8. bölüm · Vebal-i Ahmer
Kalbe serpilen şüphe
Medya: Balo gününden Valerius ve Alçin
Ben ecelimin elini tuttum, dans ettim, gözlerinde gördüm yansımamı. Ben ecelimin kollarında öldüm, üstelik henüz kanım kurumamıştı ellerinde. -evaysn
Üzerime yığılan Valerius'a baktım şaşkınlıkla, öylece donup kalmıştım ne yapmalıydım? Nasıl tepki vermeliydim bilemiyordum. Ellerimi çekersem yere yığılacaktı ama benden desteklenerek ayakta kalmasına da içim el vermiyordu.
Kapıyı ayağımla iterek kapattım Valerius'un kolunun altındayken beline sarıldım ve oturma odasına doğru ilerledim. En kısa sürede bu durumdan kurtulmak istiyordum kanepenin üzerine üstümde ki yükü gelişi güzel attım. Evet ondan bahsederken bir yük olarak bahsedecektim.
Sırtını kanepenin koltuğuna dayayarak dik durmaya çalıştı ama o kadar bitkindi ki istediği kadar dik dursun yine de aciz bir durumda olduğu belli oluyordu. Daha bir kaç saat önce dans ederken içime korku tohumu serpen bu şahıs şimdi benim yardımıma muhtaçtı. Sahi, ne olmuştu buna? Neden bu hale gelmişti?
Yarı açık gözleri beni bulunca, daha fazla ayakta durmayarak tek kişilik koltuklardan birine oturdum. İfadesiz yüzüm onun bitkin, ter içinde kalmış yüzüne savaş açmışdı, dik dik bakmakdan başka bir şey yapmıyordum.
Rahatsız edici sessizlik odaya hükm ederken, ne o konuşuyor ne de ben bir şey söylüyordum. Bazen bana bakıyor daha sonra canı yanıyormuş gibi yarı açık gözlerini sıkıca kapatarak yüzünü buruşturuyordu. Dikkatimi gömleğinin açıkta kalan kısmından görünen kolu çekti, ince ve kalın damarları derinin yüzeyine çıkacak kadar siyahlaşmış ve kabarmıştı.
"Susuzluk" görünüşüne kıyasla sesi güçlü çıkıyordu.
"Ne zamandır beslenmiyorsun?" Gözlerim daha kollarında oyalanıyordu, ilk kez susuzluk çeken vampir görüyordum.
"İki aydan çoktur" yerinde kıpırdanıca yüzüne baktım "Zihnine girmek beni yoruyor" diye fısıldadı.
"O zaman çık zihnimden" benim sesim onun sesine kıyasla daha yüksek çıkmıştı.
"Başka türlü seni bana getiremem" bakışları beni bulduğu sırada gözlerimiz kenetlenmişti.
"Zaten sana gelmiyorum" yutkundum "unuttun mu? Sana savaş açtım"
Dudağının bir kenarı yukarı kıvrıldı, bakışlarını benden çekti ve az önce izlediğim koluna baktı. "Bu beni öldürmez Alçin, beni bu şekilde öldüremezsin"
Girmemem gereken o yola giriyordum "Seni ne öldürür?"
"Bir çok şey"
"Mesela?"
Bana baktı, kararanlığı parçalara bölmüşte o parçalardan birini gözlerine hapsetmişti sanki, kömür gibi siyah gözlerinde yansımamı görüyordum, bir parça karanlığın beni yuttuğunu hissedebiliyordum. Ben ecelimin gözlerinde gördüm yansımamı.
"Karşılığında ne alacağım?"
İşte şimdi önemli konuya gelmiştik, ona öyle bir şey sunmalıydım ki geri çeviremesin ve ben bu hikayenin sonunda yaşamak için bir adım öne geçebileceğim bilgiyi alabileyim. "Dürüst olacağına neden inanayım?" sorusuna soruyla cevap verdim
"Mortem sözü" diye mırıldandı
"Önce bilgi" ellerimi göğsümün altında birleştirdim.
"Zorlama"
Gereksiz inadına alayla güldüm "Susuzluk çeken ben değilim, kabul et Valerius şu an benimle pazarlık yapacak durumda değilsin"
"Ateş" bıkkınlıkla cevaplarken acı içinde yerinden dikilerek oturur pozisyonunu aldı.
"Ateş tüm vampirler için geçerli, başka?" Çıtayı zorluyordum, farkındaydım ama şu an bana zarar verebilecek halde değidi.
