40. bölüm / 42
GÜNDÜZ GECE SARAYLARIXXXIX. BÖLÜM
Bölümler 42Şu an: XXXIX. BÖLÜM
- 1 GİRİŞ1.095 kelime
- 2 I. BÖLÜM1.879 kelime
- 3 II. BÖLÜM1.559 kelime
- 4 III. BÖLÜM943 kelime
- 5 IV. BÖLÜM978 kelime
- 6 V. BÖLÜM992 kelime
- 7 VI. BÖLÜM842 kelime
- 8 VII. BÖLÜM854 kelime
- 9 VIII. BÖLÜM1.038 kelime
- 10 IX. BÖLÜM967 kelime
- 11 X. BÖLÜM744 kelime
- 12 XI. BÖLÜM797 kelime
- 13 XII. BÖLÜM851 kelime
- 14 XIII. BÖLÜM775 kelime
- 15 XIV. BÖLÜM980 kelime
- 16 XV. BÖLÜM827 kelime
- 17 XVI. BÖLÜM956 kelime
- 18 XVII. BÖLÜM870 kelime
- 19 XVIII. BÖLÜM783 kelime
- 20 XIX. BÖLÜM799 kelime
- 21 XX. BÖLÜM962 kelime
- 22 XXI. BÖLÜM959 kelime
- 23 XXII. BÖLÜM972 kelime
- 24 XXIII. BÖLÜM764 kelime
- 25 XXIV. BÖLÜM1.118 kelime
- 26 XXV. BÖLÜM1.152 kelime
- 27 XXVI. BÖLÜM879 kelime
- 28 XXVII. BÖLÜM735 kelime
- 29 XXVIII. BÖLÜM670 kelime
- 30 XXIX. BÖLÜM1.031 kelime
- 31 XXX. BÖLÜM999 kelime
- 32 XXXI. BÖLÜM820 kelime
- 33 XXXII. BÖLÜM878 kelime
- 34 XXXIII. BÖLÜM948 kelime
- 35 XXXIV. BÖLÜM1.025 kelime
- 36 XXXV. BÖLÜM1.072 kelime
- 37 XXXVI. BÖLÜM997 kelime
- 38 XXXVII. BÖLÜM731 kelime
- 39 XXXVIII. BÖLÜM857 kelime
- 40 XXXIX. BÖLÜM1.026 kelime · Okuduğun bölüm
- 41 XL. BÖLÜM1.245 kelime
- 42 XLI. BÖLÜM909 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
XXXIX. BÖLÜM
Toplantı nedeniyle kalabalık ve karışık olan saray koridorlarında bir kuş hafifliğinde ilerliyordum. Lydia'nın koluna girmiş, bilinçsiz bir şekilde onun yönlendirmesiyle ilerliyor ve elimi sık sık ya yanağıma götürüyor ya avuç içimi okşuyor ve onun aşk dolu gözlerini tekrar tekrar aklıma getirip gülmemek için zorlu bir savaş veriyordum. Lydia arada bana omuz atıp kendime gelmem hakkında uyarılarda bulunuyor, yanımızdan gelen geçenin gözlerinin benim üzerimde olduğunu ancak o zaman hatırlıyor ama bunu hülyalı halimden uzaklaşacak kadar umursayamıyordum. En sonunda Anthonio'nun gerçek kimliğimi öğrenmesi de üzerimdeki tüm yükleri almış olmalıydı ki böyle rahat hissediyordum.
Merdivenlere varınca Lydia derin bir nefes aldı. "O odada size büyü yaptığından korkmalı mıyım?"
"Ne büyüsü yapacakmış?"
Gözlerini kısıp kimsenin bilmemesi gereken bir şeyi biliyormuş gibi bir havaya büründü. "Aşk büyüsü. Hiç öyle gülmeyin, bununla uğraşanların sayısı az mı sanıyorsunuz?"
"Sence onun bunu başarmak için büyüye ihtiyacı var mı?" deyip güldüm. "Onun kurduğu her bir cümleyle ayağım yerden kesiliyor Lydia. O adam göründüğünden daha tehlikeli, insanı böylesine ürküten bir cisme sahip olup da bu kadar yoğun bir sevgi ve aşkla sarmalamayı başarması bir başkasının başarabileceği şeyler değil."
