Vebal-i Ahmer kitap kapağı

18. bölüm / 25

Vebal-i Ahmer

Son safkan

Vaveyla Yazarı: Evaysn 🪷

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: Son safkan

Dün gece için hatırladığım tek şey banyo yaptıktan sonra uyumamdı. Şimdiyse güne aşağıdan gelen seslerle uyanmıştım. "Allah aşkına, ne olur ya. Sadece bir gün, bir günüm sessiz geçsin artık ne olur" diye homurdanırken üstümdeki ince battaniyeyi bir kenara attım. Saçlarımı dün kurutmadan uyuduğum için garip görünüyordu. Zaten açlığım yoktu, hemencecik şekillendire bilirdim.

Yaptım da. güzelce düzleştirdim saçlarımı, ardından hafif bir makyaj yaptım. Dudaklarımı nemlendirdim ve şeffaf açık pembe gloss geçtim. Üzerime beyaz popomu örtecek bir gömlek giyindim, genelde bunu elbise gibi kullanırdım çünkü etek boyu gayet normaldi.

Koridorda ilerlerken Valerius'un birine teşekkür ettiğini duydum ve ardından kapının kapanma sesi duyuldu. Böylece sabah kafa yoran seslerde susmuştu, anlaşılan bir şeyleri tamir ettiriyordu.

Merdivenlerin başına vardığım an basamakları ikişer ikişer inerken burnuma harika kokular gelmeye başlamıştı, yemek mi yapmıştı? Benim için mi?

Moralim yerine gelmeye başlamıştı, salon boş olduğu için mutfağa geçtim. "E burada da yok" neredeydi bu? Ocağın üzerinde ki tencereye baktım, mantar çorbası yapmıştı. İştahla bir kase çıkarıp çorbadan ekledim, daha sonra dolaptan vişne suyu aldım ve bardağa doldurdum. Masaya geçmek yerine tabure çekip tezgahta yemeye başladım.

Aldığım ilk kaşıkta ağzıma dağılan tanıdık tat, yemeği Meva'nın yaptığını söylüyordu. Modum düşmüştü ama en azından beni düşünen var diye moralimi yükseltmeye çalıştım. Çok mu şükürsüz biriydim ben? Hayır. Sadece beklentilerimi karşılayan, hayal ettiğim kişi değildi.

"Alçin" duyduğum fısıltıyla etrafıma bakındım ama kimse yoktu, yanlış mı duydum? "Alçin" diye tekrarlayınca yerimden doğruldum pencereden geliyordu. Ürkerek cama yaklaştım. Bir gölge vardı ama kimdi anlayamıyordum, perdeyi açınca beni karşılan Caspian olmuştu. Beni görünce sırıtmaya başladı, üstünü ilk kez düzgün ve temiz görüyordum. Eliyle gel gel işareti yapınca önce bir tedirgin oldum, ne olabilirdi ki? Zaten korunma altındaydım, zarar veremezdi.

"Korkaklığa yer yok Alçin" diye pohpohladım kendimi, ayak bileğimden iki parmak yukarda biten beyaz çizmelerimi giyindim, dün hava çok soğuk ve yağmurluydu ama bugün tamamen tersiydi, güneş en güzel ışıltılı görünümünü kasabaya sunmuştu.

Kapıdan çıkarken şatonun arkasına geçtim. Duvara yaslanmış beni bekleyen Caspian'a baktım. "Ne var? niye geldin?" dedim anlık gelen sinirle.

"Kuzucuk sinirlenmiş" duvardan ayrılırken piç sırıtışı her zaman olduğu gibi yüzünde belirmişti. Aslında niçin geldiğini biliyordum, neyi soracağına da. İpler benim elimde olunca her şey daha eğlenceli oluyordu. Dudağım kıvrıldı, ellerimi göğsümün altında bağladım ve kafamı hafif yana eğerek "Onunla ilgili sana hiçbir şey söylemeyeceğim" dedim.

Vücudunun gerildiğini görebiliyordum, yüz ifadesi ciddileşti. Olaylar bir kaç saniye içinde oldu. Boğazıma sarılan el beni duvara yasladı.

