XXXII. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Muguet's Books

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: XXXII. BÖLÜM

XXXII. BÖLÜM

Göz kapaklarımı açtığımda Lydia ve birkaç hizmetçi kız yanı başımda ellerindeki soğuk torbalarla dizimin üstünü, sağ bileğimi, kollarımı ovmakla meşguldü. Ben uyanıp kıpırdanınca torbaları çekiverdiler ve acıyla sızlanınca endişeyle yüzüme baktılar.

"Prenses, sonunda uyandınız!" Başımı Lydia'ya çevirip yatakta bir miktar doğruldum. Üzerimden bir at geçip beni güçlü ayaklarıyla tepelemiş gibi acı çekiyordum.

"Bunu size kim yaptı?" diye sordu telaşla Lydia. "Sabaha doğru odanıza vardığımda bir baktım yerde yatıyordunuz! Hemen doktoru çağırdım, başınız döndü ya da yorgunluktan bayıldınız sanmıştım ama doktor kollarınız ve bacağınızdaki ezikleri görünce biri tarafından darp edildiğinizi söyledi. Biz de onun önerisiyle küçük torbalara buzlu sudan koyup yaralarınıza sürmeye başladık."

Olayı anlatmayı düşündüm ama Lydia'nın dışında yanımızda yabancı sayılacak hizmetçiler vardı, sırası değildi. Muhafızları söylemek yeterliydi. "Kimlerin bunu yaptığını bilmiyorum, yüzlerini kapatmışlardı."

"Kim neden sizin gibi zararsız birine bunu yapmayı düşünür, aklım almıyor!"

Verebileceğim bir cevabım yoktu, kollarımdaki ve bacaklarımdaki belirsiz ağrı yapan noktalara bir baktım. Yüzümü incelemek için bir ayna istedim. Hafif bir kızarıklıktan başka bir şey görünmüyordu ama dikkatle bakınca Baş Danışman'ın tokat attığı yanağım çok daha kırmızıydı.

Bundan sonra aynayı indirip çevreme bakındım. Gardırobumun yanına asılı saate gözüm takıldı. Saat çoktan on iki buçuğu geçmişti.

"Bu saat doğru mu?" diye sordum telaşla. Anlam veremeseler de başlarıyla onayladılar. Bu korkunçtu! Saat birde anlaşma için toplantı başlayacaktı. Baş Danışman'ın dün gece adam tutup bana saldırmalarını istemesinin sebebi bu olmalıydı. Anlaşmaya katılmamı engellemekti niyeti. Prens Anthonio'ya kimliğimi itiraf ettiğimi zannettiğinden beni seçmesinden vazgeçirmeyi düşünüyor olmalıydı. Belki de Prenseslerle masada oturduğumuz o gece biz ikimizden şüphelendikleri içindi.

Dizime kadar buz torbaları için çekilmiş eteğimi indirdikten sonra yataktan dişlerimi sıkarak yavaşça çıktım. Lydia hemen koluma girip ayağa kalkmama yardım etti. Birkaç adım atınca iyi kötü yürüyebildiğime karar verdim. "Lydia bana bugün toplantıya uygun düşecek güzel ama abartısız bir elbise seç. Ellie, Dina sizden de pudrayla yüzümü pürüzsüz hale getirmenizi istiyorum. Yapabileceğiniz en hızlı makyajı yapmalısınız." Prenses gibi giyinip salona girmek diye bir seçenek de vardı ama fark ettirmeden bu şekilde girmem imkansızdı. Baş Danışman beni o halde asla toplantıya almazdı.

"Bu halinizle nasıl toplantıya katılacaksınız?"

"Durumum o kadar da kötü değil Lydia. Biraz canım yanacak, o kadar."

"Birazdan fazlası olacak gibi Ekselansları." derken yüzüme öyle bakıyordu ki çok perişan bir vaziyette olduğumu daha iyi fark ediyordum ama şu an yapabileceğim başka bir şey yoktu. Ellie ben tuvalet masasına geçer geçmez makyaj kutusunu çıkarıp yüzüme sürmeye başladı. O izi yok edip biraz canlılık kattıktan sonra Lydia omuzlarımı ve kollarımı tamamen kapatacak olan bir gece mavisi tuvalet seçti. Kolları ve iç eteği parıltılı beyaz tül ile örtülmüş, üst kısmında ve dikiş yerlerinde altın çizgilerin bulunduğu sade bir eteğe sahip şık bir tuvaletti bu. Ben hemen içeride giyinip geldikten sonra saçlarımı hızla tarayıp yukarıdan geniş bir topuz yaptılar. Saçlarıma yandan bir toka, göğsümü kapatması için gümüş bir kolye, kulaklarıma uzun gümüş bir küpe taktılar.

