42. bölüm / 42
Aşk Ve Cinayet...
Bölümler 42Şu an: ...
- 1 Annemle yıllar sonra konuşabilmiştim,annem yaşıyordu...1.328 kelime
- 2 ...1.496 kelime
- 3 ...1.112 kelime
- 4 ...1.442 kelime
- 5 Fransa'ya Yolculuk1.955 kelime
- 6 ...1.073 kelime
- 7 ...1.007 kelime
- 8 ...1.010 kelime
- 9 ...762 kelime
- 10 ...992 kelime
- 11 ...1.003 kelime
- 12 ...1.019 kelime
- 13 ...1.029 kelime
- 14 ...1.027 kelime
- 15 ...1.213 kelime
- 16 ...1.005 kelime
- 17 ...1.125 kelime
- 18 ...1.114 kelime
- 19 ...1.007 kelime
- 20 …1.004 kelime
- 21 …1.138 kelime
- 22 …1.016 kelime
- 23 …1.244 kelime
- 24 …1.230 kelime
- 25 …1.023 kelime
- 26 …1.052 kelime
- 27 …1.009 kelime
- 28 …1.214 kelime
- 29 …1.042 kelime
- 30 …1.052 kelime
- 31 …1.436 kelime
- 32 …1.013 kelime
- 33 …1.009 kelime
- 34 …1.009 kelime
- 35 …1.181 kelime
- 36 …1.133 kelime
- 37 …1.132 kelime
- 38 …1.552 kelime
- 39 …1.086 kelime
- 40 ...1.036 kelime
- 41 ...1.007 kelime
- 42 ...1.036 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kapıdan ilk Marcus çıktı, arkasından Louis ve Asya da sessizce koridora geçti. Cem en son kapının önünde birkaç saniye daha durdu. Lara annesinin elini hâlâ bırakmamıştı. Valeria da diğer tarafta oturuyordu. Cem bu görüntüye bir kez daha baktı. Sonra gözlerini Anastasia’nın yüzüne çevirdi. Söylemek istediği o kadar çok şey vardı ki, hiçbiri o anda yeterli gelmedi.
“İyi geceler, Anastasia.” Anastasia gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi.
“İyi geceler, Cem.”
Kapı kapandığında odada yalnızca üç kişi kalmıştı, Lara annesinin koluna biraz daha sokuldu. “Anne…” Anastasia kızının saçlarına dokundu.
“Efendim bebeğim.”
“Sabaha kadar yanında kalacağım.”
Anastasia’nın parmakları Lara’nın saçlarında yavaşça gezindi. “Ooo, küçük doktor hastasını bırakmıyor” İkisinin yüzünde sıcacık gülümseme oluştu, kısa bir anlığına da olsa hastahane odası ev sıcaklığını almıştı Valeria diğer taraftan ablasının elini tuttu. “Ben de hiçbir yere gitmiyorum.” Anastasia iki elini de aynı anda hissettiğinde gözlerini kapattı. Bu gece ilk kez kendisini korumak zorunda olmadığını hissetti. Ne geçmişi açıklaması gerekiyordu ne de güçlü görünmesi. Sadece nefes alması gerekiyordu.
...
Koridora çıktıklarında Cem bir süre sessiz kaldı. Sonra hastane odasının kapısına bir kez daha baktı. İçeride kalan kadın, ona yıllar sonra ilk kez bu kadar açık bir şekilde ihtiyaç duyduğunu söylemişti. Üstelik yalnızca bir kelimeyle.
Gel.
Cem o kelimeyi zihninde tekrar etti. Sonra başını eğip yürümeye başladı. Asya koridorun sonunda onları bekliyordu. Marcus yanına geldiğinde ona baktı, sonra Cem’in yüzüne. “Eve gidiyoruz, değil mi?” diye sordu. Marcus başını salladı.
“Evet. Ama yarın yine buradayız.”