Kesinlikle bunu yaparken kibar değildi. Büyüyen gözlerimle ona bakarken aklımdan geçen tek şey neden korunmanın işe yaramadığıydı. Boğazımı sıkmıyordu, canımı yakmıyordu ama yine de istemsizce boğazımı tutan elini kavradım.

"Anlaşılan sana daha söylememişler" diye fısıldadı dişlerinin arasında. Cevap vermedim, konuşursam kekelerdim. Korktuğumu ona göstermek istemiyordum.

"Koruma kırılmış" diye devam etti. Burnunu saçlarıma yaklaştırınca derin bir nefes aldı ve kahkaha atmaya başladı "Seni şanslı kuzu" ellerini boğazımdan çekti ve bir iki adım geriledi, neler olduğunu anlamamıştım ama o çoktan anlamıştı. Neden zaferim bir dakika bile sürmüyordu ki? Hiç mi şansım yoktu?

Sert bakışlarım Caspian'ın üzerinde dolanıyordu, ani bir hareketi için kendimi hazırlamıştım. Gerçi bu konuda pek bir şansım yoktu, kendimi koruyamazdım.

Bir şeyler düşünüyordu, bakışları ormandaydı ama gördüğü şeyin sadece ağaçlar olmadığını biliyordum. Bir şeyleri ön görüyordu, düşünüyordu, ama neyi? Bakışları daha ormanda dolanırken "Seni korumamız lazım" dedi.

Meva'nın çok net bir şekilde Caspian'ın güvenilmez olduğunu söylediğini hatırlıyorum, evet korunmam lazımdı ama kesinlikle onun tarafından değil. Bu benim muhtemel ölüm sonumu daha çok hızlandırırdı. "Senin tarafından mı?" dedim alayla, sırtımı duvara yaslamaya devam ediyordum bir yerden destek almak şu anlık bana iyi hissettiriyordu.

Caspian gözlerini kısarak bana baktı "Bir şeyi netleştirmemiz gerek" dedi ve beni kucağına aldı. "Ne ya-" lafımı bile tamamlamadan esen rüzgar ve bulanıklaşan etrafla sustum, bir kaç saniyenin ardından kasabanın sınırını belirleyen köprünün yanına varmıştık. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum "Neyi netleştirmemiz gerek?" diye sordum kucağından inerken.

Ayaklarım yere dokununca elini kolumdan bir süre çekmedi, dengemi kurabildiğimi görünce teması kesti ve eliyle köprüyü gösterdi. "Geç bakalım"

Bir köprüye bir ona bakıyordum "Yapamam" dedim geriye adımlarken. Tahammülü kalmadığını belli eden bir oflamayla bileğimi yakaladı, yapmacık bir ifadeyle "Nazik olmak istemiştim, ne yazık ki değerlendiremedin" dedi ve beraber vampir hızıyla köprünün diğer tarafına geçtik.

Gözlerimi sıkı sıkı kapatırken, nefesimin kesilmesini bekledim. Beynimde şimdiden nasıl sürünerek köprüyü geçmeye çalıştığımı hayal ediyordum. Caspian'a ait kahkahayı duyunca gözlerimi açtım, sınırı geçmiştik. Ve rahatsızlığım yoktu. Nefesim olması gerektiği gibiydi, kalbim normal atıyordu ve terlemem yoktu. "Ama nasıl?" diye sordum ona bakarken.

"Çünkü öldün. Mühürün iki yolla bozulurdu, birincisi senin kanınla ikincisi ise ölümünle"

Şimdi her şey netleşmişti "O yüzden boğazımı sıkarken koruma işe yaramadı" diye mırıldandım kendimce "Hayır" dedi Caspian "Sana zarar vermek için yapmadım" söylediklerine şaşırmıştım.

Ne hissedeceğimi bilmiyordum, nasıl davranacağımı. Düne kadar bu kasabadan ayrılmak için savaşa dahil olmuştum, mühürün bozulması için her hileye el atacağımı, ihanet edebileceğimi söylüyordum. Şimdi kabus bitmişti, özgürdüm ve kimseye ihanet etmemiştim.

"Bitti mi yani?" İnanmakta zorluk çekiyordum, korkuyordum. Bunun bir rüya olması beni çok korkutuyordu.

