30. bölüm / 43
Aşk Ve Cinayet…
Bölümler 43Şu an: …
- 1 Annemle yıllar sonra konuşabilmiştim,annem yaşıyordu...1.328 kelime
- 2 ...1.496 kelime
- 3 ...1.112 kelime
- 4 ...1.442 kelime
- 5 Fransa'ya Yolculuk1.955 kelime
- 6 ...1.073 kelime
- 7 ...1.007 kelime
- 8 ...1.010 kelime
- 9 ...762 kelime
- 10 ...992 kelime
- 11 ...1.003 kelime
- 12 ...1.019 kelime
- 13 ...1.029 kelime
- 14 ...1.027 kelime
- 15 ...1.213 kelime
- 16 ...1.005 kelime
- 17 ...1.125 kelime
- 18 ...1.114 kelime
- 19 ...1.007 kelime
- 20 …1.004 kelime
- 21 …1.138 kelime
- 22 …1.016 kelime
- 23 …1.244 kelime
- 24 …1.230 kelime
- 25 …1.023 kelime
- 26 …1.052 kelime
- 27 …1.009 kelime
- 28 …1.214 kelime
- 29 …1.042 kelime
- 30 …1.052 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 …1.436 kelime
- 32 …1.013 kelime
- 33 …1.009 kelime
- 34 …1.009 kelime
- 35 …1.181 kelime
- 36 …1.133 kelime
- 37 …1.132 kelime
- 38 …1.552 kelime
- 39 …1.086 kelime
- 40 ...1.036 kelime
- 41 ...1.007 kelime
- 42 ...1.036 kelime
- 43 …1.058 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Cem gözlerini açtı.
Boğazı düğümlendi.
Unutmamıştı.
Hiçbir şeyi.
Ama o yüzük…
O yüzük bir gün çıkmıştı.
Sert bir gecede.
Kırılmış cümlelerin arasında.
Bir masanın üzerine bırakılmıştı.
Bir son gibi.
Ama şimdi düşününce…
Belki de son değildi.
Belki sadece yarım kalmıştı.
“Cem.”
Marcus’un sesi onu düşüncelerinden çekti.
Başını kaldırdı.
Marcus yaklaşmıştı.
Sessizce yanındaki sandalyeye oturdu.
Bir süre konuşmadı.
Sonra gözlerini kan torbasına çevirdi.
“Onu hâlâ seviyorsun.”
Bu bir soru değildi.
Cem kısa bir gülümseme bıraktı.
Acı bir gülümseme.
“Hiç bırakmadım.”
Marcus başını eğdi.
Bir süre sustu.
Sonra sordu.
“Neden ayrıldınız?”
Bu soru yıllardır kimsenin ona sormadığı kadar ağırdı.
Cem tavana baktı.
Nefes aldı.
“Yanlış anladım ben.”
Marcus kaşlarını çattı.
“Bu kadar mı?”
Cem başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Sesi alçaldı.
“Arvasla konuşuyor, beni aldatıyor sandım.”
“Anastasia abla? Seni mi aldatacak? Cem dostum bak, Anastasia abla Arvasla görev yüzünden evlendi. Şube müdürü sevgiline zarar vereceğim diyince direk Arvasla hiç düşünmeden evlendi, seni korumak içindi.”
Cem gözlerini kapattı.
O geceyi düşündü.
Anastasia’nın elindeki yüzüğü.
Titreyen ellerini.
Gözlerindeki hayal kırıklığını.
“Gerçekten mi?”
“Evet Cem, ya seni sevmeseydi neden önüne atlasın ki? Tanrı aşkına!”
“Ve ben onu suçlayıp belirsizliklerimden kaçarak onu yanlız bıraktım..”
Sesi ağırlaşmıştı.
Marcus sustu.
Boğazı düğümlendi.
“Bu aptallığım yüzünden yüzüğü attım.”
Marcus şaşkınlıkla baktı.
“Anastasia bir şey demedi mi hiç?”
Cem acıyla gülümsedi.
“Bana bakıp hiçbir şey söylemedi.”
Bir an sustu.
Sonra ekledi.
“Ama gözleri her şeyi söyledi.”
Koridorda sessizlik oldu.
Marcus derin nefes aldı.
“O seni korumak için bıraktı aslında..”
Cem başını salladı.
“Ve şimdi…”
Ameliyathane kapısına baktı.
“Yine beni korumak için vuruldu.”
Bu cümle havada asılı kaldı.
Ağır.
Keskin.
Gerçek.
Marcus başını eğdi.
