26. bölüm / 42
GÜNDÜZ GECE SARAYLARIXXV. BÖLÜM
Bölümler 42Şu an: XXV. BÖLÜM
- 1 GİRİŞ1.095 kelime
- 2 I. BÖLÜM1.879 kelime
- 3 II. BÖLÜM1.559 kelime
- 4 III. BÖLÜM943 kelime
- 5 IV. BÖLÜM978 kelime
- 6 V. BÖLÜM992 kelime
- 7 VI. BÖLÜM842 kelime
- 8 VII. BÖLÜM854 kelime
- 9 VIII. BÖLÜM1.038 kelime
- 10 IX. BÖLÜM967 kelime
- 11 X. BÖLÜM744 kelime
- 12 XI. BÖLÜM797 kelime
- 13 XII. BÖLÜM851 kelime
- 14 XIII. BÖLÜM775 kelime
- 15 XIV. BÖLÜM980 kelime
- 16 XV. BÖLÜM827 kelime
- 17 XVI. BÖLÜM956 kelime
- 18 XVII. BÖLÜM870 kelime
- 19 XVIII. BÖLÜM783 kelime
- 20 XIX. BÖLÜM799 kelime
- 21 XX. BÖLÜM962 kelime
- 22 XXI. BÖLÜM959 kelime
- 23 XXII. BÖLÜM972 kelime
- 24 XXIII. BÖLÜM764 kelime
- 25 XXIV. BÖLÜM1.118 kelime
- 26 XXV. BÖLÜM1.152 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 XXVI. BÖLÜM879 kelime
- 28 XXVII. BÖLÜM735 kelime
- 29 XXVIII. BÖLÜM670 kelime
- 30 XXIX. BÖLÜM1.031 kelime
- 31 XXX. BÖLÜM999 kelime
- 32 XXXI. BÖLÜM820 kelime
- 33 XXXII. BÖLÜM878 kelime
- 34 XXXIII. BÖLÜM948 kelime
- 35 XXXIV. BÖLÜM1.025 kelime
- 36 XXXV. BÖLÜM1.072 kelime
- 37 XXXVI. BÖLÜM997 kelime
- 38 XXXVII. BÖLÜM731 kelime
- 39 XXXVIII. BÖLÜM857 kelime
- 40 XXXIX. BÖLÜM1.026 kelime
- 41 XL. BÖLÜM1.245 kelime
- 42 XLI. BÖLÜM909 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
XXV. BÖLÜM
"Pazarda ayakkabısı çalınan bir adam adaletten şikayetçiydi, baloda yaşlı bir kadın eğlencelerin çok sönük olduğunu söylüyordu, Stormrigde'ten gelen bir beyefendi ise yolların sık sık tıkandığını ve gönderilen işçilerin bu işi halletmekte yetersiz kaldığını anlattı. Bu şikayetlerin neresinden tutsam diğeri havada kalıyor ve hiçbiri birbirini tamamlamıyordu. Üstelik hepsini halletsem bile siz bana en büyük sorunun bunlardan biri olmadığını söyleyiverir ya da Stormrigde'te sistemin iyi bir şekilde devam ettiği fikrini ortaya atıverebilirdiniz. Tüm bunlar zihnimden geçerken sorunlarını dinlediğim insanlara bir şekilde işlerin hallolacağını söylediğimde yüzlerindeki rahatlama ifadeleri aklıma geldi ve tüm ışıklar bir anda yandı."
Prens burada gülümseyip kendinden emin bir ifadeyle "İnsanların şikayetlerini dinleyen, bunları birleştirip düzenleyerek saraya iletilmesini sağlayan, bu sayede halkta en alt tabakadaki insanla en üst mercinin bağlantısını oluşturacak bir kurum açmayı planlıyoruz. Bu hem siyasi hem adli hem sosyal hem kültürel bir düzelme için atılabilecek ilk ve en doğru adımdır." deyince bunu nasıl olup da düşündüğüne hayret ettim. Şu zamana kadar duyduğum ve yapıldığını işittiğim türden bir iş değildi bu. Mesela bizim kralımız halkın ne düşündüğünü neredeyse hiç önemsemezdi. Bir gün çıkıp halkın durumunu incelemek aklından bile geçmemişti. Böyle bir kurum açılması durumunda Prens Anthonio Stormrigde halkına ne kadar değer verdiğini de kanıtlamış olurdu.
