33. bölüm / 42
Aşk Ve Cinayet…
Bölümler 42Şu an: …
- 1 Annemle yıllar sonra konuşabilmiştim,annem yaşıyordu...1.328 kelime
- 2 ...1.496 kelime
- 3 ...1.112 kelime
- 4 ...1.442 kelime
- 5 Fransa'ya Yolculuk1.955 kelime
- 6 ...1.073 kelime
- 7 ...1.007 kelime
- 8 ...1.010 kelime
- 9 ...762 kelime
- 10 ...992 kelime
- 11 ...1.003 kelime
- 12 ...1.019 kelime
- 13 ...1.029 kelime
- 14 ...1.027 kelime
- 15 ...1.213 kelime
- 16 ...1.005 kelime
- 17 ...1.125 kelime
- 18 ...1.114 kelime
- 19 ...1.007 kelime
- 20 …1.004 kelime
- 21 …1.138 kelime
- 22 …1.016 kelime
- 23 …1.244 kelime
- 24 …1.230 kelime
- 25 …1.023 kelime
- 26 …1.052 kelime
- 27 …1.009 kelime
- 28 …1.214 kelime
- 29 …1.042 kelime
- 30 …1.052 kelime
- 31 …1.436 kelime
- 32 …1.013 kelime
- 33 …1.009 kelime · Okuduğun bölüm
- 34 …1.009 kelime
- 35 …1.181 kelime
- 36 …1.133 kelime
- 37 …1.132 kelime
- 38 …1.552 kelime
- 39 …1.086 kelime
- 40 ...1.036 kelime
- 41 ...1.007 kelime
- 42 ...1.036 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
…
Sabah hastahanenin beyaz duvarlarına usulca yayılarak geldi.
Gece boyunca koridorlarda dolaşan o ağır sessizlik artık biraz değişmişti. Monitör sesleri aynıydı. Serum damlaları aynı ritimde akıyordu. Yoğun bakım kapısının önündeki ışıklar yine aynı soğuklukta yanıyordu.
Ama yine de…bir şey değişmişti.
Çünkü o odanın içinde artık yalnızlık yoktu.
Cem gözlerini hiç kapatmamıştı neredeyse.Sedyenin dar alanında yarım yamalak durmuş, Anastasia’yı uyandırmamaya çalışarak saatlerce kıpırdamadan kalmıştı.
Sırtı ağrıyordu.Boynu tutulmuştu.Ama umurunda değildi.
Çünkü Anastasia hâlâ nefes alıyordu.
Ve bu…şu an onun için dünyadaki en önemli şeydi.
Sabaha karşı Anastasia hafifçe kıpırdandı.Kaşları çok az çatıldı.Nefesi değişti.
Cem anında doğruldu.
“Anastasia?”
Sesi uykudan değil…korkudan kısıktı.
Anastasia gözlerini açmaya çalıştı ama başaramadı.Yorgundu.İlaçların ağırlığı hâlâ bedenindeydi.
Ama Cem’in sesini tanıdı.
Parmakları hafifçe hareket etti.Cem hemen elini tuttu.
“Buradayım.”
Bu kelime Anastasia’nın bedenini sakinleştiriyor gibiydi.Omuzları biraz gevşedi.
Sonra gözlerini araladı.
Sabah ışığı yüzüne vuruyordu.Solgundu.Ama güzeldi.
Cem bunu düşününce kendi kendine kızdı.Çünkü bir insanın aklı…sevdiği kadın yoğun bakımdayken bile onun güzel olduğunu düşünebiliyordu.
Anastasia dudaklarını aralamaya çalıştı.
“Kaç saat oldu?”
“Altı.”
Kaşları hafifçe kalktı.
“Altı mı?”
“Uyudun.”
Anastasia birkaç saniye sustu.Sonra çok hafif başını çevirdi.
Cem’in hâlâ yanında olduğunu görünce…bakışları değişti.
O sertlik biraz kırıldı.
“Gitmemişsin.”
Cem’in cevabı gecikmedi.
“Söz verdim.”
Anastasia gözlerini uzun süre ondan ayırmadı.Sonra çok hafif…çok belli belirsiz bir şekilde gülümsedi.
Ve o gülümseme…Cem’in içine işledi.
Çünkü yıllardır Anastasia’nın birçok hâlini görmüştü.Sinirlisini.Soğuk olanını.Kontrolcü tarafını.Keskin bakışlarını.Yorgun hâlini.
Ama bu…başkaydı.
Bu gülümseme korunmasızdı.
Kapı hafifçe açıldı.
İçeri sabah nöbetindeki hemşire girdi.Elindeki dosyaya bakıyordu.
