GÖLGE HATTI kitap kapağı

5. bölüm / 24

GÖLGE HATTI

SINIRIN ÖTESİ

Vaveyla Yazarı: Bahar Koyuncu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: SINIRIN ÖTESİ

BÖLÜM 4 —

“Bazı görevler sınırı geçmekle başlar. Asıl sınır, insanın kendi korkusunu geride bıraktığı yerde çizilir.”

Aradan iki hafta geçmişti.

Omzumdaki yara artık eskisi kadar sızlamıyordu.

Hâlâ hareket ederken dikkat etmem gerekiyordu ama kolumu eskisi gibi rahat kullanabiliyordum. Doktor son kontrolün ardından görev için uygun olduğumu söylediğinde içimde garip bir his oluşmuştu.

Bir yanım seviniyordu.

Diğer yanım ise bunun sıradan bir göreve dönüş olmadığını biliyordu.

Çünkü son iki haftadır Gölge hakkında öğrendiğimiz her şey aynı noktaya çıkıyordu.

Sınırın ötesi.

Ve sonunda beklediğimiz emir gelmişti.

Sabahın erken saatlerinde toplantı odasına çağrıldık.

Herkes yerini aldığında Demir içeri girdi.

Elindeki dosyayı masaya bıraktı.

— Oturun.

Mert sandalyeye çökerken fısıldadı:

— Bu cümle hiç iyi bir şeyin habercisi değil.

Yaman ona baktı.

— Ne zaman iyi bir şeyin habercisi oldu ki?

Mert omuz silkti.

— Geçen hafta yemek iyiydi.

Bora başını iki yana salladı.

Demir dosyayı açtı.

Bu kez yüzündeki ifade her zamankinden daha ciddiydi.

— Sınır ötesinde faaliyet gösteren bir örgüt hakkında yeni bilgiler elde edildi.

Odadaki hava bir anda değişti.

Demir devam etti.

— Örgütün son dönemde Gölge bağlantılı kişilerle temas kurduğu değerlendiriliyor.

Efe öne doğru eğildi.

— Yani altı yıl önceki dosyayla bağlantılı olabilir mi?

— Büyük ihtimalle.

Gözlerim dosyadaki haritaya kaydı.

Bölge işaretlenmişti.

Demir parmağını haritanın üzerine koydu.

— Bu görevin amacı doğrudan çatışmaya girmek değil.

Bir saniye durdu.

— İçeriden bilgi almak.

Sessizlik.

Sonra Demir bana baktı.

Bakışını üzerimde birkaç saniye tuttu.

Kalbim hızlandı.

— Asena.

Başımı kaldırdım.

— Efendim?

— Bu göreve sen gireceksin.

O an odadaki herkes sustu.

Mert'in yüzündeki ifade bile değişti.

Ben ise birkaç saniye hiçbir şey söylemedim.

— Ben mi?

Demir başını salladı.

— Evet.

Bora hemen araya girdi.

— Demir...

Demir ona baktı.

— Karar verildi.

Bora'nın bakışları bana kaydı.

— Omzu daha yeni iyileşiyor.

— Göreve uygun olduğu onaylandı.

— Bu, hazır olduğu anlamına gelmez.

Demir'in çenesi gerildi.

— Biliyorum.

Bu iki kelimede beklemediğim kadar fazla şey vardı.

Demir dosyayı kapattı.

— Ama bu görev için gereken özelliklere sahip tek kişi o.

Mert ilk kez şaka yapmadı.

— İçeri tek başına mı girecek?

— Hayır.

Demir'in bakışları sertleşti.

— Ama dışarıdan doğrudan destek almayacak.

İçimde bir ürperti oluştu.

Örgütün içine girecektim.

Onların arasında yaşayacak, konuşacak ve hiçbir şey belli etmeden bilgi toplamaya çalışacaktım.

Ve en kötüsü...