Louis hiçbir şey söylemeden asansörün düğmesine bastı, Cem ise telefonunu çıkarıp ekrana baktı. Anastasia’dan yeni bir bildirim yoktu, ekranı kapattı. Tekrar açtı. Birkaç saniye sonra yine kapattı. Marcus bunu görünce, “Telefonu biraz rahat bırak,” dedi.
Cem ona baktı. “Ya bir şey olursa?”
“Bir şey olursa yazarlar.”
“Biliyorum.”
“Bildiğini söyleyip durma, biraz da inan.”
Cem bu kez cevap vermedi. Dördü birlikte hastanenin çıkışına doğru yürüdü. Kimsenin konuşacak hâli yoktu. Asya sessizce onların peşinden geliyordu. Birkaç saat önce evden çıkarken herkesin aklında isteme gecesi vardı, şimdi ise tek düşündükleri Anastasia’ydı.
Asansörün giriş katına inmesi normalde bir kaç saniyeyken, o an sanki saatler sürmüştü. Asansör durur durmaz hastanenin çıkışına geldiklerinde gece bütün şehri sessizliğe bürümüştü. Asya arabaya binerken birkaç kez arkasına baktı. Sanki biraz önce bıraktıkları odadan Anastasia çıkıp yanlarına gelecekmiş gibi bir hâli vardı. Cem ise hiçbir şey söylemeden sürücü koltuğuna geçti Cem arabasının direksiyonuna geçtiğinde ellerini bir süre direksiyonun üzerinde hareketsiz tuttu. Eve gitmek istemiyordu aslında Anastasia’nın onu gönderdiği anda bile gitmek istememişti ama onun kararına karşı çıkmanın bu gece yapabileceği en yanlış şey olduğunu biliyordu. Kadının yüzünde gördüğü yorgunluk, bütün ısrarlarını susturacak kadar açıktı. Motoru çalıştırdıktan sonra birkaç dakika hiç hareket etmeden oturdu. Gözlerinin önüne sürekli aynı görüntü geliyordu. Lara’nın Anastasia’nın elini tutuşu, Valeria’nın diğer elini kavrayışı ve Anastasia’nın ikisinin ellerini aynı anda sıkması. Sonra kendi sesi geldi aklına. Sabah geleyim mi? Anastasia’nın tek kelimelik cevabı. Gel. Cem başını koltuğa yasladı. Yıllardır ondan duymayı beklediği onlarca cümle olmuştu. Özürler, hesaplaşmalar, öfke, hatta nefret bile. Ama o gece Anastasia’nın söylediği tek kelime hepsinden ağır gelmişti. Çünkü o kelimede bir çağrı vardı gitmesini istemişti evet ama sabah geri gelmesini de istemişti. Cem direksiyonu sıkıca kavradı. “Gelirim,” diye mırıldandı kendi kendine. “Bu kez gerçekten gelirim.”
Marcus ön koltuğa oturdu, Louis ile Asya arkaya geçti. Cem motoru çalıştırdığı anda telefonu cebinden çıkarıp tekrar ekrana baktı. Hastaneden herhangi bir mesaj yoktu. Telefonu kapattı, direksiyonu kavradı ve arabayı hareket ettirdi. İlk birkaç dakika kimse konuşmadı. Fakat Cem’in ayağı gaz pedalına biraz fazla basıyordu. Araba gecenin boş yollarında normalden hızlı ilerliyordu. Marcus birkaç kez hız göstergesine baktı ama önce bir şey söylemedi. Cem’in ellerindeki gerginliği, çenesindeki sıkılığı ve gözlerini yoldan ayırmamasını izledi. Bir süre sonra yolun bir virajına girerken Marcus koltuğunda doğruldu.
“Cem, biraz yavaşla.” Cem cevap vermedi. Marcus bu kez daha sert konuştu. “Kardeşim, biraz daha hızlı gidersen hastaneye geri dönmeden kendimizi başka yerde bulacağız.”
“Yavaşım zaten.”
