7. bölüm / 24
GÖLGE HATTIDEMİR
Bölümler 24Şu an: DEMİR
- 1 KARAKTER TANITIMI666 kelime
- 2 YENİ ÜNİFORMA6.992 kelime
- 3 İLK GÖREV4.671 kelime
- 4 SESSİZ İZLER409 kelime
- 5 SINIRIN ÖTESİ1.858 kelime
- 6 TANIK470 kelime
- 7 DEMİR751 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 SESSİZLİĞE KARIŞMIŞ SES171 kelime
- 9 KAPATIN ŞUNU206 kelime
- 10 SABAHI BEKLERKEN341 kelime
- 11 ÇÖZÜLEN DÜĞÜMLER576 kelime
- 12 ÇIKIŞ YOLU337 kelime
- 13 BİR ÖMÜR439 kelime
- 14 ARTIK BİZ310 kelime
- 15 BİR SANİYE523 kelime
- 16 PATLAMA511 kelime
- 17 BEKLEYİŞ467 kelime
- 18 Sessiz çığlık468 kelime
- 19 MERT İN SIRRI1.714 kelime
- 20 Görev1.980 kelime
- 21 ZAMAN912 kelime
- 22 PRENSES852 kelime
- 23 GÜZEL GÜNLER242 kelime
- 24 DÜĞÜN717 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Bazı gerçekler unutulmaz. Sadece insanın hatırlayabileceği zamana kadar saklanır.”
Gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey sessizlikti.
Beyaz bir tavan.
Loş bir ışık.
Ve omzumdaki hafif sızı.
Bir süre tavana baktım.
Nerede olduğumu anlamaya çalıştım.
Sonra kapının yanındaki sandalyeyi gördüm.
Demir orada oturuyordu.
Kollarını göğsünde birleştirmiş, gözlerini kapatmıştı.
Uyuyor muydu?
Emin değildim.
Başımı hafifçe çevirdim.
Hareketimi fark etmiş olacak ki gözlerini açtı.
Bir anda ayağa kalktı.
— Asena?
Sesindeki rahatlamayı saklayamamıştı.
— Buradayım...
Sesim kısıktı.
Demir hemen Aras'ı çağırdı.
Aras birkaç saniye içinde içeri girdi.
— Uyandın demek.
Başımı salladım.
— Ne kadar...
Cümleyi tamamlayamadım.
Aras anlayarak cevap verdi.
— Yaklaşık on iki saat.
Gözlerimi büyüttüm.
On iki saat.
Hiçbir şey hatırlamıyordum.
Demir sandalyeyi yatağın yanına çekti.
— Nasıl hissediyorsun?
— Yorgun.
— Başın?
— Ağrıyor.
— Omzun?
Elimi istemsizce omzuma götürmek istedim.
Aras hemen:
— Yavaş.
Elimi geri çektim.
— Sızlıyor.
Aras başını salladı.
— Birkaç gün dikkat etmen gerekecek. Yara yeniden açılmış ama kontrol altında.
Demir derin bir nefes aldı.
Sonra gözlerini benden ayırmadan sordu:
— Dün gece söylediklerini hatırlıyor musun?
Kalbim hızlandı.
— Hangisini?
— Babanla ilgili olanı.
Bir süre sustum.
Zihnimde bulanık görüntüler belirdi.
Karanlık bir bina.
Bir adam.
Çocukluğum.
Babam.
Ve...
Bir kapı.
Başımı tuttum.
— Hatırlamıyorum.
Demir hemen geri çekildi.
— Zorlama.
Ama ben gözlerimi kapattım.
Bir görüntü daha geldi.
Babamın yüzü.
Korkmuştu.
Hiç görmediğim kadar korkmuş.
Sonra bana sarılıyordu.
Bir adam bağırıyordu.
Ve babam:
“Asena'ya dokunma!”
Gözlerimi açtım.
Nefesim hızlanmıştı.
Demir bunu fark etti.
— Ne gördün?
— Babam...
— Ne yaptı?
Başımı iki yana salladım.
— Bilmiyorum.
Sonra bir şey fark ettim.
— Ama...
Demir bekledi.
— Babam beni oradan çıkarmadı.
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
— Beni başka biri çıkardı.
Demir'in yüzü değişti.
— Kim?
Gözlerimi kapattım.
Bir yüz aradım.
Bir ses.
Bir isim.
Hiçbir şey yoktu.
Sadece tek bir ayrıntı vardı.
Siyah bir yüzük.
— G harfi vardı.
Demir ayağa kalktı.
— Gölge.
Başımı salladım.