Valerius bir anda yanımda belirip ellerini boğazıma sardı. Sıkmıyordu sadece baskı uyguluyordu, refleks olarak kafamı koltuğun başlığına yasladım. Korkmuyordum, aksine cesaret hissi kanıma karışıyordu ama bir o kadar da şaşkındım. Daha az önce ayağa kalkacak halinin olmadığını düşünüyordum, şimdi eli boğazımda bana bakıyor ve hırsla burnundan soluyordu.
Dişlerinin arasında "Kanım" dedi Valerius. Yüzümde aldığım cevaptan tatmin olduğumu belirten gülümseme oluştu. Ondan en büyük sırrını almıştım, kendi kanında boğulmanın onu yok edebileceğini öğrenmiştim. Bu bilgi, avucumda tuttuğum bir yaşam, bir nefesti.
Elini boğazımdan çekerken bileğimi yavaşça ona uzattım. Bu eylemim karşısında ilk önce şaşırmıştı daha sonra gözlerindeki o vahşi, kontrolsüz parıltı aslında en başından bunu istediğini ele vermişti.
"Susuzluğunu gidere bilirsin"
Bileğimi kavradığında, parmaklarının buz gibi soğukluğu tenimi dağladı. Burnunu önce bileğime sürttü, derin ve sarsıcı bir nefes aldı. Tenimin kokusunu, damarlarımda akan o sıcak ve taze yaşamı içine çekiyordu.
Bakışlarımız son bir kez birleşti. Dudaklarının arasından bembeyaz ölümcül dişleri göründü. Dişleri tenime gömüldüğü an, kısa ve keskin bir acı fırtınası vücuduma yayıldı. Bileğimdeki o ince derinin delinişini, kanımın onun dudaklarına ilk temasını, iliklerime kadar hissettim.
Her yudumunda, içimden bir parçanın ona aktığını, onun o bitkin bedeninin yavaş yavaş güçle dolduğunu duyumsuyordum. "Senden nefret ediyorum" diye fısıldadığım sırada bakışlarımı tavana diktim tırnaklarımı koltuğun kenarına geçirmiştim.
Valerius benden besleniyordu, benim canımla can buluyordu. Bu bir anlaşmaydı. Ben onun zehriydim, o ise benim ecelim.
Valerius, dişlerini bileğimden yavaşça çektiğinde odadaki o ağır, metalik koku havada asılı kaldı. Dudağının kenarından sızan kanımı parmağıyla silerken artık daha dinç ve mermer görüntüsünü elde etmişti.
Aramızdaki sessizlik, bir savaş meydanındaki ateşkes kadar kırılgandı. Bana borçlu değildi, bunu ikimiz de biliyorduk. O bana, canını ellerime teslim edebilecek o karanlık sırrı vermişti. Ben ona sadece birkaç yudum yaşam vermiştim.
"Pazarlık bitti" ayağa kalktığımda sendeler gibi olmuştum. Valerius kolumdan yakaladığı sırada dengemi korudum. "İyiyim" yeniden yerime otururken sadece yarabandı almak istemiştim.
Valerius, gömleğini düzeltip kapıya yönelirken arkasına bile bakmadı. Ben ise koltukta, hafifçe dönen başımı arkaya yasladım ve gülümsedim. Kapının kapanma sesi geldiğinde gittiğini anlamıştım. Gözlerimi kapattım, biraz uyumak ve yarın güzel bir gün geçirmek istiyordum.
Sabah gözlerimi açtığımda ilk aklıma gelen koltukta uyuduğum için boynumun tutulmasıydı ama aksine boynum çok rahattı dikeldiğimde sert yüzey yerine yumuşak yatağımda olduğumu görünce kaşlarımı çattım.
"Ne ara odama geçtim ben" gözüm bileğime takıldığı, iki küçük nokta izi vardı. Banyoya geçtim suyu en sıcak dereceye ayarladım, buharlar banyoyu sararken sıcak suyun altına girdim.
"Koruma altında olduğumu biliyor mu acaba" en sevdiğim şeylerden biriydi kendi kendime konuşmak.
Gerçekten, hiç bununla ilgili bir şey söylemedi. Sargon bana zarar vermek için yaklaştığı an koruma altında olduğumu anlayacağını söylemişti. Acaba anlamıştı ama söylemek mi istememişti? Peki ya hiç zarar vermek istemediği için anlamadıysa?