“Yavaş falan değilsin kendini kandırma.” Marcus’un sesi yükselmedi ama bu kez hiç şaka yapmıyordu. “Bak, seni anlıyorum. Hepimiz korktuk. Ama Anastasia sana sabah gel dedi. Sen de geleceğine söz verdin. Şimdi kendine bir şey yaparsan ne olacak? Kadının karşısına çıkacağına söz verdin. O sözü unutmaman gerekiyor.”
Cem’in elleri direksiyonda biraz daha sıkıldı. Birkaç saniye sonra ayağını gazdan çekti. “Unutmuyorum.”
Arka koltuktan Asya sessizce “Ama şu an Anastasia’nın yanında olamayınca kendini cezalandırıyorsun.” Cem gözlerini yeniden yola çevirdi. “Anastasia önüme geçmeseydi…”Cümlesi yarım kaldı.
Louis sakince tamamladı. “Kurşun sana gelecekti.”
Cem birkaç saniye sustu sonra kısık bir sesle, “Ben daha ne olduğunu anlamadan bir anda gözümün önünde vuruldu ama yenik düşmedi hâlâ ayakta duruyordu. Bana değil, Arvas’a bakıyordu. Sanki vurulan o değilmiş gibi.”
“Bütün geceyi kafanda tekrar tekrar yaşatmanın şu an sana hiçbir faydası yok.” Cem gözlerini aynadan Louis’e baktı. Louis’e hak vermek istemesede haklıydı bir faydası olmayacaktı.
...
Kapı açıldığında Cem’in karşısına çıkan manzara onu birkaç saniye olduğu yerde bıraktı. Ev hâlâ isteme gecesinin ortasında kalmış gibiydi. Salonun bir köşesinde yarım bırakılmış süslemeler, sehpanın üzerinde açılmış çikolata kutusu, vazoya gelişigüzel bırakılmış çiçekler ve masanın üzerinde hâlâ duran kahve fincanları vardı. Sandalyeler düzgün yerlerinde değildi. Birinin aceleyle geri ittiği koltuk hâlâ eğri duruyordu. Tepsinin üzerindeki bardaklardan biri yana kaymış, peçeteler dağılmıştı. Her şey, birkaç saat önce burada neşeyle başlayan gecenin nasıl bir anda paramparça olduğunu sessizce anlatıyordu. En kötüsü de Marcus’un kahvesiydi. Fincan hâlâ masanın üzerinde duruyordu. Daha doğrusu, olduğu yerde kalmıştı. Marcus onu içemeden her şey yarıda kesilmişti.
Asya kapının yanında durup salona baktı. “Bu eve ne olmuş?” diye sordu, sesi oldukça kısıktı. Louis arkasından girip etrafa baktı. “Biraz önce burada isteme vardı,” dedi. Marcus başını salladı. “Yok. Biraz önce burada başka bir şey vardı.” Louis ona baktı ama karşılık vermedi. Cem montunu çıkardı, kanepenin yanına bırakıp salonun ortasında birkaç saniye öylece durdu. Sonra yürümeye başladı. Pencereden kapıya, kapıdan salonun diğer ucuna… Sonra tekrar geri. Adımları gittikçe hızlanıyordu. Birkaç tur sonra Marcus başını kaldırıp ona baktı. “Cem, kardeşim, biraz daha böyle bir oraya bir buraya gidip gelirsen zemini aşındıracaksın.”
Cem yine durmadı. “Saat kaç?”
Louis telefonuna baktı. “ 02:20.”
“Doktorlar şimdi ne yapıyor?”
“Anastasia’nın yanında ekip var.”
“Ritmi düzensizdi.”
“Biliyorum.”
“Göğüs ağrısı vardı.”
Biliyorum.”
“Kan kaybetti.” Marcus bu kez biraz sertçe cevap verdi. “Onu da biliyoruz.” Cem nihayet durdu. Kafasını iki elinin arasına koyup başını eğdi. Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sonra yavaşça başını kaldırdı. “Ben hiçbir şey yapamıyorum.”Louis ona doğru birkaç adım attı. “Şu an yapman gereken şey, onun istediğine saygı göstermek.”
Bölüm etkileşimi
