Vebal-i Ahmer kitap kapağı

14. bölüm / 25

Vebal-i Ahmer

Bir şarap gecesi

Vaveyla Yazarı: Evaysn 🪷

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: Bir şarap gecesi

Öğleni geride bırakmıştık, yapılan uzun toplantının ardından iki vampirin yeniden birbirlerine girmemesi için hızlıca Valerius ile orayı terk etmiş şatoya doğru yola koyulmuştuk. Yol boyunca fazla sessizdi, yüz ifadesini görmek için çaktırmadan kısa bakışlar atıyordum ama ifadesinden birşeyler anlamak neredeyse imkansızdı. Yüzü hiçbir ifade barındırmıyordu, biraz daha uğraştıktan sonra sonunda pes ederek arabanın camından yolu izlemeye başlamıştım.

Olanları düşünüyordum, yanımda duran bu korkunç vampirin eskiden nasıl imtahanlardan geçtiğini düşünüyordum. Önce arkadaşı tarafından yaşadığı hayal kırıklığı ve daha sonra babası sandığı kişiden yediği ihanet kazığı, düşlediği ailesinin gerçek olmaması. Bunlar bilindik olanlardı, daha neler vardı acaba?

Şatonun yoluna girdiğimizde batmak üzere olan güneşten gözlerimi çekip ona baktım. Bu olanlardan sonra durmadan onu izliyordum, kalbimin nefretle atmasını istiyordum ama ona karşı merhamet duygusu yeşertmeye başlamıştım. Bunu istemiyordum ama engelde olamıyordum. Buz gibi anlamsız siyah bakışları yola odaklanmıştı, asırlar boyu yaşayan vampir olarak görünmüyordu. Aksine, günümüzün modern insanları gibi görünüyordu. Bir çok kadının kalbini acıtacak cinsdendi. Yakışıklıydı, kabul ediyorum fazla yakışıklıydı.

Alaric, Valerius'un bir lanet eseri yarandığını söylemişti, küllerden doğduğunu ve bunun gerçek olduğunu gösteren iki ayrıntının olduğunu vurgulamıştı. Ne diye sorduğumda kömürü andıran siyah gözleri ve küllerden oluştuğunu belli eden saç renklerini söylemişti. Aslında bir kızının olması gerektiğini söylediği zaman gözleri dolmuştu. Titreyen sesi hala kulaklarımda, beynimin bir köşesinde dönüp duruyordu.

Araba yavaşladığında vardığımızı anlamıştım, tamamen durduğunda ise kemerimi çıkarıp hemen arabadan inmiştim. Daha sonra Meva ile buluşup arabasını geri teslim etmem gerekti. Şatonun büyük kapısına açılması için biraz güç uyguladım "Lütfen bana kolaylık sağla ve daha rahat açabileceğim bir mekanizma yap şu kapıya" homurdanmayı eksik etmemiştim.

"Tabii efendim, başka bir arzunuz?" onun sesi ise benim aksime alaycı çıkmıştı. "Var" dedim. Bu sırada ana salonun girişinde durmuştuk. Arkamda, benden 'emir' bekleyen Valerius'a baktım "Senin o gece yaptığın çaydan istiyorum"

Bir şeyler söylemek için dudaklarını araladı ama sonra vazgeçmiş olacak ki yeniden dudaklarını birleştirip susmayı seçti. Mutfağa yöneldiği zaman, zaferle gülümsedim. Tabii arkası bana dönük olduğu için bu gülümsemeyi o görmemişti. Zaman kaybetmeden onunla birlikte bende mutfağa girdim ve eski yerime, tezgaha yaslandım.

"Normal besin tüketmek seni rahatsız etmiyor mu?" Onunla konuşmak istiyordum, hatta daha fazlasını istiyordum. Bana bakmasını, beni düşünmesini, sorularıma düşünerek cevap vermesini. Düşüncelerimi susturmak için kafamı iki yana salladım. Tanrım bana ne oluyor böyle?