"Ritüel zamanı bana ulaşmıştı, koruma altına alındığımı en baştan biliyordu"
O zaman neden içimi kemiren bir şeyler vardı? Yanlış giden bir şeyler vardı, neden dün gece bana geldi mesela? Neden başka birinin kanından beslenmedi? Kimse mi razılık vermedi kanından beslenmesine? Bilmiyordum, bu soruların cevapları bende yoktu. Suyu sinirle kapattım, üzerime bornozumu geçirdim saçlarımıda havluya doladıktan sonra odama geçtim.
Meva daha gelmemişti, hiç mesajda atmamıştı. Telefonu komidinin üzerinden aldım, kendimi sırt üstü yatağa atarken rehberden Meva'yı aradım.
Dördüncü çalışta açmıştı "Merhaba" diye mırıldandı uykulu sesiyle
"Yaşıyorsun"
"Hı hı, seni ararım" küçük bir esneme sesi "Evde ol birazdan oraya geleceğiz" Kiminle geleceklerini soracaktım ki yüzüme kapattı, bir kaç bildirime daha baktıktan sonra Yazkı'dan gelen mesaja baktım
Yazkı: Bugün kafeye iki kişi geldi, bir kaç anlamsız soru sordular. Doğrusu görüntüleri hiç iç açıcı değildi, rahatsız ediciydiler. Daha sonra kafeyi uzun uzun izlediler ve gittiler. Yine gelirlerse sana haber edeceğim.
Ben: Merhaba, geldiklerinde resimlerini bana atmayı unutma, belki tanırım. Kendine dikkat et, dertleri para olursa kasada ne varsa ver. Canını tehlikeye atmak gibi bir saçmalık yapma.
Yazkı kafeye çok iyi bakıyordu, bazen gün içerisinde mesajlaşıyor geçmiş günlerimizden konuşuyorduk. Belki de her şey planlaydı ama Yazkı'nın hikayesi çok gerçekti. Gelen bildirim sesiyle düşüncelerimden sıyrılıp tekrar ekrana baktım.
Yazkı: Merak etme, çok itaatkar olacağım (şüpheli)
Yazdığına küçük bir kahkaha attım
Ben: Sana inanmak istiyorum (çaresizlik)
Eminim ki o da cevabıma gülmüştü, telefonu komidine koyub dolabıma yöneldim.
Beyaz, yüksek bel sallaş pantolonumu giyindim. Üzerime ise beyaz dar büstiyerimi geçirdim, bileğim açıkta kaldığından üstüme ince parçalı açık mavi çizgili gömleği giyindim ve önünü açık bıraktım. Saçlarımı taradıktan sonra, kurutma işlemimi tamamladım. Açık bırakmak en iyisiydi, zaten saçımı açık olurken daha çok severdim.
Bir şeyler atıştırmak için aşağı indim ama masanın zaten kurulu olduğunu görünce şaşırdım. Tamam dün masa böyle değildi, bu ne oluyor şimdi? Önce yatakta uyandım ve şimdide üzeri kahvaltılıkla dolu masa skandalı. Dikkatle parmağımı çaydanlığa dokundurdum hâlâ sıcaktı. Anlam veremiyordum, evde tek değilmiydim? Seslenmek için dudaklarımı araladım ama sustum.
Düşünmeye devam ederken sandalyeme yerleşince çayımı doldurdum, zeytinden ağzıma atarken tabağımı doldurmaya başladım. Yorgundum ve bu kurulu sofra bana ilaç gibi gelmişti, ekmeğime çilek reçelini sürdüm kapının açılma ve kapanma sesi geldiği halde reçeli sürmeye devam ettim.
"Gel Meva, harika bir sofra var" ekmeğimden kocaman bir ısırık aldım.
"Beğendiğine sevindim" Kulaklarıma dolan sesi tanımıştım, çiğnemeyi durdurdum bakışlarımı kapıya yaslanan Valerius'a çevirdim. Ağzımdaki lokmayı zar zor yutmuştum, tüm iştahım kaçmıştı. Yüzü yine her zaman olduğu gibi ifade barındırmıyordu, duvara bakıyormuş gibi boş ve anlamsız gözlerle bana bakıyordu.
"O zehirliydi" gözleriyle elimde tuttuğum çilek reçelli ekmeğimi işaret etti, o an sinirden ekmekten kocaman bir ısırık daha aldım.
