39. bölüm / 42
GÜNDÜZ GECE SARAYLARIXXXVIII. BÖLÜM
Bölümler 42Şu an: XXXVIII. BÖLÜM
- 1 GİRİŞ1.095 kelime
- 2 I. BÖLÜM1.879 kelime
- 3 II. BÖLÜM1.559 kelime
- 4 III. BÖLÜM943 kelime
- 5 IV. BÖLÜM978 kelime
- 6 V. BÖLÜM992 kelime
- 7 VI. BÖLÜM842 kelime
- 8 VII. BÖLÜM854 kelime
- 9 VIII. BÖLÜM1.038 kelime
- 10 IX. BÖLÜM967 kelime
- 11 X. BÖLÜM744 kelime
- 12 XI. BÖLÜM797 kelime
- 13 XII. BÖLÜM851 kelime
- 14 XIII. BÖLÜM775 kelime
- 15 XIV. BÖLÜM980 kelime
- 16 XV. BÖLÜM827 kelime
- 17 XVI. BÖLÜM956 kelime
- 18 XVII. BÖLÜM870 kelime
- 19 XVIII. BÖLÜM783 kelime
- 20 XIX. BÖLÜM799 kelime
- 21 XX. BÖLÜM962 kelime
- 22 XXI. BÖLÜM959 kelime
- 23 XXII. BÖLÜM972 kelime
- 24 XXIII. BÖLÜM764 kelime
- 25 XXIV. BÖLÜM1.118 kelime
- 26 XXV. BÖLÜM1.152 kelime
- 27 XXVI. BÖLÜM879 kelime
- 28 XXVII. BÖLÜM735 kelime
- 29 XXVIII. BÖLÜM670 kelime
- 30 XXIX. BÖLÜM1.031 kelime
- 31 XXX. BÖLÜM999 kelime
- 32 XXXI. BÖLÜM820 kelime
- 33 XXXII. BÖLÜM878 kelime
- 34 XXXIII. BÖLÜM948 kelime
- 35 XXXIV. BÖLÜM1.025 kelime
- 36 XXXV. BÖLÜM1.072 kelime
- 37 XXXVI. BÖLÜM997 kelime
- 38 XXXVII. BÖLÜM731 kelime
- 39 XXXVIII. BÖLÜM857 kelime · Okuduğun bölüm
- 40 XXXIX. BÖLÜM1.026 kelime
- 41 XL. BÖLÜM1.245 kelime
- 42 XLI. BÖLÜM909 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
XXXVIII. BÖLÜM
Kollarımı ondan zorlukla çekerken çok sempatik bir gülümsemeyle "Belki de baştan beri seni bu kadar çok isteyeceğim, arzulayacağım öyle belliydi ki Tanrı kaderimizi birlikte olmaya yazdı." diye fısıldadı.
"Belki de..." derken gözlerimi yumdum. "Belki de sizin için içimden o kadar çok dua ettim ki bunlar en güzel şekilde karşılık buldu."
"Kesinlikle." deyip saçlarımı okşadı. "Bana da artık "siz" demeyi bırak. Ben sana yalnız kaldığımızda adınla sesleneceğim, sen de bana adımla seslen."
"Ama bunu nasıl yapabilirim?" diye mırıldandım ama adıyla seslenmek garip gelecek olsa da çok daha samimi ve hoş olacaktı. "Bana biraz zaman verin, buna kendimi alıştıracağım."
Bu esnada biraz olayların gidişatından bahsettik ve Prens bana hala Prenses Ophelia diye anlatılan o kızın ben olduğuna inanmakta zorlandığını belirtti:
"Ama anlayamıyorum, ilk tanıştığımızda Prenses Opehlia'yı bana anlatan sendin. Kime sorduysam aynı şeyleri anlattılar bana. Onun gibi olsaydın odana kapanır kimseyle konuşmaz, odandan çıktığındaysa sarayın içinde bir gölge gibi gezinir, insanları varlığınla rahatsız ederdin. Akli dengen bozuk olduğu için ortalığı birbirine katar ve askerler seni zorlukla zapt ederdi. Oldukça pis ve bakımsız görünür, insanlar senden iğrenirdi. Bunlar benim kafamdan uydurup masallaştırdığım şeyler değil. Herkes Ophelia'yı bu şekilde tanıyor: kendisini odasına kapatıp akıl sağlığını yitirmiş bir zavallı... Tek bir kişinin değil, herkesin birlik olup bunları anlatması nasıl mümkün oldu?" deyince önce gözlerimi yumdum, sonra derin bir nefes aldım.
"Aynı benim gibi diğerleri de tembihlenip tehdit edildi. Hiçbirimiz size doğruyu söyleyemezdik."
Dediklerime inanamaz gibiydi. "Neden böyle bir yalan söyleme gereği duydunuz?"
"Majesteleri size beni kızı olarak tanıtmak istememiş." deyince boğazıma bir yumru oturdu, Baş Danışman'ın sözleri bir bir aklıma geliyordu. "Sizin duyduklarınız abartı olsa da kısmen doğru. Beni bir prenses olarak tanıtmak istememesinin somut nedenleri vardı ve ben de elbette onun bu kararına uyum sağlayacaktım."
"Beni güldürme Ophelia, duyduğum o saçmalıklarla senin hiçbir alakan yok."
"Evet, pis ya da bakımsız değilim ama..."
"Elbette değilsin." diye sözümü kesiverdi.
