24. bölüm / 42
GÜNDÜZ GECE SARAYLARIXXIII. BÖLÜM
Bölümler 42Şu an: XXIII. BÖLÜM
- 1 GİRİŞ1.095 kelime
- 2 I. BÖLÜM1.879 kelime
- 3 II. BÖLÜM1.559 kelime
- 4 III. BÖLÜM943 kelime
- 5 IV. BÖLÜM978 kelime
- 6 V. BÖLÜM992 kelime
- 7 VI. BÖLÜM842 kelime
- 8 VII. BÖLÜM854 kelime
- 9 VIII. BÖLÜM1.038 kelime
- 10 IX. BÖLÜM967 kelime
- 11 X. BÖLÜM744 kelime
- 12 XI. BÖLÜM797 kelime
- 13 XII. BÖLÜM851 kelime
- 14 XIII. BÖLÜM775 kelime
- 15 XIV. BÖLÜM980 kelime
- 16 XV. BÖLÜM827 kelime
- 17 XVI. BÖLÜM956 kelime
- 18 XVII. BÖLÜM870 kelime
- 19 XVIII. BÖLÜM783 kelime
- 20 XIX. BÖLÜM799 kelime
- 21 XX. BÖLÜM962 kelime
- 22 XXI. BÖLÜM959 kelime
- 23 XXII. BÖLÜM972 kelime
- 24 XXIII. BÖLÜM764 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 XXIV. BÖLÜM1.118 kelime
- 26 XXV. BÖLÜM1.152 kelime
- 27 XXVI. BÖLÜM879 kelime
- 28 XXVII. BÖLÜM735 kelime
- 29 XXVIII. BÖLÜM670 kelime
- 30 XXIX. BÖLÜM1.031 kelime
- 31 XXX. BÖLÜM999 kelime
- 32 XXXI. BÖLÜM820 kelime
- 33 XXXII. BÖLÜM878 kelime
- 34 XXXIII. BÖLÜM948 kelime
- 35 XXXIV. BÖLÜM1.025 kelime
- 36 XXXV. BÖLÜM1.072 kelime
- 37 XXXVI. BÖLÜM997 kelime
- 38 XXXVII. BÖLÜM731 kelime
- 39 XXXVIII. BÖLÜM857 kelime
- 40 XXXIX. BÖLÜM1.026 kelime
- 41 XL. BÖLÜM1.245 kelime
- 42 XLI. BÖLÜM909 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
XXIII. BÖLÜM
Baş Danışman'ın her şeyi ayrıntılı biçimde düşünmesinin verdiği şeytani yan tüylerimin ürpermesine sebep oldu. Yalanının ortaya çıkmasını istemiyordu elbette ama tek sebep bu olabilir miydi? Bu mesele kafamı kurcalarken Prens Anthonio konuşmaya devam ediyordu:
"Bu yüzden tüm bu çıkarımlarımdan doğru bir karara varacağımı umuyorum. Prenseslerle tek tek görüşerek hiçbir ayrıntıyı kaçırmamaya özen gösteriyorum."
Tatlı bir esinti ikimizin de peruğundaki saçları havalandırırken sesimizi çıkarmadan birbirimizi izliyorduk. "Size bir soru daha sorabilir miyim?"
"Elbette."
"Anlaşmaya evlilik teklifinin koyulmasını babanız mı istedi?"
"Bu teklifi ben öne sürdüm, o da kabul etti."
"Nasıl?" deyip olduğum yerden doğruldum. "Böyle korkunç bir maddeyi nasıl ekletebildiniz?"
"Korkunç mu?" deyip kaşlarını havaya kaldırdı.
"Beni yanlış anlamayın ama elbette korkunç. Prenseslerin hiçbirini tanımıyordunuz değil mi?" Başını iki yana salladı. "Prenseslerin hiçbirini sevmeyebilir, hatta onlardan nefret edebilirdiniz. Haliyle yıllardır savaştığınız ülkenin prensesiydi her biri, onları beğenmemek için birçok nedeniniz olabilirdi. Hem böyle bir madde yerine topraklar verilebilir, sınırlar çizilebilir, altın ve ipek takasları yapılabilirdi. Kumar oynar gibi kendi mutluluğunuzu ortaya koyup anlaşma için Arnogya'ya gelmişsiniz!.."
Prens Anthonio'nun gece boyunca hep sempatik ve sevimli duran yüzü buruşunca ve o ciddiyetle yerinde doğrulunca yanlış bir şey söylemiş olmaktan korkarak kendime çeki düzen verdim. "Özür dilerim Ekselansları, beni bağışlayın. Haddim olmayan konulardan söz açmamam gerekirdi." diye mırıldandım.
"Özür dileme aşçı ama bir daha da bilip bilmeden yanlış konuları açma." deyip ayağa kalkınca hemen yerimden fırlayıp kolundan tuttum. "Sizin arkadaşınız değil miyim?" diye sordum.
"Öyle olduğunu söylemiştim."
"Öyleyse bana bunun için kızmayın. Beni ilgilendiren sizin özel hayatınız değil, kendinizi bir anlaşma için feda etmiş olmanız." Şaşırarak yüzüme bakınca kendime güvenim yeniden geldi. "Bunu sormak istemiştim, kendinizi neden feda ettiğinizi."