Benim kalabalık dolu düşüncelerime karşı o sadece "Tüketmiyorum" demişti. Tek bir kelime ve hiç duygu barındırmıyordu. Bitki kurusunu demliğe kaşıkla dökerken "Ama iki fincan var" dedim. "Geçen seferde İki fincan vardı"

"Hm" diye onayladı, sıcak suyu demliğe döktü ve ocağın altını yaktı "Ama içmedim. Sadece sen yalnız hissetme diye fazladan fincan almıştım"

Cevabı beni gülümsetmişti, hatta şu an aptal bir gülümseme gibi göründüğüne emindim. Tabii sırtı bana dönük olduğu için bunu da görmemişti. Teşekkür ederim Tanrım, beni o kadar büyük bir utançtan kurtarıyorsun ki anlatamam.

Ne oldu kalbimde olan nefret tohumuna? Acaba mühürün tesiri mi var bu değişen düşüncelerimde? Hayır, hayır. Saçmalama Alçin. İlk başlarda düşman olarak anlatılmıştı bana, bu yüzden beynim onu tehlike olarak görüyordu. Daha sonra onun yaptığını sandığım bir çok şeyin, aslında onunla hiç ilgisinin olmadığını öğrendim.

Beni buraya sürüklüyen Valerius değil, Alaric'ti. Zihnimde cilt atanda o değildi. Aynı şekilde göğsüme hançeri saplayanın da o olmadığını söylüyordu. Söylediklerine inanıyorum çünkü kanıma ihtiyacı var. Tabii eskiden yaşadığı olaylarda düşüncelerimin değişmesinde etki göstermişti .

Hazır olan çayı fincanlara doldurdu ve önce bana uzattı "Teşekkürler" dikkatlice elinden aldım. Zaman kaybetmeden fincanı burnuma yaklaştırdım ve o muhteşem kokuyu ciğerlerime doldurdum. O kadar harika kokuya sahipti ki gözlerim istemsizce kapanmıştı. "Harika" diye mırıldandım.

"Bir teşekkür" dediğinde gözlerimi açıp ona baktım. Dejavu yaşamıştım, tıpkı geçen gün olduğu gibi. Sebep olarak birazdan kanını verdiğin için diyecektir.

"Niçin?" Diye sordum yine de.

O da benim gibi ocağın olduğu tezgaha yaslandı, artık karşı karşıyaydık. Kollarını göğüslerinin altında birleştirdi ve düz bir sesle "Beni savunduğun için" dedi.

Kaşlarım şaşkınlıktan havaya kalkarken yine aptalca gülümsemiştim. Bunu beklemiyordum, bunu asla beklemiyordum.

"Ve tabii kanın için" diye ekledi.

Cevap vermek yerine sadece fincanımdan bir kaç yudum aldım. Geçen sefer verdiğim cevaptan sonra neler olduğunu biliyordum, yeniden yaşamaya gerek yoktu. Heyecanlanmıştım ve salak gülümsemeyle fincanımdan yudumlar alıyordum.

Gözlerinin benim üzerimde olduğunu hissedebiliyordum, kafasını hafif yana eğerek hareketlerimi izliyordu. Utanmama ve kızarmama sebep oluyordu bakışları. "Eskiden hayatın nasıldı?" Valerius'dan gelen soruyla bakışlarımı ellerimin arasında tuttuğum fincan çekip ona baktım.

"Nasıl yani" dedim hafif tebessümle.

Omuz silkti "Eskiden hayatın nasıldı işte. Ne yapardın, nasıl biriydin?"

Otuz iki diş sırıtmaya başlamıştım yine "Sen benim hayatımı mı merak ediyorsun?" Tepkime karşı kaşları hafif çatılmıştı benim aksime sakin bir sesle "Edemez miyim?" Diye sordu.

"Yani" diyerek kelimeyi uzattım fincanı tezgaha bırakırken "Ailemden kalan küçük bir kafem var, onu işletiyordum. Aslında çokta haraketli bir hayatım yoktu" önüme düşen saçımı kulağım arkasına tutturdum "İşten eve falan yani. Ha Bir de bayılmalarım oluyordu"

Kaşları daha çok çatıldı "Neden bayılıyordun?"

