksın? Yani mutfak kısmı için aldılar seni değil mi?"
Bir yandan hızlı hızlı bir şeyler yemeye çalışıyor, bir yandan da benimle konuşmaya çalışıyordu. "Bilmiyorum seni her yönden deniyeceğiz, nerede çok iyi olursan oraya yerleştireceğiz dediler."
"Yani kasiyer bile olabilirsin." dedim ona imalı imalı bakarak.
"Sus! Ağzından yel alsın. Denemek için orada çalışırım da kalıcı olarak olmaz. Zaten mutfakta ne kadar yetenekli olduğumu gördüklerinde benden zamanında kasiyer olarak çalıştığım için özür dileyecekler bak gör."
"Ya da," dedi sanki aydınlanma gelmiş gibi. İkimizde durmuş onun konuşmasını bekliyorduk. "Çok yakışıklı olduğum için daha fazla satış almak amaçlı da kasiyer yapabilirler."
Göz devirdim. "Ya ben de durmuş ciddi ciddi seni bekliyorum ya."
Saate baktıktan sonra dolu olan bardağını dikip masadan kalktı. "Neyse benim saatim yaklaşıyor ben gidiyorum. Sana iyi halay çekmeler."
Kaşlarımı kaldırdım. "Emine cadısının oynatacağını sanmıyorum."
Giderken döndü. "Ona inat benim için de göbek at." dedi ve gülerek odasına kaçtı.
Salak ya.
Kahvaltımı favori dizimin yeni bölümüyle yaptıktan sonra saate baktım. Yavaş yavaş öğlene yaklaşıyordu.
Ay ben ne giyeceğim ya? Tanımadığım etmediğim insanların düğününe gidiyorum. Klasik şeyler giyeyim desem Emine laf yapar. Biraz daha abartı şeyler giysem değeceğini zannetmiyorum.
Gelinlik giy.
Hıı tabi tabi.
Of Asena daraltıyosun beni. Aç dolabına bak nereden bilelim ne giyebileceğimizi?
Doğru.
Mutfağı toparladıktan sonra odama gittim. Oğuz çoktan çıkmıştı.
Telefonumdan şarkı açıp ne giyebilirim diye baktım. Elbise giyecektim ama ya çok sadeler ya da çok abartılar. Giyilebilir dediklerim de beyazdı. Nihayet bir elbise seçebilmiştim.
Elbisenin derin, kare kesimli yakası ve geniş askıları yazlık bir elbise havası katarken, ince dikey panel dikişleriyle yapılandırılmış korse gövdesi beli keskin bir şekilde vurguluyordu.
Belin hemen altından itibaren başlayan bol pileli ve hacimli etek, yere kadar şelale gibi dökülürken sağ taraftan kalçaya kadar uzanan bu net yırtmaç elbiseyi gündelik bir elbise olmaktan çıkarıyordu.
Siyah bir elbiseydi ve bence bu düğün için pekâla olmuştu.
İç ses elbiseyi hallettik de ayakkabı olarak ne giyeceğiz?
Bak şu en sağdaki olur buna.
Helal kız.
Bu ayakkabı ise siyah, mat kumaşa ve sivri burun kesimine sahip d'orsay model bir topuklu ayakkabıydı. İnce stiletto bir topuğa sahipti. Ayak bileğini saran 3 sıralı inci kordonu ve arkadan birleşen saten fiyonk detayı ayakkabıyı çok zarif gösteriyordu.
Bence bu ikisi oldu gibi.
Oldu oldu da, saçı ne yapacaksın?
Önden başlayarak saçlarımı sağa yatırırım. Su dalgası şeklinde yaparım olur. Saçı çok şey etmeye gerek yok.
Bağıra bağıra şarkı söyleyip konserdeymiş gibi hareketler yaparken bir yandan makyajımı yapıyordum.
Hayır bilmesem Birce'nin değil de senin şarkıcı olmak istediğini zannedicem.
Abartma ya o kadar geçmedim kendimden.
Sen öyle san.
Her zamanki özel gün makyajıma sadece kırmızı ruj eklemesi yaptıktan sonra sıra saçlarıma gelmişti. Onları da yaptıktan sonra evden çıkmama çok az kaldığını fark ettim. Hemen elbisemi giyip ardından ayakkabılarımı giymiştim.
Siyah, küçük, sade çantamı hazırladıktan sonra Yağız'ı aradım.
"Alo, nerede kaldın, ben hazırım." Bir taraftan parfümü üstüme boca ediyordum.
Ufak çaplı bir boğulma geçirdikten sonra telefondan ses gelmemesi ile kaşlarımı çattım. "Alo, Yağız orada mısın?"
Ben tam tekrar konuşacakken kapı çaldı.
"Ya oha ama insan haber verir." deyip telefonu kapattım. Çantamı alıp kapıyı açmaya gittim.
Kapıyı açtığımda nedense her zamankinden daha fazla yakışıklı olan Yağız karşımda duvara yaslanmış, yarım ağız gülerek bana bakıyordu.
"İnsan müstakbel kocasına oha der mi ama ayıp." dedi yalandan üzülmüş gibi yaparak.
Derin bir nefes verdim. "Ben sana daha çok şey derim de neyse."
Ben 'hadi gidelim' demesini beklerken Yağız beni süzüyordu. "Sapık mısın be ne bakıyorsun öyle?"
"Çok güzel olmuşsun." dedi havalı olduğunu zannettiği, ama mala benzediği o ses tonuyla.
Üstüme baktım. "Evet teşekkür ederim." dedim. Böyle söylemesi çok hoşuma gitmiş olsa da bunu ona çaktıramazdım.
Yüzü düşer gibi oldu. "Ben nasıl olmuşum?" Onu baştan aşağı bir süzdüm. Birdaha, birdaha ve birdaha.
Güldü. "Baya iyi olmuşum herhalde bakmalara doyamadın."
Allah var taşşş gibi olmuştu. Ama şuan onun şımarıklığını çekemezdim.
