XXXVI. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Muguet's Books

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: XXXVI. BÖLÜM

Selamlarr, nasılsınız?

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum, keyifli okumalar dilerimm🌿

XXXVI. BÖLÜM

Anthonio sesinin duyulmadığı gafletine kapılıp bir kez daha "Prenses Ophelia Craven." dediğinde masada oturanların suratlarında mecburi bir onaylama ifadesi kendini gösterdi. Kimisine göre istenmeyen kimisine göre şaşırtıcı kimisine göre mutluluk değerinde bir cevaptı bu. Ve adımın zihinlerinde uyandırdığı bu yankılar topluluğu anlamsız bir sükutun kollarına bırakmıştı kendini.

Kaitlyn başta olmak üzere prensesler kızgındı ve içlerinde biriken öfkeyi hemen öne sermemelerinin tek nedeni ilk tepki verenin kendileri olmamaları gerektiği bilincinde olmalarıydı. Baş Danışman yüz ifadesini değiştirmiyor ama muhtemelen içindeki büyük bir kazanda alevler kaynayıp dışarı taşıyordu. Arnogya Kralı gülmeli mi ses çıkarmamalı mı bunu kendi içinde tartışıyor, Rultam Kralı ise oğlunun kararının Arnogya'da nasıl bir tepki uyandırdığını inceliyor gibi duruyordu.

Herkesin karmaşada olduğu bu anda en çok da ben ne yapacağımı bilemez haldeydim. Prens beni seçmişti. Ophelia demişti. Ophelia Craven. Benim gerçek adım.

Tam kapının önünde takılı kaldığım için Prens'in sırtı bana dönüktü ve beni bu açıdan tamamıyla göremiyordu. Ellerimle eteğimi kaldırdım ve ağır ağır ayaklarım izin verdiğince ondan tarafa yürümeye başladım. O ayakkabımın sesinden bu durumu fark ettiğinde aramızda yalnızca bir iki metre kalmıştı. Sandalyesini çevirip bana doğru döndü ve önce beni arkasında görmekten dolayı afalladı sonra toplantı salonunda bir konuşmacının masayı ihlal etmesi gereken minimum süreden daha fazlasını ayağımdan başlayarak başımdaki taca doğru giden bir incelemeye adadı.

Bir anda durdu ve gözlerini gözlerime sabitledi. Dudakları bir şey söyleyecekmiş gibi aralandı, bu diş ve dilin arasından çıkartmaya çalışacağı kelime her ne ise kararsızlıkla titreyen ani bir hareketle kayboldu gitti. Sanki salonda hayali bir şekilde gezen sıcak bir rüzgar bu yüzün sertçe belirlenmiş hatlarında bir yumuşamaya neden oldu ve yüzündeki biçimli uzuvların sınırlarında anlık da olsa bir belirsizlik dalga dalga yayıldı. Kaşları yukarı doğru havalanır, gözleri irice açılırken kendisinden geldiğinden emin olmadığı bir mırıltı "Ophelia..." dediğinde somut bir şeye yaslanmak ister gibi elini masaya dayadı.

Doğru davranışın ne olduğu konusunda çeşitli mülahazalar kafamın içini kemirirken sersemlemiş bir halde "Evet, efendim." diyebildim. Sonra salondakilerin de varlığını hatırlayarak şunları ekledim:

"Ekselanları oldukça mühim bir toplantıyı bölüyorum. Lütfen bu düşüncesiz ve saygısız kızın kusuruna bakmayın, hadsizliğimi bilgisiz ve cahil oluşuma bağlayın. Ancak size kendimi bizatihi hiç tanıtmadım. Ben Kraliçe Elizabeth Craven'ın tek kızı, Kral Charles Craven'ın en büyük varisi Ophelia Craven."

Prens'in ademelması yukarı aşağı inerken yüzüne taktığı o cam maske tamamen silinmiş görünüyordu ama ellerini masaya koyup kendini kontrol altına almaya çalışıyordu ve nihayet "Tanıştığımıza memnun oldum Prenses Ophelia." dediğinde duygu durumunu sesine yansıtmamayı başarmıştı. Birazdan en az benim kadar kafası karışmış halde zorunlu olarak geri önüne döndü.

"Prenses Ophelia ile yeni tanışmış bulundum ancak bu kararımda herhangi bir değişikliğe yol açmayacak. Az önce ısrarla ima etmeme rağmen anlamadığınız husus da şuydu: Buraya geldiğimde hiçbir araştırmada bulunmasaydım bana hiç kimsenin diğer üç hanımın -affınıza sığınarak söylemek zorundayım ki- gayrimeşru çocuklar olduğunu öğrenemeyecektim. Dünyanın hiçbir yerinde gayrimeşru çocukların değil Kraliyet ailesine alınması, saray kapısından içeri girdirilmesine bile izin verilmez. Böyle bir durumda benim de elbette onları sarayıma götürmem, belki de ileride ülkemin varislerini onlardan birinden olmasına izin vermem düşünülemezdi. Kraliyet ailesi bir ülkenin en kutsal hanesidir. Onu lekeye bulayacak hiçbir şey kabul edilemez."

