Vebal-i Ahmer kitap kapağı

3. bölüm / 25

Vebal-i Ahmer

Beklenmedik yolculuk

Vaveyla Yazarı: Evaysn 🪷

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: Beklenmedik yolculuk

Medya: Meva Kamer
Beni ölümün pençesinden kurtardı, meğer kendisi ecelim olmak için savaş veriyormuş. -evaysn

Gözlerimi açtığım zaman planlarımın istediğim gibi gitmediğini farketmem çok uzun sürmemişti.

Ağzımdan çıkan minik bir küfürle yatakta oturur pozisyonu aldım, açık kalan pencereden gözümü oyan güneşe homurdanmayı ihmal etmemiştim. Planda birkaç saat uyumak ve daha sonra Meva'nın gönderdiği kıyafetlere bakmak vardı ama ben koca bir geceyi uyumakla geçirmiştim.

"Ahh" yeni bir aydınlanma yaşayarak elimi anlıma vurdum "kıyafetler" Meva çok pis trip atacaktı, hemen telefonuma uzanarak mesajlara baktım. Bir kaç kıyafet modeli atmıştı daha sonra benden haber alamayacağını anladığında vazgeçmiş olacak ki 'Yarın uyanınca bakarsın bebik' diye not düşmüştü.

Hemen görüntülü aradım, işaret parmağımı sitresten kemirirken arama dördüncü çalışta açıldı.

"Merhaba" yüzünü yastığa gömdüğünden dolayı sesi boğuk çıkmıştı. Anlaşılan bugün alarm rolünü ben üstelenmiştim.

Yavru köpek bakışlarım Meva'nın üzerindeydi, dudaklarımı hafif büzerek "Üzgünüm, sadece biraz uyuyacaktım"

"Saçmalama" diye homurdanırken yataktan kalkmaya başlamıştı "Kıyafetlere baktın mı?" Arama devam ederken yeniden gönderdiği resimlere bakmaya başladım.

Üç seçenek göndermişti. İlki kırmızı renge sahipti, ince kol askılığı vardı. Vücudu saran modeldi ve göğüs kısmında çok derin olmayan v dekolte mevcuttu. Belden itibaren aşağıya doğru genişleyen uzun tül etekleri vardı. Model olarak gayet güzeldi ama çok sade duruyordu, kesinlikle Meva için uygun değildi.

Diğer seçenek daha çok 1950 yıllarının kırmızı halı zamanlarını temsil ediyordu. Altın renkli simli parlak bir kumaşa sahipti. Bu elbiseninde eteği uzundu ama çarpıcı detayı omuzlardan başlayıp yerlere kadar sarkan devasa, krem-bal rengi yapay kürk etollerdi.

Son seçenek ise gece mavisi rengine sahipti. Gotik havası vardı. Kesinlikle Meva'nın siyah uzun saçlarına çok yakışırdı.

Elbise tahminimce kadife parçadan yapılmıştı, omuzları açık bırakan kesime sahipti ve dantel şerit ile omuz detayı tamamlanmıştı. Vücudu sıkıca saran korse kısmı silüeti vurgulayan yapıya sahipti. Korseyi boydan boya süsleyen karmaşık, gümüş ve ya kalay rengindeki metalik nakışlar, sarmaşık dallarını andırıyordu. Bileklerden itibaren açılan, şeffaf ipek şifondan yapılmış geniş 'balon kollar' dramatik görüntü veriyordu. Belden aşağı organze ile desteklenen kabarıklığa sahipti.

Meva güzel bir kadındı. Uzun siyah saçlara sahipti ve zümrüt gibi yeşil gözleri vardı. Her elbiseyi çok iyi taşırdı ama sonuncu seçenek bir başkaydı.

"Gece mavisi" dediğimde karşı tarafdan 'evet' diye onaylayıcı bir sevinç çığlığı duyuldu.

"Biliyordum" neşeli çıkan sesi doğru karar verdiğimin kanıtıydı, yerinde zıplayarak sevinmeye devam eden Meva kamerayı odanın başka köşesine çevirip az önce resimde gördüğüm elbiseyi şimdi canlı kanlı kameradan gösteriyordu. Ağzım açık ekrana bakarken kamerayı yeniden kendine çevirdi.