Dudağımı değişik hallere sokarken "Eh işte," dedim. "Her zamanki gibisin işte."
Çarpılacaksın bu gidişle
Ufak bir zengin kahkası attı. "Neyse. Hadi inanmış olayım bu seferlik. Ama eminimki için içini yiyor şuanda."
Kaşlarımı çattım. "Niye içim içimi yesin ki?"
Gözlerini hafif kıstı. "Doğru, niye için içini yesin ki. Direkt beni-"
Büyüyen gözlerimle ne yaptığımı bilemedim ve ona sert bir tokat attım.
"Kaşınma. Hadi, gidiyorsak gidelim." dedikten sonra kapıyı kapatıp merdivenlerden inmeye başladım. O ise yanağını tutuyordu. "Pekala. Bu sefer biraz abartmış olabilirim. Özür dilerim." dedi ve peşimden gelmeye başladı.
Arabaya bindikten sonra kemeri çekmeye çalışıyordum ancak gelmiyordu.
"Nasıl bir zenginsin sen? Arabanın kemerleri bozuk. Bununla uğraşılır mı? Sat bunu, al yenisini tepe tepe kullan."
Kendi kemerini takacakken benim takamadığımı görünce eğilip taktı. Bense kemeri hakkında söylenip duruyordum.
"Bu arabayı ölsem satmam." dedi. "Niye ki? Aile yadigarı mı?" deyip güldüm. "Hani şeyler olur ya dizilerde. Saçma sapan, yemek yenilen çanaktan yapılan saçma bir broşu aile yadigarı diye yüceltirler. Sizin de mi öyle?"
Kendi kemerini taktıktan sonra arabayı çalıştırıp sürmeye başladı. Güldü. "Keşke öyle olsa ama biz bir dizide yaşamıyoruz Asena."
Kollarımı önümde birleştirdim. "Peh, çok sıkıcı. Peki niye bu arabadan vazgeçmiyorsun?"
"Ablamla olan kazadan kalma bir hasar o. Ölsem değiştirmem bu arabayı." dedi önüne bakarken. Yüzüme bile bakmıyordu. Ama ben yine de gözlerideki hüzünü görebiliyordum.
"Niye yapıyorsun bunu kendine?" dedim ona bakarken. Bir iki saniye bana baktı. "Hiçbir şey yapmıyorum ne yapıcam?"
"Kendine bu eziyeti neden çektiriyorsun? Bu kadar acı, hüzün, keder niye?" Gözlerimi ondan ayırmıyordum. O ise az önceki alaylı tavrını bırakmış, ciddileşmişti. "Unutmaya, görmezden gelmeye hakkım yok."
Gözlerim doldu nedense. "Pişman olduğunu, ömür boyu unutmayacağını herkes biliyor. Bunlara gerek yok. Sen zaten kendine en büyük eziyeti çektiriyorsun. Sana gelen en büyük zarar yine senden geliyor Yağız. Yapma böyle. Bu kadar acı sana da fazla."
"O kazadan sonra ben ne çekersem çekeyim yine de yetmez bana." Kafamı tekrardan ona doğru kaldırdığımda gözlerinin dolduğunu, ağlamak üzere olduğunu gördüm. Arabayı sertçe durdurmasıyla hafif öne doğru savruldum. Direksiyona vurarak ağlamaya başladı.
"Allah kahretsin ki bunların hepsini hakediyorum. Allah kahretsin ki o gün o kaza ile bir hayat çaldım ben."
Sertçe yutkundum. Bu kadar acı çekiyor olması beni de çok üzüyordu. Öncekinin aksine daha sakin bir sesle konuştu.
"Ablam dans etmeyi, gezmeyi çok severdi. Aksiyon olan her şeye ilk atlayan oydu. Dans kurslarına gider, hepsini öğrenmeye çalışırdı. Dünya turu yapmaya başlamıştı Gökhan abi ile birlikte. Derin doğduktan biraz büyüyünce onunla birlikte yüzme kursuna gitmeye başladı. Ekstrem sporları denemeye başlamıştı. Evde durup bir şeyler yapmaktan çok sıkılırdı. Çok eğleniyordu, çok mutluydu. Sonra kaza oldu," durdu ve derin bir nefes verdi. Gözlerinden birkaç damla yaş döküldü.
Bana baktı. "Gözlerinin ışığı söndü Asena. O yaşama hevesini kaybetti. O eski neşesi de mutluluğu da yok artık. Onu her o tekerlekli sandalyede görünce kendimden daha da nefret ediyorum. İçimde bir şeyler kopuyor. Daha doğrusu o öyle olduğundan beri benim içimde kıyametler kopuyor."
Önüne döndükten sonra gözleri daha da doldu. "Hepsi benim yüzümden!" diye bağırdıktan sonra deli gibi ağlamaya başladı. Öyle içten, öyle çok ağlıyordu ki neredeyse ben de ağlayacaktım.
Onu kendime çekip koynumda ağlamasına izin verdim. Sanki uzun zamandır buna ihtiyacı varmış gibi daha da çok ağlamaya başladı.
Bu kadar sert bir adamın böylesine acı çeken biri olması nasıl bir şey iç ses?
Duygusuz insanlar duygularını en derinden yaşayan kişilerdir Asena. Hatta öyle derin, öyle içten yaşarlar ki o kadar duyguyu kendilerine layık görmezler. Bu yüzden duygularını gizlerler. Acı çekmek sanıldığı kadar basit bir şey değildir Asena. Kimisini öldürür, kimisini öldürmez de ölmekten beter eder.
Yağız bana sarılmış içten içe ağlarken bense saçlarını okşuyordum. Biraz daha ağlamasına zaman tanıdıktan sonra sakinleşince onu tutup kaldırdım ve sonra gözyaşlarını sildim. Bir süre bana baktıktan sonra tekrar bana sarılıp ağlamaya başladı.
