XXX. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Muguet's Books

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: XXX. BÖLÜM

Selamlarrr, bugün kitap için önemli sayılacak bir bölüme geldik. Bu nedenle çok sevdiğim bir müziği bölüme ekliyorum (bu sefer sırf müzik koymak için değil, gerçekten sevdiğim için kfödmdm) O yoğun hissiyatı veriyor bence.

Koyduğum resimleri karakter resmi olarak koymuyorum bu arada. Kafamda daha güzel hayal ettiğim oluyor çünkü jfösjdnd Daha çok bölümle uysun diye yerleştiriyorum✨️

Hepinize keyifli okumalaaar👸🏻🤴🏻

XXX. BÖLÜM

Odaların bazılarını, geniş salonu, çalışma odasını, konsey toplantı odasını gezdikten sonra üzerimdeki beyaz pelerine iyice sarınıp sarayın dışarıdan nasıl göründüğüne bir de gece vakti bakmak istedim, kapının önündeki muhafızları arkamda bırakıp bahçeye çıktım.

Gündüz Sarayı. Yıllar önce ona verilmiş bir lakaptı bu. Hep bolluk ve bereket içinde hüküm sürmüş, ılıman iklimde, deniz kenarında, bölgeye hakimiyet süren bir ülkenin en büyük sarayıydı. Hep gündüzü yaşamıştı. Rultam gibi değildi. O en zor günde doğmuştu. Soğuktu, dört mevsim kışı yaşamak zorundalardı. O saraya da bu nedenden ötürü Gece Sarayı lakabı verilmişti.

Gündüz Sarayı şu saatte de olsa içerideki pırıltılı ve şaşalı hayat uzaktan seçilebiliyordu. Kuş tüyünden yataklarında uzanan kraliyet ailesinin portresi bu kadar uzaktayken bile çizilebiliyordu. Birkaç gün öncesine kadar savaşta olduğumuzu bile unutturuyordu bu portre.

Geri odama dönmem gerektiğine karar verdiğim bir esnada gecenin sessizliğini bölen bir hışırtı duyunca şaşırıp etrafıma bir göz attım. Kimse göremeyince saray merdivenlerine doğru gidecektim ki şarkı mırıldanan birisi olduğu ayrımına vardım. Bu saatte bahçede kim gezinmeyi tercih ederdi ki?

Ayaklarım merakla o yöne doğru giderken ağaçların arasında bir karaltı fark ettim. Daha da yaklaşınca sırtını ağacın gövdesine yaslamış, sarışın bir adam olduğunu gördüm. Tuhaf, bozuk denebilecek bir sesle yine bilmediğim bir şarkıyı mırıldanıyordu. Arada sesi o kadar bozuluyordu ki hangi şarkıyı söylediğini unutuyor gibiydi.

Ben de çevremde kimsenin olmadığına kanaat getirdiğimde çalıları geçip birkaç ağacı arkamda bıraktım ve Prens Anthonio'nun önüne varıp diz çökerek yere oturdum. Beni ilk gördüğünde şaşırıp titredi ama sonra dalgın bir bakışla gözlerini başka tarafa çevirdi.

"Bu saatte burada ne işin var aşçı?"

"Bunu benim size sormam gerekiyor. Hiç iyi görünmüyorsunuz."

"Ben iyiyim, kafamı dağıtmak için geldim. Sen odana dönmelisin." Söz dinlemeyip dizlerimi kendime doğru çektim.

"Bir adam gecenin bir yarısında karanlıkta tek başına kafa dinliyorsa ya aklı karışıktır ya da acı çekiyordur."

Esefle "Tahminlerin hep tutuyor diyeceğim ama tahmin etmesi zor bir şey değil, değil mi? Üstelik ben ikisini de yaşıyorken." deyip başını eğdi.

"Yarın anlaşma günü." deyiverdim, Prens'in bakışları bende toplanıp bulutsuz gökyüzü gibi durgunlaştı. "Ben yaşadığınız sıkıntının bundan kaynaklandığını düşünüyorum."

"İki gündür neredesin?" diye sorunca söylediğim cümleyle sorusu arasında bir bağlantı kurmaya çalıştım ama başaramadım. "Bazı işlerim vardı, Lydia'yla onları hallediyorduk."

"Mutfakta hiç göremedim. Diğer aşçılara nerede kaldığını sorunca onlar da bilmediğini, bazen odaların yer değiştirdiğini söylediler."

"Evet ama neden beni arıyordunuz Majeste? Vereceğiniz yeni bir görev mi vardı?" Anthonio önce gölgede yüzünün tamamen karanlığa boğulmasına izin verdi, sonra dizlerini toparlayıp yanıma yaklaştı. Gözlerini kararlı bir şekilde yüzüme dikip eliyle bileğimi tutarak "Benimle Rultam'a gelmek ister miydin Orla?" diye sordu. Ben aniden irkilip kendimi geriye çekince ellerini üzerimden çekti. Yüzü yeniden ağacın gölgesinde karanlığa boğuldu, benimse sanki dilim tutulmuştu. Ortama yalnızca gecenin hassas ama tek düze sesi hakimdi. Ve bir an sonra öyle bir sessizleştik ki ikimizin de hızlı nefes sesleri seçilebiliyordu.