"Bunu seçeceğini biliyordum, o yüzden dün hızlı davranarak ödemesini yaptım. Bu mükemmel parçayı asla başkasına kaptıramazdım"

"Daha bitmedi" dediğinde ekrana daha dikkatli baktım.

Endişeyle "Sakın bana diğer iki elbiseyi de aldığını söyleme"

Kahkaha attı "Ay saçmalama" kamerayı bir göz maskesine çevirdi.

Siyah devekuşu tüyleriyle süslenmiş gotik bir göz maskesiydi. Maskenin kendisi, gece gökyüzünü anımsatan simli bir dokuya sahipti ve tam ortasında küçük, gümüş bir hilal detayı bulunuyordu.

"Harika bir parça" gerçekten mükemmeldi. "Ama" diye mırıldandığımda saçlarımı kaşımaya başladım.

"Ama ne?" Gözlerinde korku vardı, söyleyeceğim şey hevesini kırar diye korkuyordum. Düşüncelerime çok önem veriyordu, eğer bir istisna olsaydı ve o elbiseyi beğenmeseydim kesinlikle geri iade edecekti.

"Sanki biraz..." dudağımı ısırdım "abartılı gibi" resmen ezilerek söylemiştim fikrimi.

"Haklısın" dedi gülerek "ama parti teması zaten bu"

Rahat bir nefes alarak "yani aslında bir balo" son kelimeyi vurgulamıştım

"Evet evet" ellerini sallayarak geçiştirdi beni "parti değil balo" o da benim gibi 'balo' kelimesini vurgulamıştı.

Biraz daha konuştuk ve sonunda telefonu kapattım. Yerimden kalkmalı ve bir duş almam gerekti.

"Üşeniyorum"

Biraz daha tavanla bakışmak isterdim ama kafeyi açmam lazımdı, bir çırpıda üzerimdeki ince battaniyeden kurtuldum. Gözlerim açık olan pencereye kaydı "dün ne zaman açtım ki seni"

Düşünmek istedim ama başım fena ağrıyordu, bunu sonra düşünmem gerekenler listesine ekledim ve doğrudan duşa girdim.

Sıcak bir duş bana iyi gelecekti, yaralarımı saracaktı. Şu sıralar sosyal medyada fazla etkileşim içinde olan bir deyimdi.

Gerçekten de sıcak duş çok iyi gelmişti, sıcak su damlaları vücuduma dokunduğu an rahatlamıştım etrafı yavaş yavaş sarmaya başlayan buharlarsa ruhumu sakinleştiriyordu.

Daha fazla suyu boşa harcamadan haraketlerimi hızlandırdım ve banyomu çabucak yaptım. Zamanında yapılan tasarruflar aslında gelecek nesile bıraktığımız en büyük zenginliklerden biriydi, tabii bunu anlamak ve anlatmak biraz uğraştırıcıydı.

Bu görevi tabii ki üstüme almıyorum çünkü ben fazla üşengeç biriyim.

Acı kahve tonlarında olan boğazlı ve aşağıya doğru genişleyen mini boy ispanyol kollu triko elbisemi üzerime geçirdim. Dizlerime kadar uzanan, koyu kahverengi deri çizmelerimi de ayaklarıma geçirdikten sonra arabamın anahtarını komidinin üzerinden aldım. Kafede bir şeyler atıştıracaktım, krem rengi mini çantamı da aldıktan sonra evden çıktım.

Hayatım bu kadardı işte, işe gitmeden önce tatlıları anlaştığım şirketden alırdım ve sonra kafeye gider tezgahlara yerleştirirdim. Her gün saat 10:00-da kafeyi açardım, kapanma saati tamamen keyfime göre değişirdi. Bilindik ve yıllardır hizmet gösteren bir kafe olduğu için müşterisi de haliyle çoktu.

"Teşekkürler" tatlıları arabama yerleştiren çalışana bahşiş verdikten sonra kafeye yöneldim. Bir şarkılık yolum vardı ve bende rasgele bir şarkı seçtim.

Lord Huron - The Night We Met şarkısı çalmaya başladı.

Dürüst olmak gerekirse yabancı şarkıları dinlemezdim, çünkü anlamazdım ama bilirsiniz bazı şarkılar vardır... ruhunuza işler.