Anthonio yanında getirdiği kağıtları ortadaki sehpaya koyarak "Bunlar da açmayı planladığım konumlar. Elbette sizin de fikirlerinize açığım, dilediğiniz yere yerleştirebilirim." deyip artık sözü Mr. Ardley'e devredince vali bir süre sessiz kaldı. Bana bin yıldan uzunmuş gibi gelen bu süreçte gözlerimi kapatıp hangi sonuca karar vereceğini bekledim. En sonunda Mr. Ardley şöyle dedi:
"Pekala, senden beklediğim türden bir cevap değildi genç adam. Genç ve toy bir prense göre fazla ayrıntılı ve dikkatli incelemeyi seviyor görünüyorsun. Kasabamıza böyle bir yenilik getirilmesi savaştan sonra hala kendine gelememiş halkın sıkıntılarını yatıştırır, dinlenmek her zaman tesirli bir ilaçtır. Şimdi bu belgeleri yırtacağım ama şunu da bil, eğer sözünün arkasında durmazsan, bu açacağın şeyle kasabanın isteklerini yerine getirmezsen sorun çıkarmaktan hiç çekinmem. Gerekirse bir isyan başlatıp yeniden Arnogya topraklarına dönmenin bir yolunu bulurum. Şimdi sadece yorgun halkım için teklifini kabul ediyorum."
Prens memnuniyetle gülümseyip "Siz hiç endişelenmeyin, bu yerlerin açılışını yakinen takip edeceğim." dedikten ve selamladıktan sonra odadan çıktık. Anlatamayacağım kadar büyük bir ferahlama yaşarken Prens'e kocaman gülümsemekten kendimi alamadım. O da aynı şekilde bana eşlik edip "Başardık Orla. Savaşın eşiğinden kurtulduk." diyerek bana sarıldı. Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemezken "Teşekkür ederim, sen olmasan işler bu kadar hızlı halledilmezdi." deyince önemli olmadığını mırıldandım.
Benden ayrılıp içimi sıcacık eden bir gülümseme bahşedip benimle odalarımızı toplayıp handan çıkana, oradan bir arabaya binene kadar yüzünden bu tatlı gülümsemeyi bırakmadı. Hanın yanından gitmeden önce son bir kez Mr. Ardley'in olduğu odanın penceresine buruk bir ifadeyle baktım. Orada onu bizi izlerken görünce heyecanlanıp faytonun penceresinden elimi salladım. O da elini sallayıp bizi uğurladı. Onunla konuşma isteğimi içime bastırmak zorundaydım. Hem kim bilir? Belki şartlar ileride bizi tekrardan karşılaştırırdı. Araba sallana sallana hareket etmeye başlayınca Prens halime gülmemek için kendini zor tutar gibiydi. Herhalde huysuz bir ihtiyara el sallamak ve ardından üzülmek pek mantıklı gelmiyordu. Dayım olduğunu duysa tepkisinin ne kadar değişeceğini düşünemiyordum bile.
***
Prens'le oradan buradan söz ederken kasabanın birinde, merkeze yakın bir yerde arabamız durdu. Ona dışarı çıkıp çıkmayacağımızı sorunca ayaklarına kan gitmesi gerektiğini, başını bu sefer dikkatlice peleriniyle kapatacağını, zaten burada hiç savaşa katılmadığı için kendisini tanıyan birinin çıkacağını düşünmediğini söyledi ve ben de aynı şekilde yüzüm uzaktan görülmeyecek şekilde pelerinimi çekip dışarı çıktım. Sokaklar öğlen sıcağı yüzünden pek kalabalık sayılmazdı, arada tek tük birkaç kişinin ortaya çıkıp kaybolması dışında kimse yok denebilirdi. Beraber yürürken Prens Anthonio'nun gözünün uzaktaki bir kuyumcuya takıldığını fark edince "Almak istediğiniz bir şey mi var efendim?" diye sordum. Şaşırıp bana doğru döndü ve başını iki yana salladı.
"Hiç çekinmeyin, kadınlara özel mücevheratlar satıldığı yazıyor. Evleneceğiniz kişiye bir hediye vermeniz gerekecektir, bunu mu düşünüyorsunuz?" Bunu söylerken içimdeki buruk hissi derinlerime gömmeye gayret ettim, dün içimde yeşermiş duyguları görmezden gelecektim.
Prens'in yüz ifadesi sıkıntılı bir hal alırken "Evet ama acelesi olduğunu sanmıyorum. Artık arabaya dönelim." diye cevap verince kolundan tuttum.
"Bence aklınızda kalacağına bir göz atın Prens'im. Kim bilir çok hoşunuza gidecek bir parça bulursunuz?" Gözlerini ne düşündüğümü anlamaya çalışır gibi yüzüme dikince yutkundum, bu şekilde göz hapsine alınmak nedense sıkıntı veriyordu.
"Size kolaylık olması için söylüyorum. Anlaşma yapmak için bir haftadan az kaldı, çok yoğun olacaksınız."
