27. bölüm / 42
GÜNDÜZ GECE SARAYLARIXXVI. BÖLÜM
Bölümler 42Şu an: XXVI. BÖLÜM
- 1 GİRİŞ1.095 kelime
- 2 I. BÖLÜM1.879 kelime
- 3 II. BÖLÜM1.559 kelime
- 4 III. BÖLÜM943 kelime
- 5 IV. BÖLÜM978 kelime
- 6 V. BÖLÜM992 kelime
- 7 VI. BÖLÜM842 kelime
- 8 VII. BÖLÜM854 kelime
- 9 VIII. BÖLÜM1.038 kelime
- 10 IX. BÖLÜM967 kelime
- 11 X. BÖLÜM744 kelime
- 12 XI. BÖLÜM797 kelime
- 13 XII. BÖLÜM851 kelime
- 14 XIII. BÖLÜM775 kelime
- 15 XIV. BÖLÜM980 kelime
- 16 XV. BÖLÜM827 kelime
- 17 XVI. BÖLÜM956 kelime
- 18 XVII. BÖLÜM870 kelime
- 19 XVIII. BÖLÜM783 kelime
- 20 XIX. BÖLÜM799 kelime
- 21 XX. BÖLÜM962 kelime
- 22 XXI. BÖLÜM959 kelime
- 23 XXII. BÖLÜM972 kelime
- 24 XXIII. BÖLÜM764 kelime
- 25 XXIV. BÖLÜM1.118 kelime
- 26 XXV. BÖLÜM1.152 kelime
- 27 XXVI. BÖLÜM879 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 XXVII. BÖLÜM735 kelime
- 29 XXVIII. BÖLÜM670 kelime
- 30 XXIX. BÖLÜM1.031 kelime
- 31 XXX. BÖLÜM999 kelime
- 32 XXXI. BÖLÜM820 kelime
- 33 XXXII. BÖLÜM878 kelime
- 34 XXXIII. BÖLÜM948 kelime
- 35 XXXIV. BÖLÜM1.025 kelime
- 36 XXXV. BÖLÜM1.072 kelime
- 37 XXXVI. BÖLÜM997 kelime
- 38 XXXVII. BÖLÜM731 kelime
- 39 XXXVIII. BÖLÜM857 kelime
- 40 XXXIX. BÖLÜM1.026 kelime
- 41 XL. BÖLÜM1.245 kelime
- 42 XLI. BÖLÜM909 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hepinize keyifli okumalaarr🎀✨️
XXVI. BÖLÜM
Gün batımında etrafı iyice kontrol ettikten sonra sarayın Batı kapısına yakın bir yerde faytondan inip kontrollü biçimde oraya doğru yürüdük. Kapıda yer alanların ikisinin de uzaktan arkadaşım olduğunu seçince biraz rahatladım ve pelerinimin başlığını kafamdan çekip iki muhafızı selamladım. Arkamdan gelen Prens'in hayretle yüzünü bana çevirdiğini bakmadan hissedebiliyordum. Muhafızlardan biri bir an için yerinden sıçradıktan ve yuvalarından çıkacakmış gibi gözlerini açtıktan sonra bir bana bir Prens'e baktı. Sonrasında eğilecekken benim kaş hareketimle eğilmekle dik durmak arasında bir yerde kaldı.
Her ikimize hitaben "Hoş geldiniz!" dedikten sonra benim geçmem için aralarına büyük bir mesafe bıraktılar, aynı şey Anthonio için de geçerliydi ama Prens gözlerini kısarak bana bakıyordu.
"Onları fena ürkütmüşsün aşçı."
"Size demiştim." deyip kıkırdadım, içimden aklına gerçeklerin gelmemesi için dualar mırıldanıyordum.
Batı Kapısından uzaklaşıp arka bahçeyi arşınlarken tavlanın olduğu yere yaklaşıyorduk. Birazdan bir dönemeç çıkacak ve burası çok daha kalabalık olan yan bahçeye açılacaktı. Ne konuşacaksak şimdi konuşup bitirmeliydik.
"Yarın akşam Prenses Jane'le bir görüşme ayarlayabilir misin Orla? Geçen Prenses Kaitlyn ile ayarladığın randevudaki mekan benim için oldukça uygun."
"Siz nasıl dilerseniz."
***
Saraya yeniden dönmek, o yavaş hayatın, sıkıcı döngünün içine yeniden girmek duygularımın bir anda ters yüz olmasına sebep olmuştu. Lydia başıma dikilip nasıl böyle bir risk aldığıma dair tumturaklı bir nutuk atıyor, saraydan arkadaşlarım -hasta olduğum yalanı söylendiği için- beni sürekli ziyarete geliyordu. Yalan söylemenin verdiği usanç içinde yatakta kıvrılıyor, uyumaya çalışıyor ama sürekli birileri tarafından uyandırılıyordum. Beni rahatlatan tek gerçek Baş Danışman'ın bu olaydan haberinin olmamasıydı.
Ancak ertesi gün odamda gerçek anlamda yalnız kaldığımda şu iki gün içerisinde yaşadığımız maceralar, derinleşmiş sohbetler, birbirinden ayrılmakta zorlanan bakışlar zihnimin köşelerine yavaş yavaş yerleştiğini fark ediyor, devamlı bir hareketi izleyen muhafızlar gibi beni tutsak ediyordu. Prens Anthonio'nun üzerimde neden böyle kuvvetli bir tesiri olduğunu anlamakta zorlanıyordum. O yakında evlenecekti ve ben de ona bu evlilik için yardımcı oluyordum. Bu tuhaf duygunun beni heyecanlandırması, ruhumu ezmesi, sonra onu düşüncelerle yüksek irtifalara çıkarması kabul edilebilir bir şey değildi. Hatta denebilirdi ki oldukça uygunsuz ve bayağıydı. Ne de olsa o yarı yarıya evlenmiş bir adamdı.
