13. bölüm / 27
AY IŞIĞININ MİRASIUYANIŞIN SOĞUKLUĞU
Bölümler 27Şu an: UYANIŞIN SOĞUKLUĞU
- 1 GÖLGELERİN VE SESSİZLİĞİN RENGİ619 kelime
- 2 SINIRDAKİ GÖLGELER360 kelime
- 3 MOR ALEVİN UYANIŞI696 kelime
- 4 KARANLIK SINIRLAR722 kelime
- 5 SON VEDA IŞIĞI368 kelime
- 6 KÜLLERİN SESSİZLİĞİ493 kelime
- 7 ATEŞİN ÇITIRDIYAN SESSİZLİĞİ788 kelime
- 8 FISILTI ORMANI1.221 kelime
- 9 GEÇMİŞİN FISILTILARI1.730 kelime
- 10 YIKILAN İNANÇLAR1.077 kelime
- 11 KEMİKLERİN UYANIŞI704 kelime
- 12 KARANLIKTAKİ KANATLAR1.395 kelime
- 13 UYANIŞIN SOĞUKLUĞU606 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 KAYIPLARIN İZİNDE667 kelime
- 15 ATEŞİN ETRAFINDA530 kelime
- 16 KARGALARIN FISILDADIĞI ÇIĞLIKLAR690 kelime
- 17 IŞIĞIN ALDATMACASI1.017 kelime
- 18 GÖLGENİN İHANETİ820 kelime
- 19 FISILTININ SONU852 kelime
- 20 KANLI AY’IN UYANIŞI913 kelime
- 21 GÖLGELERİN İHANETİ VE KIRILAN YEMİNLER917 kelime
- 22 MİRASIN UYANIŞI2.763 kelime
- 23 UMUDUN UYANIŞI1.659 kelime
- 24 UYANIŞIN NEŞESİ2.670 kelime
- 25 AY IŞIĞININ MİRASI1.054 kelime
- 26 TEŞEKKÜR86 kelime
- 27 Ay Işığından Kareler2 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Annemin mutfaktaki sıcak gülümsemesi, kurabiye kokusu ve huzurlu bir sabah… Tam sarılacakken her şey paramparça oldu. Annemin yüzü bir su birikintisine yansıyan görüntü gibi dalgalandı ve eridi. Boş, karanlık gözlerle bana baktı:
“Dünya güzel değil, Lexi. Dünya, sadece senin için bir mezar.”
“Hayır!” diye haykırarak gözlerimi ormanın karanlığına açtım.
Sırtım buz gibi toprağa yapışmıştı, göğsüm nefes darlığıyla inip kalkıyordu. Henry’nin endişeli bakışları, o tanıdık yeşil gözleri, puslu havanın içinde bana sabitlenmişti.
“Lexi, buradasın,” dedi Henry. “kötü görünüyordun.”
Rüya zihnimden bir yara izi gibi silinmiyordu. Avucumdaki o kelebeğin uyuşturucu etkisi hâlâ karıncalanıyordu ama içimdeki dehşet çok daha tazeydi. Henry’ye gördüklerimi anlatamadım; o huzurun böylesine bir kabusa dönüşmesi, gerçeğin üzerindeki son örtüyü de yırtıp atmıştı.
“Sadece… kaybettiğim bir şeyi arıyordum,” diye fısıldadım.
Vücudumdaki her kas sızlıyordu. Henry’nin yardımıyla ayağa kalktığımda, ormanın kadim fısıltıları etrafımızı tekrar sardı.
“Yürüyebilecek misin?” diye sordu.
“Başka seçeneğimiz yok.”
Yol boyunca Henry eski haritayı defalarca inceledi.
“Eğer burası kuzeyse, biz şu an haritanın hiçbir yerinde değiliz, Lexi. Bu kâğıt parçası bile nerede olduğumuzu söyleyemiyor.”
Bir süre düşündü, sonra bana döndü.
“Madem o kelebeği avucunda eritiyorsun, şu haritayı da konuşturamaz mısın?”
Gözlerimi devirdim.
“Evet, tabii. Bir de haritayı ütüleyeyim mi? Belki mürekkep daha düzgün görünür.”
Henry istemsizce gülümsedi.
“Dalga geçme, dene işte.”