Bu şarkı bunu başaran nadir şarkılardan biriydi, ilk duyduğum zamanlar tercümesine baktığımda daha çok hayran olmuştum.

'Önce sahiptim tamamına' diyordu şarkıda 'sonra çoğunluğu, sonra birazına ve şimdi hiç değilim"

Dolan gözlerime anlam veremiyordum. Acı çekmiyordum, göz yaşı dökmeme sebep olan ve ya hayatımı keskin şekilde etkileyen bir acım yoktu. Evet, ailemi kaybetmiştim ama zamanla bunu da atlatmıştım. Hatta içimi bir huzur kaplamıştı, onların şu an beraber ve mutlu olduklarını biliyordum. Bu bana iyi hissettiriyordu, aslında kendim için üzülmem gerektiğini anlamam çok uzun sürmemişti.

Cehennemi yaşayan bendim, dünya bir cehennemdi.

Kafeye vardığımda hemen tatlıları yerlerine ön tezgahlara yerleştirdim. Kapalı perdeleri açarak içeriye güneşin girmesine izin verdim. Her pencerenin önünde farklı renklerde çiçekler vardı, onları güzelce suladım ve ardından masaları silmeye başladım ilk masa bitmiş ikinciye geçiyordum ki kapının açıldığını belli eden kapı çanının sesini duyunca kocaman gülümsedim.

"Hoş geldiniz" dedim arkamı dönerken, ne yazik ki gülümsemem çok uzun sürmedi "iyi misiniz?"

Düşmek üzere olan kadını kollarından yakaladım, hızlıca bir sandalye çekip oturmasına yardımcı oldum.

"Su" dedim kendi kendime, böyle olaylar beni hep telaşlandırırdı. Tezgahın arkasına geçip bir bardak su doldurdum ve aynı hızlı adımlarla kadına yaklaştım.

"İçin" bardağı dudaklarına dokundurduğum zaman titreyen elleriyle bardağı tutdu ve suyu bir yudumda tamamen bitirdi.

Şaşkın gözlerle baka kalmıştım kadına, neden böyleydi aşırı merak ediyordum ama önce kendine gelmesi gerekiyordu. Bir sandelye çekip yanına oturdum.

Burnunu çekti, gözünden akan yaşı eliyle sildi. "Üzgünüm" dedi ağlamaklı sesiyle.

"Hayır öyle söylemeyin" ellerini tuttum hemen "İyisiniz ya önemli olan o"

Dudaklarından bir hıçkırık çıktı "Ne kadar iyi olursam artık"

"Şahsi hayatınıza dahil olmak istemem ama, sorun ne?" Meraktan ölecektim.

Ağzını açıcakken telefonum çalmaya başladı, zaten bu anlarda hep böyle olurdu. Bıkkınlıkla telefona baktım arayan kişiyi görünce hızla ayağa kalktım.

"Merhaba" dedim heycanla telefon kulağımda karşı tarafdan cevap bekliyordum.

"Merhaba Alçin, yüz yüze konuşma şansımız var mı?"

"Tabii, kafedeyim gelebilirsiniz doktor bey"

"Ne yazik ki hastaneden çıkamıyorum, buraya gelme şansınız var mı. Çok acil bir konu"

Kalbim hızlanmıştı, çok acil bir konu demişti. Demek ki bir şeyler bulmuştu.

"Tabii geliyorum" sandalyede oturan kadına kaydı gözlerim 'kalkın gidin mi' diyecektim şimdi? Bu çok kaba olurdu.

Telefonu kapatırken dudaklarımı ısırdım Tanrım bana yardım et. Bir kapıya bir kadına bakıyordum, karşımda yardıma ihtiyacı olan biri vardı ama kapının diğer tarafında baygınlıklarımın sebebi bekliyordu.

Ağlayan kadına baktım yine "yarım saat" dedim anlık bir kararla "burayı idare edebilir misiniz?"

Ben bile şaşırmıştım kendime, kadın nasıl şaşırmasın ki? Kafeyi tanımadığım birine emanet etmek hiç içime sinmiyordu ama yarım saat içerisinde bence bir şey olmazdı.

Elimle tezgahı gösterdim "tatlılar orada, masalar kalsın ben gelince silerim. Fiyatlar zaten menüde yazılı." Bu sırada çantamı omzuma geçiriyordum "Sadece yarım saat lütfen"

Kadın anlamsız bakışlarıyla etrafına bakındı "Tamam ama.."