Yatağımda daha fazla duramayacağımı anlayınca ayağa kalkıp gardırobumun önünde durdum. Bugün Jane'le Anthonio'yu buluşturmak için kendime portakal renginde oldukça vasat görünümde bir elbise seçtim. Üzerime giydiğimdeyse düz eteğinin, önde alakasız görünen büyük kurdelenin nedense daha kötü durduğu izlenimine kapılsam da bir aşçı gibi davranmam gerektiğini kendime yüzüncü kez hatırlattım ve memnuniyetsiz surat ifademi ortadan kaldırıp sevimli bir hal takındım.
Jane'in odasına gittiğimde beni büyük bir heyecan içinde karşılayıp kolumdan çekiştirip içeriye alıverdi. Yatağına oturttuktan sonra karşıma geçip Prens Anthonio'yla görüştürmek için mi geldiğimi sordu.
"Bundan senin nasıl haberin oldu? Prens Anthonio mu söyledi?"
"Ah, keşke öyle olsaydı Ophelia! Kaitlyn ve Ellen birkaç gündür sürekli Prens Anthonio'yla randevularından bahsediyor. Ben de beni beğenmediğini, tanımadan gözden çıkarıverdiğini sanmıştım. Ama en sona benimle görüşmeyi sakladığına göre... Söylesene Ophelia, senin hiç Anthonio'nun bana diğerlerinden farklı baktığı dikkatini çekmiş miydi?" Başımı iki yana salladım, onları gözlemleyecek kadar birlikte vakit geçirmemiştim bile.
"Dadım da Baş Danışman da bana bunu birkaç kez söyleyince ben de dikkat kesildim ve gerçekten de yüzüme bakıp daldığını birkaç kez görünce heyecanımdan yerimde duramadım." Kendini bir anda yatağına atıverdi, yataktan ayaklarını uzatıp sallamaya başladı. "Öyle yakışıklı bir adam ki!.. Benimle evleneceğini söylese her şeyi geride bırakmakta bir an tereddüt etmem. Değil Rultam'a dünyanın bir diğer ucuna gitmek bile umurumda olmaz."
"Bu hayalleri kurmadan önce onunla baş başa görüşmen gerek Jane."
"Ne varmış hayallerimde?" deyip yerinden doğruluvermesini beklemiyordum. "Senin gibi her gün odamda pinekleyip kokuşmuş mutfaklarda ömrümü mü tüketeyim?"
"Ne diyorsun sen?" deyip sinirli yüzüne ben de sinirli bir bakış attım.
"Sen bizi besbelli kıskanıyorsun Ophelia. Kaitlyn dedi ki Prens Anthonio'yu bizden uzaklaştırmak için çok öncesinde hazırlık yapıp onunla arkadaş olmuşsun." Dişlerimi sıkıp "Kaitlyn sadece saçmalıyor." diyerek ayağa kalktım.
"Baş Danışman'a senin onunla arkadaşlık kurduğundan bahsetmediğimiz için kendini şanslı sayman gerektiğini biliyorsun değil mi?"
"Öyle mi Jane? Benim de Prens Anthonio'ya eski sevgililerinden ve o tuhaf maceralarından bahsetmediğim için senin kendini şanslı sayman gerekiyordur belki de?" Ağza alınmayacak bir küfür savurup saçlarıma ellerini atınca ayağımı dizinin arkasına vurup tek hamlede yere düşürdüm. Yüz üstü düşünce elini belindeki korseye götürüp acıyla inledi. İşi uzatacağını bildiğim için kapıya doğru yürüyüp elimi tokmağa koydum.
"Akşam yemeğinden sonra sahilde terk edilmiş restoranda seni bekleyecek. Yolda sana eşlik etmeyeceğim. Ne de olsa Prens senin gibi ahlaksız bir kızı tercih etmeyecektir, kendimi yormam gereksiz olur." deyip kendimi dışarı attım, arkamdan öfkeyle bağırdığını duydum. Jane kardeşlerim arasında en saf olanıydı ve bu yüzden en çok kullanılanı da oydu. Belli ki her ihtimale karşı Kaitlyn benim kendisine rakip olmamı engellemek için Jane'i doldurup devreye sokmuştu. Baş Danışman da böyle konuştuğuna göre Jane'i istediği gibi kontrol edebileceğine inandığından Prens Anthonio'yla onun evlenmesini arzu ediyordu. Aslında benim dışımda zaten kim Prens'le evlenirse bundan oldukça memnun olurdu.
Akşam yemeğinden sonra saray halkı dağılınca ben de yollara dikkat ederek sahile yakın bir konumda her ikisini beklemeye koyuldum. Prens Anthonio'nun neden hala bu göreve beni vermesini anlayamasam da ve Jane'le birlikte gelmeyecek olsam da onun beni görmeyi beklediğini hissediyordum. Belki bir görev verecekti ya da bir şekilde benimle yeniden konuşmak... Bunu kafamdan yeniden atmak zorunda kaldım. Öyle bir şey yoktu, olmayacaktı
.
Takriben yarım saat sonra üç kadın yolda göründü. Kim olduklarını seçebilmem için gözlerimi kıssam da kahkahalarından bunların üç prenses olduklarını anladım. Jane kendi randevusunda iki kız kardeşini de mi peşine takmıştı? Diğer iki evlilik adayını?
Bölüm etkileşimi