Sonra kısa bir kahkaha attı.
Acı dolu.
Cem boğazını sıktı.
Çünkü gerçek buydu.
Ve gerçek bazen insana yumruk gibi çarpardı.
Kan torbası yavaş yavaş doluyordu.
Hemşire gelip kontrol etti.
“Biraz daha.”
Cem başını salladı.
Marcus ona baktı.
“Yüzüğü nasıl attınız?”
Cem gözlerini uzaklara çevirdi.
Ve o anı hatırladı.
O gece.
Masa.
İki yüzük.
Sessizlik.
Anastasia gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu.
“ Madem onunla evlenmemin sebebinin seni korumak olduğunu anlamıyorsun. O halde bitti tamam al istediğin olsun.”
Cem cevap verememişti.
Çünkü bilmiyordu.
Anastasia yüzüğünü çıkarmıştı.
Masaya bırakmıştı.
Parmakları titriyordu.
“Eğer olursa bir gün suçsuz olduğumu anlarsan…”
Boğazı düğümlenmişti.
“Yüzüklerimizi geri ver bize.”
Cem kendi yüzüğünü de çıkarmıştı.
Yanına koymuştu.
Ama eli yüzüğün üstünde birkaç saniye kalmıştı.
Çünkü bırakmak istememişti.
Ama bırakmıştı.
Anastasia o gece ağlamamıştı.
Bu Cem’in canını daha çok yakmıştı.
Çünkü bazı kadınlar ağlamadığında…
Gerçekten kırılmış olurdu.
Cem gözlerini açtı.
Kan torbası dolmuştu.
Hemşire iğneyi çıkarırken pamuk bastırdı.
“Tamam.”
Cem ayağa kalktı.
Bir an başı döndü.
Ama önemsemedi.
Marcus ona baktı.
“Eğer uyanırsa…”
Cem gözlerini ameliyathane kapısına dikti.
“Uyanacak.”
Sesi kararlıydı.
Sanki bunu kendine söylüyordu.
Marcus devam etti.
“Eğer uyanırsa ona ne söyleyeceksin?”
Bu soru Cem’i durdurdu.
Gerçekten durdurdu.
Çünkü yıllardır söylemediği şeyler vardı.
Yarım bıraktığı şeyler.
Kaçtığı şeyler.
Ve şimdi…
Belki zaman bitmeden söylemesi gerekiyordu.
Gözlerini kapıya dikti.
Sesi alçaldı.
“Yanlış anlayıp gittiğim için özür dileyip, bu sefer gitmeyeceğimi.”
Ve o an…
Ameliyathanenin kırmızı ışığı söndü.
ameliyathane kapısı açıldı.
Doktor çıktı.
Maskesini indirdi.
Yüzü yorgundu.
Bu iyi bir işaret değildi.
Hepsi aynı anda ayağa kalktı.
Cem bir adım öne geçti.
“Nasıl?”
Doktor nefes verdi.
“Kurşunu çıkardık.”
Valeria’nın gözlerinden yaş aktı.
Marcus gözlerini kapattı.
Ama doktor devam etti.
“Fakat—”
O kelime.
Herkesin içine oturdu.
“Daha önce açılmış bir yara dokusunun olduğu bölgeden vurulmuş.”
“Bu yüzden kan kaybı normalden fazla oldu.”
Marcus sertçe yutkundu.
“Şimdi?”
Doktor başını çevirdi.
“Yoğun bakıma alıyoruz.”
Yoğun bakım.
Bu demekti ki tehlike bitmemişti.
Sadece ertelenmişti.
Anastasia yoğun bakıma alındığında gece yarısını geçmişti.
Koridor daha da sessizdi artık.
Dünya küçülmüştü.
Bir hastane odasına.
Bir monitör sesine.
Bir nefes alışa.
Cem camın arkasından onu izliyordu.
Beyaz çarşafların arasında küçülmüş gibiydi.
Anastasia hep güçlü görünürdü.
Ayakta.
Dimdik.
Ama şimdi…
Bu kadar kırılgan görmek…
Cem’in içini parçalıyordu.
Üzerinde hâlâ kanlı gömlek vardı.
Kurumuş.
Sertleşmiş.
Valeria fark etti.
“Üstünü değiştirmelisin.”
Cem başını salladı.
“Hayır.”
Marcus kaşlarını çattı.
“Cem.”
“Hayır.”
Sesi netti.
Çünkü Anastasia içeride savaşırken…
Onun temiz kalması anlamsız geliyordu.