"Öylemi?" Çiğnerken bir yandan sinirle konuşuyordum "Beraber ölürüz o zaman"
Kaşları çatıldı "Anlamadım"
"Sana sadece bir soru soracağım, ama dürüst ol" çayımdan bir yudum aldım. Bu sırada Valerius başını salladı.
"Korunma altında olduğumu biliyor muydun?" Sorumla birlikte çatılan kaşları havaya kalktı. Önümde iki ihtimal vardı. Birincisi ifadelerini çok iyi kontrol ettiği için yalan söylediği anlaşılmıyordu, ikincisiyse gerçekten korunma altında olduğumu bilmiyordu.
"Bilmiyordum"
Güldüm "Yalan söyülyorsun"
Masanın diğer başında ki sandalyeni çekip oturdu "Yakışıklılığım karşısında salaklaşıyorsun"
Şaşkın gözlerle ona baktım "Farkındaysan konumuz senin yakışıklı olman değil"
Dudağının kenarı kıvrıldı "Beni yakışıklı buluyorsun yani"
"Evet" dedim sinirle çok geçmeden söylediğim şeyi farkettim "Hayır!" Diye bağırdım. İnkar etmek için geç kalmıştım çünkü Valerius artık sırıtarak beni izliyordu.
"Tanrım!" Dedim sinirle işaret parmağımı ona uzatım "Senden nefret ediyorum"
Sırıtışı hâlâ yüzündeyken ilk sorumu cevapladı "Korunma altında olduğunu bilmiyordum" işaret parmağının boğumuyla burnunun ucunu yukarı doğru sertçe sürttü, artık gülmüyordu.
Gözlerimi masaya diktim, bir yere odaklanırken daha rahat düşünebiliyordum. "Bana zarar vermek istemedin yani"
"Sebebim yok" sesi kendinden çok emin çıkıyordu. "Ayrıca" kollarının göğsünün altına dolayıb masaya eğildi "Hayatım şimdilik senin kanındayken neden sana zarar vereyim?"
Yüzüm gerildi, çok doğruydu. Bunu nasıl düşünememiştim "Ben" diyebildim sadece.
"Gece sana çok sert davrandığımı düşündüm, buraya geri döndüğüm zaman kanepede uyuyakaldığını gördüm. Rahat uyuya bilmen için yatağına yatırdım seni"
Masadan gözlerimi çekip ona çevirdim "Sen miydin?"
"Hm" onaylayarak başını sallamıştı. "Şu an vücuduma uygun olan beslenme kanını bulmakta zorluk çekiyorum, seni bulmuşken neden seni öldüreyim?"
"Ama dedile-" lafımı kesti
"Alçin" dudaklarından dökülen ismim kulağıma o kadar hoş gelmişti ki kendime kızdım "Bu kasabada kimseye güvenme"
Başımı dikleştirdim "Sanada yani"
Burnundan güldü "Bu tamamen senin kararın ama..." gülüşü daha çok genişledi "...Eski dönemlerimde bana hayran olan kadınların hiçbir zaman güvenlerini boşa çıkarmamıştım"
Gözlerimi devirdim "Ritüel günü" madem konuşuyorduk bugün kafamdaki tüm sorular cevap bulacaktı "Zihnimdeydin, siyah bir silüet olarak görünüyordun"
"Ben değildim, silüet olarak zihnine giremem" yalan bile söylese asla yüzünden anlayamazdım, donuk ifadesi boş bakan gözleri onu anlamam için asla yardımcı olmuyordu.
Rahat tavrı yavaştan sinirlenmeme neden olurken verdiği cevap karşısında elim kalbime gitti. "Hançer" diye fısıldadım "O gerçekti"
"Ben değildim" Sinirden köpürmeye başlıyordum artık, kolları daha göğüs altında birleşikken geri sandalyesine yaslandı "Ben doğuştan vampir veya sonradan vampir olmadım Alçin, ben rahime bile düşmedim. Bana inanman için hikayemi öğrenmen lazım"
"Ama" diye öfkeyle itiraz ettim "Dün gece zihnime girmenin seni yorduğunu söyledin, buna eminim!"
"Evet söyledim, ama ben silüet olarak zihninde cilt attım demedim. Sadece ses olarak sana ulaşmaya çalışıyordum. Demek ki ritüel zamanına denk gelmişim"
Tek kaşımı kaldırdım, şüpheyle "Tesadüf yani?" diye sordum
"Kanına ihtiyacım vardı, durum kötüleşmeden sana ulaşmam yanıma getirmem gerekti. Yapamadım, bana durduk yere savaş açtın"
Sinirle bağırdım "Rituel zamanı gözlerimi açmam için çabalıyordun!"
