29. bölüm / 42
Aşk Ve Cinayet…
Bölümler 42Şu an: …
- 1 Annemle yıllar sonra konuşabilmiştim,annem yaşıyordu...1.328 kelime
- 2 ...1.496 kelime
- 3 ...1.112 kelime
- 4 ...1.442 kelime
- 5 Fransa'ya Yolculuk1.955 kelime
- 6 ...1.073 kelime
- 7 ...1.007 kelime
- 8 ...1.010 kelime
- 9 ...762 kelime
- 10 ...992 kelime
- 11 ...1.003 kelime
- 12 ...1.019 kelime
- 13 ...1.029 kelime
- 14 ...1.027 kelime
- 15 ...1.213 kelime
- 16 ...1.005 kelime
- 17 ...1.125 kelime
- 18 ...1.114 kelime
- 19 ...1.007 kelime
- 20 …1.004 kelime
- 21 …1.138 kelime
- 22 …1.016 kelime
- 23 …1.244 kelime
- 24 …1.230 kelime
- 25 …1.023 kelime
- 26 …1.052 kelime
- 27 …1.009 kelime
- 28 …1.214 kelime
- 29 …1.042 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 …1.052 kelime
- 31 …1.436 kelime
- 32 …1.013 kelime
- 33 …1.009 kelime
- 34 …1.009 kelime
- 35 …1.181 kelime
- 36 …1.133 kelime
- 37 …1.132 kelime
- 38 …1.552 kelime
- 39 …1.086 kelime
- 40 ...1.036 kelime
- 41 ...1.007 kelime
- 42 ...1.036 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Anastasia’yı kollarının arasında tutarken onun sıcaklığını hissedebiliyordu; ama o sıcaklığın altında akan kanın ağırlığı, gerçeği inkâr etmeye izin vermiyordu.
Marcus telefonu kulağında ambulansla konuşuyordu.
Valeria ağlıyordu.
Lara annesine bakarken nefes almayı unutmuş gibiydi.
Louis çoktan anahtarları eline almıştı.
“Anahtarı ver, ben götüreyim!” dedi sertçe.
Ama Cem başını kaldırdı.
Bakışları keskindi.
“Hayır.”
Louis durdu.
“Cem—”
“Hayır dedim.”
Bu kez sesi daha sert çıktı.
Hiç kimsenin itiraz edemeyeceği kadar net.
Cem eğildi.
Bir kolunu Anastasia’nın sırtına, diğerini dizlerinin altına koydu.
Ve onu kucağına aldı.
Anastasia istemsizce acıyla nefes çekti.
Parmakları Cem’in gömleğine tutundu.
Cem’in yüzü kasıldı.
“Dayan.”
Anastasia dudaklarını zorla kıvırdı.
“Taşıma şeklin romantik ama zamanlama kötü.”
Cem o hâlde bile kısa bir nefesle güldü.
“Şu an şaka yapma.”
Anastasia gözlerini yarım araladı.
“Panik yaparsan seni döverim.”
Anastasia’nın başı omzuna düşüyordu.
Bu kötüydü.
Çok kötü.
“Arabayı getir Louis. Çabuk!”
Louis anahtarı kaldırdı.
“Ben sürerim.”
Cem başını kaldırdı.
Gözleri keskindi.
“Hayır.”
Louis durdu.
“Cem—”
“Arabayı getir.”
Bu bir rica değildi.
Louis sustu.
Koştu.
Cem Anastasia’ya döndü.
“Ben buradayım.”
Anastasia gözlerini kapatmaya çalışıyordu.
Cem yanağını tuttu.
“Bak bana.”
Anastasia gözlerini tekrar açtı.
Zorla.
“Uyuma.”
Anastasia hafifçe güldü.
“Emir mi bu?”
Cem’in gözleri doluydu.
“Evet.”
Anastasia dudaklarını araladı.
“Romantik değil.”
Cem acının ortasında bile nefes verdi.
Neredeyse gülüş gibi.
“Şu an doğru zamanda değiliz.”
Anastasia zayıfça gülümsedi.
“Yine de romantik değil.”
Kapı açıldı.
Louis arabayı kapıya kadar çekmişti.
Cem hiç beklemedi.
Anastasia’yı daha sıkı kavradı, bedeni normalde hafifti.
Ama şu an sanki dünyayı taşıyordu.
Çünkü ağırlık bedende değil…
Korkudaydı.
Cem yürümeye devam etti.
Hızlı.
Kararlı.
Arabaya ulaştı.
Kapıyı açtı.
Onu dikkatlice yatırdı.