"Öyle görünüyor" Caspian'a baktım, bakışları ufuklarda kaybolup gidiyordu. Kimi düşündüğünü, kimi özlediğini biliyordum. Leydisini.

Anlık bir cesaretle kolunu tuttum, temasımla beraber bakışları beni bulunca "Hadi" dedim "Beni ona götür, seni Leydine kavuşturalım"

Söylediklerim şaka mı yoksa değil mi anlamaya çalışıyordu, yüz ifadesini bir anlığına çocuksu bir heves ele geçirmişti ama sonra eski ciddiliğini almıştı.

"Hadi Caspian, burada zamanım az" dedim onu ikna etmek için. Sanki bunu bekliyormuş gibi hızla kucağına aldı ve yine vampir hızından dolayı gördüğüm tek şey bulanıklaşan etraftı. Bulanıklık tonunu yeşile çevirdiği zaman ormanda olduğumuzu anlamıştım. Sanırım bu şeye çok hızlı alışmıştım.

Ayaklarım yere dokununca yine o ince hareketi yaptı, dengem kendini koruyabilir hâle gelene kadar kolumu tuttu.

Mahzeni görünce yeniden o gece olanlar hafızamda canlanmaya başladı, kafamı iki yana salladım. Yaşandı ve bitti, daha fazlasını düşünmeye gerek yoktu.

"İyiyim" dedim kolumu kurtarırken "Teşekkürler" teşekkürüme karşılık hiçbir şey söylememişti. Gözlerini mahzene sabitlemiş derin bir özlemle oraya bakıyordu. Bir elimi yumruk yaparak mahzene doğru adımlamaya başladım. Buradan gitmeden önce son bir defa buluşturacaktım aşıkları, iyi bir son verecektim onlara. Birbirlerine veda edebilecekleri bir son.

Mahzenin ahşap kapısına vardığımda, kafamı hafif çevirerek ona baktım. Arkamda bekliyordu, içeri girme önceliğini bana sunmuştu. Ahşap kapıya dokunduğum an kendiliğinden açıldı, burada olduğumu biliyordu ve beni yine davet ediyordu. İçeri attığım ilk adımımla birlikte kapı yine kendiliğinden kapanmıştı, sesler kesilmiş etrafı mutlak sessizlik almıştı. O gece olduğu gibi yine karanlıktı "Biraz ışığa ihtiyacım var" dudaklarımdan dökülen istekle beraber meşaleler alevlenmeye odaya ışık yaymaya başladı.

Ayna görüş açıma girdiği zaman vakit kaybetmeden kendi yansımamı görecek şekilde önünde durdum. "Bana kendini gösterir misin?" o geceye kıyasla daha cesur ve rahattım, üstelik artık korunma altında değildim her tehlikeye açıktım ama yine de kendimi güvende hissediyordum. Çünkü kendime güveniyordum.

Buğulaşmaya başlayan aynada yavaş yavaş görsel oluşmaya başlamıştı, kısa saçları ve siyah gözleriyle beni karşılayan Leydi lakaplı bu kadın yeniden karşımdaydı. Büyük bir gülümseme ile bana bakıyordu. Onun gözünde bir kurtarıcıydım ama burada kalarak daha fazla belaya bulaşmamam için gitme kararımı çoktan almıştım.

"İyi olduğunu görmek çok güzel" şefkatli ve iyimser sesi kalbimi yumuşattı. Başıma gelenleri biliyordu anlaşılan. "Seni yaşatmak için kız kardeşlerimle beraber çok direndik" duyduklarımı beynim anlamaya çalışıyordu, kaşlarım çatılırken "Nasıl yani" dedim "Beni hayata geri döndüren siz-"

"Hatırlamıyor musun Alçin?" Onunda kaşları çatılmıştı. Kafamı hayır anlamında salladım, beynim bazı anıları silmişti ya da hatırlamam için daha erkendi. "ah" dedi hüzünle "Anlıyorum, bunu kız kardeşlerimle konuşacağım"

"Caspian burada" dedim bir anda, dalgın bakışları heyecanla parlamıştı "Onu görmek ister misin? Çünkü o çok istiyor" diye devam ettim.

