26. bölüm · Aşk Ve Cinayet

Anastasia Marshall

Akşamüstüne doğru alışveriş merkezinin kalabalığı daha da artmıştı.
Koridorlar insanlarla dolmuş, mağazaların önünde küçük kuyruklar oluşmaya başlamıştı. Gün boyu dolaşmanın yorgunluğu artık hepsinin adımlarına yansıyordu.
Marcus’un kollarındaki poşetler iyice ağırlaşmıştı. Birkaç tanesini dirseğine sıkıştırmış, diğerlerini parmaklarında taşımaya çalışıyordu.
“Tamam,” dedi sonunda.
Kimse dönmedi.
Marcus biraz daha yüksek sesle konuştu.
“Tamam!”
Cem arkasından bakıp gülümsedi.
“Ne oldu?”
Marcus poşetleri biraz havaya kaldırdı.
“Benim kollarım artık resmi olarak istifa etti.”
Louis sakin bir şekilde başını salladı.
“Bir kafe bulabiliriz.”
Lara hemen karşı çıktı.
“Hayır! Daha bakmadığımız mağazalar var.”
Marcus dramatik bir şekilde gözlerini kapattı.
“Ben burada ölüyorum Laracığım.”
Valeria hafifçe gülerek arkasına döndü.
“Abartma Marcus .”
Marcus hemen cevap verdi.
“Ben abartmıyorum. Gerçekten yorgunum.”
Anastasia etrafına bakındı. Günün ışığı artık alışveriş merkezinin cam tavanından daha solgun geliyordu.
“Sanırım gerçekten yorulduk.”
Valeria bir an düşündü.
Sonra omuz silkti.
“Tamam.”
Marcus hemen doğruldu.
“Eve mi gidiyoruz?”
Valeria gülümsedi.
“Evet.”
Marcus gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Hayatımın en güzel kelimesi.”
Lara biraz hayal kırıklığıyla dudaklarını büktü.
“Gerçekten mi?”
Anastasia onun omzuna dokundu.
“Yarın da gelebiliriz.”
Lara’nın yüzü tekrar aydınlandı.
“Gerçekten mi?”
Cem gülerek cevap verdi.
“Yarın Marcus’un kolları iyileşirse.”
Marcus hemen başını salladı.
“İyileşmeyecek.”
Louis arabaya doğru yürürken anahtarı çıkardı.
“Eve gidiyoruz.”

Arabaya bindiklerinde akşam güneşi şehrin üzerine yumuşak bir turuncu ışık bırakıyordu.
Yollar kalabalıktı.
Arabada kısa bir sessizlik vardı.
Herkes günün yorgunluğunu hissediyordu.
Marcus arka koltuğa yaslanmıştı.
“Ben artık konuşamayacak kadar yoruldum.”
Cem başını ona çevirdi.
“Bu büyük bir gelişme.”
Lara camdan dışarı bakıyordu.
“Bugün çok güzeldi.”
Valeria ön koltukta oturuyordu.
“Evet.”
Sesinde hem yorgunluk hem de mutluluk vardı.
Anastasia camdan dışarı bakarken düşünceliydi.
Dört gün.
Sadece dört gün sonra düğün olacaktı.
Bu düşünce bile garip bir sıcaklık bırakıyordu.
Akşamın serinliği şehrin üzerine yavaş yavaş çökerken araba nihayet evin önünde durdu. Gün boyunca alışveriş merkezinin kalabalığı, ışıkları ve gürültüsü içinde dolaşan altı kişi için evin kapısını görmek bile başlı başına bir rahatlıktı.
Louis motoru kapattı. Arabada birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Marcus başını koltuğa yaslamıştı. Gözlerini kapattı ve derin bir nefes verdi.
“Ben artık insan değilim,” dedi yorgun bir sesle.
Cem arkasından gülerek cevap verdi.
“Ne oldun?”
Marcus gözlerini açmadan konuştu.
“Taşıma aracı.”
