31. bölüm / 43
Aşk Ve Cinayet…
Bölümler 43Şu an: …
- 1 Annemle yıllar sonra konuşabilmiştim,annem yaşıyordu...1.328 kelime
- 2 ...1.496 kelime
- 3 ...1.112 kelime
- 4 ...1.442 kelime
- 5 Fransa'ya Yolculuk1.955 kelime
- 6 ...1.073 kelime
- 7 ...1.007 kelime
- 8 ...1.010 kelime
- 9 ...762 kelime
- 10 ...992 kelime
- 11 ...1.003 kelime
- 12 ...1.019 kelime
- 13 ...1.029 kelime
- 14 ...1.027 kelime
- 15 ...1.213 kelime
- 16 ...1.005 kelime
- 17 ...1.125 kelime
- 18 ...1.114 kelime
- 19 ...1.007 kelime
- 20 …1.004 kelime
- 21 …1.138 kelime
- 22 …1.016 kelime
- 23 …1.244 kelime
- 24 …1.230 kelime
- 25 …1.023 kelime
- 26 …1.052 kelime
- 27 …1.009 kelime
- 28 …1.214 kelime
- 29 …1.042 kelime
- 30 …1.052 kelime
- 31 …1.436 kelime · Okuduğun bölüm
- 32 …1.013 kelime
- 33 …1.009 kelime
- 34 …1.009 kelime
- 35 …1.181 kelime
- 36 …1.133 kelime
- 37 …1.132 kelime
- 38 …1.552 kelime
- 39 …1.086 kelime
- 40 ...1.036 kelime
- 41 ...1.007 kelime
- 42 ...1.036 kelime
- 43 …1.058 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Profesör Marshall, ameliyat başarılı geçti. Kurşun çıkarıldı. Ama kan kaybınız fazla.”
Anastasia yastığa yaslandı.
Yüzünde yorgun ama tanıdık bir ifade vardı.
“Bunu rapordan da okuyabilirdim.”
Doktor gülümsedi.
“Biliyorum, hocam.”
Yan taraftaki genç hemşire serum akışını kontrol etti.
Gözlerinde açık bir saygı vardı.
“Hocam, dikişler çok yeni. Ani hareket etmemeniz gerekiyor.”
Anastasia gözlerini tavana çevirdi.
Hayatında yüzlerce kez aynı cümleyi başkalarına söylemişti.
Şimdi o cümleyi duyan tarafta olmak…
Rahatsız ediciydi.
Cem yatağın yanında durmuş onları izliyordu.
İçinde garip bir şey vardı.
Yıllarca ameliyathanede dimdik duran, herkese talimat veren kadını şimdi hasta yatağında görmek…
Gerçeklik hissini bozuyordu.
Doktor dosyayı kapattı.
“Yirmi dört saat gözlem altında kalacaksınız, Profesör Anastasia.”
Anastasia hemen cevap verdi.
“On iki.”
Doktor kaşını kaldırdı.
“Yirmi dört.”
“On sekiz.”
Doktor gülümsedi.
“Pazarlık yapmıyoruz profesör.”
Marcus arkasından mırıldandı.
“Kurşun yemiş hâlde bile doktorla pazarlık ediyor.”
Lara başını salladı.
“Bu gerçekten annem.”
Anastasia göz ucuyla kızına baktı.
“Yirmi dört saat boyunca canım sıkılır.”
Lara kollarını bağladı.
“Kurşun yedin.”
“Detay.”
Cem istemsizce güldü.
Ve Anastasia başını ona çevirdi.
Bakışları buluştu.
Kısa.
Ama sıcak.
Doktor çıktıktan sonra hemşire tekrar içeri girdi.
Elinde hastane kıyafetleri vardı.
“Hocam, üzerinizi değiştireceğiz.”
Tam o anda Valeria ayağa kalktı.
Koltuğun üstündeki paketi aldı.
Hemşire pakete baktı.
Valeria dikkatlice açtı.
İçinden açık gri, yumuşak kumaştan dikilmiş bir pijama takımı çıktı.
Temiz.
Düzgün.
Ev kokan.
Anastasia birkaç saniye kumaşa baktı.
Parmakları istemsizce dokundu.
Yumuşaktı.
Ve o yumuşaklık…
Gece boyunca yaşadığı sertliğin ardından garip şekilde iyi hissettirmişti.
Bakışlarını Valeria’ya çevirdi.
“Ne zaman yaptın?”
Valeria omuz silkti.
“Sen ameliyattayken.”