Ben senin her daim senin yanında olacağım Yağız. Bu kadar acıyı tek başına çekmene, bu kadar yükün altında ezilmene izin vermeyeceğim. Kimse yoksa bile ben varım. Etrafında kimse kalmasa bile ben yine de seninle olacağım. O içindeki çocuğun yeniden gülmesi için elimden gelen her şeyi yapacağım Yağız. Söz.
***
Nihayet düğün salonuna gelmiştik. Biz salona girdikten sonra Emine cadısının olduğu masaya geçtik. Beni kendine çektikten sonra sinsi sesiyle konuştu. "Birazdan sizinle tanışmak için arkadaşlarım gelicek. Sakın bir rezillik çıkarayım deme. "
Güldüm. "Siz hiç merak etmeyi Emine Hanım. Sizi burada rezil rüsva edeceğime emin olabilirsiniz."
Onunla alay ettiğimi anladığında söylenerek önüne döndü.
Biraz durduktan sonra tek tek masaları ziyaret etmeye başladık. E hani onlar gelecekti.
İlk gittiğimiz masada hareketli bir amca vardı. "Oooo gençler hoşgeldiniz sefalar getirdiniz. Ama doğru sizin adınız sefa değil değil mi?" dedi ve kahkaha attı. O gülerken kendinden geçiyordu, Yağız'la ben ise onun komik olmayan bu espirisine komik olmadığı için sessizce gülüyorduk.
O amca ile konuşmaya devam ettik. Adı Tarıkmış. "Yaa gençler ne iyi yaptınız da geldiniz. Valla ne zamandan beri sizi merak ediyordum. Şükür sonunda kanlı canlı görebildim." Etrafa bakıp masaya hafifçe çıkarak bize eğildi. Ben masaya çıktığı için şok olurken Yağız kafasını çevirip gülüyordu.
"Geçen haberlere Yağız Bey'in yasaklı sevgilisi haberini görünce şok oldum. Dedim bizim Yağız yapmamıştır. Sonra Asena Hanım'ın açıklamasını görünce derin bir oh çektim. Zaten inanmamıştım ama yine de görünce içim rahatladı."
Böyle dediyse kesin ilk görüşte inanıp herkese duyuran budur.
Nasıl bir zengin düğünü anlamadım insanlar halay çekmeye başladı. Emine'ye döndüğümde gözlerini sonuna kadar belertmiş, o halaya katılmamam için beni uyarıyordu. Şuan sana inat o halayı çekmek vardı da neyse.
Halay çekildiğini gören Tarık Bey zaten bir saattir bir taraflarında kurt varmış gibi yerinde duramadığı için direkt gitmeye kalkıştı.
Keşke tek başına gitseydi.
Bizi biraz fazla sevmiş olacak ki ellerimizi birleştirip bizi de zorla halaya çekti. Emine cadısı tansiyonu düşüp şekilden şekile girerken biz ise çoktan halaya girip delicesine eğlenmeye başlamıştık.
Yağız'da sanırım bu anı bekliyormuş gibi seve seve halay çekiyordu. Eğildim. "Senin böyle halay çekmeni bırak halayı bildiğini bile düşünmezdim. Beni her geçen gün daha da şaşırtıyorsun Yağız Demir."
Kahkaha attı. "Ben en beklenmedik şeyleri gerçekleştiren adamım Asena Keskin. Daha çoook şaşıracaksın."
Halay bittikten sonra çift danslarına geçtiler. Bu düğün niye bu kadar garip ilerliyor. İlk başta çift dansları olmaz mı?
Yağız'la sahte de olsa evlilik yaptığımız için biz de dans etmek için piste çıkmıştık. Dans ederken Yağız gülerek konuştu. "Nedense bu düğün çok da normal geçmeyecekmiş gibi geliyor."
Bende güldüm onun gibi. "Niye? Yoksa beklenmedik bir anda piste çıkıp erik dalı oynayıp insanlardan para mı alacaksın?"
Ufak bir kahkaha attı. "Bak bunu düşünmemiştim iyi fikirmiş."
Gözlerimi kıstım. "Şimdi anladıııım. Sen bizi zorla haberlere düşürmek istiyorsun. O yüzden öyle halay çektin."
O sesli bir şekilde gülerken dansta beni döndürüp belimden tuttuktan sonra hafifçe eğdi. "Biz her gün haberlere çıksak yeridir. Çünkü biz efsane bir çiftiz."
Beni kaldırdıktan sonra hafif başımı kaldırıp ona baktım. Topuklu da giysem bu adama yetişemiyordum.
"O zaman bunu da paylaşsınlar." dedikten sonra ayaklarımın ucuna çıkıp yanağından öptüm.
Sırıttı. "Bizi çektiklerini bilmesen sen şuan beni öpmeyi bırak, dokunmazsın bile öyle değil mi?"
Hafif ruj olan yanağını gülerek sildim. "Sana tekme atmamak için zor duruyorum Yağız Demir."
Gülümsemesi genişledi. "Senin her tekmene kurban olurum Asena Keskin." dedikten sonra beni etrafımda döndürdü.
"Birbirimizden nefret etmediğimizi bilsem beni gerçekten sevdiğine inanacağım."
Kaşlarını hafif kaldırdı. "Sana kötü bir haberim var. Senden nefret ediyorum."
"Duygularımız karşılıklı bayım."
Dansımız bittikten sonra insanlarla tanışmaya devam ettik. Masada dururken yanımıza simsiyah giyinmiş, simsiyah bir makyaj yapmış genç bir kız geldi. "Ayol düğüne mi geldin yoksa cenazeye giderken uğradın mı?" dedim kendi kendime. Nasıl duyduysa "Düğüne geldim." dedi. "Gelinin kız kardeşiyim ben."
"Hmm şimdi anladım neden kombinin böyle." dedim ve Yağız'la ikimiz güldük. Kızda ise mimik oynamıyordu. "Renkli giyinmek için bir sebep yok. Hayat yaşamaya değer bile değil. Hem benim ablam ne diye evlenmeye bu kadar heves etti onu da anlamıyorum. Herneyse. Ablam olacak o şımarık ile kocası olacak o gereksiz adam sizinle görüşmek istiyor. Sizi çağırmam için beni gönderdi." dedi.