Dolan gözleriyle beraber dudakları titremişti, eli kısa saçına dokundu "Hayır" dedi ağlamaklı sesiyle "Beni böyle görmesin"

"Neden?" Anlamıyordum, mesele kesilen saçları mıydı? Capian'ın tek derdinin saçları olduğunu sanmıyorum, onu görebilmek için bana karşı tutumunu bile değiştirmişti.

Gözünden bir damla yaş süzülürken, hıçkırıkları arasında bir şeyler mırıldanıyordu ama ne söylediğini anlayamıyordum. "Bak" dedim, üzgündüm onlarının yarıda kalmış aşkları kalbimi sızlatıyordu. "O kapının ardında bekliyor seni" Elimle ahşap kapıyı gösterdim "Belki şu an uzun süredir hissetmediği heyecan hissini yaşıyor, seni görmeyi hayal ediyor"

Ağlama sesleri daha çok yükselirken bir umuda tutunmaya devam ediyordum "Bak benim zamanım az, belki son görüşümüzdür bu. Kasabada daha fazla kalamam, o yüzden onu görmen için son şansın olabilir"

Kapının gıcırdama sesi oda da yankılandığı zaman gülümsedim "doğru seçim" dedim onu rahatlamak için. Kafasını sallarken göz yaşlarını siliyordu. "Ayrıca kısa saç sana çok yakışıyor" diye fısıldadım. Hüzünlü bir tebessüm yerleşti dudaklarına, içeriye giren Caspian önce bana sonra aynaya baktı.

"Gel" elimle aynayı gösterdim "Burada"

Caspian dengesiz adımlarıyla aynanın karşısına geçti, sırtı görüş açımı kapattığından bakışlarını göremiyordum. odanın diğer köşesine geçerken artık olanları yan profil bakışıyla izliyordum. Caspian'ın, aynanın kenarındaki tahta işlemelerine tutunduğunu gördüm.

Titrek bir sesle "Leydim" diye fısıldadı, tutuşları daha çok sertleşerek aynayı duvardan tek bir hareketiyle söküp aldı. Benim gibi duvarın diğer köşesine yasladı sırtını, yere çöktü ve aynayı tam anlamıyla derin bir özlemi giderecekmiş gibi göğsüne bastırdı.

Dolan gözlerim etrafı bulanık görmeme neden oluyordu, boğazıma oturan yumru ne kadar yutkunsam bile geçmiyor orada acı vermeye devam ediyordu. Ben bile acı çekiyorsam, kim bilir onlar nasıl bir azapla baş ediyorlardı. Dikkatlerini dağıtmadan yavaş adımlarla ahşap kapıya yaklaşıp oradan ayrıldım, bundan sonrası onların özeliydi.

Ayaklarımı sürüyerek ormanın içerisinden geçen ince patika yoluyla ilerlemeye başladım. Ne kadar yürümem gerekti bilmiyorum ama kimseyi rahatsız etmeden şatoya varana kadar ilerleyecektim.

Bir yandan benim içinde sağlıklı bir yürüyüş olurdu, düşünmek için harika bir zamandı. Mesela şimdi ne olacak? Ne yapmam gerek?

Buradan gitmek istiyorum, buna eminim ama sanki burada benimle ilgili başka gerçekler var. Meva'nın söyledikleri neydi öyle? Tabii bir de Leydi vardı. Bana kim olduğumu bilmediğimi söylemişti.

Başka bir şey vardı, içime o şüphe tohumu ekilmişti artık. Şatoya varınca kütüphaneyi kullansam iyi olacaktı. Bir kaç bilgi edinmek beni öldürmezdi dimi?

Esas meseleye gelirsek, mühür ve korunmanın kalktığını biliyorlar mı? Eğer Caspian mühürün ve ya korunmanın kırılmaya neden olacak sebeplerini biliyorsa demek ki Meva ve diğerleri de biliyordu.

O halde neden Meva söylemedi? Bu konuyu açması için yeterli zamanımız bile vardı. "Hayır Meva, lütfen yine arkamdan iş çevirme"

Kötüyü çekmek istemiyorum ama söylememesi için başka sebep bulamıyorum. Eğer bana bilmiyordum derse bu büyük bir yalan olurdu. Tamam bunu onunla konuşarak halledebilirim, geriye ne kalıyordu? Ya da kim kalıyor?

