25. bölüm / 42
GÜNDÜZ GECE SARAYLARIXXIV. BÖLÜM
Bölümler 42Şu an: XXIV. BÖLÜM
- 1 GİRİŞ1.095 kelime
- 2 I. BÖLÜM1.879 kelime
- 3 II. BÖLÜM1.559 kelime
- 4 III. BÖLÜM943 kelime
- 5 IV. BÖLÜM978 kelime
- 6 V. BÖLÜM992 kelime
- 7 VI. BÖLÜM842 kelime
- 8 VII. BÖLÜM854 kelime
- 9 VIII. BÖLÜM1.038 kelime
- 10 IX. BÖLÜM967 kelime
- 11 X. BÖLÜM744 kelime
- 12 XI. BÖLÜM797 kelime
- 13 XII. BÖLÜM851 kelime
- 14 XIII. BÖLÜM775 kelime
- 15 XIV. BÖLÜM980 kelime
- 16 XV. BÖLÜM827 kelime
- 17 XVI. BÖLÜM956 kelime
- 18 XVII. BÖLÜM870 kelime
- 19 XVIII. BÖLÜM783 kelime
- 20 XIX. BÖLÜM799 kelime
- 21 XX. BÖLÜM962 kelime
- 22 XXI. BÖLÜM959 kelime
- 23 XXII. BÖLÜM972 kelime
- 24 XXIII. BÖLÜM764 kelime
- 25 XXIV. BÖLÜM1.118 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 XXV. BÖLÜM1.152 kelime
- 27 XXVI. BÖLÜM879 kelime
- 28 XXVII. BÖLÜM735 kelime
- 29 XXVIII. BÖLÜM670 kelime
- 30 XXIX. BÖLÜM1.031 kelime
- 31 XXX. BÖLÜM999 kelime
- 32 XXXI. BÖLÜM820 kelime
- 33 XXXII. BÖLÜM878 kelime
- 34 XXXIII. BÖLÜM948 kelime
- 35 XXXIV. BÖLÜM1.025 kelime
- 36 XXXV. BÖLÜM1.072 kelime
- 37 XXXVI. BÖLÜM997 kelime
- 38 XXXVII. BÖLÜM731 kelime
- 39 XXXVIII. BÖLÜM857 kelime
- 40 XXXIX. BÖLÜM1.026 kelime
- 41 XL. BÖLÜM1.245 kelime
- 42 XLI. BÖLÜM909 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
XXIV. BÖLÜM
Güneş doğduğundan beri Prens Anthonio'nun odasından girip çıkan azalmıyordu. Endişeyle yanına gidip ne olduğunu sorunca Rultam'dan bazı kişilerle görüştüğünü ve yapmayı planladığı şeyin alt zeminini hazırladıklarını söylemişti. Tam olarak ne yapacağını anlatacak kadar zamanı olmadığından onu yanındaki adamlarla yalnız bırakmıştım.
İki gündür tüm yemeklerimizi beraber yediğimizden gözlerim bir an kahvaltı masasında onu arasa da bahçenin diğer köşesinde valiyi yalnız başına otururken görünce çekinerek onun yanında yemeye karar verdim. Biraz tehlikeli bir adım olabilirdi ama karşısına geçtiğimde adamın beni umursadığı yok gibi geldi, en azından onu rahatsız etmediğim için memnuniyet içinde yemeye başladım. Ona Arnogya hakkında bir şeyler anlatıyor, sessiz kalsa da sohbeti sürdürüyordum. En sonunda sözümü bölüp "Bu prensin..." dedi. "Anlaşma için kiminle evleneceğini biliyor musun?"
"Hayır, bana da bir şey söylemedi."
"Öyle mi? Ona bizzat soracaktım ama aklına getirmekten çekiniyorum."
"Neyi efendim?" Adam çayını yudumlarken büyük bir ciddiyetle kalın kaşlarını çattı. "Yeğenimle evlenmesini istemiyorum. Ama bunu söylersem kararsızsa ve inada bindirip bu fikirde tutturursa diye korkuyorum." Karşımdaki adamın ne demek istediğini anlamaya çalışır gibi başımı eğdim.
"Yeğeniniz de kim?"
"Bilmiyor musun? Bir de Stormrigde'ten olacaksın, cahil misin nesin?" Bastonunu yerdeki çimlere bir kez vurdu. "Ophelia tabii ki. Ölen Kraliçe Elizabeth benim kız kardeşim."
Az önce ağzıma attığım kurabiye boğazıma takıldı, gözlerimi büyüterek yüzüne bakarken bir anda öksürmeye başladım. Hemen önümdeki su bardağını kafama dikip gözlerimi kırpıştırdım.