"Ben değildim diyorum!" O da aynı şekilde bağırmıştı. Nefes aldı sesi daha sakin ton yakalamıştı "Son kez söylüyorum, kanına ihtiyacım var gözlerini açarak seni öldürecek kadar aptal değilim"
"Gitsen iyi olacak, birazdan gelecekler" sadece başını salladı, küçük bir esinti ve tek başımaydım.
Hangisi yalancı?
Bilemiyorum
Ya düşman yanı başında olansa?
Meva bana zarar vermez, ona güvenim tam.
Sargon veya Alaric peki?
Bilemiyorum
Ya Sargon Meva'nın karşısına bilerek çıktıysa, onu kullanıyorsa.
"Sus artık!"
"Alçin" gözlerim kapıya kaydı. Meva gözlerini kocaman açmış bana bakıyordu. "iyi misin?"
"Evet" diye mırıldandım "Çay?"
Sofraya baktı daha sonra endişeyle yeniden bana baktı "Hayır midem çok kötü"
"Hastalandın mı?" Hemen ayağa kalkıp elimi Meva'nın alnına dokundurdum "Gayet normal gibi"
"Hasta değilim, otur Alçin. Dün bir sürü şey öğrendik hepsini seninle paylaşmamız lazım"
Sargon ve Alaric içeri girince ekip tamamlanmıştı. Oturma odasına geçtiğimiz zaman hepimiz orta sehbanın etrafında oturduk. "Ne öğrendiniz?" Merakıma yenik düşmüştüm, ilk konuşan yine bendim.
"Valerius'un lanetini" söze giren Alaric oldu "Ve nasıl öleceğini" devamını Sargon getirmişti.
Son hamle ise Meva'dan geldi "Seni Valerius'un yanına göndermemiz lazım Alçin"
O sırada Valerius'un o uyarısı geldi aklıma. Bu kasabada kimseye güvenme.
"Neden?" Diye sordum.
"Çünkü Valerius sadece kendi kanıyla ölebilir"
Bu bildiğim bir bilgiydi, dün kanım karşısında elde ettiğim altın bilgi şu an sıradanlaşmıştı. "Tamam ama ben ne yapacağım?"
"Önce güvenini kazanacaksın, kanından içecek daha sonra sen onun kanından besleneceksin burda dikkatli olman gerek ki farketmesin çünkü ikinci kere senden kan içerken-"
"Kendi kanını içmiş olacak" Sargon'un cümlesini ben tamamladım.
"Kesinlikle" diyerek onayladı beni.
"Sizce de çok kolay değil mi?" İçimde oluşan şüphe beni tedirgin etmeye yeterliydi.
"Bazen her şey çok kolaydır, bu bilgiyi öğrenmeden önce bizim için her şey karmaşık bir hal almıştı ama öğrendikten sonra çok mantıklı geldi" Alaric'in gözleri bugün çok farklıydı.
"Valerius'un laneti ne?" Sesim titrerken duraksadım, neden sesim titremişti. Birileri fark ettim mi diye çaktırmadan bakınırken Meva'nın gözleri ile karşılaştım. Doğrudan bana bakıyordu, gözlerinden bir hüzün geçtiğini gördüm.
"Onu sonra anlatırız, seni nasıl Valerius'un yanına yaklaştırırız onu düşünmemiz lazım"
Alaric'e baktım "Ben hallederim onu, başka bir şey var mı?"
"Ama-" diye reddettiği sırada
"Ben hallederim" diye tekrar ettim bu sefer sesim daha net ve kararlı çıkmıştı "Başka bir şey var mı?" bu konuşmanın bitmesini istyordum, daha fazla yanlarında olmak istemiyordum. Odama gitmek balkonumdan uçsuz bucaksız olan ormanı izlemek istiyordum.
Alaric konuşmak için ağzını açarken Meva "Şu an yok" diyerek gitmem için yardımcı olmuştu, ona minettarlıkla baktım. Bakışımı yakalamıştı ve 'rica ederim' der gibi hafifce gülümseyerek karşılık vermişti.
"İyi, odamdayım" hemen ayağa kalktım ne zamandan beri sıkmaya başladığımı bilmediğim ellerimi gevşeterek küçük yumruğumu açtım. Odama varınca bütün öfkemi kapıdan çıkıyormuşum gibi sertçe kapattım.
