ARALIK kitap kapağı

22. bölüm / 22

SON SÖZ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: SON SÖZ

Efsunkâr'ıma...
Bunca saattir okuduğun o sayfalarda fenerler yandı, dalgalar kayalara vurdu, Bora ile Alâ karanlık odalardan çıkıp ellerini birbirine kenetledi. Ama şimdi bu kurgunun, o yazdığım cümlelerin, sahnelerin ve hayali sokakların hepsini bir kenara bırakıyoruz. Çünkü bu kitapta ne fenerin altındaki o sahil var ne de kurgusal bir masal... Burada sadece sen varsın. Hayatımın en gerçek, en kıymetli köşesinde duran, kardeşim dediğim, ruhumun eşiti o tek insan.
Bazen insan kelimeleri bir araya getirmekte zorlanır; hangi cümleyi kurarsa kursun, karşısındaki insana duyduğu o sevgiyi, o "iyi ki varsın" hissini tam anlamıyla kağıda dökemeyeceğini bilir. Ben bu hikayeyi yazarken, her satırda aslında biraz seni düşündüm. Senin o hayata karşı duruşunu, gülüşünü, içindeki o asla tükenmeyen ışığı... Bu yüzden bu Son Söz, o kurgu bittiği için değil; asıl hayatın, bizim hikayemizin en güzel yeri şimdi başladığı için yazılıyor.
Arkamızda bıraktığımız onca anı, paylaştığımız o sessiz kahkahalar, birbirimizin gözüne baktığımızda kelimelere gerek kalmadan anlaştığımız o anlar... Hepsi bu kitabın bütün sayfalarından çok daha gerçek, çok daha efsunkâr. Şimdi bu ilk sahneden itibaren, kurgunun o ağır perdelerini tamamen indiriyoruz. Geriye sadece sen, ben ve aramızdaki o sımsıkı bağ kalıyor.
Çünkü biliyorum ki hiçbir cümle, hiçbir uzun paragraf ya da özenle seçilmiş edebi kelime senin bu hayattaki yerini tam olarak karşılamaya yetmez. Bizim aramızdaki o bağ, kâğıda döküldüğünde mürekkebin ucunda eriyip gidecek kadar sıradan değil. Sen benim bu hayatta gördüğüm, tanıdığım, kalbini bildiğim en özel insanlardan birisin. İnsan bazen en çok sevdiğine, en çok değer verdiğine ne diyeceğini bilemez ya; işte tam da öyle bir kelimesizlik halindeyim. Yazdığım her harf, kurduğum her cümle sanki senin o kocaman kalbinin yanında sönük kalıyor gibi hissediyorum. Ama yine de deniyorum; çünkü içimdeki o sevgiyi, sana duyduğum o derin minnettarlığı bir şekilde dışarı akıtmam gerekiyor. Kurgulardan, hayali karakterlerden, o süslü masallardan sıyrılıp gerçeğe baktığımda, elimde kalan tek ve en muazzam şey senin varlığın oluyor.
Hayat dediğimiz o yokuş, dışarıdan göründüğü kadar düz ve kolay değil biliyorum. Bazen insan kendini dünyanın en yalnız yerinde hisseder, omuzlarındaki yük nefesini keser, adımları yürümeye bile mecal bulamaz ya; işte tam o anlarda arkama dönüp baktığımda seni görüyorum. Sen o karanlık yollarda sadece yürüyen biri değilsin; o yola kendi ışığını seren, karanlığı tek bir bakışıyla darmadağın eden o cesur ruha sahipsin. Biz seninle kaç defa düştük, kaç defa o yorgun gecelerin sabahında birbirimize tutunarak ayağa kalktık, sayısını bile unuttum. Ama şunu çok iyi biliyorum: Hayatın karşıma çıkardığı en büyük şans, en sağlam siper, en güvenli liman sensin. Birlikte göğüs gerdiğimiz o fırtınalar, döktüğümüz o kahkahalar ve o sessiz anlarda birbirimizin gözünden ne demek istediğimizi anladığımız o bakışlar var ya... İşte bu kitapta yazdığım hiçbir hikaye, kurduğum hiçbir cümle sizin o gerçekliğinizin yanından bile geçemez. Sen yanımdayken, dünyanın bütün orduları üzerime gelse bile sırtımı yaslayabileceğim en sağlam duvarın arkasındayım ben.