"Valerius"

Onu bırakmak çok zor olacaktı, ilk dans edişimizi hatırlıyorum. Tanıdıklık hissiyle beraber içimi saran heyecan hissini hatırlıyorum. Bu hissi o zaman kabul etmemiştim ama şimdi kabullenmenin zamanı gelmişti. İlk günden etkilemişti beni...

Daha sonra aynı günün gecesi kapıda üzerime yığılması, mühür o gece kanımdan beslenmesiyle beraber hayat buldu. "Mortem Mühürü" diye fısıldadım istemsizce. Sanırım gerçekten sona yaklaşıyordum artık, bu anılar yüzümde mutlu bir tebessüme neden oluyordu.

Peki çay gecesi? O en harikasıydı. Hayır hayır, en harika olan şarap gecemizdi. "Evet kesinlikle şarap gecesiydi" dedim kendi kendime. Şatoya varınca önce Valerius'tan çay yapmasını isteyecektim, daha sonra kütüphaneye giderek safkanla ilgili kitap bulacaktım. Evet sıralama bu şekilde olacak, önce çay.

Peki mutfakta yakınlaşma anımız? Kafamı unutmak için hızla salladım, hatırladığım zaman bile sıcak basıyor terliyordum. Ondan etkilenmiştim ve bu çok yavaş yavaş olmuştu. Ben bile zamanında fark etmemiştim ama şimdi her şeyin farkına varıyordum.

Lakin hep söylediğim gibi, kalbim zehirlidir benim. Sevgi tohumuna asla yer yoktu, ekersem çürür ve çürürse içten içe beni de çürütür. Her türlü kaybederdim ben bu aşkta ve yine söylediğim gibi ben yaşamaya aşık bir kızdım. Benim insani hayallerim vardı, ölmek istemiyordum.

Valerius duygularımı çok derinden etkiliyordu ama avantajım vardı daha aşık olmamıştım, bu yüzden işler daha çok çıkmaza girmeden gidebilirdim.

Saatler süren yolculukla artık hava kararmaya başlamıştı ve bununla beraber gelen soğuk esinti çıplak bacaklarımı üşütüyordu. Neyse ki yolu bitirmiştim ve artık şatonun arka bahçesindeydim, adımlarımı daha çok hızlandırarak şatonun önüne geçtim hava çok soğuk olmaya başlamıştı.

Karanlık pencerelere baktım, hiçbir odanın ışığı yanmıyordu. Geçen anahtarı benim için şamdanlığın içine bıraktığını söylemişti, yine orada olabilir mi? Uzanıp şamdanı yokladım, hayır burada yoktu.

Büyük ihtimalle sabah evden çıktıktan sonra hiç gelmemişti anahtar bu yüzden yoktu, o zaman kapı açık mı? Elimle kapıyı ittirince gıcırdama sesi kulaklarıma doldu.

"Ah doğru" elimi hafifce anlıma vurdum "Sabah aydınlık olduğu için ışıkları yakmamıştım" kapıyı hemen kapattım ve salonun ışıklarını yaktım. Odayı sarı loş ışık aydınlatırken istemsizce gülümsedim.

Merdivenleri çıkmaya başladım, sanırım planda değişiklik olacaktı. Valerius daha gelmediği için önce kütüphaneye göz atıcaktım daha sonra çay içerdim.

Koridoru geçerek kütüphanenin olduğu odaya girdim. Gözüme ilk çarpan şömine olmuştu. Küçük ateşiyle aydınlata bildiği kadar etrafına ışık saçıyordu ama ne yazık ki bu kadar büyük odayı aydınlatmak konusunda şanssızdı. Odanın ışıklarını yakınca, büyük kitaplık raflarıyla karşılaştım.

İki parçaya ayrılmıştı, sağ ve sol tarafla birlikte toplamda on sıra vardı, her sıradaysa yüzlerce kitap vardı. İlk sıradan başlayarak rafları tek tek inceleyerek ilerlemeye başladım.

Sirenler, cadıların yaradılışı, lanetten doğan lanetler vs. gibi gibi farklı isimlerde kitaplar vardı. Rafın sonlarına bakarak ikinci sıraya geçerken birine çarpmamla küçük çığlıklarım eşliğinde irkilerek geri çekildim.