"Ona büsbütün tutulmuşsunuz!.. Siz ilk defa bir erkeğe gönlünüzü kaptırıyorsunuz ve bunun onun gibi bir adam olması doğrusu çok mutlu ediyor beni."
"Beni de Lydia..." demiştim ki önce yanımızdan koşar adım çıkan Kaitlyn'i sonra ikinci katın koridoruna vardığımızda Prens Anthonio'yu gördük. Prens Anthonio diplomatların bulunduğu odadan onlarla beraber çıkıyor ve belli ki ciddi bir şeyler hakkında tartışıyordu. Kaitlyn aniden onun önünü kesince afallayıp olduğu yerde durdu.
"Prens beni iyi dinleyin!" diye bağırdı, ardından uzun uzun soluklandı. Onun sesini duymamla ellerimi sinirle sıkmaya başladığımı Lydia yanımda olduğunu belirtmek için yeniden koluma girdiğinde fark ettim.
"Büyük bir hata yapıyorsunuz, kendi ülkenize layık bir prenses seçmeniz gerekirdi. O yarım akıllı kız sizi besbelli kandırmış. Hiçbir şey beceremez, şimdiye kadar neden evlenmediğini düşünmediniz mi? Arnogya soylularının bile evlenmeyi kendilerine yakıştırmadığı biridir o. Hem benim gayrimeşru doğduğumu nereden çıkardınız? Annem bu ülkenin en soylu kadınlarındandı, bu kadar genç ölmeseydi Kral onunla evlenecekti." Prens onu dinlemeyi reddedip yoluna devam edince Kaitlyn büyük bir çabayla Prens'in kolundan tutup onu durdurdu.
"Siz bu işin ciddiyetinden bihabersiniz, siyaset nedir bilmiyorsunuz. Eğer barış kurmak istiyorsanız bu sarayın reddettiği bir kızı değil el üstünde tuttukları beni seçmek zorundasınız!" Prens ona aldırmayıp yürümeye devam etti, bizden tarafa doğru yaklaşıyordu. Ama Kaitlyn koluna demir atmışçasına onu hala bırakmamıştı.
"Prens Anthonio eğer beni bu şekilde yok sayarsanız bunun istemediğiniz sonuçları olur!"
Prens dudağında alaycı bir gülümsemeyle "Bu bir tehdit mi?" diye sordu ve kolunu hızla çekip ondan kurtardı.
"Evet tehdit! Ne kadar ciddi olduğumu görmeniz açısından isabetli olur."
"Sizin tehdidiniz keşke umurumda olsaydı Prenses Kaitlyn. Maalesef ki ne yaparsanız yapın, nafile. Kararımdan vazgeçiremeyeceksiniz beni, çünkü ben de sizi kendime yakıştıramıyorum." Kaitlyn yüzü sevimsiz bir ifadeye bürünüp nefret dolu bakarken yine de pes etmemiş görünüyordu. Prens onu arkasında bırakıp bana doğru döndü ve olduğu yerde kalakalmış benim yanıma gelip elimi tuttu, dudağına götürüp küçük bir buse bıraktı. Kaitlyn'i sinirlendirmek hoşuna gitmişti besbelli.
"Canım Ophelia, seninle yeniden karşılaşmak ne tatlı bir tesadüf." Bu sırada bizi gözleyen Kaitlyn öfkeyle merdivenlerden aşağı indi, o gidince Prens başını iki yana salladı. "Kaygılanmana gerek yok Ophelia, artık toplantı olup bittikten sonra yapacağı hiçbir şey verilen kararı değiştirmez." Prens'i üzmemek için herhangi bir şey söylemek yerine gülümsedim ve ona veda ettim. Prens bu saray ve sarayın karmaşık iç yüzü hakkında çok az bilgiye sahipti. Üstelik Kaitlyn'i hiç mi hiç tanımıyordu, bu nedenle onun tehdidini basit bulmuş olabilirdi ama benim içim huzursuzdu. Prens Anthonio toplantıda adımı söylediğinde kendimi Rultam'a gidecek o şanslı prenses olduğuma ikna etmiştim ama bu iş görünüşe göre o kadar da kolay olmayacaktı.