Dışarıdan bakanlar bizi belki sadece yan yana yürüyen iki insan sanır; ama aramızdaki o bağı, o kelimesiz anlaşmaları ve birbirimizin gözünün içine baktığımızda anladığımız o devasa dünyayı asla bilemezler. Seninle ilgili en sevdiğim şey ne biliyor musun? Hayat ne kadar zorlarsa zorlasın, etrafımızdaki o gri duvarlar ne kadar boğucu olursa olsun, içindeki o çocuk kalbini, o etrafa ışık saçan neşeni ve o inatçı umudunu hiç ama hiç kaybetmeyişin. Bazen sadece yüzüne bakıp "İyi ki" diyorum içimden, "İyi ki yollarımız bir şekilde kesişmiş ve iyi ki bu hayatın yükünü birlikte omuzlamışız." Sen o karanlık odalara güneş gibi doğan, en soluk anlara bile renk veren o nadir insanlardansın. Ve ben, senin o kalbinin güzelliğini bu hayatta en yakından bilen, o mucizeye her gün yeniden şahit olan şanslı insanım.
Çünkü bazen insan konuşmaya bile gerek duymaz; sadece yan yana durmak, aynı havayı solumak, o sessizliğin içinde bile birbirinin ne hissettiğini bilmek her şeyden daha çok şey anlatır. Seninle geçirdiğimiz o anları düşünüyorum da; kalabalıklar arasında birbirimize attığımız o tek bir bakış, bütün bir romanın özetinden daha derin anlamlar taşıyor. Kimsenin çözemediği bir düğümü biz tek bir mimikle çözeriz, kimsenin anlamadığı bir hüzne aynı anda sessizce sarılırız. Hayatta kaç kişiye böyle körkütük güvenebilir insan? Kaç insanla kelimelere ihtiyaç duymadan aynı dili konuşabilir? Ben bu şansı seninle buldum. Senin yanında maskelere, süslü cümlelere, kendini açıklama çabalarına hiç gerek kalmadı. Ruhumun en yorgun, en hırpalanmış hallerini bile ortaya dökebildiğim, yargılanmadan sadece kucaklandığım tek yer senin o kocaman kalbin oldu.
Biz seninle sadece günleri, ayları ya da yılları devirmedik; biz birlikte büyüdük, hayatın o en ham, en gerçek ve bazen de en acımasız hallerine omuz omuza göğüs gererek bu günlere geldik. Hayatın bize getirdiği o dönemeçlerde bazen tökezledik, bazen soluklanmak için durduk ama hiçbir zaman birbirimizin elini bırakmadık. Seninle geçmişe dönüp baktığımda, üzüntülerin bile paylaşıldıkça nasıl hafiflediğini, mutlulukların ise katlanarak nasıl büyüdüğünü çok net görüyorum. İnsan hayatında kaç kere böyle koşulsuz, hesapsız ve masada hiçbir şey saklamadan sevebilir ki birini? Ben bu cevabı sende buldum. Sen benim bu hayattaki en büyük şansım, en güvenli limanım ve ruhumun en gerçek aynasısın.
Yarın bize ne getirir, önümüze hangi yolları çıkarır, hayat bizi hangi şehirlere ya da hangi koşturmacalara savurur bilemem. Zaman akıp gidiyor, takvim yaprakları hızla düşüyor ve etrafımızdaki her şey sürekli bir değişim içinde. Ama bu koca belirsizliğin ortasında, kafamı ne zaman geleceğe çevirsem gözlerimin önünde net ve sarsılmaz tek bir suret duruyor: Sen. Hayatın getireceği sürprizler ne olursa olsun, yollarımız nereye ayrılırsa ayrılsın ya da hangi fırtınanın ortasında kalırsak kalalım, sırtımı yaslayacağım o dağın yerinden oynamayacağını biliyorum. Biz bu yolda sadece bugünü değil, yarınları da birlikte inşa ettik.