Louis direksiyona geçmek istedi.
Cem kapıyı kapatırken baktı.
“İn.”
Louis durdu.
“Cem—”
“İn dedim.”
Marcus geldi.
Louis ona baktı.
Sonra geri çekildi.
Cem direksiyona geçti.
Motor çalıştı.
Kimseyi beklemedi.
Araba adeta bir roket kadar hızlıydı.
Hastane yolu boyunca Anastasia’nın nefesi düzensizdi.
Cem bir eliyle direksiyonu tutuyor, diğer eliyle onun elini sıkıyordu.
Kırmızı ışıkta bile durmadı.
Korona, trafik, kurallar…
Hiçbiri önemli değildi.
Sadece Anastasia.
Anastasia gözlerini araladı.
“Cem.”
“Buradayım.”
“Sana bir şey olsaydı…”
Cem sertçe konuştu.
“Konuşma sadece nefes al, ve sakin..” Cem ne diyeceğini bilmez haldeydi, yinede cümlesini tamamlayabilmişti. Sanki Anastasia’yı uyarıyormuşçasına “Sakın birdaha benim önüme atlama!” Sesi sinirli değildi, korkaktı.
Anastasia hafifçe başını çevirdi.
“Yine olsa yine yapardım.”
Cem’in çenesi kasıldı.
“Senin benim yerime ölmeni istemiyorum.”
Anastasia gözlerini kapattı.
Cem bağırdı.
“Bak bana!”
Anastasia tekrar açtı.
“Bağırma.”
Cem’in sesi titredi.
“Korkuyorum.”
İlk defa bunu söyledi.
Açıkça.
Anastasia onu izledi.
Ve çok zayıf şekilde elini sıktı.
“Ben buradayım.”
Cem’in gözlerinden bir damla düştü.
Ama yoluna devam etti. Hastane kapısına vardıklarında acil ekip kapıdaydı.
Sedye getirildi.
Cem kapıyı açtı.
Anastasia’yı bırakmak istemiyordu.
Ama bırakmak zorundaydı.
Doktorlar hızlıydı.
“Kurşun yarası!”
“Kan kaybı var!”
“Basıncı düşüyor!”
Cem onların arkasından yürüdü.
Ama bir hemşire durdurdu.
“Beyefendi burada kalın.”
Cem öfkeyle baktı.
“Yanında olacağım.”
“Ameliyata alacağız.”
Bu cümle her şeyi değiştirdi.
Ameliyat.
Demek durum gerçekten kritikti.
Tam o anda Marcus, Valeria, Lara ve Louis geldi.
Koşarak.
Lara ağlıyordu.
“Anne nerede?!”
Cem konuşamadı, Anastasia ailesini geride bırakıp bir kez daha ameliyat döşeğine.
…
Hastanenin koridorları gece ilerledikçe daha sessizleşiyordu.
Ama bazı sessizlikler insanı dinlendirmezdi.
Bazıları insanın içine işleyip onu yavaş yavaş tüketirdi.
Ameliyathanenin kapısının üzerindeki kırmızı ışık yanıyordu.
Kesintisiz.
Soğuk.
Acımasız.
Kapının arkasında Anastasia vardı.
Ve kapının önünde bekleyen herkesin kalbi, o kapının ardında atıyormuş gibiydi.
Cem duvara yaslanmıştı.
Üzerindeki beyaz gömlek artık beyaz değildi.
Anastasia’nın kanı göğsüne, kollarına, avuçlarının içine kadar bulaşmıştı.
Kurumuştu.
Ama Cem hâlâ ellerini yıkamamıştı.
Yıkarsa…
Onu kaybetme ihtimali daha gerçek olacaktı.
Marcus koridorda ileri geri yürüyordu.
Adımları sertti.
Düzensizdi.
Kontrol etmeye çalıştığı öfkesini ele veriyordu.
Valeria sandalyede oturuyordu.
Elleri birbirine kenetlenmişti.
Dudakları dua eder gibi kıpırdıyordu.
Lara annesinin kanını hâlâ avuçlarının içinde hissediyor gibiydi.
Defalarca ellerine bakıyordu.
Sanki biraz daha bakarsa bunun bir kâbus olduğunu anlayacakmış gibi.
Louis ayakta duruyordu.
Sessizdi.
Ama gözleri sürekli Cem’deydi.
Çünkü en ağır yük şu an onun omuzlarındaydı.
Bir hemşire kapıyı açarak hızlı adımlarla dışarı çıktı.
“Elimizdeki kan yeterli değil,” dedi aceleyle.
“Hasta çok fazla kan kaybetti.”