Prens neredeyse sinirli diyebileceğim bir sesle "İstemiyorum aşçı, sonra alacağım." deyip arabaya doğru hızla yürüyünce arkasından takip etmek zorunda kaldım.
"Neden bir kabahat işlemişim gibi sinirleniyorsunuz?" Dün gece balkonda oturmamıza kıyasla bana pek yumuşak davrandığı söylenemezdi.
"Evliliğim hususuna daha fazla karışmazsan sinirlenmeyeceğim."
"Siz buna karışmak mı diyorsunuz? Sadece küçük bir öneride bulundum."
"Mümkünse bulunma."
Hızlı yürürken ayağıma takılmaması için eteğimi tutarken "Bazen gerçekten de kaba saba bir adam oluveriyorsunuz." deyince aniden durup omzu üzerinden bir bakış attı.
"Bir şey mi dedin?"
"Hayır..!" diye mırıldanıp ardından faytona bindim. Sesimi çıkarmayıp kollarımı göğsümde birleştirip yerime yerleştim. Yandan bir bakışla beni izlerken "Bu tarz yerlerde sahte ürün satarlar." diye bir açıklama yaptı, gönlümü almaya çalışır gibi. "Gerçi kardeşim ucuz olduğu için bu tarz yerleri seçtiğinden bahsederdi." İlgimi çekince ona doğru dönmekte bir sıkıntı duymadım.
"Veliaht Prens'iniz ucuz diye sahte mücevherat almayı mı tercih ediyor?"
"Kadınları her seferinde kandırmayı başarır, paraya düşkün olanları özellikle kendisine çekmeyi başardıktan sonra sıkılıp ayrıldığında bu takıları satmaya giden kadınlar arkalarından çevrilen tezgahı ancak öğrenirler. Sonra da kardeşime bir ömrünü mahvedecek lanet okurlar."
"Kardeşiniz biraz..."
"Charles'ı bir süre sonra sorgulamayı ben de bıraktım. Aşktan bu kadar çok bahsedip de hisleri ve duyguları olmayan tek yaratık o olmalı." Prens'in dudaklarını küçümseyen bir şekille büzmesini neye yormalıydım bilemedim. Onun bu halini gerçekten de seviyor muydu yoksa onu bu özelliğinden dolayı küçümsüyor muydu? Ailesinden pek sık bahsetmediğinden hangisinin doğru olduğuna karar veremedim.
"Yanlış anlamayın, kardeşinizin başka özellikleri belki iyidir ama karşıma böyle kişiler çıkmadığı için çok şanslı sayıyorum kendimi."
"Öyle mi?" deyip keyifle soluması beklenmedikti. "Nasıl kişiler çıkmış karşına?"
"Hangi anlamda?" diye sorup tedirgin bir şekilde yüzüne baktım. Omuz silkip benim açıklamamı bekleyince "Kimse çıkmaz karşıma, bu amaçta insanlar genelde nedense benden korkup çekinir." deyip yutkundum. Kral'dan çekindiği için kraliyet soyundan gelmeyenlerin benden uzak durduğunu, soylularla da benim yolumun kesişmediğini elbette anlatamazdım. O ise kahkaha atıp eliyle yüzünü kapattı.
"Erkeklerin senden korktuklarına hayatta inanmam aşçı."
"Öyle mi diyorsunuz? Size sarayda belki de bunu ispat etmeli?"
"Çok merak ediyorum. Bir an önce saraya gitmeliyiz."
Böylece yolculuk boyunca Prens Anthonio'yla uzun uzun sohbet ederken kimi zaman gülüyor, kimi zaman ciddiyetle üzerinde düşündüğü fikirleri dinliyor, bazen de ben kendi fikirlerimi belirtiyordum. Saraya gidene kadar çeşit çeşit konudan konuşmuş olduk: kitap zevklerimiz, bazı felsefi akımlar, moda olmuş görüşler... Tüm bunları anlatırken biraz şaşkın biraz memnun biraz da hülyalı bir hali vardı. Bense bu sohbete, sonra onun masmavi gözlerine, yüzündeki sert hatların çekiciliğine, cümlelerindeki derinliğe, içimi neden bu kadar kıpır kıpır ettiğini anlamaya, anlayamayınca sadece akışına bırakmaya o kadar dalmıştım ki fayton yolculuğu bittiğinde hipnozdan uyanmışım gibi bir hisle mücadele etmek zorunda kaldım.
👸🏻✨️🤴🏻
Sonrasında ne olacak dersinizz?
Bu arada vaveylada güncelleme olacakmış yakın zamanda. Güncellemeye beraber bölüm resimlerini de buraya eklerim muhtemelen :) Bir sonraki bölümde görüşmek üzeree
Bölüm etkileşimi