Valeria ayağa kalktı.
“Ben eve gidiyorum.”
Lara başını kaldırdı.
“Niye?”
Valeria derin nefes aldı.
“Anastasia’nın üstünde hastane çıkışında giyecek hiçbir şey yok.”
Sessizlik.
Sonra Louis konuştu.
“Dolap?”
Valeria gözlerini kapattı.
“Evdeki kıyafetleri kan içinde.”
Cem o an bunu fark etti.
Haklıydı.
Anastasia’nın üstündekiler kesilmişti.
Ve eve dönmek için hiçbir şeyi yoktu. Saat çoktan gece yarısını gösteriyordu
Valeria gözlerini sildi.
“Ne yapacağız?”
Cem düşündü.
Sonra sakin ama net bir şekilde konuştu.
“Anastasia’nın ölçüleri…”
Valeria başını kaldırdı.
Cem ezbere söylüyordu.
“Boyu 1.60. İnce belli. Omuzları dar. Alt beden otuz altı, üst beden otuz dört.”
Valeria kısa bir an şaşırdı.
Marcus kaş kaldırdı.
“Bayağı biliyorsun.”
Cem ona bakmadı bile.
“Sorun mu?”
Marcus hafifçe gülümsedi.
“Yok, yok ne sorunu estağfurullah.”
Valeria derin nefes aldı.
“Dikerim.”
Hastaneden çıkıp eve gitti.
Gece yarısı kumaş çıkardı.
Yumuşak, açık renkli bir pijama dikmeye başladı.
Ellerinin titremesine rağmen durmadı.
Çünkü Anastasia uyanınca üzerinde temiz bir şey olmalıydı. Cem’in üzerindeki gömlek kurumuş kanla sertleşmişti.
Louis ona baktı.
“Sen de değişmelisin.”
Cem aşağı baktı.
Üstündeki hâli fark etti.
Ama umurunda değildi.
Valeria kaşlarını çattı.
“Senin de giyecek bir şeyin yok.”
Cem omuz silkti.
“Önemli değil.”
Tam o anda yatağın üstündeki Anastasia hafifçe kıpırdandı. “Cem.” Hemşire hemen Cem’i çağırdı. Ama odaya tek Cem girmemişti, Hemşire her ne kadar uyarsa da hepsi odaya da doluşmuştu.
Nihayet Anastasia’nın gözleri aralandı.
İlk baktığı kişi…
Cem’di.
Dudakları hafifçe kıvrıldı.
“Berbat görünüyorsun.”
Cem istemsizce güldü.
“Sen de.”
Anastasia bakışlarını onun kanlı gömleğine indirdi.
“Üstünü değiştir.”
Cem başını salladı.
“Boş ver.”
Anastasia kısık sesle Valeria’ya döndü.
“Boyu 184.”
Valeria kaşını kaldırdı.
Anastasia devam etti.
“Omuz geniş.”
Marcus gülmeye başladı.
“Şaka yapıyorsun.”
“Bel ölçüsü…”
Marcus bu kez daha fazla dayanamadı.
Kahkahası koridora kadar yayıldı.
“Vurulmuş hâlde bile adamın ölçülerini ezberden söylüyor.”
Cem başını eğdi.
Dudaklarının kenarında istemsiz bir gülümseme vardı
Anastasia gözlerini kapatmadan konuştu.
“Cem’e pijama dik bebeğim .”
Valeria gülerek başını salladı.
“Tamam.”
Cem ona baktı.
“Benim ölçülerimi de biliyorsun demek.”
Anastasia yorgun ama sıcak bir gülümsemeyle cevap verdi.
“Belli ki dikkat etmişim.” yüzünde ki tatlı gülümse ile Cem’e göz kırptı.
Cem yatağın kenarına oturdu.
Elini onun elinin yanına koydu.
Dokunmadan.
Ama çok yakın.
“Bir daha önümde durma.”
Anastasia gözlerini ona çevirdi.
“Sen de vurulma.”
Cem başını eğdi.
Sonra ilk kez…
Korkusunu saklamadan konuştu.
“Seni kaybetmek istemiyorum.”
Oda sessizleşti.
Anastasia yavaşça elini kaldırdı.
Parmaklarını onun elinin üzerine koydu.
“Kaybetmeyeceksin.”
Ve o gece…
Hastane odasının beyaz duvarları arasında, kan, korku ve yorgunluğun ortasında…
Bazı yaralar kapanmaya başlamıştı.
Bazıları bedende.
Bazıları kalpte.
Bölüm etkileşimi