Lafını tamamlamaya izin vermeden hemen çıktım kafeden, ama dan önce gelen her şey yalandır.

Arabama binerken gaza yüklenip hızlıca hastaneye doğru yol tuttum, nabzım heyecandan hızlanıyordu. Kelebek uçuşuyordu, sonunda bir sebep vardı. Bunca şey sebepsiz değildi işte.

"Sonunda" sevincle direksiyona vurdum. Keyfim gıcırdı. Kırmızılar bana dar olmuştu, yeşil olduğu an sanki yarışmadaymışım gibi hemen gaza abanıyordum. Telefonuma gelen aramanı hızlıca açtım.

"Kuşumm" Meva'nın mutlu sesi beni daha çok heycanlandırdı. Hemen ona da anlatmalıydım.

"Doktor aradı, hemen gel dedi, ciddi bir mesele dedi" hızlı hızlı konuşmuştum, tek celsede söylemiştim.

Meva'nın yüzü düşerken "Ciddi mi" dedi gerilerek, benim aksime o korkmuştu.

Bir sol daha yaptım ve hastanenin otoparkına yaklaştım "Evet" dedim park alanına girerken

"Tanrım, lütfen kötü bir şey olmasın" gökyüzüne bakıyordu.

"Bana farketmez, netice olarak bir sebebim olacaktı" telefonu elime aldım ve kameraya öpücük gönderdim "Haberleşiriz" cevap beklemeden kapattım.

Koşar adımlarla, gerçek anlamda koşar adımlarla hastaneye girdim. Buraya nadir zamanlarda yürüyerek girerdim, genelde baygın olurdum. Koşarak ilk kez giriyor olabilirdim.

"Doktor bey nerede?" Dedim resepsiyonda oturan kadına, karşımdaki hanımefendi anlamayan bakışlarla "Hangi doktor?" Dedi

"Doktor bey iş-" anında dank etmişti, ismini bilmiyordum ki. Hemen telefonu çıkardım ve 'Doktor bey' kayıtlı numarayı aradım.

"Alçin hanım, geldiniz mi?"

"Evet evet buradayım, nereye geleyim?"

"3 cü kat sola dönünce ilk kapı, bekliyorum sizi"

Bir şey demeden telefonu kapattım ve asansöre yöneldim, üçüncü katı bastım ve beklemeye koyuldum. Acaba hastalığım neydi? Belki de çaresiz bir şeydi.

Neyse ki çok uzun sürmemişti ve üçüncü kattaydım, söylediği kapıya varınca parmağımla bir kere tıklattım ve açtım. 'Gel' sesini duyamayacak kadar heycanlıydım.

"Doktor bey" gülümsüyordum, manyak birisiydim tam bir ruh hastasıydım.

"Alçin hanım" aynı şekilde gülümseyerek karşılık vermişti eliyle masasının karşısındaki koltuğu gösterdi "Oturun lütfen"

Vakit kaybetmeden hemen oturdum "Eee sorunum neymiş" dedim heycanla.

"Alçin" dedi gerilerek, gözleri önündeki kağıda daha sonra bana kaydı ve sonra yeniden kağıtlara baktı "Sorun yok, aksine çok iyisin"

Kelebek öldü, gözlerim ışıltısını kaybetti.

"Ama" dedim anlamayarak "ciddi mesele dediniz"

"Evet, ciddi." Ayağa kalktı ve karşımdaki koltuğa oturdu "Ciddi çünkü, bu psikolojik bir savunma durumu"

"Ben iyiyim, yani psikolojik olarak iyiyim"

"Sana bunu hissettiren zaten beynin, önceden özür diliyorum." Kağıtları önüme koydu "Düzgün bir netice elde etmek için hakkında biraz araştırma yapmam lazımdı ve bazı şeyler buldum, aileni kaybetmişsin. Trafik kazası denilmiş"

"Trafik kazasıydı evet ama anlamıyorum, bayılmalarımla ne ilgisi var bunun? Bir yas sürecinde değilim, onların huzurlu olduklarını biliyorum." Anlamıyordum ve çok üzgündüm, elinden pamuk şekeri alınmış küçük bir çocuk gibi oturup ağlamak istiyordum.