"Bu kadar şaşıracak bir şey yok, kız kardeşim öldüğünde sarayla ilişiğimi kestiğimi söylemiştim." Ne düşünmem gerektiğini bile bilmiyordum. Valinin dediği doğruysa bu adam benim öz dayımdı, tek akrabamdı!
"Daha önce sizi hiç sarayda görmemiştim, küçükken bile." Sesimi olabildiğince normal çıkarmaya çabalıyordum.
"Adı üstünde küçükmüşsün, hatırlayamazsın. Zaten saray Stormridge'ten çok uzakta olduğundan ancak birkaç kez gidebilmişimdir. O da kardeşim evlendiğinde, kızı ve oğlu doğduğunda, bir de cenaze töreninde. Sana siyasetle uğraşmadığımı kanıtlamak için küçük bir örnek."
Çatalımla tabaktaki peynirle oynarken merak içinde "O zaman neden kardeşiniz öldüğünde Prenses Ophelia veya kardeşi için hiç saraya uğramadınız? Görünüşe göre sizin dışınızda hiçbir akrabaları yoktu." diye sordum.
"Bana hesap mı soruyorsun?" diyerek bastonunu birkaç kez yere vurunca "Hayır hayır efendim, sadece Prenses Ophelia'nın bunun için çok üzüldüğünü bildiğimden eğer bir açıklamanız varsa ona iletmek istediğimden soruyorum." deyip telaş ve hüzün içinde açıklamaya çalıştım.
"O ikisini malikaneme götürecektim, cenaze töreninde kız kardeşimin yasını tutmayı bile bir kenara bırakıp bu işe gayret ettim ama Kral çocuklarını benden alıkoydu. Onları sarayda en güzel şekilde eğitip büyüteceğini iddia edip bana büyüklük tasladı. Ben de onu ve çok iyi eğiteceği çocuklarını sarayda bırakıp geri evime döndüm. Aşağılanmalara gelemem!"
"Prenses Ophelia'nın şu sıralardaki durumu hiç kulağınıza geldi mi?"
"Zavallı kızcağız, çok aşağılanıp hor görüldü. Gitmeden önce onu tek başına odasına kapattıklarını, dışarı çıkmayı yasakladıklarını görünce annesinin hizmetçilerine emanet etmiştim, sanırım bu düzen ben gittikten sonra aynı şekilde devam etmiş." Kalbim gerçeklerin ağırlığıyla eziliyordu. Dadımın annemin ölümünden haftalar sonra elimi tutup mutfağa götürdüğünü, orada yeni kişilerle tanıştırdığını ve zaman içinde orayı benimseyip yalnızca oraya gittiğimi, diğer kişilerin beni korkuttuğunu belli belirsiz hatırlıyordum.
"Siz ona yapabileceğiniz en büyük iyiliği yapmışsınız Mr. Ardley." derken gözlerimin dolmasını engelleyemedim. "Prensesin onlardan başka arkadaşı hiç olmadı."
Vali tuhaf sivri burnunun altında uzanan uzun bıyıklarını çekiştirip bir süre gözlerini bana sabitledi. Ben duygularımı bastırmaya gayret edip sandalyemin arkasına yaslandım. O ise iri gözlerini üzerimden çekip "Başını biraz yana çevir." diye emretti. Ne yapmaya çalıştığını bilemez şekilde başımı sağa doğru çevirdim, sonra eliyle sola çevirmemi istedi. Bunu da yapınca sorgularcasına kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Sen..." diye mırıldanıp göz bebeklerinde ani bir kıpırdama oldu. Ellerini masaya sabitleyip yüzüme doğru yaklaştı. "Şüphesiz ki sen..."
Bakışlarından ne demek istediğini çözdüğüm an korkuyla sandalyemi geriye çekip yüzüme hiç yakışmayan gergin bir gülümseme yaydım. "Söylemek istediğiniz bir şey mi var Mr. Ardley?"
"Evet, sen o'sun! Sen Elizabeth'in kızı Ophelia'sın! Nasıl tanıyamamışım seni?"
"Siz... Siz neyden bahsediyorsunuz? Benim adım Orla, sarayda aşçıyım efendim." derken olabildiğince sakin kalmaya gayret ediyordum. Her şey bozulabilirdi. Vali anlaşılmaz biri olduğundan bir anda anlaşmadan yana olmayacağını söyleyebilir, babama buralara kadar geldiğimi haberdar edebilir ve Anthonio tüm bunlar yaşanırken gerçek kimliğimi öğrenebilirdi.
