5. bölüm / 27
AY IŞIĞININ MİRASISON VEDA IŞIĞI
Bölümler 27Şu an: SON VEDA IŞIĞI
- 1 GÖLGELERİN VE SESSİZLİĞİN RENGİ619 kelime
- 2 SINIRDAKİ GÖLGELER360 kelime
- 3 MOR ALEVİN UYANIŞI696 kelime
- 4 KARANLIK SINIRLAR722 kelime
- 5 SON VEDA IŞIĞI368 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 KÜLLERİN SESSİZLİĞİ493 kelime
- 7 ATEŞİN ÇITIRDIYAN SESSİZLİĞİ788 kelime
- 8 FISILTI ORMANI1.221 kelime
- 9 GEÇMİŞİN FISILTILARI1.730 kelime
- 10 YIKILAN İNANÇLAR1.077 kelime
- 11 KEMİKLERİN UYANIŞI704 kelime
- 12 KARANLIKTAKİ KANATLAR1.395 kelime
- 13 UYANIŞIN SOĞUKLUĞU606 kelime
- 14 KAYIPLARIN İZİNDE667 kelime
- 15 ATEŞİN ETRAFINDA530 kelime
- 16 KARGALARIN FISILDADIĞI ÇIĞLIKLAR690 kelime
- 17 IŞIĞIN ALDATMACASI1.017 kelime
- 18 GÖLGENİN İHANETİ820 kelime
- 19 FISILTININ SONU852 kelime
- 20 KANLI AY’IN UYANIŞI913 kelime
- 21 GÖLGELERİN İHANETİ VE KIRILAN YEMİNLER917 kelime
- 22 MİRASIN UYANIŞI2.763 kelime
- 23 UMUDUN UYANIŞI1.659 kelime
- 24 UYANIŞIN NEŞESİ2.670 kelime
- 25 AY IŞIĞININ MİRASI1.054 kelime
- 26 TEŞEKKÜR86 kelime
- 27 Ay Işığından Kareler2 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Henry’yi kulübede bıraktığımda, bacağı hala ağır bir sargıyla sarılıydı. Yara derin olduğu için attığı her adımda yüzü acıyla buruşuyor, üzerine tam basamıyordu; o yaralı haliyle bile gözlerinde taşımaya çalıştığı bir asalet vardı. Onu oraya bırakıp çıkarken içimdeki o huzursuzluk, bir çığlık gibi beynimde yankılanıyordu. Annem... Ona söz vermiştim, onu yalnız bırakmayacaktım.
Köyün yoluna düştüğümde gördüklerim, gerçekliğin sınırlarını zorlayan bir kabustu. Savaş, bu toprakların üzerine bir cellat gibi çökmüştü. Yol kenarında, bir zamanlar hayat dolu olan evlerin harabeleri arasında cansız bedenler seriliydi. Bir anne, ölü çocuğuna sarılmış sessizce ağlıyor; havada yanık et, pas ve taze kan kokusu birbirine karışıyordu. Ayaklarımın altında ezilen çamur, kana bulanmış toprağın soğukluğunu iliklerime kadar hissettiriyordu.
Derken, meydandan yükselen o uğultuyu duydum. Öfke ve ilkel vahşet…
"Cadıyı yakın! Laneti o getirdi!"
Meydana vardığımda, annemi o kalabalığın arasında gördüm. Annem, bir askerin derin yaralarını kapatmak için ellerini havaya kaldırmış, beyaz ışıkla şifa vermeye çalışıyordu. Ama halk körleşmişti. Yardım etmeye çalışan o elleri, felaketin kaynağı olarak görüyorlardı.
O an, içimdeki o donmuş nehir patladı. Ellerim titremeye, avuç içlerimden o mor bulutlar taştıkça taşmaya başladı. Öfkem ve çaresizliğim, ellerimden fışkıran bir enerjiye dönüştü. Ancak bu enerjiyi çağırmak, sanki ruhumdan bir parçayı koparıp atmak gibiydi. Dizlerimin bağı çözüldü, gözlerimin önü karardı. Bedenimdeki yorgunluk dalga dalga yayılırken, gücümü serbest bırakmakla bilinçli kalmak arasında korkunç bir savaş veriyordum.
Tam annemi kurtarmak için öne atılıp o enerjiyi üzerlerine salmaya yeltendiğim sırada, omzumda güçlü bir el hissettim.
"Dur, Gümüş Kız!" Henry’nin sesi kulaklarımdaki uğultuyu bastırdı.
Henry, yaralı bacağının üzerine tam basamadığı için hafifçe sendeleyerek arkamda belirmişti. Acıyla yüzünü buruşturmasına rağmen beni kavramış, pelerininden tutarak sert bir hamleyle geriye, karanlığın içine çekmişti.
"Bırak beni!" diye haykırdım, ellerimdeki mor kıvılcımlar yorgunluktan sönüp yeniden parlıyordu. Bedenim titriyordu, gücüm beni terk etmekle etrafı yakıp yıkmak arasında gidip geliyordu. "Annemi öldürecekler! Henry, bırak beni!
"Henry beni sıkıca tutmuş, yaralı bacağını sürükleyerek adımlarımın yönünü başka tarafa çevirmişti. Gözlerim son bir kez annemin o umutsuz bakışlarına takıldı. Meşalelerin ışığı altında, onun son bir kez bana gülümsediğini gördüm. O an, havayı yaran o çığlığı attım; sadece sesimle değil, içimdeki tüm karanlıkla bağırdım. Ama Henry’nin korumacı ve kararlı tutuşu, beni o cehennemden zorla uzaklaştırdı.
Annemin çığlıkları, kalabalığın vahşi zafer nidalarına karışırken, dünya benim için o meydanda, o ateşlerin arasında yanıp kül oluyordu.
Bölüm etkileşimi