Geline baktığımda kocaman duvağı ile kocasıyla tartışıyormuş gibi duruyordu.
Yağız'a eğildim. "Sanırım duvağını düzeltmemi isteyecek."
Yağız güldüğü belli olmasın diye eliyle yüzünü kapatırken bense o kıza döndüm. "Tamam teşekkür ederiz. Biz şimdi geliyoruz."
"Gelmeseniz de olur yani çok mühim değil. Hatta bence gitmeyin pişman olursunuz." dedi ve yanımızdan ayrıldı. Giderken "Bunlar da iki salak birbirini bulmuş." dediğini duydum.
Biz Yağız'la ufak bir gülme krizi geçirdikten sonra sakinleşip gelinle damadın yanına gitmeye başladık. Giderken ayağımın burkulmasıyla hafif sendeledim. Ayaklarımda bir eşitsizlik hissederken yere bakmamla topuğumun kırıldığını görmem bir oldu. Eğilip kırılan topuğumu aldım. Ona bakarken yavaşça Yağız'a döndüm. "Yağız. Topuğum..."
Ben bakışlarımı Yağız ve topuğum arasında gezdirirken Yağız kahkaha attı. "Harika bir gün gerçekten."
Ben elimde topuğum ve içimde hayal kırıklığım ile dururken Yağız belimden tutup gelinle damadın yanına götürdü. Gittiğimizde çiftimiz hararetli bir şekilde tartışıyordu.
"Ya aşkım bu duvak ne ya ağlamak istiyorum en mutlu günümde beni şebeğe çevrimişler resmen."
Kadın sabahtan beri konuşup söyleniyor olacak ki adam başını tutup ofluyordu.
"Ya aşkım tamam dert etme bu kadar. İstersen çıkartalım duvağını duvaksız gez."
Kız ağlayacak gibi oldu bu sefer. "Ya olmaz, duvaksız olmaz. Saçımı da iğrenç yaptılar zaten. Duvaktan beter saçım var."
Eğilip duvağın altından saçına baktım ve gerçekten saçı felaketti. Yağız'a eğildim. "Yağız biz en iyisi gidelim şuan doğru bir zaman değil gibi." Yağız'da başını salladıktan sonra tam gideceğimiz sıra gelin sanki az önce sinirden kızarmamış gibi gülümseyerek bizi çağırdı. "Aaa nereye gidiyorsunuz, biz de sizi bekliyorduk gelin gelin."
Yağız'la birbirimize çaresiz bir bakış attıktan sonra tekrardan onların yanına döndük.
Yanlarına gittikten sonra gelin mahçup bir ses tonuyla konuştu. "Ya kusura bakmayın bugün biraz sinirlerim bozuk. Bizim masaya sanki davetliymişiz gibi Sude Başak, Buğra Koparan Masası yazmışlar. Sabah da kuaför saçımı mahvetti, duvağım desem hali ortada." Başını gösterdi.
Bana hafifçe eğildi. "Bu yola giriştiğimizden beri sanki fasfakirlermiş gibi her şeyin en ucuzu olsun diye kendilerini yırttılar. Şuna bak. Düğün salonu desen berbat. Piyasadaki tüm aileleri çağırdık adamlar halay müziği açıp oynamaya başladılar. Müziği seçtirtmediler de. "Bize bırakın biz halledicez. Bize güvenin." dediler. Bende dedimki gerçekten bir şey doğru gidecek herhalde. Umut garibanın ekmeği. Ama görüyorsun ki sonuç yine hüsran."
Kıza çok üzüldüm ya. Cimri erkekle ömür mü geçer.
"Hayır yetmedi, gelinliğimi ben gençliğimden beri özel olarak diktireceğim dedim. Çünkü hayalimdeki gelinlik hiçbir yerde yoktu. Ben düğün yapılacağı kararlaştırıldığında bunu ta en başında söyledim. Sıra gelinliğe gelince yok gelinliği özel diktirip ne yapacaksın, o kadar masrafa girmeye ne gerek var. Ya diyorum ben size bunu en başında söyledim siz de tamam dediniz. Şimdi niye sözünüzden cayıyorsunuz diyorum. O zaman sen evlenmekten vazgeçme diye onayladık diyolar. Ya hadi bunu yapıyorsun niye açık açık söylüyorsun? Yemin ederim arsızlıkta, utanmazlıkta çığır açtılar."
Ben ağzım açık olanları dinlerken Sude ağlamamak için zor duruyordu. Kızın bu zamana kadar zor dayandığı belliydi. Çantamdan bir mendil çıkartıp ona verdim. O gözyaşlarını silerken bir yandan konuşmaya devam ediyordu. "Ya sana yemin ederim bu süreç boyunca o kadar zorlandımki. Her gece ağladım, her gece. Ya bir insan en mutlu gününe hazırlanırken üzgün olduğu için her gün ağlar mı ya?"
Kızın ağlamaktan boğuklaşan sesi beni de ağlayacak hale getirmişti. Maalesef ağlayan birini görünce benimde ağlayasım geliyor. Bugün ne ağlamaklı bir gün ya.
Yağız'a göz ucuyla baktığımda damatla kahkaha atarak sohbet ettiğini gördüm. İçim cız etti.
"Beni en çok üzen de ne biliyor musun? Bak benim kimsem yok desem yeridir. Annem daha biz küçükken bırakıp gitti zaten. Babam baktı bize Allah razı olsun. Ama sırf laf söz olmasın diye. Oğlu olmadı kızları oldu diye annemi kaç kez dövdü. Bizi de hiç sevmez zaten."
Kız mendiliyle oynuyor, arada bir bana bakıyordu. Bense yanında ziyaretçiler için olan sandalyeye oturmuş omzunu okşuyor, ellerini tutuyordum. Ben burada bir kızın hayatının mahvolmasını dinlerken insanlar güle oynaya her şeyden bihaber vakit geçiriyordu. Bu kişilere damat da dahildi.