Lara hemen araya girdi.
“Ben de yardım ettim.”
Marcus kaşını kaldırdı.
“İpliği yere düşürerek.”
Lara kaşlarını çattı.
“Yardım ettim dedim.”
Valeria gülümsedi.
Anastasia yorgun hâline rağmen dudaklarının kenarını kıvırdı.
“Güzel olmuş.”
Valeria’nın gözleri doldu.
Çünkü Anastasia’nın beğenmesi…
Her zaman önemliydi.
Hemşire perdeyi çekti.
“Hocam, dikkatli olacağız.”
Cem otomatik olarak arkasını döndü.
Kapıya yöneldi.
Ama Anastasia’nın sesi onu durdurdu.
“Gitme.”
Cem durdu.
Arkasını döndü.
Anastasia ona bakıyordu.
Yorgun.
Solgun.
Ama gözlerinde hâlâ o eski güç vardı.
“Burada kal.”
Cem birkaç saniye sustu.
Sonra sessizce başını salladı.
Kapının yanında kaldı.
Bakışlarını yere indirdi.
Ama gitmedi.
Gitmeyecekti.
Valeria ve Lara dikkatlice Anastasia’nın üzerindeki hastane kıyafetlerini çıkardı.
Her hareket yavaştı.
Her dokunuş kontrollüydü.
Kurşunun çıktığı yerdeki bandajın altı hâlâ sıcak gibiydi.
En küçük hareket bile Anastasia’nın yüzünü geriyordu.
Acı…
İnce bir bıçak gibi bedeninde dolaşıyordu.
Ama tek bir ses çıkarmadı.
Hemşire ona baktı.
Hayranlıkla.
“Hocam, normalde insanlar bu kadar sakin kalamaz.”
Anastasia nefesini yavaşça verdi.
“Normal biri değilim.”
Marcus başını salladı.
“Bu konuda haklı.”
Pijama üstüne geçtiğinde oda değişti.
Hastane soğukluğu bir anda biraz kırılmış gibiydi.
Anastasia battaniyenin altına yerleşti.
Başını yastığa yasladı.
Ve gözleri…
Doğrudan Cem’e kaydı.
Üzerindeki gömlek hâlâ kandan sertleşmişti.
Kaşları çatıldı.
“Hâlâ üstünü değiştirmedin.”
Cem omuz silkti.
“Öncelik sendin.”
Bu cümle küçük ama ağırdı.
Anastasia birkaç saniye sustu.
Valeria ikinci paketi kaldırdı.
“Bu da senin.”
Cem pakete baktı.
Lacivert pijama.
Düzgün katlanmış.
Yeni dikilmiş.
Marcus kahkahayı bastı.
“Hayatımda ilk kez bir adama özel dikim hastane pijaması görüyorum.” Cem gülerek banyoya geçti.
Kapı kapandığında odada kısa bir sessizlik oldu.
Valeria Anastasia’nın elini tuttu.
“Korkuttun bizi.”
Anastasia gözlerini kapattı.
Yorgun bir nefes verdi.
“Kendimi de.”
Lara yatağın kenarına oturdu.
“Anne…”
Sesi titriyordu.
Anastasia gözlerini açtı.
Lara ağlamamak için kendini zorluyordu.
Anastasia elini kaldırdı.
Parmak uçları kızının yanağına değdi.
“Ağlama bebeğim.”
Lara başını eğdi.
“Bir daha böyle yapma.”
Anastasia hafifçe gülümsedi.
“Söz veremem.”
Lara sinirli bir kahkaha attı.
“Harika.”
Kapı açıldı.
Cem çıktı.
Lacivert pijama üzerindeydi.
Saçları ıslaktı.
Yüzündeki kurumuş kan gitmişti.
Ama yorgunluğu gitmemişti.
Anastasia ona baktı.
Uzun uzun.
Ve gözlerinde çok eski bir şey parladı.
Tanıdıklık.
“Yakışmış.”
Cem yatağın yanına geldi.
Bakışlarını ondan ayırmadan konuştu.
“Seninki de.”
Marcus kollarını bağladı.
“Bunlar gerçekten ölümden dönüp flört ediyor.”
Lara güldü.
Valeria başını iki yana salladı.
Louis ise sessizce gülümsedi.
Çünkü herkes aynı şeyi görüyordu.
Aralarındaki şey…
Bitmemişti.
Doktor tekrar içeri girdi.
Dosyayı kontrol etti.
Sonra Anastasia’ya döndü.