Beni arayan kişi, benim kim olduğumu zaten biliyor olabilirdi.

Toplantıdan sonra herkes yavaş yavaş çıktı.

Ben dosyayı elimde tutarak kaldım.

Demir de odadan çıkmadı.

Bir süre sessizce birbirimize baktık.

Sonunda ben konuştum.

— Bana güvenmiyor musun?

— Tam tersine.

— O zaman neden bu kadar endişelisin?

Demir'in bakışları omzuma kaydı.

— Çünkü seni bir kez yerde gördüm.

Sesi alçaktı.

— Bir daha görmek istemiyorum.

Söyleyecek bir şey bulamadım.

Demir hemen toparlandı.

— Bu duygusal bir karar değil, Asena. Görevin ne kadar tehlikeli olduğunu biliyorsun.

— Biliyorum.

— İçeride kimseye güvenmeyeceksin.

— Tamam.

— Kimliğini koruyacaksın.

— Tamam.

— Ve işler ters giderse...

Sözünü tamamlamadı.

Ben tamamladım.

— Kendi başıma çıkacağım.

Demir başını iki yana salladı.

— Hayır.

Bana doğru bir adım attı.

— İşler ters giderse seni çıkaracağız.

İlk kez yüzündeki sertliğin altında başka bir şey gördüm.

Korku değildi.

Ama ona çok yakındı.

---

Hazırlık günleri hızlı geçti.

Yeni kimliğim oluşturuldu.

Örgütün beni tanıdığı Asena Yıldırım olarak değil...

Başka biri olarak girecektim.

Aynadaki kişiye baktığımda kendimi tanımakta zorlandım.

Saçlarım farklıydı.

Üzerimde farklı kıyafetler vardı.

Ses tonumu bile değiştirmem gerekiyordu.

Ama gözlerim aynıydı.

Ve gözlerimin ardındaki gerçek...

Hâlâ Asena'ydı.

Omzumun üzerine son kez baktım.

Yara neredeyse tamamen kapanmıştı.

Elimi hafifçe kaldırdım.

Artık ağrı çok azdı.

Demir kapının yanında duruyordu.

— Hazır mısın?

— Evet.

Bana birkaç saniye baktı.

Sonra:

— Yalan söylemek zorunda kalacaksın.

— Biliyorum.

— Bazen kendin bile hangi tarafın gerçek olduğunu unutabilirsin.

Başımı kaldırdım.

— Ben kim olduğumu unutmam.

Demir'in yüzünde küçük bir ifade belirdi.

— Umarım.

---

Gece çöktüğünde yola çıktık.

Araçta kimse fazla konuşmadı.

Mert bile sessizdi.

Bir süre sonra yanımdan seslendi.

— Asena.

— Efendim?

— Geri geldiğinde sana bir kahve borçluyum.

Gülümsedim.

— Neden?

— Çünkü dönüşünü kutlayacağım.

— Daha gitmeden dönüşümü kutluyorsun.

— Tedbirli adamım.

Aras arka taraftan güldü.

— Sen tedbirli değilsin, fazla konuşuyorsun.

Mert elini kalbine götürdü.

— Bu da benim savunma mekanizmam.

Kısa bir gülüş yayıldı.

Sonra sessizlik geri geldi.

Sınır yaklaşırken içimdeki heyecan arttı.

Demir karşı koltukta oturuyordu.

Göz göze geldik.

Hiçbir şey söylemedi.

Ama başını çok hafifçe eğdi.

Sanki tek bir cümle söylüyordu:

Dikkatli ol.

Ben de aynı şekilde karşılık verdim.

---

Saatler sonra görev bölgesine ulaştım.

Artık timden ayrılmıştım.

Artık Asena değildim.

Yeni kimliğimin adıyla sınırın ötesine geçtim.

Her adımda kalbimin sesi biraz daha yükseliyordu.

Karşı tarafta beni bekleyen kişinin kim olduğunu bilmiyordum.