"Benim bir tek kendini düşünen bir kız kardeşim var. Onu da zorla tutuyorum zaten. Kaç kez kendini öldürmeye çalıştı saymadım. Annem o daha çok küçükken bıraktı bizi. O da haklı ve doğru olarak bizi sevmediği için bıraktığını düşündü. Kendisinin asla sevilmeye layık olmadığını düşünüyor. Biliyorum içten içe benim mutluluğumu çok istiyor. Ama daha kendini ayakta tutamıyor küçüğüm."
Bir süre durup derin nefes aldı. Masada olan suyu açıp ona verdim. Sakinleşmeden konuşması onu daha da kötü yapıyordu. Biraz sakinleştikten sonra devam etti. "Beni en çok üzen şey de benim ömrümü adayacağım, hayatımı birleştireceğim adam tüm bunları bilmesine rağmen bu yolda beni desteklemek yerine hep karşımda durdu. Sanki zorla evleniyormuşuz gibi, benden nefret ediyormuş gibi davranıyor. Ben ne yapacağımı şaşırdım artık Asena."
Ellerinden tutmuş bakışlarımı bir saniye olsun gözlerinden ayırmıyordum. Kendisi konuşmasını bitirince ben konuştum.
"Seni o kadar iyi anlıyorum ki. Tüm bu yaşadıkların, damat tarafının baskısı, ailen... Hepsi o kadar anlaşılabilir şeyler ki. Anlaşılabilir olduğu kadar kolay şeyler olmadığının da farkındayım. Çok zor. Bu kadar baskıya maruz kalmak, böylesine bir şeyin üstesinden tek başına gelmeye çalışmak, hele ki hayatının dönüm noktasında olan bir kadın için gerçekten çok zor.
Görüyorum ki durumunuz gerçekten düzeltilebilir gibi değil. Karşı tarafın arsızlığı, damadın aptallığı maalesef düzelecek gibi değil."
Kelimelerimi seçerek yavaşça konuşmaya çalışıyordum. Sude ise dolu gözleriyle beni dinliyordu.
"Böyle bir şeyi söylemek bana düşmez belki ama kaç kurtar kendini Sude. Dediğin gibi sen bu adama ömrünü adayacaksın. O senin ömrünü çürütür ömrünü. Halbuki evlilik her geçen gün daha fazla yaşamak, her anı tekrar yaşamayı istemek, ömrünün sanki hiç bitmeyecekmiş gibi hissettirmesi demektir. Seni hayattan usandıran bir adamla ömür geçmez."
Duvağını hafifçe elimle düzelttim. "Sen çok güzel bir kızsın Sude. Böyle bir güzeliğin o pislikle yok olmasına izin verme."
Biraz durdum. "Önce kardeşin için düşme bu tuzağa. Onun gibi olmamak, hayattan böylesine kopmamak için yapma. Görüyorum ben. Gözlerin ışıldıyor senin. Yaşama hevesin, o yeniliklere açık kalbin, mutlu olma isteğin, sevilme isteğin gözlerinden anlaşılıyor Sude. Ama bil ki sen bunların hiçbirini bu adamda bulamayacaksın. Olanı da kaybedersin hatta."
Etrafı gösterdim. "Bak şuraya. 23 Nisan gösterisi gibi." Bu dediğime güldü. "Herkes gülüp eğleniyor, mutlu mutlu dans ediyor. Herkes her şeyden bihaber. Senin bu yaşadıklarını, yaşayacaklarını senden başka kimse bilmeyecek. Herkes bu yapay mutluluğu görecek. Ama senin ihtiyacın olan gerçek mutluluk. Gerçek sevgi, gerçek aşk, gerçek bir aile... Senin sahtelerle işin yok Sude. Senin ihtiyacın olan tek şey gerçekler."
Bir şey söyleyecekmiş gibi ağzımı açtım ancak konuşmaya cesaret edemedim. En sonunda cesaretimi toplayıp konuştum. "Bunu söylemem ne kadar doğru bilmiyorum. Henüz nikahınız kıyılmadı bildiğim kadarıyla. Kıyılmadan kaç git buradan. Engelle herkesi. Git kendine yeni bir hayat kur. Gerçek mutluluklarının olduğu, gerçek aşkın olduğu," gülümsedim "Hayalindeki gelinliğin olduğu," o da benim gibi güldü hafifçe. "Hayallerinin peşinden gittiğin bir hayat kur kendine Sude. Her şeyin gerçek olduğu bir hayat." dedim ve hafifçe eğilip gözlerine baktım.
Dolu gözleriyle burukça gülümsedi. "Sana sarılabilir miyim?" diye sordu. Cevap vermeden onu kendime çekip sıkı sıkı sarıldım. Henüz ayrılmadan yine ağlamaklı bir sesle konuştu. "Bu zamana kadar beni gerçekten dinleyip anlayan tek kişi sensin Asena. Çok teşekkür ederim. Bu dediklerini asla unutmayacağım."
"Kadın kadının yurdudur Sude. Senin dilediğin zaman gelebileceğin bir yurdun var. Sen asla canını sıkma."
Biz ayrıldıktan sonra ayağa kalktım. "Hadi Yağız biz kalkalım." Yağız damatla vedalaşıp yanıma geldi. Kırık topuğumla zar zor yürürken yanlarından ayrılınca duyduğum son bir sohbetleri oldu. "Ben makyajımı yeniletmeye gidicem."
"Yine mi ya? Sana kaç kere diyeceğim özelimizi başkalarına anlatma diye. Hep ağlıyorsun. Gerçi anlatmasan bile ağlıyorsun. Sabahtan beri kaçıncı bu? Boşa masraf çıkartma durup dururken."
Allah'ım sen bu kıza yardımcı ol.
***
Masalarımıza geçtikten sonra bir şeyler içmeye başlamıştık. Aklım ise hala Sude'deydi. Yağız "Ben şuradan içeceklerimizi yenileyip geliyorum." dedi ve yanımdan ayrıldı.
