GÖLGE HATTI kitap kapağı

22. bölüm / 24

GÖLGE HATTI

ZAMAN

Vaveyla Yazarı: Bahar Koyuncu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: ZAMAN

İki ay geçmişti.

O geceden sonra çok şey değişmişti.

Asena gün geçtikçe toparlanmış, yeniden eğitimlere katılmaya başlamıştı. İlk zamanlar herkes onu fazlasıyla kollamıştı.

Özellikle Demir.

Asena ne zaman biraz fazla yorulsa Demir hemen yanında beliriyordu.

“Yeter.”

Asena kaşlarını çatıyordu.

“Daha yeni başladım.”

“Biliyorum.”

“E o zaman?”

“Ben yine de yeter diyorum.”

Asena gözlerini devirmişti.

“Sevgilim, ben askerim.”

Demir ciddi bir ifadeyle:

“Biliyorum aşkım. Ama aynı zamanda benim nişanlımsın.”

Asena her seferinde gülümseyerek:

“Bunu bahane olarak kullanıyorsun.”

“Evet.”

---

İki ayın sonunda tim yeniden tamamen hazırdı.

O sabah karargâhta herkes ekipmanlarını kontrol ediyordu.

Mert çantasını kapatırken Buse'ye baktı.

“Hazır mısın?”

Buse başını salladı.

“Hazırım.”

Mert gülümsedi.

“Bu sefer seni gözümün önünden ayırmayacağım.”

Buse kaşını kaldırdı.

“Sen önce kendine dikkat et.”

“Ben iyiyim.”

Bora hemen araya girdi.

“Bu cümleyi kuran herkes görevden sonra başına iş açıyor.”

Mert ona baktı.

“Sen sus.”

Bora güldü.

Efe ve Yaman da hazırlıklarını tamamladı.

Şeyma telsizini kontrol ederken:

“Demir, araçlar hazır.”

Demir başını salladı.

“Tamam.”

Sonra Asena'ya baktı.

Asena ekipmanını kontrol ediyordu.

Demir yanına geldi.

“Hazır mısın?”

Asena başını kaldırdı.

“Hazırım.”

Demir birkaç saniye ona baktı.

Asena bunu fark etti.

“Ne oldu?”

“Hiç.”

“Demir.”

Demir iç çekti.

“Sadece dikkatli ol.”

Asena elini tuttu.

“Olacağım.”

“Bir şey olursa—”

“Asla senden uzaklaşmayacağım.”

Demir hafifçe gülümsedi.

“Anlaştık.”

Mert arkadan seslendi:

“Komutanım! Romantik konuşmayı araçta devam ettirirsiniz, çıkmamız gerekiyor!”

Asena'nın yüzü kızardı.

“Senin ağzını…”

Mert kahkaha attı.

Demir başını iki yana salladı.

“Tamam tim. Hareket ediyoruz.”

Herkes araçlara yöneldi.

İki ay önce hastane koridorunda korkuyla bekleyen aynı insanlar artık yeniden yan yanaydı.

Ama bu görev farklıydı.

Bu kez timin önünde yalnızca bir görev yoktu.

Cevaplanması gereken büyük bir soru vardı.

Ve araç karargâhtan uzaklaşırken telsizden gelen ilk mesaj, hepsini bir anda susturdu:

“Tim Demir, görev bölgesine girdiğinizde telsiz sessizliğine geçilecek. Hedef hakkında yeni istihbarat ulaştı.”

Demir telsize uzandı.

“Anlaşıldı.”

Asena ona baktı.

Demir'in yüzündeki ifade tamamen değişmişti.

Görev başlamıştı.Tim sessizce ilerliyordu.

Demir en önde, Asena hemen birkaç adım arkasındaydı.

Ormanın içindeki sessizlik fazlasıyla garipti.

Asena bir anda ilerideki ağaçların arasında bir hareket gördü.

Sonra fark etti.

Bir adam, Demir'in arkasından silahını doğrultmuştu.

Asena'nın kalbi hızlandı.

“DEMİR!”

Demir başını çevirmeye başladı.

Ama çok geçti.

Asena silahını kaldırdı.

Kendi kendine fısıldadı:

“Allah'ım… sen gözümü kara çıkarma.”

Nefesini tuttu.

Tetiğe bastı.

Pat!

Kurşun Demir'in kulağının hemen yanından geçip arkasındaki adamı etkisiz hâle getirdi.

Demir bir anda arkasını döndü.

Asena'nın hâlâ silahı havadaydı.

Bir saniye boyunca ikisi de birbirine baktı.

Demir'in yüzündeki şaşkınlık açıkça görülüyordu.

“Asena…”

Asena silahını indirdi.

“İyi misin?”

Demir elini kulağının yanına götürdü.

“Sen…”

Mert arkadan yetişti.

“Ne oldu?”

Bora ilerideki adamı kontrol etti.

“Demir'e ateş etmek üzereymiş.”

Mert Asena'ya baktı.

“Sen mi?”

Asena şaşkınlıkla:

“Evet.”

Mert birkaç saniye konuşamadı.

Sonra gülümsedi.

“İyi atış.”

Demir hâlâ Asena'ya bakıyordu.