"Ama saray içinde karanlıkta bir gölge gibi gezindiğim, onları boğduğum ve varlığımla onları rahatsız ettiğim kesinlikle doğru."
Prens buna gerçekten de güldü ve yatağa yeniden oturup ellerini yatağın kumaşına dayayıp başını biraz geriye atarak gülmeye devam etti. "Seni kasvetli kelimelerin içinde yer alan bir cümlede hayal edemiyorum."
"İnanmıyor musunuz bana?"
"İnanmamayı tercih ederim. Sen kim ne derse desin gölge falan değilsin, istesen de olamazsın. Çünkü seni ne zaman görsem ışıldıyorsun. Gerçekte bir gölgenin olduğuna bile nasıl inanabilirim?"
"Ancak herkes öyle düşünmüyor Ekselansları. Sizin dediğiniz gibi etrafıma ışıklar saçsaydım dahi yıllarca karanlıkta hapsolan biri bir süre sonra bundan usanıp bıkardı. Bir erkek kardeşimin olduğunu biliyor muydunuz?"
"Duymuştum." diye mırıldandı Prens, ona ne olduğunu biliyor gibiydi.
"Biz ikimiz bu sarayda kabul edilmedik. Gündüz Sarayının içinde tek ışık almayan odalar bizimkilerdi. Çünkü gerçeklere gözümüzü kapatamayacak kadar aklımız başımızdaydı ve bu bile onların bizden nefret etmesine yeterli oluyordu. Ben kardeşimden şanslıydım çünkü bir kız olarak doğmuştum ve potansiyel olarak bir Kraliyet veliahtı olamayacak kadar güçsüz görünüyordum. Ama erkek kardeşim, ki benden birkaç yaş küçük bir çocuktu sadece, onlara göre çok tehlikeliydi. Sarayın ileri gelenlerinden biri de bu tehlikeyi ortadan kaldırmak istedi, gözünü kırpmadan vahşice erkek kardeşimi benden kopardı. Ondan sonra da gözler bu sefer bana dikildi. Bense kendimi odama kapatmayı, gözlerden uzak yaşamayı seçtim. Zaten onlar tarafından da birçok şeyden men edilmiştim bu süreçte. Saray dışına çıkmak gibi. Nasıl tanıştığımızı, askerlere görünmekten nasıl korktuğumu hatırlarsınız."
"Başından böyle şeyler geçmiş olduğunu hiç bilmiyordum Ophelia, ne hissettiğini çok iyi anlıyorum. Ben senin gibi bir yaşam sürmedim ama biliyor musun? Benzer sonlara mahkum olmuşuz. Dört senedir bir o cephede bir bu cephede debelenip duruyorum. Bu süreçte arkadaşlarımı kaybettim, bazılarının hem öldüklerini gördüm hem de beni kendi içlerinde öldürdüklerini ve benden vazgeçtiklerini gördüm. Tüm bunlar yaşanırken layık olmadığım ve yeterli istidada sahip olmadığım gerekçesiyle veliahtlık ünvanını kardeşime kaptırdım. Yaşadığım tüm çile ve ıstırap bir hiçe dönüştü ve yalnızlık tam burada hayatıma dahil oldu. İnsanlara güvenim ve inancım bu şekilde yıkıldı. Bu yüzden sen hayatın bana sunduğu çok değerli bir lütufsun Ophelia."
"O değer benim en önemli hazinem olacak Majeste."
Prens oturduğu yerden başımla aynı hizaya gelmek için kollarını dizine dayadı ve başını biraz eğdi. "Şimdi söyle bana, benimle Rultam'a gelmeyi düşünüyor musun?"
"Sizce bu sorunun cevabı belli değil mi? Elbette çok istiyorum. Ancak... Bazı tereddütlerim var. Beni kabul edeceklerinden şüpheleniyorum."
"Reddetme hakları yok, Rultam'dan gelen tüm aristokratlar da Kral da bunu onayladı. Herkes benim asil biriyle yani seninle evlenmem konusunda hem fikir."
"Ama Arnogya bunu onaylamayabilir. Belki babam buna ses çıkarmaz ancak kız kardeşlerim sizi bu karardan döndürmek için ellerinden geleni artlarına koymayacaklardır."
"İnan hiçbir şey yapamayacaklar, boş yere kendini üzüyorsun."
"Öyle mi dersiniz?"
"Elbette." deyip yanağıma bir öpücük kondurdu. "Arnogya'nın şu an uğraşması gereken daha büyük dertleri var." Ona inanmak ve içimi kemiren bu düşünceden uzaklaşmak istedim bu yüzden onu onaylamak dışında bir şey yapmadım.
Bu esnada kapının çalınıp Alex'in Prens'i çağırmasıyla ikimiz ayaklandık. "Babam çağırıyor olmalı." dedi Anthonio. "Bu arada akşam yemeğine mutlaka katılmanı istiyorum. Bana eşlik etmen ve yanımda bulunman hoş olacaktır. Hem herkes yemek masasında bulunduğundan nişan için tarih belirleyebiliriz."
Akşam yemeği ve nişan tarihi... Bir an bu teklifin şokuyla Prens'e itirazda bulunmak aklımdan geçse de baktım ki onun acelesi var, onaylamak dışında bir şey yapamadım. O odasından çıkınca ben de beni kapının önünde bekleyen Lydia'yla kendi odama çıktım. Beni zorlu bir akşamın beklediğini şimdiden hissediyordum.
Bölüm etkileşimi