Beyaz tül eldivenlerimi geçirdiğimde tamamıyla hazırdım. Görünüşümün bir prensesi andırıp andırmadığından şüphe duydum, bu sırada yanımdakiler hayran hayran bana bakmakla meşguldü. Lydia yine "Aralarından en güzelinin siz olduğunuzu söylemiştim!" diyordu. Bunun salona girmeme engel olup olmayacağı konusu kafamı karıştırsa da artık daha fazla zamanım yoktu, ben de ayaklandım.

Lydia'nın koluna girip toplantı salonuna doğru yola koyulduk. Lydia benim ağır adımlarıma uyum sağlamak için kendini zorlarken çevremizde kimsenin bulunmadığını görünce sonunda sordu:

"Neden toplantıya katılmak istiyorsunuz? Davet bile edilmediniz, hem bir şey olsa kendi başınıza yürümekte bile zorlanacaksınızdır. Ya yine sizi bulduğum gibi yere düşüp bayılırsanız?"

"Prens Anthonio'yu görmek istiyorum Lydia."

"Neden siz onu görmek istiyorsunuz? Eğer size değer veriyorsa toplantıdan sonra onun sizi görmeye gelmesi daha adil değil mi?" Dediği şey ağzından çıktıktan sonra kendine de saçma gelse de geri adım atmadı. Beni toplantıya göndermek konusunda gerçekten kaygılıydı çünkü görevlilerden biri olmadığından koluma girip bana yardım etmek için salonda yanımda olamayacaktı.

"Dün gece... Ona karşı duyduğum sevgiyi itiraf ettim." Lydia ağzını şaşkınca sonuna kadar açtıktan sonra utanarak kızardım. "Ne diyorsunuz böyle? Peki o ne dedi?" diye sordu merakla.

"Önce o söylemişti. Ama adımın hala Ophelia olduğundan habersiz."

"Neden söylemediniz!" diye bir anda heyecanla sorunca sesini yükselttiğinden kendisine kızar gibi kafasını iki yana salladı. "Söylemeye yetişemedim."

"Keşke az önce bana bundan bahsetseydiniz. Ben gidip kendisine hızla yetiştirirdim."

"Benim ağzımdan duyması en doğrusu olacaktı, hem son anda söylemek anlaşma için de işleri karıştırabilir. Çünkü ne tepki vereceğini kestiremiyorum. Hem muhtemelen toplantı salonuna çoktan varmıştı o."

Bundan böyle adımlarıma biraz hız vermeye gayret ederek girip çıkanın çok olduğu ana salonun önüne vardım. Lydia kolumdan ayrılır ayrılmaz eteğimin iki kenarından tutarak elinde ikramlık tutan bir hizmetkarın arkasından içeri adımımı attım. Muhafızın biri beni durduracak olsa da kaşlarımı öyle bir çattım ki "Buyurun Ekselansları." demek mecburiyetinde kaldı.

Salonun ortasına oldukça geniş, kırk-elli adamın rahatlıkla sığabileceği bir masa getirilmişti. Masanın üzeri ağır sayılmayacak hafif atıştırmalıklar, şık süsler, şamdanlar ve masadaki kişilerin belgeleriyle donatılmıştı. Dışarıdan içeriye süzülen öğle güneşinin ışıkları bu masanın üzerindeki şamdanların üzerine vurmuş ve parıltılarını buradaki kırk kadar kişinin üzerine savurmuştu.

Bu masanın en başında Arnogya Kralı ve Rultam Kralı geliyordu, yanında şaşalı kırmızı bir tuvalet seçmiş, sarı lüleli pudralı bir peruk giymiş Arnogya Kraliçesi, Rultam Kralı'nın yanında beyaz, gümüş işlemeli bir ceket giymiş Prens Anthonio bulunuyordu. Kravatı ve fırfırlı manşeti, ışıkla birlikte parıltılar yayan düğmeleri bugünün özel olduğunu vurgular gibiydi. Sonrasında benim de aralarında tanıdığım bazı soylular, onların gerisinde Baş Danışman gibi bazı memurlar bulunuyordu. Başka bir masada her şeyi büyük bir titizlikle kaydetmeyi bekleyen katipler vardı.

✒️✨️💛

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

25okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.