32. bölüm / 42
GÜNDÜZ GECE SARAYLARIXXXI. BÖLÜM
Bölümler 42Şu an: XXXI. BÖLÜM
- 1 GİRİŞ1.095 kelime
- 2 I. BÖLÜM1.879 kelime
- 3 II. BÖLÜM1.559 kelime
- 4 III. BÖLÜM943 kelime
- 5 IV. BÖLÜM978 kelime
- 6 V. BÖLÜM992 kelime
- 7 VI. BÖLÜM842 kelime
- 8 VII. BÖLÜM854 kelime
- 9 VIII. BÖLÜM1.038 kelime
- 10 IX. BÖLÜM967 kelime
- 11 X. BÖLÜM744 kelime
- 12 XI. BÖLÜM797 kelime
- 13 XII. BÖLÜM851 kelime
- 14 XIII. BÖLÜM775 kelime
- 15 XIV. BÖLÜM980 kelime
- 16 XV. BÖLÜM827 kelime
- 17 XVI. BÖLÜM956 kelime
- 18 XVII. BÖLÜM870 kelime
- 19 XVIII. BÖLÜM783 kelime
- 20 XIX. BÖLÜM799 kelime
- 21 XX. BÖLÜM962 kelime
- 22 XXI. BÖLÜM959 kelime
- 23 XXII. BÖLÜM972 kelime
- 24 XXIII. BÖLÜM764 kelime
- 25 XXIV. BÖLÜM1.118 kelime
- 26 XXV. BÖLÜM1.152 kelime
- 27 XXVI. BÖLÜM879 kelime
- 28 XXVII. BÖLÜM735 kelime
- 29 XXVIII. BÖLÜM670 kelime
- 30 XXIX. BÖLÜM1.031 kelime
- 31 XXX. BÖLÜM999 kelime
- 32 XXXI. BÖLÜM820 kelime · Okuduğun bölüm
- 33 XXXII. BÖLÜM878 kelime
- 34 XXXIII. BÖLÜM948 kelime
- 35 XXXIV. BÖLÜM1.025 kelime
- 36 XXXV. BÖLÜM1.072 kelime
- 37 XXXVI. BÖLÜM997 kelime
- 38 XXXVII. BÖLÜM731 kelime
- 39 XXXVIII. BÖLÜM857 kelime
- 40 XXXIX. BÖLÜM1.026 kelime
- 41 XL. BÖLÜM1.245 kelime
- 42 XLI. BÖLÜM909 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhabaa
Hafta sonu bölüm atamadım ama sınavdan yeni çıktım ve hemen atayım dedim🏃🏻♀️
Bölüm müziğimizi de ayarladım hepinize keyifli okumalarr❤️
XXXI. BÖLÜM
Ellerimi kucağımda topladım ve dosdoğru yüzüne baktım. "Sizin bahsettiğiniz engellerin ben hep en güçlüsüyle karşılaştım. Neden bilmem kimse beni kimseye layık görmedi. İçinde olduğum ve olmadığım tabakalar hep bir sıkıntıydı. Eğer biri benden düşükse onunla görüşemezdim, eğer biri benimle aynı noktadaysa yine onunla görüşemezdim. Kendi arkadaşlarım beni ayakta tutmak için o kadar çaba gösterdi ki onlar olmadan ben çoktan bir çukura düşmüş halde kendimi bulurdum. Esasında o kadar kez itildim ki senelerce yapmaya çalıştığım tek şey o çukura düşmekten kurtulmayı bilmek oldu. Ama hiç tepeyi görememiştim, görmeme fırsat verilmemişti. Sizinle şimdiye kadarki yaşadığımız her anı ise beni defalarca kez o tepenin doruk noktasına çıkarıp nefesimi kesti. Ancak kendimi sizinleyken hak etmediğim bir yerde görmekten hiçbir seferde geri durmadım."
Gözlerim dolarken beni hayretle izleyen ona baktım. "Hatta şimdi bile... Bu gerçek değişmeyecektir. Hem artık, evlenmeye bir adım kalan sizinle bunları konuşmam bile doğru sayılmaz."
Prens elimi tutup bir miktar havaya kaldırdı ve parmaklarını benimkilerle birleştirdi. Sanki bu, soğuk gecede ikimizin de içini ısıtmıştı. Dudaklarında o kadar güzel bir gülümseme belirmişti ki bu da içimi sımsıcak yapmaya yetti. "Doğru olan ne var ki? Savaşmak yanlıştı, kan dökmek, kendi bencil hırslarımızı tatmin etmek için askerlerimizi ölüme göndermek, halka yüklediğimiz vergilerle onları sömürmek... Biz neyi doğru yaptık ki bir evliliği yanlış yapmak sorun çıkarsın?
Hem beni yanlış anlama, senden hiçbir şey istemiyorum. Benimle birlikte gelmen yeterli. Seni görmek ve sesini duymak: Arzum bundan ibaret olacak." deyince iç dünyama nasıl bir hayat istediğimi sordum. Saraydan ayrılıp küçük bir eve taşınmak ve sade bir hayat yaşamak çok istiyordum, bu doğruydu ama şu an ona Ophelia olduğumu ve neden bunu yaptığımı baştan açıklayarak söyleme isteği içimi kor bir alev gibi sarmıştı.