"Kendinizce benim kızlarımı gayrimeşru diyerek yaftalıyor musunuz Prens Anthonio? Bu kızları hak etmeyen esasında sizsiniz. Rultam gibi bir ülkenin prensinin kendine bu kadar değer biçmesi biraz fazla değil mi sizce de?"

O esnada Rultam Kralı otoriter bir sesle "Ülkenizin içinden geçerken de aynı cümleyi kurabilir miydiniz? Barış anlaşması için yalvaran elçi herhalde başka bir ülkenin elçisiydi de sizle bağlantısı yoktu." deyince Arnogya Kralı hırsla dudağını ısırdı ama güçlü görüntüsünü bir an olsun bozmadı.

"Bazı savaşlar kaybedilebilir ama bu bir ülkenin değerini düşürmez. Arnogya'nın, Rultam'a kıyasla ne kadar köklü ve güçlü olduğu mutlak bir gerçektir."

"Köklü ve güçlü olsaydı eminim ki savaşı da kısa sürede başarıyla sona erdirirdi." Babam buna yalnızca imalı bir gülümsemeyle karşılık verdi ve Prens Anthonio yeniden söze girip "Prenses Ophelia hakkında bir itirazınız yoksa ve başka konuşacak bir mevzumuz kalmadıysa toplantının burada bitirilmesi taraftarıyım."

Arnogya Kralı öfkeli bir şekilde bitirebileceklerini söyledi ve toplantı gerçekten de hızlıca sona erdi. Ben duvara yaslanmış ayakta beklerken masanın çevresindeki çeşitli aristokratlar ve soylular kalkıyordu. Prens Anthonio kalabalığın arasından yanıma doğru yaklaşıp sesi başkalarına duyulmayacak şekilde "On dakika sonra odamda buluşalım. " dedi ve hızla yanımdan ayrıldı. Yüz ifadesinden hiçbir şey okuyamadığımdan öyle merak içerisinde kalmıştım ki arkasından koşturmamak için kendimi tutmam gerekti.

Salon kapısının önünde beni bekleyen Lydia'nın yeniden koluma girmesiyle ağır ağır önce geniş saray koridorlarından geçtik sonra birkaç merdiven aşağı indik. Bu süreçte nefes nefese kaldığım için Lydia fazlasıyla endişelense de elimi omzuna koydum ve onun hakkında aklıma gelen bütün teşekkür cümlelerini sayıp iyi olduğuma ikna ettim. Yoksa burada durmama razı olmayacak ve elinden gelse yatağıma yatırıp hareket etmemem için elimi ayağımı bağlayacaktı.

Prens'in kapısının önündeki muhafız sanki önceden tembihlenmiş gibi -belki de dün gece yanına gidemediğimden Anthonio tarafından söylenmişti- garipsemeden beni içeriye aldı. Prens Anthonio'ya verilen oda genişçe görkemli bir odaydı. Duvarda çivit mavisi desenler ve tavanda sıkça görmeye alışık olduğum gündüz ve geceyi sembolize eden resimler bulunuyor, altın varaklarla bezenmiş yatak başlığı bulunan koyu renkli yatak, odayı büyük miktarda kaplıyor ve çevresinde duvar desenleriyle uyumlu çivit mavisi ağır bir perde bu yatağı çevreliyor, 15. yüzyıldan kalmasına rağmen hala canlılığını sürdüren bazı tablolar duvarları süslüyor, kenarda yatağın karşısında ve yanında bulunan iki maun, bej brokar kaplama koltuklar bir nebze bu koyu atmosferi dağıtıyordu.

Yatağın kenarına yerleştirilmiş şifonyerin üstünde ise Prens'in birkaç kez taktığını gördüğüm bir şapka, odanın bir başka köşesinde yer alan meşeden yapılma geniş masanın üstüne çeşitli kağıtlar ve mürekkep lekeleri dağılmıştı. Odadan aceleyle çıkıp toplantıya yetişmiş olmalıydı.

Fazla ayakta duramayacağımın bilincinde yatağın karşısındaki bej koltuğa yerleştim ve Prens Anthonio'ya kendimi en iyi şekilde nasıl açıklayacağım üzerine kafa yormaya başladım. Baştan mı başlamalı, Baş Danışman'ın tehdidinden bahsetmeli mi düşünüyordum. Çok geçmeden kapı hızla açılınca yerimden sıçradım. Ancak korkum Prens Anthonio'yu görmemle azaldı ve o kapıyı kapattıktan sonra ben reverans yapıp yatağın kenarına oturmasını, üzerindeki ceketi çıkarıp kravatını gevşetmesini izledim.

"Dün gece geri gelmedin, seni beklemiştim."

"Gelemedim." dedim cılız bir sesle. Heyecan ve korku karışımı bir duygu kalp atışlarımı hızlandırmıştı. "Baş Danışman beni alıkoydu."

🖤🌌✨️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

27okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.