"Travma Alçin" dedi doktor Şeyh son zamanda daha çok arttı çünkü ailenin ölüm yıldönümü yaklaşıyor ve beynin seni olası yoğun bir hisse karşı korumaya çalışıyor. Dürüst olalım, yas tutmama sürecin bayılmalarından kaynaklanıyor."

Gözlerim parmaklarımdaydı aslında evet haklılık payı vardı. Ailemi kaybettikten sonra asla kendime gelemiyordum ve bir türlü toparlanamıyordum sonra bayılmalarım başladı ve devam etti bazen artmaya bazen azalmaya başladı. Her baygınlık sonrası cehennemi yaşadığımı fark ettim ve yas tutma sürecimi bu şekilde bitirdim.

"Beynin seni olası bir duygusal travmadan koruyor, durum tamamen psikolojik."

"Yani iyiyim"

"Yani iyi değilsin" dedi

"Napmam lazım bilmiyorum" gözlerimi parmaklarımdan çekip doktora yönlendirdim. "Ailemle birlikte yaşadığım o evden ayrıldım başka bir ev ayarladım kendime, onlardan bana geriye kalan sadece kafeleri, arabalarını bile satıp kendime başka bir araba aldım."

Ardından aklıma gelen şeyle gözlerimi kocaman açtım "Sakın kafeyi de satın demeyin" aceleyle söylemiştim, sanki olası bir darbeyi önlemek istiyormuşum gibi.

"Tabii ki bunu söylemem" gülüyordu "önerim şu ki, kısa süreliğine bir tatil yapman"

Omuzlarımı silktim "Yorulmuyorum ki"

"Öyle değil, yer değişikliği yap. Başka bir şehire git ve ya küçük bir kasabaya"

"Bu iyi gelir mi?"

"Denemeden bilemezsin" meraklı gözlerle bana bakıyordu.

Aklıma gelen fikirle kaşlarımı çatdım "Kafeyi kime emanet edeceğim?"

"Aslında benim bir tanıdığım var, buraya yeni taşındı ve pek iyi durumlardan geçmiyor. Ona da sana tavsiye ettiğim gibi başka bir yere gitmesini tatil yapmasını önerdim ve o benim yanıma gelmeyi seçti."

"Hiç tanımadığım birine kafeyi emanet edemem, ayrıca sizi bile doğru düzgün tanımıyorum hatta sizi ilk defa görüyorum." Evet onu ilk defa görüyordum

"Beni ilk defa görmekte haklılık payın var, çünkü yeni atandım" dedi gururla "Ayrıca sana onu işe al demiyorum, eğer onaylasaydın sizi tanıştıracaktım ve içine sindiği halde kendi kararınla kafeyi emanet edecektin"

"Arayın lütfen" dedim bir anda, bende şaşırmıştım söylediğime sanki o kararı veren ben değildim ama sustum başka bir şey demedim çünkü o kararı veren yanımın gerçekten bir tatile ihtiyacı olduğunu anlamıştım.

Doktor masanın üzerinde duran telefonu aldı, birkaç tuşa bastı ve hoparlöre aldı. Güven oluşturuyordu ve bu benim hoşuma gitmişti.

"Merhaba Yazkı neredesin?"

"Olanlara inanamayacaksın" dedi karşı taraf

"Neden" kaşları çatılmıştı "bir sorun mu var?"

"Bilmiyorum, rahatsızlanmıştım ve bir kafeye girdim. Şu an iyiyim merak etme. Buranın sahibi bir kadındı ve benimle ilgilendi su falan verdi İşte. Daha sonra bir telefon aldı ve yarım saatlik kafeye bakmamı istedi, şu an buradayım ve onu bekliyorum"

Ağzım açık kalmıştı, bu benim kafemde olan kadındı. Bu denk geliş harikaydı. Ellerimi saçma salak şekilde salladım, amacım doktorun dikkatini çekmekti ki çekmiştim.

Bana baktığı zaman dudaklarımı oynatarak 'Sessize al' dedim ve o hemen dediğimi yaptı. Hızlıca ona sabah yaşananları anlattım, evet doktor beyimizde çok şaşırmıştı.

"Peki sıkılıyor musun?" Dedi doktor yeniden telefona konuşarak.