"Prens Anthonio... Aslında size uzun zamandır bahsetmek istediğim önemli bir husus var."
Anthonio ellerimi yavaşça bırakıp ne diyeceğimi dinlemek için biraz geri çekildi. Her şeyden o kadar habersizdi ki kendimi aniden bir sahtekar gibi hissetmekten alamadım. Defalarca, defalarca kez yalanlarımla kandırmıştım. Bunun ne kadar onur kırıcı olacağını tahmin bile edemiyordum. Böyle ince duygularla bana içini dökmüşken günlerdir arkasından iş çevirdiğimi öğrendiğinde onu kim bilir ne kadar yaralayacaktım? Ama hayır, bu oyunu daha fazla sürdürmeyecektim.
"Orla! Neredesin?"
Bu kaba ses bahçede büyük bir yankıyla kendini duyururken olduğum yerde titredim. Hızla ayağa kalkacakken tökezleyince Prens kolumdan tutarak bana yardım etti. "Baş Danışman..!" diye fısıldadım, korku dolu gözlerle Anthonio'ya dönerek.
"Bir sorun olmaz. Onun gitmesini bekleyelim."
"Hayır, burada olduğumu biliyor, muhafızlar haber vermiş olmalı. Yoksa gecenin bu saatinde bahçede bana seslenmezdi. Beni yanlış anlamadan hemen yanına gitsem iyi olacak."
"Tamam ama onunla konuştuktan sonra yanıma gel Orla. Odamın yerini biliyorsundur. Anlaşmadan önce konuşmamızı mutlaka tamamlamak istiyorum."
Dudaklarımı ısırıp öyle yapacağımı söyleyerek -yarım kalmış bir konuşmanın ağızda bıraktığı buruk tatla- saray kapısından aşağı merdivenlerden inen Baş Danışman'a doğru seri adımlarla yürümeye başladım. Yüreğim hızla çarparken bana az önce "Orla" diye seslenmesi aklıma takıldı. Boş bir bahçede gecenin bir vaktinde Ophelia yerine Orla'yı seçmesinin belli bir sebebi olmalıydı: Anthonio'nun benimle beraber dışarıda olduğunu mutlaka biliyordu.
Kendime sakin olmayı öğütlerken önünde dikildiğimde "Bu saatte dışarıda ne yapıyorsun?" diye sordu, sesindeki tehdit göz ardı edilemeyecek kadar büyüktü.
"Ben... Bahçede biraz gezmek istemiştim." Buna inanmadığı o kadar belliydi ki bir hakaret savurmasını bekledim ama onun yerine odama doğru yürümemi söyledi, bir emirden farksızdı. Ben önden o arkamdan yürürken gerginlikten ellerim ve alnım ter içerisinde kaldı. Arada arkama dönüyor, onun sivri burnunu memnuniyetsizce yukarı kaldırışını izliyor, çukurdaki gözlerinden neyi amaçladığını anlamaya çalışıyordum. Kapımın önüne gelip içeri girdiğimde beni arkadan takip etti. Ardımızdan pek tanımadığım iki muhafız içeri girdi. Adamın elindeki yapışkan bezi ve ipi eline alıp beni işaret etti.
"Bu ne demek oluyor?"
Adamlar kolumun iki tarafından tutunca neye uğradığımı şaşırdım, o esnada yanıma yaklaşıp aniden elini yukarıya kaldırdı ve hayatımda yemediğim kadar güçlü bir tokat attı. Başım sarsıntıdan kendini toparlayamazken çenemi tutup sivri tırnaklarını tenime geçirdi.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen!" diye çığlık attım.
Yapışkan bezi ağzıma doğru yaklaştırınca uzaklaşmak için çırpındım ama adamlar kolumu sımsıkı tutmuşlardı. Yardım için bağırsam da Baş Danışman bir hamlede bez ile ağzımı kapattı. Dudaklarım ve yanaklarım bezdeki yapışkanla gerginleşti, hareket ettirmemle canımı yaktı.
"Sen utanılası bir kızsın. Demek Prens Anthonio'ya göz diktin, ha? Onun kardeşlerinden biriyle evleneceğini bilmiyor musun! Yaptığın ahlaksızlığın bedelini ödeyeceksin." Kapının kolunu tutunca meydan okuyan ani bir güçle ileri atıldım, boğuk bir sesle bağırmaya çabaladım ama hemen yanımdakiler tarafından alıkoyuldum.
"Ne o? Kral'a şikayet etmekle mi tehdit ediyorsun beni? Kral sana mı inanacak bana mı? Ben neden senin gibi masum bir prensese elimi süreyim ki? Kim bilir kendin hangi işlere bulaşıp kolunu, bacaklarını morartmışsındır? Hep bir baş belası olmadın mı?" Korkuyla midem bulanırken Baş Danışman odadan çıktı. Adamlar bileklerimi arkadan sıkıca iple bağladıktan sonra giysilerine sakladıkları sopaları çıkardılar ve acımasızca aynen Baş Danışman'ın dediği gibi kollarıma ve bacaklarıma savurmaya başladılar. Çok uzun süre yanımda kalmalarına gerek bile kalmadı. Acıyla yere yığılıp kendimden geçtim.
✨️☁️🌙
Bir bölüm sonuna daha geldik
Düşüncelerinizi ve tahminlerinizi yoruma alayımm💫🤍
Bölüm etkileşimi