Masaya dirseğimi yaslamış, güzelim kızın evlendikten sonra neler yaşayacağını düşünüyordum. Bir süre sonra fazla dalmış olacağım ki arkadan "Benim karım neye içerlendi?" diye bir ses duymamla arkamdaki kişiye elimin tersiyle çarpmam bir oldu. Arkamı dönünce gördüğüm sahne ile açık kalan ağızımı kapattım.
"Ay Yağız özür dilerim." dedikten sonra şokun etkisinden çıkıp elindeki bardakları aldım ve masaya koydum. Yağız ellerini iki yana açmış 2 bardak dolusu içecek dökülen gömleğine bakıyordu. Önceden beyaz olan gömleği artık kırmızıya yakın pembeydi.
"Asena n'aptın ve neden yaptın?" Herkes bize bakarken ben çantamdan mendil çıkarmakla meşguldüm. "Ya siz de izlemeye kaos arıyorsunuz. Dönün kendi işinize ya."
Ben Yağız'ın üstünü temizlemeye çalışırken Yağız garibim hâlâ etkisinden çıkamamıştı. Panik olduğum için hızlı hızlı üstünü silerken yanlışlıkla karnına yumruk atmıştım. "Ay Allah kahretmesin. Yağız iyi misin?"
Yağız iki büklüm karnını tutuyordu. O sırada Emine Hanım bu rezilliklere dayanamamış olacak ki çantasını aldığı gibi düğün salonundan çıktı.
Yağız nihayet acıyı geçirdikten sonra üstü temizlenmediği için onu tutup tuvalete doğru sürükledim. Kadın tuvaletinin boş olduğunu görünce Yağız'ı içeri soktum.
"Üstünü çıkar."
Az önce çatık olan kaşları anında gevşedi ve kendi kendine sövüp durduğu ağzında geniş bir gülümseme oluştu. "Bugün beni çok şaşırtıyorsun Asena Keskin."
"Ya oha Yağız ya. Bu durumda bile nasıl böyle dalga geçebiliyorsun. Uğraşamayacağım seninle şuan hadi çıkar üstünü."
Ceketiyle önünü kapatıp hafif yana döndü ve trip atar gibi konuştu. "Yok, evlenmeden olmaz."
"İnstaya denizde çıplak fotoğraf attığına göre tüm instagram halkıyla evlendin galiba. Bi ben kaldım."
Kahkaha attı. Sonra önceki gibi yüzünü düşürdü. "Sapık mısın ya? Olmaz diyorum. Bak devam edersen güvenliği çağırırım."
"Seninle mi uğraşıcam ya." O ne dediğimi anlayamazken ben musluğu açtığım gibi elime biriktirdiğim suyu üstüne fırlattım.
Yağız üstüne şok olmş bir şekilde bakarken ben bir kez daha su fırlatım. Ardından yakasından çekerek sabunluğa yakınlaştırdım. Üstüne biraz sabun sıktıktan sonra ellerimle üstünü köpürtmeye başladım.
"Asena ne yapıyorsun, saçmalama."
"Onu naz yapmadan önce düşünecektin."
Saçını düzeltir gibi yaptı. "Ne yani iffetimi koruyorum suç mu?"
Üstüne baktıktan sonra durumun ciddiyetinin farkına vardı. "Ya Asena şaka maka bu nasıl çıkıcak? Hiç çıkacak gibi durmuyor."
"Deniyorum işte." Yağız'ı çekip biraz daha sabun sıktım.
Üstünü köpürttükten sonra durulamak için Yağız'ı çekip suyu açtım. Su dökülmesin diye fazla çektiğimden dolayı Yağız ayaklarının ucuna çıkmış, elini karşısındaki su olmuş aynaya yaslamıştı.
İçinden bir küfür savurduktan sonra sinirle konuştu. "Koskoca Utku Yağız'ın düştüğü duruma bak."
"Dalmış insanın arkasından gelir de konuşursan tabii düşersen bu hale."
Kafasını koluna yasladıktan sonra gözlerini hafifçe kıstı. "Dalmış insan mı? Dalmış insan dediğin böyle bir şey olduğunda sadece yerinde irkilir, en fazla bağırır. Ama sen normal bir insan değilmişsin ki yapıştırdın bir tane. Hayır bu zamana kadar bana kinlendin mi de öyle sert vurdun anlamadım ki."
Ufak bir kahkaha attım. "Annene olan hıncımı senden çıkardım."
Derin bir nefes verdi. "Ooo o zaman desene ucuz kurtulduk."
Ben Yağız'ın üstündeki lekeyi çıkartmaya çalıştım ama maalesef çok az geçti. Gömleği bir kısmı çıkmış ve sırılsıklam bir haldeydi.
"Eee," dedi. "Böyle ıslak gömlekle gezmeyeceğim herhalde." Ellerini yana açmış bana bakıyordu.
Etrafa bakarken kurutmak için hava üfleyen makineyi gördüm. Yağız'ı omuzlarından ittirip o makinenin altındaki duvara yasladım. "Oha." diye bir ses çıktı ağzından. "N'oldu gömleğimin altındaki kaslarımı falan mı gördün?" dedi gevşek gevşek.
Makinenin sensörüne elimi tutup birden çalıştırınca Yağız korkuyla hareket etti ve kafasını makineye çarptı.
Ben ciddi kalamayıp kahkaha atarken Yağız başını tutuyordu. "OF. Bİ' BU KALMIŞTI BAŞIMA GELMEYEN."
Gülmemin arasından konuştum. "Gerçekten başına geldi-" diye cümlemi tamamlayamadan daha büyük bir kahkaha attım.
Duvara yaslandıktan sonra dağılmış, önüne düşmüş - ve onu çok yakışıklı gösteren- saçlarının arasından bana bakınca sinirleri bozulmuş olacak ki o da gülmeye başladı.
"Ay- ay-" ufak bir kahkaha attım. "Ay ben duramıyorum." dedim ve daha büyük bir kahkaha attım.