Örgütün içinde kimlerin Gölge'yle bağlantılı olduğunu bilmiyordum.

Ve en önemlisi...

Onların benim hakkımda ne bildiğini bilmiyordum.

Bir binanın önünde durdum.

Kapı açıldı.

Karşımda orta yaşlarında bir adam vardı.

Beni baştan aşağı süzdü.

— Geç kaldın.

Sesimi değiştirdim.

— Yol uzundu.

Adam birkaç saniye yüzüme baktı.

Sonra kenara çekildi.

— İçeri gir.

Adımımı attım.

Kapı arkamdan kapandı.

O anda cebimdeki küçük iletişim cihazı bir kez titreşti.

Kimse fark etmedi.

Ekrana yalnızca tek bir kelime düştü.

DEMİR.

Mesajı açtım.

Sadece üç kelime vardı:

“Seni bekliyoruz.”

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.

Sonra telefonu kapattım.

Çünkü artık geri dönüş yoktu.

Ben onların arasındaydım.

Ama henüz bilmediğim bir şey vardı.

İçeri girmemi sağlayan kişi...

Beni zaten tanıyordu.

Ve birkaç dakika sonra öğrenecektim ki Gölge'nin altı yıl önce seçtiği kişi sadece ben değildim.

Beni buraya gönderen kişi de Gölge'nin planının bir parçasıydı.

“Bazen en büyük tehlike, düşmanın seni tanıması değil; seni tanımadığını sanmandır.”

Üç gün geçmişti.

Üç gün boyunca tim, Asena'dan gelen mesajları normal kabul etmişti.

Her mesaj aynı şekildeydi.

“İyiyim.”

“Her şey yolunda.”

“Henüz önemli bir şey yok.”

Demir her mesajı defalarca okuyordu.

İçinde bir şeylerin ters gittiğini hissediyordu ama elinde bunu kanıtlayacak hiçbir şey yoktu.

Son mesaj iki saat önce gelmişti.

“İyiyim. Merak etmeyin.”

Mert telefonu masaya bıraktı.

— Bence gerçekten iyidir.

Bora ona baktı.

— Nereden biliyorsun?

— Çünkü Asena kolay kolay pes edecek biri değil.

Demir cevap vermedi.

Ekrandaki son mesaja tekrar baktı.

Bir şey yanlıştı.

Çok küçük bir şey.

Ama yanlıştı.

Asena normalde mesajlarının sonunda nokta kullanırdı.

Bu mesajda yoktu.

Demir telefonu masaya bıraktı.

— Efe.

— Efendim?

— Son mesajların tamamını tekrar incele.

Efe bilgisayara döndü.

— Bir sorun mu var?

Demir birkaç saniye düşündü.

— Bilmiyorum.

Sonra ekledi:

— Ama Asena'nın mesajlarını onun yazıp yazmadığını anlamamız gerekiyor.

---

Aynı saatlerde...

Ben karanlık bir odadaydım.

Gözlerimi açmaya çalıştım.

Başım ağırdı.

Kollarımı hareket ettirmek istediğimde metalin soğukluğu bileklerimdeki zincirlerden yükseldi.

Duvara bağlıydım.

Ellerim yukarıdaydı.

Nefesimi düzenlemeye çalıştım.

Bir süre nerede olduğumu hatırlayamadım.

Sonra her şey geri geldi.

Örgüt.

Bina.

İçeri girdiğim gün.

Beni karşılayan adam.

Ve...

Beni tanıdıkları an.

İçeri girdiğimde kimliğimi söylememiştim.

Onlar zaten söylemişti.

“Asena Yıldırım.”

O an anlamıştım.

Görev başından beri düşündüğümüzden farklıydı.

Beni içeri almamışlardı.

Beni beklemişlerdi.

Dudağımın kenarındaki acıyı hissettim.

Omzum da yeniden sızlıyordu.

