AY IŞIĞININ MİRASI kitap kapağı

23. bölüm / 27

AY IŞIĞININ MİRASI

UMUDUN UYANIŞI

Vaveyla Yazarı: S.A. Aslan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 27Şu an: UMUDUN UYANIŞI

Başım öyle şiddetli ağrıyordu ki gözlerimi açık tutabilmek bile irademin son kırıntılarını tüketiyordu. Şakaklarımın içinde görünmez çekiçler durmadan inip kalkıyor, her darbede görüşüm kararıp yeniden açılıyordu. Kulaklarımın içinde derin ve kesintisiz bir uğultu vardı. Sanki orman, Siluet’in yok oluşuyla sessizliğe gömülmemiş de bütün seslerini kafamın içine hapsetmişti.
Nefes almaya çalıştığımda göğsümün ortasına keskin bir sancı saplandı. Ciğerlerim havayı kabul etmiyor, her nefes boğazımdan güçlükle geçiyordu. Kollarım kendi bedenime ait değilmiş gibi ağırdı. Parmaklarımı oynatmaya çalıştığımda bile kaslarım ince ince titriyordu.
Dizlerimin üzerinde doğrulmak istedim.
Ellerimi toprağa bastırdım. Avuçlarımın altındaki zemin soğuk, ıslak ve sertti. Kollarım ilk denememde ağırlığımı taşıyamadı. Dirseklerim büküldü ve yeniden yere kapandım. Çenem toprağa çarpmadan hemen önce başımı yana çevirebildim. Ağzıma dolan paslı tat, ne kadar zorlandığımı anlamama yetiyordu.
Ama yerde kalamazdım.
Henry…
Adını zihnimde söylemem bile bedenimde kalan son gücü uyandırdı.
Bir kez daha direndim. Önce ellerimin üzerinde yükseldim, ardından titreyen dizlerimi altıma topladım. Omurgam boyunca yayılan acı yüzünden dişlerimi sıktım. Bedenimin her noktası durmam için yalvarıyordu. Kaslarım yanıyor, eklemlerim sanki birbirinden ayrılacakmış gibi sızlıyordu.
Başımı kaldırdığımda dünya bir an için dönmeye başladı.
Kanlı Ay artık gökyüzünde değildi.
Az önce bütün ormanı uğursuz kızıllığıyla boğan gökyüzü, şimdi solgun ve renksizdi. Ağaçların arasından sızan gri şafak ışığı, savaşın geride bıraktığı yıkımı sessizce ortaya çıkarıyordu. Kırılmış dallar, parçalanmış taşlar ve toprağa yayılmış koyu izler, yaşananların yalnızca kötü bir rüya olmadığını gösteriyordu.
Siluet yok olmuştu.
Onun bulunduğu yerde, siyah toza benzeyen koyu bir sis tabakası kalmıştı. İlk başta ağır ağır dönüyor, toprağın üzerinde kıvrılıyordu. Fakat artık hareketleri zayıflamıştı. Sanki Siluet’le birlikte içindeki yaşam da çekilip gitmişti.
Bakışlarım biraz daha ilerideki iki bedene kaydı.
Arlen…
Yerde hareketsiz yatıyordu.
Henry ise onun hemen yanında çökmüş, bir eliyle toprağa tutunmaya çalışıyordu. Parçalanmış zırhının üzerindeki altın işlemeler görünmez hâle gelmişti. Omzundan göğsüne kadar uzanan metal parçaları kırılmış, zırhının arasından koyu lekeler yayılmıştı. Başını eğmiş, bütün gücü tükenmiş gibi Arlen’in yanında kalmıştı.
Onu öyle görmek, içimdeki bütün acılardan daha ağır geldi.
“Henry…”
Sesim bir fısıltıdan ibaretti. Kendi kulaklarım bile beni duymakta zorlandı.
Henry başını kaldırmaya çalıştı. Ancak yalnızca birkaç santim oynatabildi. Gözleri beni ararken yüzünde bitkin, buruk bir ifade belirdi.
Ona ulaşmalıydım.
Ayağa kalkmayı denedim ama bacaklarım bedenimi taşımadı. Dizlerimin altında hiçbir güç kalmamıştı. Yere düşerken ellerimle kendimi yakaladım. Parmaklarıma saplanan taşların acısını bile doğru düzgün hissedemiyordum.
Sürünerek ilerlemeye başladım.
Her hareketimde göğsüm toprağa sürtüyor, dirseklerim altında ezilen kuru dallar çıtırdıyordu. Henry birkaç adım ötede olmasına rağmen aramızdaki mesafe bitmek bilmeyen bir yol gibi görünüyordu.