Gülme arasında ikimizi işaret ettim. "Şu halimize bak. Benim topuğum kırıldı senin gömleğin mahvoldu."
Başını öne eğerek güldü. "Ben sana demiştim bu düğünde bir şeyler olacak diye."
"Hay ben senin şom ağzına tüküreyim." dedim ve yine kahkaha attım. Çok pis sinirlerim bozulmuştu ama düştüğümüz hal o kadar komikti ki.
Kendime geldikten sonra "Neyse," dedim. "Hadi çok durduk. Üstünü kurutalım da çıkalım artık nikah kıyılacak."
***
Yağız'ın üstünü yarım yamalak kuruttuktan sonra bir kısmı dışarıda, birazı ıslak ve her şeyden biraz olduğu gibi biraz dağılmış saçlarıyla tuvaletten çıkabilmiştik. Benim de gülmekten resmen ağladığım için makyajım mahvolmuştu. Gerçekten rezil bir çiftiz.
İşte uyum diye ben buna derim.
Masaya geldiğimizde nikah henüz kıyılmamıştı. Herkes bizim yanımıza geliyor, sohbet edip sırasını başkasına bırakıyordu.
Karşımıza orta yaşlı bir teyze geldi. "Ayol siz ne kadar yakışıyorsunuz öyle hahaayyt." Biraz içmiş olacakki tavırları çok komikti. Saray masası mıdır bu masalar bilmem herkes bize eğilmek için üstüne çıkıyor.
Bu teyzemiz de biraz üstüne çıkıp ayaklarını sallandırarak bize fısıldadı. "Sizin düğün ne zaman?"
Böyle bir soru için bu kadar zahmet... Gerçekten alnından tutup öpesim geldi.
Yağız'la birbirimize baktık. "Yani henüz net bir tarih yok ama birkaç aya olur gibi."
Bizden cevap aldıktan sonra gururla masadan indi ve üstünü düzeltti. Sonra bir anda şen bir kahkaha attı. "AYOL DÜĞÜNÜMÜZ VAR A DOSTLAR. ÇALSIN DAVUL ÇALSIN SAZLAR. AÇ DJ BİR OYUN HAVASI. ATILSIN GÖBEK, KALMASIN KURTLAR."
Teyze oynaya oynaya giderken onun yerine hemen başka biri geldi.
Bu sefer genç bir kızdı. Direkt konuya girdi. "Benim dedikodu yapmak gibi bir amacım yok. Yağız Bey bir fotoğraf çekinebilir miyiz?"
Yağız "Tabii kii." dedikten sonra kız hemen yanına geldi fotoğraf çekindi. Sonra kız çok güzel bir şey yapmış gibi konuşmaya başladı.
"Ben senin çok büyük hayranınım. Odamda posterlerin asılı. Her gün onlarla bakışıp şarkı söylüyorum. Hatta yüzünü tutu-"
Oha.
Yağız ile birlikte ben de büyüyen gözlerime engel olamadım. Kız hızlı hızlı konuşurken en sonunda Yağız'ın öksürmesiyle kız sustu.
Yağız yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirip kızı susturdu. "Tamam abicim. Hadi bak başka konuşmak isteyenler var. Sen yine de çok şey yapma derslerine odaklan." Sesi kısıldı. "Bana değil."
Kız üzülse de fotoğrafın mutluluğuyla zıplarak yanımızdan ayrıldıktan sonra masaya yaslanıp Yağız'a döndüm. "Yaz dizisinde mi yaşıyoruz biz ya? Gencinden yaşlısına ne çok hayranın var senin öyle."
Göğsü kabardı dediğimle. "Herkesin hayali olan kişi senin kocan olucak ama sen farkında değilsin." Bardağını alırken içerlenmiş gibi derin bir nefes verdi. "Çok pişman olacaksın çoook."
Masaya başka biri geldi bu sefer. Yaşlı bir teyzeydi. Baya yaşlıydı.
"TEYZE!" diye bağırdım. "SEN ZAHMET ETMESEYDİN BU HALİNLE BİZ GELİRDİK. SANA BİR ŞEY OLURSA MAZALLAH GÜNAHI BİZİM BOYNUMUZA."
"Beni boşver sen." Masaya eğildi. Yine. "Kaç çocuk düşünüyorsunuz?"
Yağız'la bizim gözlerimiz sonuna kadar açılırken teyze gözümüzün içine içine bakıyordu. Bizden cevap beklediği çok belliydi.
Vay be teyze. Yaşlı dedik bizden fena çıktın ya. Öteki tarafa bizden sonra gidersin sen bu gidişle.
"Daha evlenmedik teyze bi' dur ne çocuğu?" dedim teyzeye kaşlarım çatık bir şekilde bakarken.
"Peh" dedi. Dudağını ağzını yüzünü ne varsa diliyle yıkadı. "Sizden laf çıkmaz. En iyisi ben gelinle damadın yanına gideyim."
Teyze yanımızdan topallaya topallaya giderken Yağız arkadan onu işaret etti. "Şuna bak. Bir ayağı çukurda topallaya topallaya gidiyor, merak ettiiği şeylere bak. Hacca gitse anca aklanır paklanır he."
Biz gelenlerden bıkmışken yanımıza bir dayı geldi bu sefer. "Valla ben sizinle konuşmaya gelmedim." Salona doğru döndü. "DUYAN KALMASIN. GELİN KAÇMIŞ."
Herkes "NE" diye yargara koparırken bense yüzümde oluşan gülümsemeye engel olamadım.
Yanımıza başka bir kız geldi bu sefer. Elinde bir mendil vardı. "Ben Sude ablanın kardeşinin arkadaşıyım. O ikisi gittiği için bunu sana vermemi istediler." Mendili verdikten sonra yanımdan tüydü.
Mendili açtığımda mavi bir kalemle yazılan bir not buldum.
Daha fazla beklemeden notu okumaya başladım.