Yara tamamen iyileşmeden bu göreve çıkmıştım.

Şimdi yeniden açılmıştı.

Gözlerimi kapattım.

Demir'in sesi zihnimde yankılandı.

“İşler ters giderse seni çıkaracağız.”

İçimden acı bir gülümseme geçti.

Keşke burada olsaydı.

Ama olamazdı.

Çünkü görevin en önemli kısmı hâlâ devam ediyordu.

Beni sorgulamışlardı.

Nereden geldiğimi.

Kiminle çalıştığımı.

Ne bildiğimi.

Ama hiçbir şey söylememiştim.

Onların istediği tek şey ise farklıydı.

Gölge hakkında bildiklerimi öğrenmek.

Ve benim bildiğimden çok daha fazlasını bildiğimi düşünüyorlardı.

Kapı açıldı.

İçeri giren adam telefonu bana doğru uzattı.

— Ailen merak ediyor.

Başımı kaldırdım.

Ekranda bizim iletişim kanalımız açıktı.

Adam bana baktı.

— Yaz.

Telefonu elime verdiler.

Parmaklarım titriyordu.

Ekrana baktım.

Demir'in adı görünüyordu.

Bir an gözlerimi kapattım.

Sonra yazdım:

“İyiyim.”

Gönderdim.

Adam başıyla onayladı.

— Bir tane daha.

Yazdım:

“Her şey yolunda.”

Gönderdim.

Sonra telefonu geri aldılar.

Kapı kapandı.

Yalnız kaldığımda başımı duvara yasladım.

Gözlerim ağırlaşıyordu.

Ama kendime izin veremezdim.

Uyumamalıydım.

Çünkü burada uyursam...

Ne kadar zaman geçtiğini anlayamayabilirdim.

Ve ben hâlâ çıkış yolu arıyordum.

---

Aynı anda üsse...

Efe ekrana bakakalmıştı.

— Demir.

Demir hemen yanına geldi.

— Ne oldu?

Efe iki mesajı yan yana açtı.

— Bunlar normal görünmüyor.

— Neden?

— Mesajların yazılma biçimi.

Demir ekrana baktı.

Efe devam etti:

— Asena'nın daha önce gönderdiği mesajlarda kelimelerin arasında belirli aralıklar var. Burada ise düzen değişmiş.

Mert kaşlarını çattı.

— Yani?

Efe yutkundu.

— Yani bunları Asena yazmış gibi göstermek isteyen biri olabilir.

Odadaki sessizlik ağırlaştı.

Demir'in yüzü değişti.

— Konum?

— Sinyal hâlâ aynı bölgede.

Demir hiç düşünmeden ayağa kalktı.

— Hazırlanın.

Bora hemen doğruldu.

— Ne düşünüyorsun?

Demir kapıya yöneldi.

— Asena'nın başına bir şey geldiğini.

---

Ben ise artık gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum.

Başımı kaldırmaya çalıştım.

Olmadı.

Nefesim yavaşladı.

Omzumdaki ağrı yeniden belirginleşmişti.

Gözlerimin önündeki oda bulanıklaşmaya başladı.

Tam o sırada kapının dışından sesler duydum.

İki kişi konuşuyordu.

— Hâlâ konuşmadı mı?

— Hayır.

— Peki neden hâlâ mesaj gönderiyor?

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra diğer adamın sesi geldi.

— Çünkü timinin onu kurtarmaya geleceğini biliyor.

Kalbim hızlandı.

Demek biliyorlardı.

Demir'in geleceğini...

Onu bekliyorlardı.

Gözlerimi zorla açtım.

İçimden tek bir cümle geçti:

“Demir, gelme.”

Ama bunu ona söylemenin hiçbir yolu yoktu.

Başımı tekrar duvara yasladım.

Bilinç yavaş yavaş elimden kayıyordu.

Son gördüğüm şey, yerdeki küçük metal parçanın üzerindeki yansımamdı.