Beynim Valerius'u algıladığı zaman elim rahatlamak için kalbime gitti "Ses verseydin bari" dedim sitemle, daha fazla oyalanmamak için ikinci sırada olan kitaplara bakmaya devam ettim.

Her zamanki gibi soğuk ve sert sesiyle "Ne arıyorsun?" Diye sordu. Cevap vermek yerine gözlerimi devirdim, tabii bu tepkimi göremediği için yeniden "Aradığın şeyi söyler misin? Bulmanı kolaylaştırırım."

Aslında fena olmazdı, sıralar çok uzundu tek tek bakmak bir gecemi alacaktı ama bir yandan da onun bilmesini istemiyordum. Oflayarak ona baktım, arkamdan geldiği için birbirimize çok yakındık.

Çemkirerek cevap verecektim ama ne yazık ki bu yakınlık beni uysallaştırmıştı bu yüzden sakin ses tonumla "Ben sana tüm gün neredeydin diye soruyor muyum?"

Dudağı bir saniyeliğine çok hafif kıvrılmıştı, görmüştüm o gerçek gülüşü, yakalamıştım. Bana doğru bir adım atarken sırtımı kitaplık rafına yasladım "Aynı şey mi?" Yüzüme çarpan nefesiyle gözlerimi kapattım.

"Değil" diye fısıldadım, kuruyan dudaklarımı dilimle ıslatırken gözlerimi açtım. Bakışları dudaklarımdaydı, ortamın ağırlaştığını fark edebiliyordum. Emin olduğum tek şeyse sadece benim farkında olmamamdı.

Valerius ellerini her iki yanıma koyunca kaçacak bir yerim kalmamıştı, gerçi kaçmak istemiyordum. Hatta daha fazlasını istiyordum. Beni öpmesini, bana dokunmasını... ona dokunmayı.

Kollarının arasındayken istemsizce yutkundum, bakışları dudaklarımdan boynuma inince vücudumu sıcaklık sarmaya başladı. Ellerimi yumruk yapmış tırnaklarımı tenime bastırıyordum.

Yüzünü yüzüme yaklaştırırken gözlerim yine kendiliğinden kapanmıştı. Burnunun ucunu önce yanağıma sürttü, dokunduğu her yerim alev alev yanarken bu temasla birlikte vücudum titremişti.

Daha sonra yanağımdan süzülerek boynuma sürtündü, orada oyalanırken derin bir nefes aldı. Eli belime dolandı vücudumu hızlı hareketle kendine çekti. Boynuma daha fazla sokulurken kalbim yerinden çıkacakmış gibi hızlı atmaya başlamıştı.

"Sana" diye fısıldadı boynumdayken, dudakları tenime dokunduğu her an bilincim kendini kaybediyordu "Güvendiğimi söylemiştim" diye devam etti.

Bunun romantik bir yakınlaşma olmadığını artık anlıyordum, beni tuzağına çekmişti ve şimdi cezamı vermek için en tehlikesiz anımı bulmuştu.

Bir elim boynuna dolanırken parmak uçlarımda yükseldim. Dudağımı kulağına yaklaştırırken, onun gibi ben de fısıldayarak "Ve sana ihanet etmedim" boynunda dolaştırdığım parmaklarımı yumuşak saçlarına daldırdım.

Belimi tutan eli sıkılaşınca dudaklarımdan inilti döküldü, ayak parmaklarım ağrıdığı için topuklarımı yere dokundurdum. Bu sırada Valerius boynumdan uzaklaşarak yüzüme bakmaya başladı. Eli hâlâ belimdeyken, diğer boşta kalan eli çenemi kavradı.

Gözlerimin derinliklerine bakıyordu, orada bir şeyler arıyordu. Yüzünde hayal kırıklığı yoktu veya bir hüzün barındırmıyordu. Durgun ve ifadesizdi. "İstemişsin" dediği an yutkundum.

İstemiştim evet, bunu inkar etmeyecektim "Evet istedim" diye onayladım "Ama yapmadım"

"Çünkü korktun" dedi geri çekilirken, bir anlık teması kesmesiyle boşluğa düşer gibi olmuştum, destek almak amaçlı sırtımı kitap rafına dayadım "Çünkü sana inanmadım" dedim.