Lara kahkaha attı.
“Abartıyorsun!”
Marcus yavaşça gözlerini açtı ve kollarını kaldırdı. Parmakları hâlâ poşet kulplarının izlerini taşıyordu.
“Hayır. Kanıtlar ortada.”
Valeria oldukça sinirli ve şakacı bir ses tonuyla Marcus’u uyardı.
“Şikâyet etmeyi bırak.”
Marcus hemen cevap verdi.
“Ben şikâyet etmiyorum.”
Cem gülerek başını salladı.
“Şikâyet ediyorsun.”
Louis kapıyı açtı.
“Tamam, tartışmayı eve saklayın.”
Birer birer arabadan indiler. Kapı açıldığında evin içindeki tanıdık sessizlik hepsini karşıladı.
Marcus içeri girer girmez elindeki poşetleri dramatik bir şekilde yere bıraktı.
Poşetler halının üzerine yayılırken plastiklerin hışırtısı salonda yankılandı.
“Ben bittim.”
Gerçekten bitmiş gibi görünüyordu. Omuzları düşmüş, sırtı koltuğa doğru eğilmişti.
Cem ayakkabılarını çıkarıp koltuğa oturdu.
“Daha düğün olmadı.”
Marcus gözlerini kapattı.
“Düğüne kadar yaşarsam zaten mucize.”
Louis mutfağa doğru yürüdü.
“Su getireyim.”
Lara hızlı adımlarla salona koştu ve kanepeye kendini bıraktı.
Valeria salonun ortasında durdu. Etrafına baktı.
Poşetler, elbise kutuları, ayakkabı paketleri.. Ellerini beline koyup gülmeye başladı.
“Biz gerçekten alışveriş merkezini boşaltmışız.”
Marcus başını kaldırdı.
“Hayır.”
Parmağıyla Valeria’yı işaret etti.
“Sen boşaltmışsın.”
Valeria yastık fırlattı.
Marcus yastığı göğsünde yakaladı ve gülmeye başladı.
Anastasia kapının yanında durmuş onları izliyordu.
Yüzünde yorgun ama sıcak bir ifade vardı.
Louis su dolu bardaklarla geri geldi ve masaya bıraktı.
“İçin biraz.”
Herkes birkaç dakika boyunca konuşmadan oturdu. Günün bütün hareketi yavaş yavaş yerini sakinliğe bırakıyordu.
Sonra Louis ayağa kalktı.
“Ben biraz balkona çıkıyorum.”
Cem de doğruldu.
“Ben de mutfağa geçiyorum.”
Lara esnedi.
“Ben odama gidiyorum.”
Valeria saçını geriye attı.
“Ben de üstümü değiştireceğim.”
Birer birer salondan çıktılar.
Ayak sesleri koridorda kısa süre yankılandı, sonra kayboldu.
Salon yavaş yavaş sessizleşti.
Artık içeride sadece iki kişi vardı.
Anastasia ve Marcus.
Marcus koltuğa yaslanmıştı ama bu kez yüzündeki ifade farklıydı.
Az önceki şakacı hali kaybolmuştu.
Biraz düşünceli görünüyordu.
Anastasia bunu fark etti.
“Marcus?”
Marcus başını kaldırdı.
Bir süre konuşmadı.
Sanki doğru kelimeleri bulmaya çalışıyordu.
Sonra yavaşça doğruldu.
“Bir şey söyleyeceğim.”
Anastasia karşı koltuğa oturdu.
“Dinliyorum.”
Marcus ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.
Derin bir nefes aldı.
“İkimizin de annesi babası yok.”
Bu cümle salonda ağır ama sakin bir şekilde yankılandı.
Anastasia sessizce dinliyordu.
Marcus gözlerini yere indirdi.
“Bugün alışveriş merkezinde
Valeria’yı kimden isteyeceğim diye düşündüm.”
Anastasia’nın yüzünde yumuşak bir ifade vardı.
