XLI. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Muguet's Books

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: XLI. BÖLÜM

XLI. BÖLÜM

Lydia'nın kolundan ayrıldım ve küçük, güçsüz adımlarla odama vardım. Bana endişeyle bakan gözlere dudaklarımda zorlama bir gülümseme yaydım. Aslında bu gece Lydia'ya ihtiyacım olabilir, odamın içinden açılan diğer odamda kalabilirdi ama üzerimdeki huzursuz ruh hali ve bunu bir başkasına da bulaştırma düşüncesi teklif etmeme engel oldu. Bu nedenle ikisini de odalarına gönderdikten sonra üzerimdekileri çarçabuk rahat kıyafetlerle değiştirdim. Yatağıma geçtiğimde uyuyamayacağımı biliyor, yine de gözlerimi sıkıca kapatıp üzerimdeki örtüye sarılıyordum.

Lord Henry beni yeniyetme bir kız zannediyor, bu evliliğe nasıl kendimi hak gördüğüme şaşırıyor olmalıydı. O sırada Kral'ın Stormrigde için kurduğu tehlikeli planı önleyerek olası bir felaketten kurtaran ben değil miydim? Ya da diğer prensesler gibi anlaşmada sunulan ülke sınırlarına asker yerleştirmeyi onaylayanlar diğerleri değil miydi?

Arnogya'nın yıllar boyunca en önemli ailesi Stormrigde kökenli Craven ailesi olmuştu. Hep bu aile sarayı yönetmişti, evlilikler bile aynı aileden yapılmaya devam etmişti. Ama... İşte bu "ama" ürkütüyordu beni. Başdanışman'ın hakimiyet kurduğu bu sarayda ben zayıftım, Kaitlyn ise belirgin bir güce sahipti.

Lord Henry'nin dediği gibi siyasi dengeler onu etkilerse yapacak bir şeyim olmazdı. Anthonio beni seviyordu, bunu hissediyordum ama kalbiyle hareket eden bir adam değildi o. Hayatını mahvetmek uğruna ülkesi için adımlar atmaya razı gelirdi. Değil miydi ki akıl hastası gibi anlatılan Ophelia'yı, o üç güzel prensese karşı tercih etmişti? Bu durumda da benden vazgeçmesi olası bir ihtimaldi.

***

Kötü bir gecenin ardından sabah erken saatlerde kendimi odamdan dışarı attım. Kaitlyn'e ve onun destekçilerine karşı yapabileceğim bir şey olmasa dahi onun hayal ettiği gibi elde ettiğim konumdan çabucak vazgeçmeyecek, yapılan ilk saldırıda pes edip geri çekilmeyecektim. Bu yüzden odama gizlenip ne olacağını beklemek niyetinde değildim, sarayın içinde aktif dolaşacak ve herhangi bir değişiklikte bundan haberdar olacaktım.

Sarayın en erken işe başlayan meslek grubu aşçılardı. Aşağı inip mutfağa geçtiğimde her birinin kahvaltı için bir oraya bir buraya koşturduğunu görmek benim için pek şaşırtıcı değildi. Ancak benim bu saatte, üstelik yeşil kabarık bir elbise içinde -tam da konumuma yakışan asalette- mutfağa gelmem onlara hayret verip ellerinin ayaklarına dolaşmasına sebep oldu. Başaşçı hemen gelip özel bir isteğimin olup olmadığını, dilerse kendisine özel bir menü oluşturabileceğini söylüyor, normalde samimiyetle sohbet ettiğim birkaç aşçı eğildikten sonra selam verip sohbet etme konusunda kararsız kalıyor, diğer çalışanlar ellerinde ithal getirilen frenk üzümünün tadına bakmamı rica ediyordu.

Dünkü anlaşmanın etkisi bu mutfağın kapısından bile içeri girip sızmış olmalıydı ki aşçılar kendilerine çeki düzen verme ihtiyacı duymuştu. Oysa buna gerek yoktu, bu mutfakta çalışan her bir fert bana hiçbir zaman saygı konusunda bir kusur işlememişti. Alt tabaka diye saydıkları kişilerin üst kesimden birileriyle muhabbet etmesinin saygısızlık sayılması oldukça geri kafalı bir düşünceydi.

Frenk üzümünden birkaç tane alırken dün konseyin hemen ardından yapılan toplantı sonrasında herhangi bir havadis duyup duymadıklarını sordum ancak herhangi bir şeyden haberlerinin olmadıklarını yalnız birinin Prens Anthonio'nun o salondan çok sinirli çıktığını gördüğünü anlattılar. Bunun anlamını çözmek çok güç değildi ama tahmin ettiğimden çok daha fazla Prens'in üzerine gelmiş olmalılardı yoksa o duygularını pek dışarıdan belli eden biri değildi.