Hafif çatılan kaşlarıyla devam etmemi bekledi "Bana güvenmiyordun, yalan söyledin. Caspian ile ortak olacağımı biliyordun, mühürü bozmam gerekti çünkü kasabayı acilen terk etmeliydim" yine kuruyan dudaklarımı yaladım "Hepsini biliyordun, bana oyun oynayan sendin"

Eliyle alkış yapmaya başlayınca yüzünde bunu beklemediğini belli eden bir ifade vardı "Zekice" dedi kendini bozmayarak "Etkilendim doğrusu." Diye devam etti.

Sızlayan sırtımı dikkate almamaya çalıştım "Bir daha benimle oyun oynamazsın" yanından geçip gitmek isterken durdum, sızı acı vermeye başlamıştı "Tabii bir daha beni görebilirsen" diyerek son noktayı koymuştum.

Cevabını beklemeden arkamı döndüm ve hızlı adımlarla ilerledim, arkamdan bana seslendiğini duyuyordum ama ona bakmadım. Her saniye artan sırt ağrımla birlikte kütüphaneden çıktım.

Ayaklarım güçten düşüyordu, duvara tutunarak odama doğru ilerlemeye başladım. Koluma dokunan el Valerius'a aitti, acı çektiğimi belli eden ifadeyle yüzüne baktım.

"Sırtın kanıyor, bakmam lazım" şimdi de o cevabımı beklemeden beni kucaklayarak odama götürmüştü. Işığı yakmadan beni yatağa bırakırken üstümü çıkarmamı istedi ve malzemeleri almak için banyoya gitti.

Titreyen ellerimle ilk düğmemi açarken yaram hâlâ acı vermeye devam ediyordu. İkinci düğmeye geçerken banyo kapısının sesi yankıladı. Üçüncü düğmeyi açarken yatak ağırlaştı.

Valerius yatağın üzerinde arkamda oturuyordu, dördünce düğmeyi de açıp kollarımı gömlekten çıkardım. Son düğmeyi açmadığım için etek olarak popomu gizlemeyi başarıyordu.

Arkama gelen saçlarımı toplayarak önüme attı, sırtıma temas eden parmaklarıyla istemsizce gözlerimi kapattım. Önce dikkatlice bandı çıkardı, daha sonra steril gazlı beze antiseptik solüsyon döktü ve yaramı temizlemeye başladı. Elimi ince battaniyeme geçirip sıkmaya başladım, kapanan gözlerimi daha çok sıktım canım yanıyordu ama belli etmek istemiyordum.

Valerius tahmin ettiğimden bile daha dikkatli ve nazik davranıyordu, işi bittikten sonra başka bir kuru bezi alarak yaramın etrafına dokundur çek yaparak silmeye devam etti.

"Mühür bozuldu" dediği zaman gözlerimi açtım, ne söylemem gerekti şimdi? Caspian ile olan buluşmamızı bilmesi gerekiyor mu bilmiyorum. Şimdi öğrenmişim gibi yaparsam yalan söylemiş olacaktım, ona ihanet etmeyi düşündüğümü anladıysa bunu da anlayacaktı.

"Biliyorum" dedim fısıltıyla, kuru bezi bir kenara bırakarak başka temiz bez aldı, kapatma işlemini yapıyordu "Caspian ile çok yakınsın" sesindeki iğneleyici tını yakalamıştım. Yanılmamıştım, zaten onunla birlikte olduğumu biliyordu.

"Sizin aksinize dürüst" tıbbi bandı yarama yapıştırmaya başlarken konuşmaya devam ettim "Mühür ve korunmaya sahip olmadığımı söyledi, ben de ona bir iyilik yaptım"

"Acısını tazelemek ne zamandan iyilik olarak görülüyor?" Her şeyi biliyordu, ama nasıl? Orada kimse yoktu buna eminim, nasıl haberi olmuş olabilir ki? Malzemeleri toplamaya başlayınca pansumanın bittiğini fark ettim, hemen üstümü giyindim ve düğmelerimi kapatmaya başladım bu sırada Valerius banyoma girdi.