Ve kendime sessizce fısıldadım:

— Dayan Asena...

Gözlerim kapandı.

Tam bilincim giderken kapının dışından tek bir cümle duydum:

— Karaca'nın geleceğini biliyoruz.

O anda anladım.

Bu görev artık sadece beni kurtarma görevi değildi.

Gölge, Demir'i de kendi oyununa çekmiştiBaşım ağırlaşıyordu.

Sesler birbirine karışıyordu.

Bir an kapının açıldığını duyuyor, sonraki an hiçbir şey duyamıyordum.

Gözlerimi açmak istedim.

Açtım mı, açmadım mı bilmiyordum.

Her şey bulanıktı.

Duvar...

Tavan...

Kapı...

Sonra yeniden karanlık.

Omzumdaki ağrı artık uzaktan gelen bir his gibiydi. Başım da aynı şekilde ağırlaşıyordu.

Kendime gelmeye çalıştım.

Asena.

İçimden ismimi söyledim.

Asena... uyan.

Ama bedenim beni dinlemiyordu.

Uzakta ayak sesleri vardı.

Birileri bağırıyordu.

Sonra metal bir ses.

Sonra kapı.

Gözlerimi yeniden araladım.

Bu kez karşımda bir gölge gördüm.

Bana doğru yaklaşıyordu.

— Asena?

Cevap vermek istedim.

Dudaklarım kıpırdadı.

Ses çıkmadı.

Gölge biraz daha yaklaştı.

— Asena, beni duyuyor musun?

Tanıdık bir sesti.

Ama kim olduğunu düşünemiyordum.

Kaşlarımı hafifçe çattım.

— De...

Sesim fısıltıdan bile zayıftı.

Gölge hemen diz çöktü.

— Buradayım.

Gözlerimi biraz daha açtım.

Yüzü hâlâ bulanıktı.

Ama sesi...

Artık biliyordum.

Demir.

Gözlerimden bir damla yaş süzüldü.

— Geldin...

Demir'in yüzündeki ifade değişti.

— Evet.

Sesi sakin kalmaya çalışıyordu.

— Seni bulduk.

Başımı hafifçe oynatmaya çalıştım.

— Tim...

— Hepsi burada.

Bir an sustu.

— Yalnız değilsin.

Gözlerimi tekrar kapattım.

Demir hemen seslendi.

— Asena.

Cevap veremedim.

— Asena, gözlerini aç.

Göz kapaklarımı zorladım.

Bir saniyeliğine açıldılar.

Demir'i gördüm.

Sonra yeniden kapandılar.

Bu kez sesini daha yakından duydum.

— Aras!

Ayak sesleri hızlandı.

Aras yanıma geldi.

— Bilinci çok düşük.

Demir hemen sordu:

— Yaşıyor mu?

— Evet.

Kısa bir sessizlik oldu.

Aras devam etti:

— Ama çok yorgun. Önceliğimiz onu güvenli şekilde buradan çıkarmak.

Demir başını salladı.

Sonra tekrar bana döndü.

Elini omzuma koymadı.

Yaralı olduğumu bildiği için yalnızca yakınımda durdu.

— Asena.

Gözlerimi açamadım.

— Beni duyuyorsan bir kere gözlerini aç.

Çok zorlandım.

Ama başaramadım.

Demir birkaç saniye sustu.

Sonra çok alçak sesle konuştu.

— Tamam.

— Açmak zorunda değilsin.

Bir an durdu.

— Ben buradayım.

O cümleyi duyduğum anda içimdeki bütün direnç sanki bir anda çözüldü.

Artık gözlerimi açık tutamıyordum.

Sesler uzaklaştı.

Demir'in sesi son kez kulağıma ulaştı.

— Seni buradan çıkaracağız, Asena.

Ve ben...

Artık cevap veremeden yeniden karanlığa gömüldüm.