"Bilemiyorum" artık gülümsemiyordum "Doktor psikolojik demişti, o yüzden buraya geldim. Yani Alaric'in oyuncak olan doktoru" canım sıkılmıştı, bayılmalarımın nedeni yine cevapsız kalmıştı.

"Doktorlar ne diyordu?"

"Rapolarım hep temizdi" omuzlarımı silktim "Buraya geldiğimden beri hiç bayılmadım, kim bilir belki de yalancı doktor yanlışlıkla doğru teşhis koymuştur." Dudaklarımı bir birine bastırdım ve rastgele bir yere odakladım bakışlarımı.

"Senin hayatın" dedim düşünceleri savuştururken "Senin hayatın nasıldı?"

"Hep kaçtım"

"Hep mi?" Ona baktım. Kaşları artık düz çizgi halindeydi "Hep" dedi sadece.

"Hüküm düştükten sonra bile mi?" Sesim çok masum çıkmıştı gözlerinin içine bakıyordum merakla. Cevaplamak yerine sadece kafasını 'evet' anlamında sallamıştı.

"Ama neden?" Belimi dayadığım tezgahtan doğruldum, zaten iki adımlık mesafimizin olduğu yerde bir adım attım. Yüzünü görebilmek için kafamı biraz yukarı kaldırdım.

"Çünkü hüküm kimsenin umurunda değildi. Alaric beni öldürmek istiyordu ve hep peşimdelerdi."

Kaşlarım havaya kalktı "Alaric, o çok cani" istemsizce elimi yüzüne dokundurdum, bakışlarının derinleştiğini görebiliyordum. "Keşke" diye fısıldadım "Keşke o zamanlar yaşasaydım" kafamı hafif yana eğdim "Kimsenin sana zarar vermesine izin vermezdim"

Yüzünü yüzüme yaklaştırdığı sırada kalp atışlarım hızlandı, nefesimi tutdum. Yüzüme yayılan sıcaklıktan kızardığımı hissedebiliyordum.

"Ölümlü halinle savaşa mı katılacaktın?" Nefesi yüzüme çarptığında gözlerim bir kaç saniyeliğine kapanıp açılmıştı, tuttuğum nefesimi dudaklarımın arasından dışarıya bıraktım.

Ellimi istemeyerekte olsa yüzünden çektim ve bir adım geri atarak belimi yeniden tezgaha yasladım "Beni dönüştürmene izin verirdim, böylece ölümsüz olurdum"

Şimdi o bir adım atarak mesafeyi kapatmıştı, ellerini her iki yanıma tezgaha yerleştirdi. Mümkünmüş gibi kendimi daha çok tezgaha bastırmaya çalışmıştım. Niye kaçıyordum ki? Deliler gibi çarpan kalbim zaten bu yakınlaşmayı istiyordu, hatta daha fazla yaklaşmasını istiyordum.

Ne kadar arsız bir düşünce

Hayalimde gözlerimi devirdim iç sesime. Şu an onunla uğraşamazdım, bu büyülü ortamı bozmayacaktım.

"Yani benim için" eli yüzüme dökülen saç tutamına gitti "Atan kalbinden vazgeçerdin öyle mi?" Tutamı parmaklarının ucuyla kavradı ve dikkatlice kulağımın arkasına sabitledi. Yutkundum.

Bakışları boynuma kaydığı an, sıcaktan terlemeye başlamıştım. Ellerini çekmek yerine kulağımın arkasına sabitlediği saç tutamının yolunu izledi, parmakları boynuma temas ederken dokunduğu her yer alev alev yanıyordu. içim ürpermişti.

Bakışları gözlerimin içini delerken göğsümün altında biten saç tutamının sonuna gelmişti. "Öyle" sesim çok cılız ve fısıltılı çıkmıştı.

Hafif tebessümle yüzüme yaklaştığı sırada, gözlerim büyüdü. Öpecek mi? Kalbim hızını artırırken nabzım deliler gibi atıyordu, ben bile kendi içimde olanları duyuyorsam o kesinlikle duyuyordu. İşte bu utanmam için harika bir sebepti.