Koridorun içindeki hava daha da ağırlaştı.
“Kan grubu ne?” diye sordu Marcus.
“Sıfır pozitif.” Hemşire daha ağzını açmamıştı ki, ilk konuşan Cem olmuştu, hemşire başıyla onayladı.
Herkes ona döndü.
Valeria şaşkınlıkla baktı.
“Nereden biliyorsun?”
Cem’in gözleri ameliyathane kapısındaydı.
Sanki oradan gelecek cevabı bekliyormuş gibi.
Sonra yavaşça konuştu.
“Çünkü biliyorum.”
Marcus kaşlarını çattı.
“Nereden?”
Cem sustu.
Boğazı düğümlendi.
Yıllar bir anda geri geldi.
Yüzükler.
Verilmiş sözler.
Yarım kalan bir gelecek.
Birlikte geçirilen o uzun akşamlar.
Bir gün Anastasia’nın hastalanıp kan tahlili yaptırdığı günü hatırladı.
Sonra ona dönüp şakayla söylediği şeyi.
“Sıfır pozitifim. Aklında tut, bir gün lazım olur.”
“Neden kan bankası mı açacağız birtanem?”
O zaman gülmüştü.
Cem de gülmüştü.
Ama unutmamıştı.
Çünkü o zamanlar…
Anastasia onun nişanlısıydı.
Cem yavaşça yutkundu.
Sonunda cevap verdi.
“Çünkü yıllar önce nişanlımdı.”
Koridor cümleyle ağırlaştı.
Valeria’nın gözleri büyüdü.
Lara başını kaldırdı.
Marcus durdu.
Kimse konuşmadı.
Çünkü bazı gerçekler…
En sessiz anda daha sert çarpardı.
Hemşire aceleyle konuştu.
“Kan vermeniz gerekiyor. Hemen.”
Cem hiç düşünmeden yürüdü.
Hiç duraksamadan.
Çünkü Anastasia yıllar önce bunu şakayla söylemişti.
Ama Cem…
Onun söylediği hiçbir şeyi unutmamıştı.
Ve şimdi…
İlk defa…
O cümle hayat kurtaracaktı.
Cem sedyeye oturduğunda hastanenin floresan ışıkları yüzünü olduğundan daha solgun gösteriyordu.
Kolunu uzattı.
Hemşire lastiği koluna bağlarken onun gözleri hâlâ ameliyathane kapısındaydı.
Kapının üstündeki kırmızı ışık yanmaya devam ediyordu.
İnatla.
Sanki zaman durmuştu da sadece o ışık hareket ediyordu.
İğne koluna girdiğinde Cem bunu neredeyse hissetmedi bile.
Çünkü acı dediğin şey bazen bedende başlamıyordu.
Bazen yıllar önce başlıyor, insanın içinde yer ediyordu.
Kan ince hortumdan yavaş yavaş akmaya başladı.
Koyu kırmızı.
Sıcak.
Canlı.
Hemşire torbayı kontrol ederken kısa bir bakış attı.
“İyi misiniz?”
Cem kısa bir nefes verdi.
“İyi değilim.”
Kadın bir an durdu.
Sonra sessizce devam etti.
Çünkü bazen bu sorunun cevabı zaten belliydi.
Koridorun diğer ucunda Marcus durmuş onu izliyordu.
Valeria Lara’yı yanına almıştı.
Louis duvara yaslanmış bekliyordu.
Ama Cem için artık hastane koridoru yoktu.
Yıllar vardı.
Ve yılların içinde kalan Anastasia.
Gözlerini kapattı.
Ve hatırladı.
Yıllar önce.
Yağmurlu bir akşamdı.
Anastasia pencerenin önünde durmuş dışarı bakıyordu.
Parmağındaki yüzük ışığa vuruyordu.
Cem arkasından yaklaşmıştı.
Sessizce.
Kollarını beline dolamıştı.
“Bir gün bu yüzüğü unutursan ne yaparım biliyor musun?”
Anastasia arkasına yaslanmıştı.
“Ne yaparsın?”
Cem çenesini omzuna bırakmıştı.
“Hatırlatırım.”
Anastasia gülmüştü.
“Beni mi?”
“Her şeyi.”
Sonra Anastasia dönüp ona bakmıştı.
O bakış…
Cem’in yıllardır unutamadığı bakıştı.
“Ben unutursam sen hatırlarsın zaten.”
Cem kaşını kaldırmıştı.
“Neyi?”
Anastasia yüzüğünü gösterip gülmüştü.
“Beni,bizi.”
Bölüm etkileşimi