"Yalancı kız!.. Orla, bizim oralarda istisnaları olsa da kraliyet soyundan doğan kızlara verilen genel bir lakaptır. İlk başta dikkatimi çekmemişti ama şimdi anlıyorum... O prense de kimliğini gizleyerek yalan söylüyorsun demek?" Telaşla valinin elini yakalayıp tuttum.
"Lütfen bunu ona söylemeyin, Baş Danışman beni bu konuda uyarmasa bu kadar süre asla gizlemezdim. Ama yapmak zorundayız, beni hasta bir kız zannediyor çünkü." Valinin yüzünde mimik oynamazken "Sizi dün odama çıkarken balkonda yan yana otururken gördüm. Yoksa barış anlaşması için evlenmeyi düşündüğü kız da sen misin?" diye sorunca hızlı hızlı başımı salladım.
"Asla, asla ben değilim! Ülkesine dönene kadar kim olduğumu öğrenmeyecek. Sadece ona anlaşma bozulmasın diye eşlik ediyorum o kadar." Ön bahçeden bizim olduğumuz masaya doğru birkaç adamın ve arkasından Prens'in geldiğini görünce başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Elimi geri çekerken Mr. Ardley soğukkanlı bir tavırla "Sakın böyle bir şey olmasın. Soyumuzu o ülkenin adamıyla evlenerek karıştırıp kirletemezsin." deyince "Böyle bir şey söz konusu bile değil." diye mırıldandım.
Bize daha da yaklaştıklarını görünce "Söylemeyeceksiniz değil mi?" diye sordum, gözlerinin içine bakarak. Olumlu gibi saydığım bir yüz ifadesi görsem de emin olamadım. "Lütfen onun sunduğu öneriyi kabul edin efendim. Sizden akrabam olduğunuz için hiçbir hak talep edemem ama bu ricamı çok görmeyin."
Mr. Ardley cevap vermedi, iyi ki vermemişti çünkü ulak olduğunu tahmin ettiğim adam ve Prens sesimizi duyacak kadar yaklaşmışlardı. Biraz sonra ulak Mr. Ardley'i selamlayıp görüşmeyi odasında yapmanın daha makul olacağını söylüyordu. Prens Anthonio ise bir onlara bir de neden burada olduğumu sorar gibi bana bakıyordu. Mr. Ardley bastonuna tutunarak ayağa kalktığında ve yürümeye başladığında ben de arkadan yürüyen Prens'in yanına geçtim.
"Onu yalnız görünce kahvaltımı onunla birlikte yapmak istedim."
"Bu hayatımda gördüğüm en korkunç kahvaltı seçeneği Orla. En azından iyi geçtiğini söyle bana?" Kararsızdım ama "Öyle geçtiğini umuyorum." diye geçiştirmek zorunda kaldım. Biraz sonra merdivenleri çıkıp Mr. Ardley'in odasına vardık. Mr. Ardley ulağın biraz dışarıda beklemesini isteyip biz ikimizi odasına aldı. Uzun bir koltuğa yerleşirken o da tam karşımızdaki tekli koltuğa oturdu. İki elini üst üste getirip baston topuzuna zemine dik bir halde çenesini yaslarken ikimizi de pek güzel olmayan bakışlarla sınıyordu. Uzun bir müddet odaya sessizlik çöktükten ve Mr. Ardley sanki ben söylememesini istedikçe inatla tüm dikkatini bana çevirirken kalkıverip odadan çıkmamak için kendimi zorluyordum.
"Söyle bakalım Rultam Prensi, Stormrigde için hangi yeniliği yapmaya karar verdin?"
Prens hiç duruşunu bozmadan "Bir süre Stormridge'ten gelenleri misafir ederek, ikisinin de bir Arnogya kasabası olduğunu düşünerek Middlenisse'i gezerek, pazarını, balosunu dikkatle inceleyip insanların görüşünü alarak bir sonuca vardım." deyince heyecanlanarak başımı ona çevirdim. Mr. Ardley'i çok tanımadığımdan benim onun yeğeni oluşumun anlaşmayı bozmasından korkum olmasa şöyle kollarımı dizime yaslayıp onu dinleyebilirdim. Ancak yıllar sonra yeğenini görmüş bir adamın ilk sorusu evlenip evlenmeyeceğimiz olduğundan koltuğun ta bir köşesine pusup Prens'le aramıza uzun bir mesafe koymuştum, fazla rahat davranamazdım. İkimizi balkonda nasıl görmüştü de böyle yanlış bir düşünceye varmıştı diye sorgulamadan edemedim.
Bölüm etkileşimi