Bir kolumu öne uzatıyor, parmaklarımla toprağı kavrıyor ve bedenimi birkaç santim çekiyordum. Sonra diğer kolumu… Bacaklarım arkamda ağır bir yük gibi sürükleniyordu.
Görüşüm birkaç kez tamamen karardı.
Her seferinde Henry’nin yüzünü düşündüm.
Durmadım.
Sonunda ellerim onun zırhına ulaştı. Parmaklarım çatlamış metalin üzerinde kayarken Henry başını bana çevirdi. Yeşil gözleri yorgun ve bulanıktı. Buna rağmen beni gördüğü anda dudaklarının kenarında çok hafif bir gülümseme belirdi.
Bu gülümseme, yüzünde bir an bile kalamadı. Acıyla kaşlarını çattı ve başını yeniden taşlara yasladı.
“Lexi…”
Sesindeki güçsüzlük içimi ürpertti.
Yanına biraz daha sokuldum. Bir elimle omzuna tutunarak dizlerimin üzerinde doğruldum. Başım döndü. Kusacakmışım gibi midem kasıldı ama kendimi bırakmadım.
“Ayağa kalkabilir misin?” diye sordum.
Ne kadar anlamsız bir soru olduğunu söyler söylemez anladım. Henry’nin hâli cevabın ne olduğunu açıkça gösteriyordu. Yine de ondan konuşmasını, sesini duymayı istiyordum.
Henry gözlerini kısa bir süre kapattı.
“H-hayır…”
Kelime, dudaklarının arasından güçlükle çıktı.
Ellerimi göğsündeki yaraya götürdüm. Zırhın parçalanmış bölümünün altında nefes aldıkça yükselip alçalan göğsünü hissedebiliyordum. Ancak kalbinin atışları zayıftı. Düzenli değildi. Her atıştan sonra bir sonraki hiç gelmeyecekmiş gibi uzun bir sessizlik oluşuyordu.
Panik içimde bir anda yükseldi.
“Hayır,” dedim fısıltıyla. “Hayır, sen de gitmeyeceksin.”
Henry’nin gözleri Arlen’e kaydı. Yüzündeki burukluk daha da derinleşti.
“Arlen…”
Sesi kırıldı.
Bakışlarımı Arlen’in bedenine çevirmemek için direndim. Onun Henry’yi korumak için önüne atıldığı an hâlâ gözlerimin önündeydi. Siluet’in saldırısının Henry’ye ulaşmasına izin vermemiş, kendi hayatını hiçe saymıştı.
Onun ölümünü geri alamazdım.
Ama Henry’yi kurtarabilirdim.
Kurtarmalıydım.
Ellerimi Henry’nin yarasının üzerine bastırdım. Gözlerimi kapatıp nefes almaya çalıştım. Zihnimde yarayı değil, yaranın kapanmış hâlini canlandırdım. Parçalanmış dokuların yeniden birleştiğini, nefesinin düzene girdiğini ve kalbinin eskisi gibi güçlü attığını düşündüm.
İlk anda hiçbir şey olmadı.
İçimdeki güç, çoktan tükenmiş kuru bir kuyu gibiydi. Ona ulaşmak istiyor ama yalnızca derin ve boş bir karanlığa dokunuyordum.
Biraz daha zorladım.
Şakaklarımdaki ağrı aniden katlandı. Başımın içinde ince bir çatlak açılmış gibi hissettim. Görüşümün arkasında beyaz ışıklar patladı. Burnumdan sıcak bir damlanın aktığını fark ettim ama ellerimi Henry’den çekmedim.
“Lütfen…” diye fısıldadım.
Kime yalvardığımı bilmiyordum.
Kendime, gücüme, Elara’ya ya da bütün bu lanetli ormana…
“Bir kez daha.”
Parmaklarımın arasından önce çok zayıf bir mor ışık sızdı. Titrek, neredeyse görünmeyecek kadar inceydi. Sonra ışık büyüdü. Avuçlarımın altında toplanarak Henry’nin göğsüne yayıldı.
Mor sis yükselmeye başladığında bedenim şiddetle sarsıldı.
Güç, damarlarımın içinden akmıyordu. Sanki kemiklerimin içinden sökülerek çıkıyordu. Her ışık dalgasında kollarımın içi yanıyor, omuzlarımdan parmak uçlarıma kadar keskin sancılar yayılıyordu.
Nefesim kesildi.
Ama Henry’nin kalbini hissedebiliyordum.
Yavaş…
Çok yavaş…
Bir atış.
Uzun bir boşluk.
Bir atış daha.