Ağlamak istiyordum, neden ağlamak istiyordum? Boğazımda oluşan yumruyla ellerim boynuma gitti, göğsüme yayılan acı nefes almamı zorlaştırıyordu. Temiz havaya ihtiyacım vardı, balkonun kapısını açtım kendimi korkuluklara yasladım. Derin derin nefesler almaya çalıştım.
Kapının açılma sesini duyunca, kendimi toparlamaya çalışmadım. İyi görünmek istemiyordum, güçlü görünmek istemiyordum. Neysem o olmak istiyordum. Şu an kötü mü hissediyorum? o zaman herkes kötü olduğumu görebilir, yalandan rol kesmek istemiyordum.
Belimde hissettiğim elle birlikte Meva'ya ait olan ses kulaklarıma doldu "İyi misin?"
Gözlerim doluyordu, ne oluyordu bana? Konuşamıyordum, zaten konuşmakta istemiyordum. Sadece başımı iki yana salladım.
"Alçin" sırtımı sıvazladı "Neler oluyor? Neden üzgünsün?"
"Bilmiyorum" diye fısıldadım, yutkunmak çok zordu, her yutkunuşumda boğazıma iğneler batıyordu.
"Açi aşık mı oldun sen?" Diye sorunca dolu gözlerimle ona baktım
"Tabii ki hayır, ne alaka?!" ondan nefret ediyordum. Ecelime aşık olmak aptallık olurdu. Ben bu hikayenin sonunda yaşayan taraf olmak istiyordum.
"Ee o zaman?" Bakışları o kadar masum görünüyordu ki, ondan şüphelendiğim için kendime kızdım. Meva'ya karşı şüphe edemezdim, herkes bana yalan söylerdi ama Meva asla...
O an sadece sarılmak istedim, ve hiçbir şey söylemeden Meva'ya sarıldım. Aynı şekilde o da beni sarıp sarmaladı. "Bebeğim benim" dedi saçlarımı severken "Keşke seni bu durumdan çekip çıkarabilseydim"
Küçük bir hıçkırık kaçtı dudaklarımdan, canım yanıyordu. Sanki bana karşı komplo kuruluyordu, sanki hedef en başından benmişim gibi hissediyordum. Çok üzgündüm. çok mutsuzdum. Sanki ruhum her şeyi biliyordu. Başıma gelen, gelecek olan her şeyi bildiği için ağıtlar yakıyordu bana, üzgünlüğüm bu yüzdendi sanki. Ruhum ağlıyordu ve ben de ağlıyordum.
"Sadece bana güven Alçin" ayrılıp yüzüne baktım "Kim ne derse desin, sadece benim dudaklarımın arasından çıkan sözlere ver dikkatini"
"Neden böyle söylüyorsun?"
"Çünkü gerekirse senin için canımı veririm" ellerini saçlarımda gezdirdi "Sadece bana güven"
Sadece Meva'ya güven...
"Valerius ilk kanı dün içti" gömleğimin kolunu yukarı sıyırdım ve iki diş izini Meva'ya gösterdim.
"Şerefsiz piç! Onu geberteceğim"
"Ben teklif ettim" dedim aceleyle "Çok bitkindi, karşılığında onu öldürüceğim bir bilgiyi elde ettim ve kanımdan biraz beslenmesine izin verdim"
"Ne öğrendin" diye sordu heycanla, fevriliği yatışıyor kendini dizginlemeyi başarıyordu. "Sizinle aynı şeyi, kendi kanı onu öldürüyor"
"En azından Alaric doğru bilgi vermiş" düşünceliydi, şüphe tek benim için geçerli değildi. Meva'da şüphe duygusuyla baş ediyordu, o da güveneceği insanları tartıyordu.
"Sende mi-"
Eliyle ağzımı kapattı şşş" dedi aceleyle, başını kapıya çevirdi ve dinlemeye başladı, benim duymadığım bir şeyi duyuyordu. Biraz böyle kaldıktan sonra elini ağzımdan çekti. "Bugün Sargon'da kalacağım, yarın seninle kasaba dışında buluşalım. Bazı şeyleri konuşmanın zamanı geldi" Cevap vermemi beklemeden yanağıma sulu bir öpücük kondurdu ve hemen odadan çıktı.
Büyük ormana baktım, elim kalbime gitti acı oralarda bir yerdeydi. "Sen değilsen kimdi?" Diye fısıldadım "Kim beni öldürmek istedi?"