***
Akşam yemeğine doğru büyük bir hazırlık içerisine giriştik. Ellie saçıma elindeki kurdeleyi geçirerek şekil vermekle meşguldü, Dina ise elindeki yemek adabı kitabını hızlı hızlı okuyordu. Elbette yemek hakkında hiçbir şey bilmiyor değildim ancak bir Kraliyet masasında oturalı uzun zaman olmuştu, unuttuğum herhangi bir şeyin olması küçük düşürülmeme neden olabilirdi. Ufak bir hatırlatma kendi açımdan iyi olacaktı.
"Lydia'nın hâlâ gelmemesi iyiye alamet değil." diye mırıldandım, Dina okumayı bitirip kendini koltuğa bıraktığında. "Bir ayakkabı getirmek en fazla yarım saat sürer. Bir problem mi çıktı acaba?"
Ellie "Belki de Rultam'dan değerli bir dost edinmiştir de onunla sohbet ediyordur." diyerek keyiflendi.
"Nasıl bir dost?"
"El ele tutuşup gezeceği türden bir dost." İkisi kıkırdayınca şöyle bir bakış fırlattım ve kendilerini toparlamak durumunda kaldılar. Geleceğin belirsizliği ve akşam yemeğinin verdiği gerginliği üzerimden atamıyordum.
Çok geçmeden kapı hızlı hızlı çalınınca kapıyı açtığımızda Lydia'nın yanında gerçekten de Rultam'dan birini getirmesi bizim için sürpriz oldu. Hizmetkarlar birbirlerine anlamlı bir şekilde bakarken ben durumun ciddiyetini daha ilk anda fark ettim çünkü Lydia'nın beraberinde getirdiği erkek herhangi biri değil, Anthonio'nun yanından asla ayırmadığı Alex'ti.
"Kızlar bizi yalnız bırakın."
Ellie ve Dina çıktıktan sonra Lydia ve Alex tedirgin bir şekilde içeri girdiler. Alex ayakta kalmayı tercih ederken Lydia yorgun biçimde az önceki sandalyeye oturuverdi.
"Burada ne oluyor Lydia? Kötü bir şey mi oldu?"
"Konsey toplandı Ekselansları." dedi Alex. "Salonda yenecek akşam yemeği iptal edildi."
"Konsey mi toplandı?" Hemen bir sandalye de ben çekip Lydia'nın karşısına geçtim. "Ne diye konsey toplanmış? Bugün konsey günü değil ki."
Alex "Biz de bilmiyoruz ama Prens ve ben bugün Kral hazretlerinin yanına nişanı nerede yapılmasını arzuladığını öğrenme adına görüşmeye gittiğimizde biri konseyin toplanacağını haber etti. Ama belli ki Kral'ın da bundan haberi yoktu." diye açıklama yaptı.
Lydia önüne düşmüş saçları sıkıntıyla geri atarken "Ben ayakkabınızı almaya giderken toplantı salonundan içeri girenleri tek tek gördüm. Kim yoktu ki? Hazine şansölyesi, savaş sekreteri, mühürdar, Başdanışman... Tahminime göre eksik hiç kimse yoktu." deyince bakışlarımı onlardan ayırdım. Bu işte bir gariplik olduğu kesindi.
"Yine savaş başlamış olmasın!" diye ayağa fırlayıverdi Lydia. "Öyle bir şey olsa biz biliriz!" deyip telaşla araya girdi Alex. "Savaş açsak Prens önce bana söylerdi bunu. Hem bilsem buraya da gelmezdim."
"Tek düşmanımız siz değilsiniz ki? Güneyde, doğuda, batıda... Her yerimiz düşmanlarla çevrili."
"Panik yapmaya gerek yok Lydia, böyle bir durum olsa o konseyde ben de yer alırdım, beni de çağırırlardı. Savaşla alakalı her şeyde bire bir yer almamı isteyenin Kral olduğunu sen biliyorsun. Ayrıca Rultam'la henüz yeni barış kurmuşken hiçbir ülke böyle bir şeye cesaret edemez, kuracağımız ittifaktan çekinirler."
Lydia yaşadığı ufak çaplı paniği atlattıktan sonra geri yerine oturunca bu sefer ben ayağa kalktım ve odamda dolanmaya başladım.
Bölüm etkileşimi
