4. bölüm / 24
GÖLGE HATTISESSİZ İZLER
Bölümler 24Şu an: SESSİZ İZLER
- 1 KARAKTER TANITIMI666 kelime
- 2 YENİ ÜNİFORMA6.992 kelime
- 3 İLK GÖREV4.671 kelime
- 4 SESSİZ İZLER409 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 SINIRIN ÖTESİ1.858 kelime
- 6 TANIK470 kelime
- 7 DEMİR751 kelime
- 8 SESSİZLİĞE KARIŞMIŞ SES171 kelime
- 9 KAPATIN ŞUNU206 kelime
- 10 SABAHI BEKLERKEN341 kelime
- 11 ÇÖZÜLEN DÜĞÜMLER576 kelime
- 12 ÇIKIŞ YOLU337 kelime
- 13 BİR ÖMÜR439 kelime
- 14 ARTIK BİZ310 kelime
- 15 BİR SANİYE523 kelime
- 16 PATLAMA511 kelime
- 17 BEKLEYİŞ467 kelime
- 18 Sessiz çığlık468 kelime
- 19 MERT İN SIRRI1.714 kelime
- 20 Görev1.980 kelime
- 21 ZAMAN912 kelime
- 22 PRENSES852 kelime
- 23 GÜZEL GÜNLER242 kelime
- 24 DÜĞÜN717 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 3 —
Odadaki sessizlik birkaç saniye daha sürdü.
Gözlerim masanın üzerindeki kâğıttan ayrılmıyordu.
“Onu altı yıl önce seçtik.”
Bu cümle zihnimin içinde dönüp duruyordu.
“Altı yıl önce…” diye fısıldadım. “Ben daha…”
Devamını getiremedim.
Demir hemen fark etti.
“Ne düşünüyorsun?”
Başımı kaldırdım.
“Altı yıl önce nerede olduğumu hatırlamaya çalışıyorum.”
Efe dikkatle bana baktı.
“Hatırladığın bir şey var mı?”
Gözlerimi kapattım.
Altı yıl.
Bazı görüntüler zihnimde belirmeye başladı.
Bir yol.
Yağmurlu bir akşam.
Babamın sesi.
Sonra karanlık bir araç camı…
Gözlerimi hemen açtım.
Demir bunu fark etti.
“Asena?”
“Bir şey hatırladım.”
Efe yaklaştı.
“Ne?”
“Tam olarak bilmiyorum.”
“Zorlama,” dedi Aras.
Ama artık zihnim durmuyordu.
“Altı yıl önce babamla bir yere gitmiştik.”
Demir'in bakışları değişti.
“Nereye?”
“Bilmiyorum. Çok net değil.”
“Başka?”
Bir süre düşündüm.
“Bir adam vardı.”
Odadaki herkes sustu.
“Nasıl bir adam?”
“Yüzünü hatırlamıyorum.”
“Ne söyledi?”
Başımı tuttum.
“Bilmiyorum…”
Sonra bir görüntü daha geldi.
Adamın elinde siyah bir şey vardı.
Bir sembol.
G.
Gözlerimi açtım.
“Bu işareti daha önce görmüşüm.”
Efe hemen tableti açtı.
“Emin misin?”
“Evet.”
Demir masaya yaklaştı.
“Nerede gördün?”
“Hatırlamıyorum.”
Sinirlenerek nefes verdim.
“Hatırlayamıyorum!”
Demir sakin bir sesle konuştu.
“Zorlama.”
“Benden bir şey saklanıyor.”
“Bunu ben de düşünüyorum.”
Demir dosyayı kapattı.
“Ve öğreneceğiz.”
Tam o sırada kapı açıldı.
Mert içeri girdi.
Elinde iki bardak vardı.
“Doktor bey, hastamız için…”
Aras ona baktı.
“Ne getirdin?”
Mert bir bardağı kaldırdı.
“Çay.”
Aras diğerine baktı.
“Bu?”
“Benim.”
Bora kapıdan başını uzattı.
“Komutanım, Mert yine hastanın çayını içmeye çalışıyor.”
Mert hemen itiraz etti.
“Ben destek olmak için içiyorum.”
İlk kez gülümsedim.
Demir de kısa bir an bana baktı.
“En azından hâlâ gülüyor.”
Mert gururla başını salladı.
“Benim görevim bu.”
“Senin görevin başımızı ağrıtmamak,” dedi Bora.
“Onu henüz başaramadım.”
Odada kısa bir gülüş oldu.
Ama birkaç saniye sonra Efe'nin telefonu çaldı.
Gülüşler kesildi.
Efe ekrana baktı.
“Komutanım…”
Demir hemen döndü.
“Ne oldu?”
Efe'nin yüzü bembeyaz olmuştu.
“Yeni bir mesaj.”
Demir telefonu aldı.
Ekranda tek bir cümle vardı:
“Hatırlamaya başladı.”
Odadaki herkes dondu.
Ben ekrana bakarken kalbim hızlandı.
Ardından telefon bir kez daha titredi.
Yeni mesaj geldi.
Bu kez yalnızca üç kelime vardı:
“Onu susturun. Hemen.”
Demir'in bakışları sertleşti.
Telefonu kapattı.
Sonra kapıya döndü.
“Bundan sonra Asena yalnız kalmayacak.”
Mert'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
Bora başını salladı.
“Anlaşıldı.”
Demir tekrar bana baktı.
“Gölge, senin bir şey hatırlamandan korkuyor.”
Ben sessizce cevap verdim:
“Demek ki hatırlamam gereken bir şey var.”
Demir'in gözleri benimkilerde kaldı.
“Ve onu bulacağız.”
O an fark ettim.
Artık sadece Gölge'nin peşinde değildik.
Gölge de bizim peşimizdeydi.
Ve hedef hâlâ değişmemişti.
Ben.