Mutfaktan bir şey çıkmayınca Lydia'nın uyanıp uyanmadığına bakmak için sağ tarafa yöneliyordum ki birkaç hizmetkârı peşinden koşturan biri önünde geniş bir fiyonk bulunan, yemyeşil bir elbise giymiş, sarının en açık tonu olan saçlarına çiçekler kondurmuş Ellen'ı; yanında ise hepimiz arasında en uzunu olan, üzerinde küçük beyaz desenleri olan mavi elbise giymiş, saçlarına ise inciler yerleştirmiş Jane'i gördüm. Onlarla konuşma niyetim olmadığı halde üzerime diktikleri bakışlara tepkisiz kalmak imkansızdı. Karşı karşıya geldiğimizde üçümüz de durduk.

"Söyleyeceğiniz bir şey mi var?"

Ellen "Günaydın demek yok mu Orla? Sabah sabah ne bu agresiflik?" diye cevap verince Jane keyifle araya girdi:

"Orla mı? Dünkü toplantıyı ne çabuk unuttun? Artık rahat rahat Ophelia diyebilirsin. Ya da belki hep diyebilirdin de biz ayakta uyutulduk."

"Sizi neden ayakta uyutacakmışım?"

"Anlamayacağımızı mı sanıyordun? Anthonio baştan beri senin Ophelia olduğunu biliyordu, Başdanışman öğrenmesin diye onunla rahat rahat görüşmek -bu zaman diliminde onun gönlünü çalmak- için bize yalan söyleyip tiyatro çevirdin!"

"Ben yalan falan söylemedim ama siz neye inanmak istiyorsanız inanabilirsiniz, sizinle uğraşmayacağım bunun için." deyip yanlarından uzaklaşıyordum ki Ellen kolumdan tutup durdurdu. "Böyle uzaklaşamazsın, bir açıklama yapacaksın!"

"Bir açıklamam yok, Anthonio da toplantıda öğrendi, ne kadar şaşırdığını görmediniz mi?"

"Bırak onunla uğraşma Ellen, zaten uğraşsan da bir manası olmayacak. Ophelia'nın durumu da bizden farksız ne de olsa."

Küstah konuşmalarını daha fazla dinleyecek sabrım olmasa da onlarda bir tuhaflık olduğunu fark ettim. "O ne demek oluyor?"

"Prens Anthonio'nun kararını değiştirdiğini ve Kaitlyn'le evlenmeye karar verdiğini duymadın mı?" Tüm bedenime ani ve şiddetli bir sızı yayıldı, ayakta durmak bir an için zorlaştı.

"Ben bunu duymamıştım." diye mırıldandım. "Sadece dün babamın Prens ve Kral'la görüştüğünü biliyorum."

"Evet, görüşme sonunda Prens'in Kaitlyn'le bir kez baş başa görüşüp anlaşmasına karar verildi. Yani durumlar bu kadar ilerlediyse muhtemelen Prens bu görüşme sonunda onu seçecektir. Kaitlyn de bize Prens'i bu konuda ikna etmeye çok yakın olduğunu söyledi." Henüz bir sonuca varılmamış olması beni rahatlatsa da içimdeki huzursuzluk giderek büyüdü ve ruhumu ezici baskısı altına aldı. Onları cevapsız bırakıp yürümeye devam ettim. Ayaklarım kararsız bir halde merdivenlere doğru yöneldi ve ben farkına bile varmadan kendimi Prens'in odasının önünde bulmama neden oldu. Kapıyı çalarken bu saatte uyuduğundan neredeyse emindim, bu nedenle oldukça güçsüz ve bir tıkırtıyı andırır şekilde çaldım. Kapı açılıp karşıma bütün gösterişli haliyle Prens çıkınca hayretle yüzüne bakakaldım.

"Orla..." diye mırıldandı eski bir alışkanlıkla. "Sen iyi misin?"

Gözlerimde biriken gözyaşlarına engel olamadan damlalar yanaklarımdan süzülüp birbiri ardını takip etmeye başladı. Anthonio bir eliyle beni içeri çektikten sonra kapıyı kapatıp kollarını bana sıkıca sardı. Bu hareketi bir an için beni afallatıp dikkatimi dağıtsa da hemen ardından daha güçlü bir ağlama atağı beni yakaladı.

💎✨️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.