"Kusura bakma kağıt bulamadığım için zar zor bulduğum mendile yazıyorum. Sana her şey için çok teşekkür ederim Asena. Sen bana bir hayat bahşettin. Senin bu yardımını asla unutmayacağıma emin olabilirsin. Ve bu iyiliğinin karşılığını alacağından da. Ben kardeşimle başka bir şehire gideceğim şimdi. Durumu biraz düzeltince emin ol ilk sana geleceğim. Ve lütfen sende daha fazla beklemeden o cehennmen kaç.
Sude"
Notu okurken gözlerimin dolmasına engel olamamıştım. Biriken gözyaşlarımın akmasına izin verdim.
Yağız yanıma gelip elini omzuma koydu. "İyi misin? Bir sorun yoktur umarım."
Etrafa baktığımda herkes birbirine girmişti. Damat ise telefondan birilerini aramakla meşguldü.
Yağız'ın elinden tuttuğum gibi koşmaya başladım. O da benimle birlikte koşuyordu ancak benim topuğum kırıldığı için koşuyor gibi değil de topal taklidi yapıyor gibi duruyorduk. En son dayanamayıp ayakkabıları çıkarıp düğün salonuna fırlattım.
Yağız'la birlikte koşa koşa arabaya gittik. Hava çoktan kararmıştı.
Arabaya girince ikimizde nefes nefese kalmıştık. Bir süre sessizce durduk. Sonra sessizliği Yağız bozdu. "Sen Sude'ye ne dedin?"
Gülümsedim. "Sır."
O sıra elim karnıma gitti. "Yağız ben çok acıktım ya. Bize hiçbir şey vermediler zaten."
"Valla ben de çok acıktım. İleride bildiğim bir çorbacı var oraya gidelim mi?"
Anında kaşlarım havaya kalktı. "Bu da soru mu?" Kemerimi zor da olsa taktım. "Hadi sür."
***
Çorbacıya geldikten sonra siparişlerimizi verdik. "Ezogelinin yanında mercimek. Hemde çorbacıda. Şaka gibisin Yağız."
"Valla bugün benim daha fazla üstüme gelme. Zaten fazlasıyla olaylı bir gündü."
Biraz durduktan sonra kıkırdamaya başladım. Yağız ise bana bakınca yarım ağız güldü. Elini yanındaki sandalyeye bana bakıyordu. "Noldu yine?"
"Yok bir şey. Sadece bugün yaşadıklarımı düşündüm de." dedim ve ufak bir kahkaha attım. Yağız ise boşta olan eliyle alnını ovuşturdu. "Özellikle tuvaletteki benim vaziyetim." dedi ve o da ufak ufak güldü.
"Şey de çok iyiydi." dedim bir yandan gülüyordum. "Topuğum kırıldı da topal teyze gibi yürüdüm ya." Bu dediğimle başını havaya kaldırıp kahkaha attı. " O teyze neydi ya öyle? Gözlerinden belliydi az olmadığı."
Bir yandan gülerken hafifçe masaya eğildim. Eğilirken bir yandan da "Bak bak böyle çıkıyolardı masamıza." diyip gülmemek için zor duruyordum.
Yağız'a eğilince Yağız'da bana doğru eğildi.
Bu yakınlık çok hatalar yaptırır ama neyse.
Gözlerimi hafif kısmış, kaşlarımı o teyzeninki gibi garip bir hale sokmaya çalışmıştım. Ve biraz olsun başarmış olacağım ki Yağız dibimdeyken gülmemek için kızarmıştı.
"Kaç çocuk düşünüyorsunuz bakayım siz?" dedim sesimi yaşlı bir nine sesine benzetmeye çalışarak.
Yağız daha fazla dayanamamış olacak ki sandalyesine geri yaslanıp büyük bir kahkaha attı. Öyle ki içerideki abi bile eğildi baktı neler oluyor diye.
Çorbalarımız geldikten sonra bir yandan çorbalarımızı içiyor bir yandan sohbet ediyorduk.
Kaşığımı bırakıp ekmek bölerken konuştum. "Bunu diyeceğimi hiç zannetmezdim ama sanırım bugün için annene teşekkür edeceğim."
Yağız bunu beklemiyor olacak ki oldukça şaşırmış gözüküyordu. "Niye üstümü tuvaletteki el sabunuyla yıkadığın için mi?"
"Her şeyi için" dedim. "Her şeyi o kadar saçma,komik ama güzeldi ki. İyiki davet etmiş beni de. Tabii kendisi bizim rezilliklerimize dayanamadığı için düğünü erkenden terk etti ama olsun."
"Yaa öyle mi? Hiç fark etmedim desem inanır mısın?"
Güldüm. "O an üstündeki lekeyle ilgilendiğin için görememişsindir."
"Vay bee." dedi yalandan kederlenmiş gibi. "İnsan evladını öyle zor bir durumda öylece bırakır mı?"
İkimizde güzelce karnımızı doyurup bolca güldükten sonra çaylarımızı da sipariş edip sohbet ettik. Ve bu süre zarfınca öyle güzel anlaşıp vakit geçirdik ki.
İşte diyorum. Uyum diyince de sizsiniz. Çok iyi anlaşıyor, aynı dilden konuşuyorsunuz. Daha ne olsun.
Bu sefer gerçekten haklısın iç ses. Biz aşırı uyumlu bir çift olduk. Hemde baya.
Bu zamana kadar 1 kez olsun yanıldığımı görmedim.
***
5103 kelime mi
Oha
Normalde bu bölüm perşembe günü gelecekti ama klavyemle ilgili sorun yaşadım
Bugün yolda sallana sallana yazdım
Ama bence güzel yazdım
Şahsen en beğendiğim bölümlerden biri oldu
Siz nasıl buldunuz
Görüşleriniz benim için çok önemlii
Şunu da söyleyeyim. Yaklaşık 2 3 hatta belki 4 hafta bölüm gelmeyebilir.
Şimdiden söylemiş olayım. Sonrası zaten yaz
Herneyse
Sizleri çook seviyorum
Bir başka bölümde görüşmek üzeree
Bölüm etkileşimi