“Profesör Marshall, bu gece burada kalıyorsunuz.”
Anastasia hemen cevap verdi.
“Hayır.”
Doktor kaşını kaldırdı.
“Hayır mı?”
“Eve gidiyorum.”
Doktor kesin bir tonla konuştu.
“Mümkün değil.”
Anastasia Cem’e baktı.
Destek bekledi.
Ama Cem çoktan kararını vermişti.
“Kalıyorsun.”
Anastasia kaşlarını çattı.
“Cem.”
Cem ona doğru bir adım attı.
Sesi sakindi.
Ama sertti.
“Kurşun yedin.”
Anastasia hemen cevap verdi.
“Evet ama çıkarıldı.”
Cem başını eğdi.
Kısa bir kahkaha attı.
“Bu mantığın beni bir gün mezara sokacak.”
Marcus kahkaha attı.
Lara da güldü.
Valeria başını salladı.
“Bu kez Cem haklı.”
Anastasia gözlerini tek tek hepsine çevirdi.
Herkes aynı taraftaydı.
Bu sinir bozucuydu.
“Eh biz artık eve gidelim geri geleceğiz, ama yorgunluktan öleceğim az kaldı.”
“Tabii bebeğim gidin siz dinlenin güzelce. Ben iyiyim aklınız kalmasın.”
Sonunda gözlerini Cem’e çevirdi.
“Sen gitmiyor musun?”
Cem sandalyesini yatağa çekti.
Oturdu.
Kollarını bağladı.
“Gitmiyorum.”
“Eve git.”
“Hayır.”
“Cem.”
“Hayır.”
Anastasia yorgun bir gülümseme bıraktı.
“İnatçısın.”
Cem gözlerini ondan ayırmadı.
“Senden öğrendim.”
Bu cümle Anastasia’nın içine beklenmedik şekilde yerleşti.
Sıcak.
Sessiz.
Gerçek.
Valeria ayağa kalktı.
“Biz biraz eve gidip döneceğiz.”
Marcus başını salladı.
“Bir şey olursa ara.”
Louis kapıya yöneldi.
Lara annesinin alnını öptü.
“Uyu.”
Kapı kapandı.
Ve oda sessizleşti.
Bu kez gerçekten sessizdi.
Sadece monitör sesi.
Serum damlaları.
Ve iki insanın yıllarca susturduğu şeyler.
Anastasia yastığa yaslandı.
Cem sandalyede oturuyordu.
Ama çok yakındı.
Eskisinden daha yakın.
“Bütün gece burada mı kalacaksın?”
Cem başını kaldırdı.
“Evet.”
“Rahatsız sandalyede mi?”
“Evet.”
…
Kapı hafifçe açıldı.
İçeri giren hemşire başını eğdi.
“Hocam… Profesör Marshall, biraz dinlenmeniz gerekiyor. Vücudunuz hâlâ…”
Anastasia hemen araya girdi. Sesi zayıftı ama kesindi.
“Hayır.”
Hemşire sustu.
Anastasia gözlerini Cem’den ayırmadan devam etti.
“Burada kalacak.”
Hemşire bir şey söylemek istedi ama o bakış… tartışmaya kapalıydı.
“Hocam…”
Anastasia hafifçe başını çevirdi.
“Ben iyiyim dedim.”
O “hocam” kelimesi odada bile bir ağırlık yaratıyordu. Çünkü bu hastanede kimse ona itiraz etmeyi kolay kolay göze alamazdı.
Hemşire sessizce geri çekildi.
Kapı kapandı.
Cem başını kaldırdı.
“Beni korumaya mı çalışıyorsun yine?”
Anastasia’nın dudak kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Alışkanlık.”
Cem gülümsedi ama gözleri ciddi kaldı.
“Buna gerek yok.”
Anastasia bir süre sustu.
Sonra yavaşça fısıldadı:
“Benim için var.”
O an Cem’in yüzündeki ifade değişti.
Bir şey söylemek istedi ama yapamadı. Çünkü bu cümle, yıllar önce kaybolan bir şeyin hâlâ orada olduğunu hatırlatıyordu.
Bir süre sessizlik oldu.
Monitör sesi…
Nefes sesleri…
Ve arada kaybolan bakışlar.
Sonra Anastasia yavaşça doğrulmaya çalıştı.
Cem hemen kalktı.
“Ne yapıyorsun?”
“Yoruldum.”
Cem kaşlarını çattı.
“Yat.”
Anastasia başını iki yana salladı.
“Burada yatmak istemiyorum.”