Sonra başını kaldırdı.Ve bir an durdu.
Çünkü sedyede birlikte duran iki kişiyi görünce şaşırmıştı.
Ama bunu belli etmedi.
“Günaydın hocam.”
Anastasia hemen refleksle cevap verdi:
“Günaydın.”
Sesi hâlâ yorgundu.
Hemşire monitöre baktı.Tansiyonu kontrol etti.Serumu inceledi.
“Profesör Marshall, ağrınız nasıl?”
Anastasia cevap vermeden önce kısa bir an durdu.Sonra düz bir sesle:
“İdare eder.”
Cem anında ona döndü.
“Yalan.”
Hemşire istemsizce gülümsedi.Anastasia gözlerini Cem’e çevirdi.
“Abartıyorsun.”
“Kurşun yedin.”
“Çıkarıldı.”
“Bu hâlâ iyi olduğun anlamına gelmiyor.”
Anastasia birkaç saniye sustu.Sonra hafifçe iç çekti.
“Biraz acıyor.”
Cem’in yüzü anında değişti.
Hemşire araya girdi.
“Ağrı kesiciyi artırabiliriz hocam.”
Anastasia hemen başını salladı.
“Hayır.”
Cem gözlerini kapattı.Sabır toplamaya çalışıyordu.
“Niye?”
“Uyuşmak istemiyorum.”
“Anastasia—”
“Kontrolü kaybetmeyi sevmiyorum.”
Bu cümle…çok tanıdıktı.
Cem onu yıllardır tanıyordu.Anastasia’nın en büyük korkularından biri buydu.
Kontrolünü kaybetmek.
Çünkü hayatı boyunca kontrolü bırakırsa her şeyin dağılacağını düşünmüştü.
Cem bu kez daha sakin konuştu.
“Her şeyi tek başına taşımak zorunda değilsin.”
Anastasia ona baktı.
Uzun.Sessiz.Yorgun.
Sonra gözlerini kaçırdı.
Çünkü bu cümle…fazla tanıdıktı.
Yıllar önce de aynı şeyi söylemişti Cem.Ve sonra gitmişti.
Kapı tekrar açıldı.
Bu kez içeri Lara daldı.
Saçları dağılmıştı.Üzerinde aceleyle giyilmiş bir sweatshirt vardı.
“Anne!”
Valeria hemen arkasındaydı.Marcus ve Louis de peşlerinden geldi.
Oda bir anda doldu.
Lara doğrudan yatağa yaklaştı.
“İyi misin?”
Anastasia kızına baktı.Gözleri yumuşadı.
“İyiyim bebeğim.”
Lara hemen kaşlarını çattı.
“Yalan.”
Marcus burnundan güldü.
“Aile genetik olarak birbirine yalan demeyi öğrenmiş.”
“Aile mi? Marcus abi daha annemle Cem abi evlenmedi.”
“Evlenmelerini ister miydin?”
“Evet.”
“Duydunuz küçük ajanı, düğün isteriz!” Bir anda oda o kadar sıcak, ev halini almıştı ki..
…
Valeria yatağın yanına geldi.Gözleri direkt Anastasia’nın yüzüne takıldı.
Çünkü hâlâ çok solgundu.
Ama yaşıyordu.
Bu yetiyordu.
Valeria’nın bakışları sonra Cem’e kaydı.
Ve birkaç saniye onları izledi.
Aynı sedyede.Yan yana.Sessizce birbirine dönük.
Bir şey söylemedi. Sadece içinden geçirdi: “Demek hâlâ birbirilerinin evi gibiler…”
Hemşire hafifçe öksürdü.
“Hocamın dinlenmesi gerekiyor.”
Lara hemen cevap verdi:
“Tamam ama beş dakika daha.”
“Tatlım—”
“Üç dakika.”
Marcus kahkaha attı.
“Hastaneyle pazarlık yapmayı annenden öğrenmişsin.”
“Evet çünkü annemin kızıyım!”
“Bebeğim benim.”
Ve o an…uzun zaman sonra ilk kez şunu hissetti:
Yalnız değildi.
Gerçekten yalnız değildi.
Lara sonunda istemeye istemeye geri çekildi.Ama giderken bile Anastasia’nın elini bırakmadı.
“Bir daha böyle korkutursan seninle konuşmam.”
Anastasia dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı.
“Konuşursun.”
“Konuşmam.”
“İki saate barışırsın.”
Lara burnunu çekti.“Bir saate.”
Marcus araya girdi.
“Bak, ilerleme var. En azından dürüst.”