"Hayır, aksine burası çok tatlı. Masaları sildim, çiçekleri görmen lazım hepsi çok güzel. Sanırım tatlıları bir firmadan anlaşarak elde ediyor, çünkü tatlı yapacak makineler yok"

"Kendine uygun kafe buldun mu bakalım?" Sorusu Yazkı içindi ama gözleri bana bakıyordu.

"Ne yazik ki hayır" sesi çok üzgün çıkmıştı.

Kirpiklerimi onayladığımı gösteriyormuş gibi yavaşca kırptım, buradan gidiyordum ve Yazkı kafeme göz kulak olacak kişiydi. Böylece ikimiz de iyileşecektik.

"O zaman tebrikler Yazkı, şu an oturduğun kafenin sorumluluğu kısmen sana ait."

Daha sonra konuyu uzatmadan her şeyi anlatmaya başladık. Kafeyi satmamıştım sadece bir süreliğine Yazkı'ya emanet etmiştik. Sık sık görüntülü arayabileceğimi söylemişti ve uygun bir aylık bütce karşılığında anlaşmıştık.

Doktor ile vedalaşarak arabaya bindim ve evin yolunu tuttum. Yazkı için tatlı şirketi ile konuştum ve bir süre buralarda olmadığım için tatlıları benim alamayacağımı ve kafeye bırakma hizmetlerini benim içinde uygulamalarını rica ettim. Mümkün olduğu kadar Yazkı'nın işini kolaylaştırmak istiyordum.

Yol boyunca şirketlerle konuşuyor ve her detayın benimle konuşulması gerektiğini defalarca vurguluyordum, bazı evrak işlerini online şekilde halletmiştim. Arabadayken telefon kullanma taraftarı değildim ama gitmek için çok heycanlıydım ve en kısa süre içinde her şeyin tamamlanmasını istiyordum.

Sadece bir imzalık evrak işi kalmıştı, onuda hemen yol üstü hallederek eve geçtim. Dolaptan büyük siyah bavulumu çıkardım, gerekli olacak kıyafetleri içerisine ekledim. Her şeyi almama gerek yoktu çünkü Meva'nın kıyafetlerini sahiplenecektim.

"Salak!" Önemli konuyu unutmuştum. Meva'ya geleceğimi söylememiştim, hemen telefonumu çıkardım ve görüntülü aradım. İkinci çalışta açıldı.

"Bebik, iyi misin?" Dedi telaşla

"Sana bir şey göstereceğim" kamerayı çevirip bavulu gösterdim.

"NE!!" Diye çığlık atınca telefonu kendime çevirdim ikimizde gülüyorduk.

"Yatak odamı hazırla oraya geliyorum" dedim sevinçle

"Tanrım!" Hemen ayağa kalkıp telefonu onu boydan göreceğim bir yere sabitledi ve göbek atmaya başladı.

"Sen delisin" gülerek bavulumun ağzını kapattım. Çantama şarj aletimi, dudak nemlendiricimi, kulaklığımı ve diğer ıvır zıvırları attıktan sonra arabanın anahtarlarını alıp evden çıktım. Kapıyı kilitlerken Meva daha açtığı şarkı eşliğinde göbek atmaya devam ediyordu.

"Burada bekle" telefonu arabanın içerisine koydum ve bavulu bagaja yerleştirdim el çantamı yan koltuğa koyacaktım. Arabaya oturduğumda Meva durmuş soluklanıyordu. Saat 14:50 gösteriyordu.

Meva biraz uzaktaydı ama bu hiç sorun değildi, kuytu köşe bir kasabada yaşıyordu ve ne zaman konuşsak çiçekli yollarını gösterir oranın ne kadar mükemmel olduğundan bahsederdi.

Tek sorunumuz o bölgede vampirlerin yaşama hakkına sahip olmasıydı. Bunu düşünmek istemiyordum, bir şekilde hallederdim bu konuyu. Önemli olan buradan gitmemdi.

"Akşam saatlerine orada olurum, konumu atmayı unutma seni seviyorum"

Karşılıklı öpücük faslından sonra görüşmeyi sonlandırdık ve Meva'nın bana attığı konuma dahil oldum.

"Gidelim bakalım"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

41okunma 13beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18