Cem kısa bir nefes verdi.
“Başka yatak yok.”
Anastasia bakışlarını odadaki boş yatağa çevirdi.
Sonra Cem’e döndü.
“Var.”
Cem anlamadı.
“Ne?”
Anastasia eliyle onu işaret etti.
“Sen.”
Cem bir an dondu.
“Şaka yapıyorsun.”
“Yapmıyorum.”
Sesi sakindi. Fazla sakindi.
Cem hemen itiraz etti.
“Anastasia, saçmalama. Sen yaralısın.”
Anastasia gözlerini kırpmadan baktı.
“Ben seni görmek istiyorum.”
O cümle… basit değildi.
Cem’in boğazı düğümlendi.
“Buradayım zaten.”
“Yeterli değil.”
Bir an sustu.
Sonra çok daha yumuşak bir sesle ekledi:
“Yanımda ol.”
Oda yine sessizleşti.
Marcus kapı kenarında durmuştu. Valeria onun arkasında, Lara ise koluna yapışmıştı. Kimse konuşmuyordu.
Cem başını eğdi.
“Bu mümkün değil.”
Anastasia gözlerini kapattı bir an.
Sonra açtı.
“Olacak.”
Hemşire içeri geri girdi.
“Hocam, bu tıbben…”
Anastasia bu kez ona bile bakmadan konuştu:
“İzin veriyorum.”
Hemşire şaşırdı.
“Affedersiniz?”
“Cem benimle aynı sedyeye geçecek.”
Cem hemen atıldı.
“Anastasia!”
Ama Anastasia onun sesini bastırdı.
“Ben doktorum.”
Sesi bu kez değişmişti.
O tanıdık, net, tartışmasız ton.
“Durumum stabil. Monitor altında kalıyorum. Yanımda biri olmasının tıbbi bir riski yok.”
Hemşire tereddüt etti.
Marcus araya girdi.
“Hocam… bu doğru mu?”
Anastasia başını çevirdi.
“Evet.”
Bir saniye durdu.
Sonra ekledi:
“Ve bu benim kararım.”
Cem başını iki yana salladı.
“Buna gerek yok.”
Anastasia gözlerini ona sabitledi.
“Var.”
Cem sustu.
Çünkü o bakışta bir tartışma değil, bir ihtiyaç vardı.
Bir an sonra hemşire derin nefes aldı.
“Sedye kilitli, ama… kilitli parçayı açabiliriz.”
Marcus kaşlarını kaldırdı.
“Ciddi misiniz?”
Hemşire omuz silkti.
“Hocamız izin verdiyse…”
Ve birkaç dakika sonra…
Sedye ayarlandı.
Yan paneller indirildi.
Cem yavaşça, sanki hâlâ inanmakta zorlanıyormuş gibi Anastasia’nın yanına geçti.
Anastasia hafifçe sağa kaydı.
Cem de dikkatlice onun yanına uzandı.
İki ayrı yatak değil…
Tek bir alan.
Tek bir nefes.
Cem başını çevirdi.
“Bunu yapmamalıydın.”
Anastasia gözlerini kapatmadan cevap verdi.
“Yaptım.”
Cem hafifçe güldü.
“İnatçı kadın.”
“Senin gibi.”
Bir an durdu.
Sonra çok daha sessiz bir sesle:
“Beni böyle görmen hoşuma gitmedi.”
Anastasia başını hafifçe ona çevirdi.
“Ben seni hep böyle görmek istemiştim.”
Cem kaşlarını çattı.
“Nasıl?”
Anastasia’nın sesi yumuşadı.
“Yanımda.”
Bu kelime…
Cem’in içini çekti.
Yıllardır eksik olan bir şey yerine oturmuş gibi.
O sırada Valeria sessizce fısıldadı:
“Ben ağlayacağım şimdi.”
Lara hemen ona baktı.
“Zaten ağlıyorsun teyze.”
“Yok aşkım, toz kaçtı.”
“Belli belli”
Ama kimse gerçekten onlara bakmıyordu.
Çünkü o sedyenin içinde artık başka bir hikâye vardı.
Cem hafifçe elini kaldırdı.
Anastasia’nın eline dokundu.
Bu kez kaçmadı.
Anastasia gözlerini kapattı.
“Burada kal.”
Cem fısıldadı.
“Kalıyorum.”
Monitör sesi devam etti.
Ama artık o ses yalnız değildi.
İki nefes…
Bir ritme dönüşüyordu.
Bölüm etkileşimi