Odada hafif bir gülüş yayıldı.Küçük.Yorgun.Ama gerçek.
Ve belki de herkesin ihtiyacı olan şey tam buydu:Biraz olsun normal hissedebilmek.
Valeria battaniyeyi Anastasia’nın üzerine biraz daha çekti.O hareket o kadar alışılmıştı ki…sanki yıllardır aynı şeyi yapıyormuş gibiydi.
Anastasia göz ucuyla ona baktı.
“Sabaha kadar uyumadın değil mi?”
Valeria omuz silkti.
“Sen ameliyattayken uyuyamazdım.”
Bu cümlede suçlama yoktu.Sadece korku vardı.
Anastasia bunu duydu.Ve ilk kez…o korkunun ne kadar büyüdüğünü fark etti.
Çünkü güçlü insanlar bazen şunu unutuyordu:Onları seven insanlar…onları kaybetmekten korkardı.
Cem sessizce Valeria’yı izledi.Sonra gözleri tekrar Anastasia’ya döndü.
Yüzü hâlâ yorgundu.Ama artık o ölüm sessizliği yoktu üstünde.
Sanki hayata biraz daha dönmüştü.
Hemşire serum değiştirirken Anastasia hafifçe irkildi. Cem bunu anında fark etti.
“Yavaş.”
Hemşire kısa bir şaşkınlıkla ona baktı.Sonra gülümsedi.
“Merak etmeyin, dikkat ediyorum.”
Ama Cem’in bakışları hâlâ Anastasia’nın üzerindeydi.
O an Marcus başını iki yana salladı.
“Cidden aşırı âşıksınız.”
Louis sessizce güldü.Lara ise direkt konuştu:
“Zaten kör olmayan herkes bunu görüyor.”
Anastasia gözlerini kısarak, yorgun bir nefes verdi.
“Siz çok konuşuyorsunuz.”
Marcus hemen karşılık verdi:
“Kurşun yedin diye seni rahat bırakacağımızı düşündün herhalde.”
Bu kez Anastasia gerçekten hafifçe güldü.
Ve Cem…o sesi duyunca birkaç saniye sadece ona baktı.
Çünkü yıllardır fark etmediği bir şey vardı:Anastasia güldüğünde…odanın havası değişiyordu.
Sanki herkes biraz daha nefes alabiliyordu.
Doktor tekrar içeri girdi.Dosyaya baktı.Monitörü kontrol etti.
“Kan değerleri biraz toparlamış.”
Valeria derin nefes verdi.
Doktor devam etti:
“Ama hâlâ dikkat etmemiz gerekiyor. Özellikle ilk yirmi dört saat önemli.”
Anastasia hemen konuştu:
“Bugün taburcu olabilir miyim?”
Odada aynı anda üç kişi konuştu.
“Hayır.”
Doktor.Cem.Ve Lara.
Marcus kahkahayı bastı.
“Hayatımda ilk kez bu kadar ortak fikir görüyorum.”
Anastasia kaşlarını çattı.
“Abartıyorsunuz.”
Cem ona döndü.
“Sen vuruldun.”
“Evet ama—”
“Anastasia.”
Bu kez sesi farklıydı.
Daha düşük.Daha ciddi.
Ve Anastasia sustu.
Çünkü Cem’in gözlerinde hâlâ geceki korku vardı.Geçmemişti.Sadece saklıyordu.
Cem biraz daha yaklaştı.
“Bir gecede seni kaybediyordum.”
Oda sessizleşti.
Bu cümle…duvardan sekip geri dönecek kadar ağırdı.
Anastasia ilk kez bakışlarını kaçırdı.
Çünkü Cem’in korkusunu görmek…onun kendi acısından daha zordu.
Cem devam etmedi.Ama gerek de yoktu.
Herkes anlamıştı.
Lara sessizce annesinin saçlarını düzeltti.Valeria pencereye döndü.Marcus gözlerini yere indirdi.
Ve o an…odadaki herkes aynı şeyi düşündü:
Bu ikisi birbirini hâlâ delicesine seviyordu.
Belki yıllarca yanlış zamanda durmuşlardı.Belki yanlış insanlara inanmışlardı.Belki gururları, korkuları ve suskunlukları aralarına girmişti.
Ama sevgi…hiç gitmemişti.
Anastasia yavaşça başını Cem’e çevirdi.
Bakışları yorgundu.Ama bu kez saklanmıyordu.
“Buradasın,” dedi sessizce.
Cem hiç düşünmeden cevap verdi.
“Bu kez kalacağım.”
Ve nedense…kimse bunun bir sözden ibaret olduğunu düşünmedi.
Bölüm etkileşimi