Mor sis önce göğsündeki yarayı sardı. Ardından ince şeritler hâlinde zırhının altına, omzuna ve kollarına yayıldı. Yaraların çevresindeki koyu izler yavaşça silikleşmeye başladı.
Henry’nin bedeni istemsizce gerildi. Dudaklarından boğuk bir inilti çıktı.
“L-Lexi…”
Gözlerimi açmadım.
“Dur…”
Başımı iki yana salladım.
“Hayır.”
“Gücün…”
Henry derin bir nefes almaya çalıştı ancak kelimeleri yarıda kesildi.
“Yeter… Dur.”
“Durmayacağım.”
Sesim düşündüğümden daha sert çıktı.
Yarayı zihnimde daha da net canlandırdım. Açılmış derinin birleştiğini, kırılmış olanın onarıldığını ve bedeninin yeniden yaşamı kabul ettiğini düşündüm.
Sis yoğunlaştı.
Başımın içindeki ağrı dayanılmaz bir hâl aldı. Sanki kafatasımın içinde sıkışan güç dışarı çıkabilmek için kemiklerimi zorluyordu. Dişlerimi öyle sert sıkmıştım ki çenem sızlamaya başladı.
Kollarım titriyordu.
Dirseklerim her an çözülebilirdi.
“Arlen seni korumak için öldü,” dedim nefes nefese. “Seni de kaybetmeme izin verme.”
Henry’nin yüzünde derin bir acı belirdi. Gözlerinden biri kapanırken diğerini açık tutmaya çalıştı.
“Sen de… ölürsen…”
“Ölmeyeceğim.”
Bunun doğru olup olmadığını bilmiyordum.
Ama Henry’nin duyması gereken buydu.
Mor sis göğsünü tamamen sardığında kalbinin atışları değişmeye başladı. Önce bir kez daha yavaşça vurdu.
Sonra yeniden.
Bu kez aradaki boşluk daha kısaydı.
Bir atış daha…
Daha güçlü.
Henry birden keskin bir nefes aldı. Göğsü yükseldi, ardından ciğerlerine dolan havayı titreyerek bıraktı.
Yarasının çevresindeki koyu lekeler küçüldü. Parçalanmış zırhın altında, kapanmaya başlayan yaranın sıcaklığını ellerimin altında hissedebiliyordum.
İyileşiyordu.
Ama güç benden çekildikçe bedenim soğuyordu.
Önce parmak uçlarımı hissetmemeye başladım. Ardından ellerim uyuştu. Dizlerim toprağa daha da ağır çöktü. Başım öne düşerken saçlarım yüzümü kapattı.
Mor sis son kez parladı.
Sonra bir anda söndü.
Ellerim Henry’nin göğsünden kaydı. Yanına düşmemek için kendimi zor tuttum.
Henry’nin nefesi artık daha düzenliydi. Kalbi hâlâ yorgun ama belirgin bir ritimle atıyordu. Gözleri kapalıydı. Onu iyileştirmiştim fakat bedeni hâlâ kendine gelememişti.
“Henry?”
Cevap vermedi.
Korkuyla yüzüne dokundum. Teninin sıcaklığını hissedince göğsümdeki düğüm biraz gevşedi.
Yaşıyordu.
Sadece bilincini toparlayamıyordu.
“Henry, gözlerini aç.”
Kirpikleri hafifçe kıpırdadı ancak gözlerini açamadı. Dudaklarından anlaşılmayan bir ses çıktı.
Onu burada bırakamazdım.
Fakat benim de hareket edecek gücüm kalmamıştı.
Etrafıma baktım.
Orman yeniden sessizdi. Ne kargaların çığlıkları ne de ruhların fısıltıları duyuluyordu. Yalnızca ağaçların arasında dolaşan hafif bir rüzgâr vardı.
Siluet’ten geriye kalan kara sis, savaş alanının ortasında hâlâ duruyordu. Artık neredeyse tamamen hareketsizdi. Toprağa çökmüş, geniş bir gölge gibi etrafa yayılmıştı.
“Buradan nasıl gideceğiz?” diye fısıldadım.
Cevap beklemiyordum.
Henry yürüyemezdi. Ben birkaç adım bile atamazdım. Arlen’i geride bırakmak düşüncesi bile içimi parçalıyordu. Fakat burada kalırsak ormanın başka bir yaratığı gelmeden ne kadar dayanabilirdik, bilmiyordum.
Başımı ellerimin arasına aldım.
Düşünmeye çalıştıkça zihnim dağılıyordu.
Tam o anda kafamın içindeki uğultunun arasından başka bir ses yükseldi.
Önce rüzgâr sandım.
Yumuşak, uzaktan gelen ve neredeyse unutulmuş bir fısıltıydı.