"Kalıcı barış için şu şartlarda tek çözüm evlilikti. Bunu da yapması gereken bendim. Hak ettiğimi biliyorsun."
"Bilmiyorum. Neden hak etmiş olmalısınız? Eğer Arnogya Prenseslerinden birini olur da sevemezseniz bunu yaşamanız sizin için bir eziyete dönüşmeyecek mi?" Kolunu yavaşça elimden çekti.
"Hiçbir şey anladığın yok." deyip öfkeyle yüzüme bakınca yüreğim ağırlaştı. "Onlarca insanın yanmasına sebep olduğumu öğrendin, insanların nasıl canlarını yaktığımı kendi gözlerinle gördün. Sadece bunlar değil, ölümüne sebep olduğum yüz binlerce
insan var Orla. Buna rağmen kendi basit isteklerim için üstlenmem gereken sorumluluktan vaz mı geçeyim?"
"Bu savaşın tek katledeni siz misiniz de sadece siz sorumluluğu üstlenecekmişsiniz? Belki de sonunda üzüleceğinizi biliyorsunuz. Bu kendinize yaptığınız bir haksızlık!"
"Evet, üzüleceğimi biliyorum ama ben de bu yüzden Prens Anthonio'yum. Beni, ben yapan şeyin ta kendisi bu. Ülkemin hükümranlığı için her şeyden vazgeçmeyi göze alabilirim."
Yeniden "Ama..." diye mırıldandım. "Onların hiçbiri size sadakat ve sevgi
göstermeyecek."
Prens'in rengi atarken dediğim şeye kendim de hayret ederek bir adım geri attım. Artık ne söylesem bu cümleyi toparlayamayacağımı biliyordum ve kendi kendimi azarlamaya şimdiden başlamıştım. Prensesler konusunda hiçbir şey konuşmamam ve her şeyi oluruna bırakmam gerekirdi. Oysa Prens adına nedense üzülmüş ve sonunda savaşı bitirmiş de olsa bu anlaşmanın onu pek de mutlu etmeyeceğini sezmiştim. Ancak doğruları belki de benim ağzımdan öğrenmemesi gerekirdi, bu da yaptığım başlı başına bir hataydı.
Bir an bu cümlenin bu gece hissettiğim tuhaf duygularla bir ilgisi olup olmadığını tartmaya çalıştım ama hayır, aynı şeyi birkaç gün önce de zihnimden geçirmiştim. Bu, sadece gerçekten onun adına endişem nedeniyleydi. Elbette kardeşlerimi çok iyi tanımanın verdiği bahtsız bir bilgi yükü de bu hissi beslemişti.
"Dürüst olunca pek güzel şeyler söylemiyorsun aşçı."
"Ben... Bu düşüncemde yanıldığıma eminim! Bana davranışlarıyla size davranışları bir olmayacaktır. Hem şimdiden sizi sevdiklerini düşünüyorum, bundan hiç şüphem yok. Neden bir anda böyle söylediğimi ben de bilmiyorum." Cümleleri elimden geldiğince toparlamaya çalışırken bana bir adım yaklaştı.
"Bunu şimdi boş ver, düşünmek istemiyorum. Hem saat iyice geç oldu." Gözleri yeniden az önceki parıltılarla dolarken kollarını uzatıp beni kendine çekerek sarıldı. "Bu geceki danslar için teşekkürler Orla." Kalbim bu gece alışmış o hızlı ritme yeniden kavuşmuşken geri ayrılıp gülümseyerek yüzüme baktı. Gözlerimde yine o sersem bakışların olacağını tahmin ettiğimden bakışlarımı indirip ben de bir teşekkür mırıldanıp iyi geceler dileyerek hızla odama döndüm.
Kapıyı kapatıp da yere çöktüğümde elimle başıma birkaç kez vurdum. Bu gidişle gerçekten gevezenin tekine dönüşüyordum çünkü kendimi gizli tutmam gerekirken sürekli şüphelendirecek cümleler kuruyor, karışmamam gereken işlere kendimi dahil ediveriyordum. Esasında bu kasabaya gelmeme gerek bile olmayabilirdi, hatta o maskeli baloda bile ne işim vardı benim?
Yarın üçüncü gündü ve Kral'a oyları iletecek ulak hana gelecekti. Kafam bu gece o kadar dağılmıştı ki bunu ona sormayı dahi unutmuştum. Yarın uyanır uyanmaz ilk işim bunu sormak olacaktı. Peruğumu saçlarımdan çıkarıp kıyafetlerimi değiştirdiğimde sanki yeniden eski Orla'ya dönüşmüşüm gibi bir his içime yayıldı, kıyafetim bu gece giydiğimin yanında çok pejmürde görünüyordu ama başka seçeneğim olmadığı için idare etmek zorundaydım. En azından saraya dönene kadar.
✨️👸🏻🤴🏻
Nasıl gidiyor? Bu ikilinin arasındaki çekimi seviyor ya da shipliyor musunuz?🙃 Yorumlarda buluşalım lütfen ✨️👑
Bölüm etkileşimi