Parmak uçlarımı haritanın üzerine koydum. Gücümü çizgilere yönlendirmeye çalıştım ama hiçbir şey olmadı.
“Olmuyor. Sanırım orman zihnimi burada kullanmama izin vermiyor.”
Tam o sırada cebimde yakıcı bir sıcaklık hissettim.
Cebimdeki üçgen kolye kor gibi ısınmıştı. Çıkardığım anda alev gibi bir ışıkla yanıp sönmeye başladı. Işık her parladığında önümüzdeki sis perdesi hafifçe aralanıyor ve görünmez bir yol beliriyordu.
“Lexi…” dedi Henry şaşkınlıkla. “Bu da ne?”
“Bilmiyorum. Ama bizi bir yere çağırıyor.”
Işığı takip ederek ilerledik. Sonunda karşımıza zamanın unuttuğu eski bir ev çıktı.
Kolye, evin önüne geldiğimiz anda söndü.
Kapı gıcırtıyla açıldı.
Henry kılıcını yarıya kadar çekmişti. Ben ise avuçlarımda mor enerjinin hafifçe titrediğini hissediyordum.
“Lexi, dur,” dedi Henry. “Bir şey soracağım. O kolyenin ısındığı an… Annenin sesine benzeyen o fısıltıyı tekrar duydun mu?”
Boğazım düğümlendi.
“Hayır.”
Evin içine girdik.
Döşeme tahtalarının her gıcırtısı tüylerimi diken diken ediyordu.
Çalışma odasına ulaştığımızda Henry etrafa bakındı.
“Buraya bak. Bunlar sıradan şeyler değil. Burası bir cadının evi.”
Bir süre araştırdıktan sonra yerde sararmış bir parşömen bulduk.
Parşömenin merkezinde devasa, kan kırmızısı bir ay vardı.
Etrafında ise kusursuz bir daire oluşturan on iki beyaz ay.
“Bu da ne?” dedi Henry.
Parşömene dikkatle baktım.
“Bu bir şifre değil. Bu, Kanlı Ay.”
Henry’nin yüzü gerildi.
“Kanlı Ay mı?”
“Bak, ortadaki kırmızı daire… Kanlı Ay’ın kendisi. Etrafındaki on iki beyaz ay ise efsanede geçen on iki çocuk olabilir.”
“Olamaz. O sadece bir efsaneydi.”
“Ya değilse?”
Parşömenin üzerindeki kırmızı renk, sanki odadaki ışığı emiyordu.
Titreyen parmaklarımı yavaşça kırmızı ayın merkezine uzattım.
Parmak uçlarım mürekkebe değdiği an bütün sesler kesildi.
Bir anda kendimi nemli taş duvarlarla çevrili karanlık bir hücrede buldum.
Bu benim bedenim değildi.
Ellerime baktım.
Tombul, kirli ve yabancı parmaklar…
Köşede üç çocuk birbirine sokulmuş hâlde ağlıyordu.
İçimde korkunç bir öfke yükseldi.
“Kesin sesinizi!” diye kükredim.
Ses benim değildi.
Kalın ve hırıltılı bir erkek sesiydi.
Çocuklar korkuyla sindiler.
Odanın içinde ileri geri yürümeye başladım.
“Ocak… Şubat… Mart…”
Kendi kendime sayıyordum.
“Şimdi Nisan… Nisan ayında doğan bir velet!”
Karşımdaki çatlak aynaya yürüdüm.
Ve yüzünü gördüm.
Şişman.
Solgun.
Büyük ölçüde kelleşmiş.
Gözlerinde akıl sağlığından eser kalmamış bir adam.
Aynadaki yansıma bendi.
Ama aynı zamanda değildi.
Lexi olarak o canavarın gözlerinin içinden bakıyordum.
“Seni bulacağım,” diye fısıldadım.
Tam o anda görüntü parçalandı.
Kendimi tekrar cadı evinin çalışma odasında buldum.
Henry omuzlarımdan tutmuş beni sarsıyordu.
“Lexi! Kendine gel! Ne gördün?”
Nefes nefeseydim.
“O…” dedim titreyen bir sesle.
“Henry… O çocukları öldüren adamı gördüm.”
Ve ilk kez, Kanlı Ay efsanesinin sadece bir masal olmadığından gerçekten korktum.
Bölüm etkileşimi