“Lexi…”
Bedenim kaskatı kesildi.
Başımı kaldırıp etrafıma baktım.
Kimse yoktu.
“Lexi, beni duy.”
Kalbim hızlandı.
Bu sesi tanıyordum.
Onu yıllardır rüyalarımda, hatıralarımda ve en yalnız anlarımda duyuyordum. Beni saklayan, beni koruyan ve hiçbir zaman bir canavar olmadığıma inanmamı sağlayan sesti.
“Elara?”
Dudaklarımdan çıkan isim havada kayboldu.
“Buradayım.”
Gözlerim doldu.
“Anne…”
Sesim kırıldı.
Onu göremiyordum. Ancak varlığını zihnimin içinde, kalbimin hemen arkasında hissediyordum. Sanki sıcak bir el başımın üzerine konmuştu.
“Vaktimiz az, Lexi.”
“Ben yapamıyorum,” dedim. “Gücüm kalmadı.”
“Gücün yalnızca bedeninde değil.”
Gözlerim kara sise kaydı.
“Sisi kullan.”
Kaşlarımı çattım.
“O Siluet’e ait.”
“Artık değil.”
Elara’nın sesi sakin ama güçlüydü.
“Onu yok ettiğin anda geride kalan güç sahipsiz kaldı. Karanlığın içindeki şekli sen belirleyebilirsin.”
“Nasıl?”
“Hayal et.”
Bu kelimeyi bana daha önce yüzlerce kez söylemişti.
Çocukken küçük eşyaları hareket ettirmeye çalıştığımda, gücümden korktuğumda ya da kendimi kontrol edemediğimde…
*Önce hayal et, Lexi.*
*Sonra inan.*
Kara sise baktım.
Onu olduğu gibi görmemeye çalıştım. Siluet’in karanlığını, öfkesini ve korkusunu zihnimden uzaklaştırdım.
Onun yerine ışığı düşündüm.
Ay ışığında parlayan beyazlığı…
Bizi bu ormandan taşıyabilecek güçlü bir beden…
Uzun bacaklar, geniş bir göğüs ve rüzgâr gibi dalgalanan bir yele…
“Bir at,” diye fısıldadım.
“Sana yolu gösterecek olanı yarat.”
Elimi kara sise doğru uzattım.
İlk başta hiçbir şey olmadı.
Ardından sisin yüzeyinde küçük bir dalgalanma belirdi.
Parmaklarımı kapattığımda koyu duman yerden yükselmeye başladı. Ağır ağır kıvrılarak havada toplandı. Siyahlığı önce griye, ardından gümüşe döndü.
Bedenimde kalan son güç de harekete geçti.
Acıyla nefesimi tuttum.
Duman yükseldikçe şakaklarımdaki sancı geri döndü. Bu kez çok daha keskindi. Dizlerimin üzerinde duramayarak bir elimi yere bastırdım, diğerini sise doğru uzatmaya devam ettim.
Sis uzadı.
Önce dört güçlü bacak şekillendi. Ardından geniş bir gövde, uzun bir boyun ve baş belirdi. Dumanın içinden oluşan yele, rüzgâr olmadığı hâlde dalgalanıyordu.
Siyah rengin son izleri de kayboldu.
Karşımızda, ay ışığından yaratılmış gibi parlayan devasa beyaz bir at duruyordu.
Bedeni tam olarak katı değildi. Kenarlarından ince sis parçaları yükseliyor, ardından yeniden gövdesine karışıyordu. Gözleri soluk mor bir ışıkla parlıyordu.
At başını bana doğru eğdi.
Onun nefesi yüzüme değdiğinde soğuk ama huzur veren bir rüzgâr hissettim.
Başardım.
Dudaklarımın kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Elara…”
“Artık yalnız değilsin, Lexi.”
Ses giderek uzaklaştı.
“Hayır,” dedim telaşla. “Gitme.”
“Ben senin içinde yaşıyorum.”
Gözyaşları yanaklarımdan süzüldü.
“Elveda, küçük ay ışığım.”
“Anne…”
Ses tamamen kayboldu.
Uzattığım kolum bir anda düştü. Atın bedeni son kez parlarken başımın içindeki bütün sesler sustu.
Dünya eğildi.
Toprak hızla yüzüme yaklaşıyor gibiydi.
Henry’nin kıpırdadığını gördüm. Gözlerini güçlükle açmış, bana doğru uzanmaya çalışıyordu.
“Lexi…”
Bedenim yana devrildi.
Henry’nin yüzündeki korkuyu son kez gördüm.
“Lexi!”
Sesi ormanın sessizliğini parçaladı.
Sonra her şey karanlığa gömüldü.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

35okunma 9beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18