Banyoda olduğu halde yine de beni duyabileceğini bildiğim için "Acısını tazelemek istememiştim" diye söze girdim "Sadece birbirlerine veda edebilecekleri bir son vermek istedim"

Banyo kapısından çıkarken bana bakmıyordu "Senin sorumluluğunda değildi" Gerçekten mi? Neden bu kadar duygusuz olmak zorundaydı ki? Hiç mi hissi yoktu bu herifin, hiç mi aşık olmamıştı ve ya sevdiği birini kaybetmemişti?

"Evet değildi ama yapabileceğim bir şeydi"

Başını sallayarak odadan çıktı, resmen alay ediyordu benimle. Yaptığım şeyin yanlış olduğunu söylemesi yeterli değilmiş gibi üstüne alay ediyordu. Sinirlenmeyecektim, şu an öfkeden patlamak üzere olsam bile sinirlenmeyecektim.

Kütüphanede yarım kalan işimi tamamlamak için odamdan çıktım, saat gece yarısına geliyordu uykum vardı ama yine de o kitabı bugün bulacaktım.

En son ikinci sırada kalmıştım, ışığı yakmak yerine elimde tuttuğum avuç içi kadar olan mumluğun küçük ışığı ile kitapları inceleyerek ilerliyordum. Farklı konularda bir sürü kitaplar vardı ama aradığım kitap kesinlikle yoktu.

Geçen üç saatin ardından, inatla yumulan gözlerimi aldırmadan altıncı sıraya geçtim. İlk raflarda görünmüyordu esneyerek ikinci rafa geçtim kitapların ortasında kırmızı kalın kapaklı kitabı görünce gülümsedim, üzerine altın renklerle yazılan 'Safkanlar' bütün uykumu kaçırmıştı. Kitabı dikkatlice rafından aldım ve şöminenin yanında ki siyah yuvarlak masaya bıraktım, sayfaya dökülen satırları rahat okuya bilmek için mumluğu kitabın yanına koydum ve ilk sayfayı çevirdim.

Yazılardan çok görseller karşılamıştı beni, safkanları canavar olarak tasvir etmiştiler. Bazı çizimlerde kadınları uzun tırnaklı, kırmızı parlak gözlere sahip olarak tasvir ediyorlardı. Uzun saçlarını keserek vampirler üzerinde yarattıkları etkinin azaldığı düşünmeleri ayrı bir saçmalıktı.

Rüyamda gördüğüm kanatlı hançerin çizimleri de vardı. Onları öldüren tek nesne olduğu vurgulanıyordu. Masum bebekleri bile iğrenç tasvirlerde çizmiştiler, çok mide bulandırıcı bir durumdu. Çizimlerin hepsinde kadın tasviri kullanılmıştı, sonunda bilgilerin olduğu sayfaya geçtim.

Hipnozlarının etkisinin çok güçlü oluşundan bahsediliyordu, hatta bir safkanı yakalayarak üzerinde deneyler bile yapmışlar. Safkan avında bu şeyin sadece kadınlarda göründüğü not edilmişti. Çizimlerde neden hep kadınların tasvir edildiğini şimdi anlıyordum.

Bir kaç sayfayı daha geçtikten sonra Leydi'nin görseline benzer bir çizimde durdum, not olarak yaralarının iyileşmesi için olan biyolojik sürecin insanlarla aynı olduğu yazılmıştı. Nasıl yarandıkları hakkında bilgi yoktu, sonradan safkan olunamıyordu bu doğuştan gelen bir durumdu.

Sıradaki sayfada her dolunay gecesi safkan kokularını bastırmak için yaptıkları ritüelin içeriği yazılmıştı. Kim bilir bu bilgileri öğrenmek için nasıl işkenceler vermiştiler.

Diğer sayfaya geçerken öldürülen son safkanın isminde gezindi parmaklarım. İsmi kırmızı mürekkep kalemle yazılmıştı kitaba, el yazısı diğerlerine kıyasla farklıydı. Bunu başka biri yazmıştı, bizzat kendisi tarihe düşürmüştü bu ismi.

Safkan soyunun son taşıyıcı varisi diye hitap etmişti ona, görseli diğerlerine göre çok özenli resmedilmişti. Normal bir insanın portresi çizilmişti. Gözleri hüzünle bakıyordu, dudakları ise hafif tebessüm ediyordu.

Safkan soyunun son taşıyıcı varisi: Lavi Aeterna

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18