Hayat bazen o kadar ağır gelir ki insana, adımlarını atmak bile devasa bir dağa tırmanmak gibi hissedilir. Öyle anlarda insanın tek istediği, o sırtındaki yükü sessizce yere bırakabileceği, yargılanmadan sadece anlaşılacağı bir sığınaktır. İşte sen benim o sığınağımsın. Kendi acıların, kendi koşturmacaların ortasındayken bile başkası kırılmasın diye gösterdiğin o ince düşünceyi, o koca yüreği o kadar yakından biliyorum ki... Bazen kendi omuzlarındaki yük yetmiyormuş gibi bir de benim dertlerimi sırtlanmaya çalışmana içim titriyor. Ama bil ki, o yorgun ellerini ne zaman uzatsan tutmaya, o sessiz gecelerde içindeki fırtınayı dindirmeye ben de hep buradayım. Senin yükün benim yüküm, senin gözünden süzülen tek bir damla yaş benim içimin yangını oldu her zaman.
Bu dünyada bazı ruhlar vardır ki, girdikleri her odaya, dokundukları her hayata ve kelimenin tam anlamıyla bu evrenin en karanlık, en havasız köşelerine bile adeta sihirli bir toz serpiştirir gibi ışık getirirler. Etrafındaki insanlara verdiğin o karşılıksız sevgiyi, en umutsuz anlarda bile etrafına yaydığın o sakinleştirici enerjiyi ve o içten gülüşünü izlerken içimden hep aynı şeyi geçiriyorum: Sen bu dünyanın görebileceği en nadir, en güzel kalbe sahipsin. Hayat ne kadar hırpalamaya çalışırsa çalıştırsın senin o içindeki çocuk saflığını, o başkalarını düşünme inceliğini koruyuşun var ya, işte bu yüzden sana bu hayatta duyduğum hayranlık her geçen gün daha da büyüyor. Karanlık ne kadar yoğun olursa olsun, senin o duruşun her defasında bir yol bulup o karanlığı yarıyor. Ve ben, bu mucizeye her gün yeniden şahit olan, senin gibi bir kalbin tam ortasında yer alan o şanslı insan olmaktan gurur duyuyorum. Senin varlığın, bu koca dünyada nefes almayı, yürümeyi ve yarınlara umutla bakmayı anlamlı kılan en büyük sebep.
Ve şimdi busahnenin, kalbimin en derin köşesinden kopup gelen bu itirafların sonuna, bu hikayenin en gerçek mühürüne geldik. Belki de günün birinde, bu yazdığım satırlar bir matbaanın kokusunda, gerçek bir kitabın yaprakları arasında yerini bulacak. Belki ellerimize alıp kapağını çevireceğiz, sayfaları hışırtıyla açılacak ve bu hikaye dijital ekranların çok ötesinde, gerçeğe dönüşüp raflarda duracak. İşte o gün, ne zaman olursa olsun, bu son söz her zaman bu kitabın kalbinde, en dokunulmaz köşesinde kalmaya devam edecek.
Çünkü ben seninle kurduğumuz bu bağı, bu kardeşliği, o kurgusal karakterlerin bile ötesine taşıyıp bu kâğıtlara kazıdım. Bugün burada, senin 18 yaşının o eşiğinde, hayatının yepyeni bir kapısını aralarken sana bu hediyeyi bırakıyorum; çünkü sen sadece bugün değil, ileride yazacağım her hikayenin, ömrümün boyunca kaleme alacağım her güzel cümlenin ruhundaki ilhamı olmaya devam edeceksin. Zaman akıp gidecek, yaşlar büyüyecek, yollarımız belki dünyanın farklı köşelerine uzanacak ama bu kitap her açıldığında, o yaprakların arasında senin o efsunkâr gülüşün, o inatçı ve saf kalbin hep aynı yerde, ilk günkü gibi taze duracak.
İyi ki doğdun, iyi ki bu hayatın bana verdiği en kıymetli hediyesin balım. Bu hikaye burada biter belki ama bizim hikayemiz, bu satırların çok ötesinde, sonsuza kadar yazılmaya devam edecek.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

24okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…