9. bölüm · Aşk Ve Cinayet

...

Anastasia Marshall

Arvasın gözleri FBI yazan üniformama kaymıştı.

"Demek Rusya ve Fransa ihtilalinin ve hatta teşkilatının FBI ajanısın ha? Bayan kızıl."

"Ne? Bayan kızıl mı? Adım Anastasia kısaca Nasty derler."

"Güzel, bende Harold tanıştığımıza memnun oldu. Bayan kızıl."

Yeşil gözleri koyuluğun en kuytusunda kahverengi gözlerimin en koyu kuytusuna bakıyordu.

Bir an işaret parmağı koyu kızıl saçıma gitti, önüme düşen bir tutam saçımı işaret parmağına döndürerek doladı.

"Sen şimdi beni FBI ekiplerine yetiştirirsin değil mi?"

"Yetiştirecek olsam çoktan telsiz ile anons ederdim."

Neden bilmiyorum ama içimden hiç onu FBI ekiplerine söylemek gelmemişti.

...

İkimiz odaları bölüşüp farklı odalara girip oradaki adamları bir bir temizledik, sonuncu oda bana kalmıştı son oda, son kurban.

İçerdeki adamı da öldürüp çıktığımda onunla dip dibe gelmiştik, bir koridorda iki farklı nedenlerden dolayı insan öldüren kişi vardı.

Karşı karşıyaydık tam gidecekken ses duymuştuk, olduğumuz yerde kaldık. İkimizin arkasında bize silah tutan kişiler vardı.

"Ben senin arkandakini, sen benim arkamdakini."

Dememle birlikte Arvas benim arkamdakini bende onun arkasındakini vurdum.

...

Sonrası zaten pek bildiğiniz şeyler.

Annemle babamın tanışma hikayesine bak arkadaş!

Ağzım bir karış açık şekilde bakıyordum. Hayretler içerisindeydim. Herkes susmuş başka şeylere yönelmeye başlamışlardı.

Teyzem bir şey mırıldanmaya başlamıştı, önce sessiz sonra biraz sesli şekilde söyledi.

"As më jep njer ujë moj balluk e prërë

As më jep njer ujë moj balluk e prërë

Me se të të japë trendafil me ere"

Annem başını telefondan kaldırıp teyzeme baktı, hemen sonrasında sesli bir şekilde şarkıya devam etti.

"Me se të të japë trendafil me ere

Me se të të japë trendafil me ere
Jarnana, jarnane, jarnana moj tëkeqëne
Jarnana, jarnane, jarnana moj tëkeqëne"

Bu şarkı da neydi böyle? Bilmiyordum ama çokta hoşuma gitmişti doğrusu merakla telefonuma yöneldim, arama çubuğuna jarnana yazıp ilk çıkan sonucu merakla okudum Jarnana bir balkan türküsüymüş. Annem ve teyzem nereden biliyorlardı acaba bu balkan şarkısını? Ah kafamda deli sorularrrrrr

....

Tek gözümü açıp etrafıma baktım, odamdaydım bir elim telefona giderken bir elim salaş dolaş olan saçımdaydı. Saat 7.50'ydi telefonun ekranını kapatıp tekrar uyumaya yöneldiğimde telefonum çaldı, yine tek gözüm açık şekilde telefonu elime aldım ekranda +46 ile başlayan bir numara vardı. Kim ya bu? Diye aklımdan geçirirken ekranda kocaman harflerle İSVEÇ yazıyordu, İsveç mi? Beni mi? Beni bir ülkeden neden arasınlar ki? Telefonu açıp açmamakla kararsızdım ama açmazsam da niye aradıklarını öğrenemeyecektim. Gelen aramayı açtım, açar açmaz bir kadın konuşmaya başladı.

"Hej Fröken Lara. (Merhaba Bayan Lara.)"

"Hej, varför ringde du? (Merhaba ne için aramıştınız?)"

"Mr. Marx vill träffa dig. (Bay Marx sizinle görüşmek istiyor.)"

"Ok jag väntar.(Tamam bekliyorum)"

Şaşkınlıkla beklemeye başladım, İsviçre beni neden aramış olabilirdi ki? En fazla ne olabilirdi yani.

"Jag förbinder dig att tala med Mr. Marx." (Sizi bay Marx ile konuşmaya bağlıyorum.)"

"Ok jag väntar. (Tamam bekliyorum.)" Çok geçmeden telefondan bir erkeğin sesi yükseldi kulağıma.

"Så du är fröken Lara. (Demek bayan Lara sizsiniz.)"

"Ja, varsågod. (Evet buyurun.)"

"Såvitt jag kan se är du väldigt vacker. (Gördüğüm kadarıyla pek güzelsiniz.)"

"Som du ser? (Gördüğünüz kadarıyla?)"

"Ta hand om dig lady Lara, jag är överallt! (Etrafına iyi bak bayan Lara, ben heryerdeyim!)"

"Det enda som finns överallt är Gud, vad vill du? (Heryerde olan tek şey Tanrıdır, ne istiyorsunuz?)"

Tuhaf bir kahkahadan sonra;

"Om så är fallet, Lara Arvas, berätta ett hot som jag aldrig har hört från dig. (Madem öyle Lara Arvas, bana senden hiç duymadığım bir tehdit söyle.)"

" Jag är Lara min mammas mästerverk, min pappas skugga. (Ben Lara Annem'in şaheseri,Babam'ın gölgesiyim.)" dememle birlikte karşı taraftaki ses bir anlığına sustu.

"Ms Lara Arvas, detta hot är enormt, jag hoppas att du verkligen är det, vi ses nu, hejdå." (Bayan Lara Arvas, bu tehdit çok büyük, umarım gerçekten öylesinizdir, şimdi görüşürüz, hoşçakalın.)

Telefon yüzüme kapandı, şaşkındım böyle bir şey beklemiyordum. Beni korkutmak mı istiyorlardı? Ah her neyse Lara bu boş insanlar yüzünden kafanı yorma dedim kendi kendime.

Ve bir daha uyumaya niyetlenip telefonu yatağa fırlatıp kafamı yastığa sertçe koydum, ama uyuyamıyordum, yastığı başımın altından çekip yüzüm yastığa bakacak şekilde havada tuttum, ağğğ hadi ama gelsin şu lanet uyku diyerek yastığı sertçe yüzüme koydum. Sonunda gözlerim yavaş yavaş kapandı.

...

Annem yatağımın kenarında oturmuş saçımı okşuyordu, hafif bir irkilme ile uyandım.

"Korkuttum mu seni bebeğim?"

"Hayır annecim."

"Peki güzel kızım bak sana ne diyeceğim."

"Buyur annecim dinliyorum."

"Babamın Karadeniz'de bir yazlığı olduğunu öğrendik, hem tatil yaparız hem de oranın havası iyi gelir diye düşündüm, ne dersin olur mu?"

"Olur tabii."

"O halde hazırlıklara başlayalım ama herşeyden önce küçük hanım doğru kahvaltıya!"

Bayılıyorum şu annemin kısık gözlerle bakıp birşeyler söylemesine! Annemle birlikte aşağıya indik, Herkes kahvaltı masasındaydı.

"Herkese Günaydınn!"

"Günaydın minik fare." Ah babamın bu seslenişi... Yaşım 14-15 olsa anlayacağım ama büyüdüm ben artıkkkkkk