Marcus başını kaldırdı.
“Sonra aklıma bir şey geldi.”
Küçük bir gülümseme belirdi.
“Bir an düşündüm…”
Gözleri Anastasia’ya döndü.
“Anastasia…”
Anastasia sessizce bekliyordu.
Marcus konuşmaya devam etti.
“Sen beni büyüttün.”
Bu cümle Anastasia’nın kalbinde küçük bir yankı bıraktı.
Marcus’un sesi daha yumuşak bir hale geldi.
“Bana bir annenin verebileceği sevgiyi verdin.”
Anastasia’nın gözleri hafifçe yumuşadı.
Marcus devam etti.
“Annem sayılırsın.”
Bir saniye durdu.
Sonra ekledi.
“Hatta ben seni annem olarak görüyorum.”
Salon birkaç saniye tamamen sessiz kaldı.
Marcus derin bir nefes aldı.
“Bu yüzden düşündüm…”
Başını hafifçe yana eğdi.
“Valeria’yı senden isteyeyim.”
Anastasia hiçbir şey söylemeden onu dinliyordu.
Marcus biraz daha rahatladı.
“Benim yanımda da baba rolünde Cem olsun.”
Bir an düşündü.
“Cem’le eve girelim.”
Eliyle küçük bir hareket yaptı.
“Cem Valeria’yı senden bana istesin.”
Sonra doğrudan Anastasia’ya baktı.
“Olur mu?”
Salon yine sessizleşti.
Pencereden içeri akşamın son ışıkları giriyordu.
Anastasia birkaç saniye Marcus’a baktı.
Sonra yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi.
“Elbette olur.”
Marcus’un omuzları bir anda gevşedi.
“Gerçekten mi?”
Anastasia başını salladı.
“Gerçekten.”
Marcus gülümsedi.
Yüzündeki gerginlik neredeyse tamamen kaybolmuştu.
“Teşekkür ederim.”
Anastasia hafifçe başını eğdi.
“Marcus.”
Marcus başını kaldırdı.
“Evet?”
Anastasia yumuşak bir sesle konuştu.
“Teşekkür etmene gerek yoktu.”
Marcus birkaç saniye düşündü.
Sonra başını salladı.
“Biliyorum.”
Gözleri kısa bir an yere indi.
Sonra tekrar Anastasia’ya baktı.
“Ama etmek istiyorum.”
Anastasia’nın yüzünde küçük bir gülümseme vardı.
“Cem’i ikna edebilecek misin?”
Marcus gülümsedi.
“Cem beni yarı yolda bırakmaz.”
Tam o sırada mutfaktan hafif bir bardak sesi geldi.
Cem’in sesi duyuldu.
“Ben her şeyi duyuyorum.”
Marcus başını geriye attı ve güldü.
“Harika.”
Cem salona doğru yürüdü ve kapı eşiğine yaslandı.
“Plan yapıyorsanız beni de dahil edin.”
Marcus ayağa kalktı.
“Tam zamanında geldin.”
Cem kaşını kaldırdı.
“Ne planlıyorsunuz?”
Marcus kısa bir nefes aldı.
Sonra ciddi bir ifadeyle konuştu.
“Valeria’yı Anastasia’dan istemek istiyorum.”
Cem birkaç saniye Marcus’a baktı.
Sonra Anastasia’ya döndü.
Anastasia gülümsedi.
Cem başını salladı.
“Ben varım.”
Marcus gülümsedi.
“Gerçekten mi?”
Cem omuz silkti.
“Tabii.”
Sonra hafifçe güldü.
“Biraz resmi davranmam gerekecek ama.”
Marcus başını salladı.
“Tam olarak öyle.”
Cem kapıdan içeri yürüdü.
“Ne zaman yapıyoruz?”
“Yarın.”
Salonun penceresinden akşamın son ışıkları içeri süzülüyordu.
Ev yine sessizdi.
Ama bu kez o sessizliğin içinde farklı bir his vardı.