Yanına gelip alçak sesle konuştu.

“Bir daha kurşunu kulağımın bu kadar yakınından geçirme.”

Asena'nın yüzü düştü.

“Özür dilerim…”

Demir hemen gülümsedi.

“Hayır. Özür dileme.”

Asena şaşırdı.

“Niye?”

Demir onun omzuna hafifçe dokundu.

“Çünkü hayatımı kurtardın.”

Asena'nın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

“E o zaman kızamazsın.”

Demir başını iki yana salladı.

“Sen var ya…”

Mert hemen araya girdi:

“Komutanım, bence bu konuşmayı görevin ortasında bırakın. Yoksa Asena birazdan ‘Ben olmasam ne yapardın?’ diye başlayacak.”

Asena gülerek Mert'e döndü.

“Belki de başlayacağım.”

Demir başını salladı.

“Tamam. Göreve devam.”

Tim yeniden ilerlemeye başladı.

Demir birkaç adım sonra Asena'ya dönüp fısıldadı:

“Bu arada…”

“Efendim?”

“Gerçekten çok iyi atıştı.”

Asena gururla gülümsedi.

“Biliyorum.”

Demir kahkahayı bastı.

“İşte bu yüzden seninle tartışılmıyor.”Ekibin adımları ilerledikçe çevredeki sessizlik daha da ağırlaşmaya başlamıştı.

Demir elindeki haritaya bir kez daha baktı.

“İşaretlenen bölge burası.”

Mert etrafına göz gezdirdi.

“Fazla sessiz.”

Bora başını hafifçe kaldırdı.

“Ben de onu diyecektim.”

Asena birkaç adım ileride durmuş, çevreyi dikkatle inceliyordu. İçine açıklayamadığı bir huzursuzluk çökmüştü.

“Demir…”

Demir hemen ona döndü.

“Ne oldu, aşkım?”

“Bir şey yanlış.”

Demir birkaç saniye Asena'nın baktığı yöne baktı.

“Ne?”

“Bilmiyorum. Ama burası… sanki bizi bekliyor.”

Tam o anda—

ÇAT!

Bir metal parçasının yere düşme sesi duyuldu.

Herkes aynı anda durdu.

Şeyma fısıldadı:

“Duydunuz mu?”

“Evet.” dedi Demir.

Bir saniye sonra çevredeki ağaçların arasından bir ışık yandı.

Ardından bir diğeri.

Sonra bir diğeri…

Bora'nın yüzü gerildi.

“Demir…”

Demir haritaya baktı.

Sonra çevresine.

Bir anda gerçeği fark etti.

“Geri çekilin!”

Ama artık çok geçti.

Ekibin arkasındaki yol da kapanmıştı.

Önlerinde yükselen kayalıklar, arkalarında kapanan geçit…

Mert telsizine uzandı.

“Merkez, burası ekip—”

Telsizden yalnızca cızırtı geldi.

Mert tekrar denedi.

“Merkez, duyuyor musunuz?”

Cevap yoktu.

Asena Demir'e baktı.

“Bizi buraya bilerek getirdiler.”

Demir'in çenesi gerildi.

“Evet.”

Buse şaşkınlıkla etrafına bakındı.

“Peki bizi nasıl buraya kadar getirdiler?”

Demir cevap vermedi.

Çünkü cevabı kendisi de düşünmeye başlamıştı.

Haritadaki konum…

Son sinyal…

Hepsi fazla kolaydı.

Sanki birileri onlara yolu özellikle göstermişti.

Bir anda uzaktan bir ses duyuldu.

“Hoş geldiniz.”

Ekip donup kaldı.

Ses hoparlörden geliyordu.

Soğuk ve sakindi.

“Buraya kadar gelmeniz beklediğimizden daha kolay oldu.”

Asena'nın gözleri Demir'e kaydı.

Demir elini kaldırarak ekibe sessiz olmalarını işaret etti.

Ses devam etti.

“Sekiz kişi…”

Kısa bir sessizlik.

“Ve hepiniz aynı yerde.”

Mert dişlerini sıktı.

“Bizi izliyorlar.”

Demir başını kaldırdı.

“Evet.”

Asena bir adım Demir'e yaklaştı.

“Ne yapacağız?”

Demir ona baktı.

Gözlerinde korkudan çok kararlılık vardı.

“Birlikte çıkacağız.”

Asena başını salladı.

“Birlikte.”

Tam o sırada çevredeki ışıkların tamamı söndü.

Karanlık.

Telsizler sustu.

Ve hoparlörden son bir cümle duyuldu:

“Şimdi oyun başlıyor.”

Demir, Asena'nın elini kısa bir an tuttu.

Sonra ekibine döndü.

“Kimse birbirinden ayrılmayacak.”

Ama karanlığın içinden gelen ilk ses, bunun artık yalnızca bir görev olmadığını anlatmaya yetmişti.

Çünkü bu kez avlanan taraf onlar değildi.
Avlananlar, kendileriydi.
«“Bazen bir çıkış aramazsın… çünkü asıl korkun, çıkışın hiç olmamasıdır. Ve bazı tuzaklar, kapandığını fark ettiğinde çoktan kurulmuştur.”»