— Bilmiyorum.
Demir birkaç saniye düşündü.
Sonra kapıya yöneldi.
— Efe'yi çağıracağım.
— Demir.
Durdu.
— Efendim?
— O adam...
Demir bana döndü.
— Hangi adam?
Gözlerimi ona diktim.
— Beni çıkaran adam.
Bir an sustum.
— Beni koruyordu.
Demir'in bakışları sertleşti.
— Gölge seni koruduysa...
Cümlesini tamamlamadı.
Ama ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.
Belki de Gölge başından beri düşman değildi.
Belki de gerçek düşman...
Başka biriydi.
Ve altı yıl boyunca herkes yanlış kişiyi aramıştı.
Kapının dışından Efe'nin sesi geldi.
— Demir!
Demir kapıyı açtı.
Efe elindeki dosyayla içeri girdi.
Yüzü bembeyazdı.
— Eski kayıtlarda bir isim buldum.
Demir dosyayı aldı.
— Kim?
Efe bana baktı.
Sonra Demir'e döndü.
— Asena'nın babasının eski görev kayıtlarında...
Bir an durdu.
— Demir Karaca'nın adı geçiyor.
Odadaki hava bir anda dondu.
Demir'in yüzündeki ifade değişti.
Ben ona baktım.
O da bana.
Kimse konuşmadı.
Çünkü altı yıl önce...
Benim hikâyemin içinde Demir de vardı.
Ama ikimizden biri bunu hatırlamıyordu.
Hangimiz
Depoya girdiğim an içime çöken o hissi hâlâ unutamıyorum.
Bir şeylerin yanlış olduğunu biliyordum.
Ama Asena'nın orada olduğunu görmek...
Bunu beklemiyordum.
"ASENA!"
Sesim duvarlarda yankılandı.
Cevap yoktu.
Bir adım daha attım.
Sonra onu gördüm.
Yerdeydi.
Hareketsizdi.
O an dünya sanki bir saniyeliğine durdu.
"Asena..."
Koşarak yanına gittim.
Dizlerimin üzerine çöktüm.
"Hey... Asena."
Cevap vermedi.
Elimi uzattım. Elini tuttum.
Soğuktu.
İçimden bir şey koptu sanki.
"Hayır..."
Başımı kaldırıp arkamdakilere baktım.
"AMBULANSI ARAYIN!"
Sesimin titrediğini fark ettim ama umurumda değildi.
Asena'nın yüzüne baktım.
"Ben geldim."
Sanki beni duyuyormuş gibi konuşmaya devam ettim.
"Tamam mı? Buradayım."
Cevap yoktu.
Onu kucağıma aldığımda ne kadar hafif geldiğini fark ettim.
Bu beni daha da korkuttu.
"Dayan."
Adımlarımı hızlandırdım.
"Ne olur dayan."
Dışarı çıktığımızda hava yüzüme çarptı.
Ama ben hiçbir şey hissetmiyordum.
Tek düşündüğüm Asena'ydı.
Onu ambulansa yatırdıklarında elini bırakmadım.
Görevlilerden biri bana geri çekilmemi söyledi.
"Biraz alan bırakmanız gerekiyor."
"Elini bırakmam."
Sesim sert çıktı.
Adam bir an durdu.
Sonra başıyla onayladı.
Asena'nın parmaklarını tuttum.
"Bak..." diye fısıldadım. "Beni duyuyorsan elimi sık."
Hiçbir şey olmadı.
Gözlerimi kapattım.
Bir saniyeliğine başımı eğdim.
Sonra tekrar ona baktım.
"Asena, daha sana söyleyecek çok şeyim var."
Sesim çatladı.
"Sen daha bana kızacaksın."
Bir nefes aldım.
"Ben de seni sinirlendireceğim."
Dudaklarım titredi.
"Sonra yine barışacağız."
Asena kıpırdamadı.
"Yani..." dedim, sesimi toparlamaya çalışarak, "öylece gidemezsin."
Ambulans hareket etti.
Ben de yanından ayrılmadım.
O an ilk kez korkunun ne kadar ağır bir şey olduğunu anladım.
Çünkü insan bazen kendi canından değil...
Kaybetmekten korktuğu birinin canından korkuyordu.
Ve ben o gece tek bir şeyi düşünüyordum:
Asena gözlerini açmalıydı.
Başka hiçbir şey umurumda değildi.
Ne görev.
Ne tehlike.
Ne de başımıza gelecekler.
Sadece Asena.
Çünkü o an anladım...
Benim için Asena artık korunması gereken biri değildi.
Benim eve dönme sebebimdi.