Anthonio ne zaman ki tam önüme oturdu, o zaman masmavi gözlerinden dışarıya doğru akan iki kızıl yangın kendini gösterdi. "Beni yargılamadan önce dinlemeni istiyorum Orla. Senden bunu istemek sandığın gibi benim için de kolay değil. İki gündür her yerde gözlerim seni aradı. Seni bu kadar kısa sürede özleyebileceğim aklıma bile gelmemişti. Nereye gitsem yanıma bir kez bakıyorum, sanki her seferinde senin yorumunu dinlemeyi istiyorum."

Başını eğip dalgınca çevreyi inceledi. "Sen yanımdan uzaklaştığında dünyanın ne kadar soluk, renksiz, cansız ve heyecansız bir yere dönüştüğünü gösterebilseydim inan sen de yanımdan hiç ayrılmak istemezdin."

"Ekselansları..." diye mırıldandım. Aldığım itiraf karşısında ne yapacağımı bilemez halde gözlerim dolu bir şekilde onu seyrettim. Sessizliğimi neye yorduğunu bilemeden "Haklıydın. Ben mutluluğumu kumar oynar gibi bu anlaşmaya yatırdım. Şimdiye kadar hiç aşkı, sevgiyi önemseyen biri olmamıştım, evleneceğim kişinin de beni bağlayacağını düşünmüyordum. Hayatıma eskiden nasıl devam ediyorsam öyle devam edecektim. Eğer seversem buna minnet duyardım ama sevmeyecek olursam uzak durup bunun anlaşma için yapılmış bir evlilik olduğunu hatırlatacaktım. Ama tam bu planları kurduğum esnada senin gibi biriyle karşılaşacağımı hiç tahmin etmemiştim." derken uzaklara dalmış gibiydi, bana bakmıyordu bile.

"Nasıl bir hayat yaşamam gerektiğini bilmiyordum, yıllarca tek uğraşım siyaset olmuştu ama kendi başıma kaldığım o vakitlerde sıkıntı beni tutsak ediyordu. Aradığım bir şey vardı. Tatmin edilmesi gereken bir duygu muydu, inanmam gereken bir fikir mi yoksa geçmişte bıraktığım bir anı mı? Ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Sonra buraya gelince, seninle karşılaşınca bunca zaman kendimi nasıl bir yalnızlığa mahkum ettiğimi idrak ettim. Bu hem duygusal hem de fiziksel anlamda bir yalnızlıktı. Ailemin ve dostlarımın elbette kalbimde hep özel bir yeri vardı fakat zaman beni bir süre sonra onlardan da uzaklaştırıp aramıza engeller sokmuştu. Öyle ki o gün saklanarak kaçtığımız o kasabadan yürüyerek uzaklaşırken sana anlattığım onca şeyden sonra senin hislerimi sormanın bana yaşattığı sarsıntı bu boşluğu kolayca hissettirdi.

Uzun zamandır düşüncelerimde ve kendi ruhsal dünyamda o kadar yalnızdım ki birinin orayı merak etmesi, bana attığı her bakışla adeta oranın kapısını çalıp durması, benim her gülümsemesinde onu içeriye almam, sonra bir süre orada vaktin kaybolduğu bir noktada bilmediğimiz yalnızca varlığını duyduğumuz bir mekanda birbirimizi seyretmemiz, adeta ruhlarımız yeni bir mekanmışçasına bu sefer birbirimizi gezip birbirimizi dolaşmamız, sonra ortak noktaya gelip gerçek hayata yeniden dönmemiz... Senin bunun sonunda her seferinde yüzüne acı bir ifade veren o gülümseyişin, utangaç bir şekilde bakışlarını kaçırman...

Duygularımı en derinlerimden harekete geçirecek kişiyi arıyordum ben. Ona doğru çekildiğim bir tür özlem, gizli bir hasret vardı. Aradığım şey tam olarak buydu. Artık onunla birlikteyken yalnız hissetmeme gerek kalmayacak kişiyi arıyordum. O, sendin."

Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki o bana iyice yaklaşmışken sarsılmamakta zorlanıyordum. Başımı biraz kaldırıp ona bakınca "Bana lütfen böyle şeyler anlatmayın." dedim yalvaran bir sesle. Gülümsedi, "Benim gibi hissetmeyebilirsin elbette."

"Hayır Majeste." derken utangaçlığımın üstüne gitmeye çabaladım. " Ben... Aksine kendime sürekli bu hislerin doğru olmadığını hatırlatmak zorunda kalıyorum."

✨️🤴🏻👸🏻✨️

Eveet, bir bölüm sonuna daha geldik. Umarım severek okumuşsunuzdur💫

Anthonio'dan böyle şeyler duymayı beklemiş miydiniz? Sizi şaşırttı mı? Yorumlarda buluşalım💖

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

25okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.