Dudaklarını kulağıma yaklaştırdığı sırada, gözlerim kendiliğinden yavaşca kapandı. Burnunu saçlarıma sürtdü, derin bir nefes aldı. "Kontrolün ben de olduğunu asla unutma" nefesi tenimi tırmalarken sesi kulaklarımdan bilincime dahil olduğu an gözlerimi açtım.

Hızla onu iterken hiç kıpırdamamıştı. Ne demek istediğini anlamam çok uzun süremi almadı, geçen sefer benim ona yaptığımı şimdi o da bana yapıyordu. İplerin kimde olduğunu gösteriyordu.

Tekrar iteklediğim sırada "çekilsene" diye çemkirdim. Ellerini teslim olmuş gibi yukarı kaldırıp geri çekildiğinde yüzünde piç bir gülümseme vardı.

"Bir daha sakın" dedim sinirle, işaret parmağımı ona doğrulttum "Sakın bana bu kadar yaklaşma"

Cevap vermek yerine mutfaktan çıkmıştı. Yani kaçmayı seçmişti. Elimle saçlarımı geriye attım, neydi şimdi bu? Neden bu kadar heyecanlandırıyor beni?

"Saçmalama Alçin" dedim kendi kendime "Saçmalama" diye tekrarladım. Buzdolabından soğuk su aldım ve bir bardağa doldurdum, çok beklemeden suyu kafama diktim. Boğazımdan mideme giden yolda serinleme hissederken, soğuk suyun etkisiyle kafamda sızlamalar hissettim.

Suyu yerine koyarken salondan şarkı sesi gelmeye başladı, dolabı kapattım ve mutfaktan salona geçtim. Valerius'un bir elinde şarap diğer elinde iki kadeh vardı. Kapının pervazına yaslandım, az önceki sinirli halimden eser kalmamıştı. "Işıkları kapat" kadeh ve şarabı masaya bıraktı.

Önce söylediğini anlamamıştım ama mumları yakmaya başladığını gördüğüm an hemen kapının yanında olan ışık anahtarını kapattım. Beklediğim gibi zifiri bir karanlık karşılamamıştı beni aksine mumların ışıkları odaya sıcak, loş bir aydınlatma katmıştı.

Son yaktığı mumu şamdanlığa yerleştirirken bana bakmadan "Sinirin geçti mi?" Diye sordu.

Kapıdan ayrılıp içeri girerken "hm" dedim sadece. Şarkının kaynağına baktığım an gözüme plaklar takıldı, şatoyu hiç doğru düzgün incelememiştim ve bu muhteşem şeyin varlığını şimdi farketmem can sıkıcıydı.

"İstediğin şarkıyı seçebilirsin" ona kısa bakış attıktan sonra hemen plaklara yöneldim "Bakalım tarzın nasılmış bay Mortem" alaycı sesime karşılık, burnundan güldüğünü duymuştum.

Plakları incelerken parmaklarım birinde durdu. Noah Rinker'ın sesinden Save my soul parçasıydı. Dikkatlice pikapa yerleştirdim ve iğneyi plakın üzerine gelecek hizada bıraktım. Melodi odayı sararken Valerius'un yanına yaklaştım. Dikkatle kadehleri dolduruyordu.

"Syrah" dedi "Şiraz olarakta bilinir. Bu üzümden yapılan şarapların tadı kanın tadına en yakın olanlardandır" doldurduğu kadehi bana uzattı, yüzüne bakmadan kadehi aldım ve koklamak için burnuma yaklaştırdım.

"Çok kötü" dedim yüzümü buruştururken "Çiğ et gibi kokuyor" kadehi ona geri uzattım.

Kadehi benden geri alırken dudağının kenarı kıvrılmıştı "Sana daha hafif bir şey bulalım" şarapların olduğu dolabın karşısında durdu, bende karanlıkta zar zor görebildiğim için gözlerimi kısarak incelemeye başlamıştım.

"Pinot Noir" dedim heyecanla, işaret parmağımla şarabı gösterdim "Bunu istiyorum"

Bana uzattığı kadehi tuttum, metalik ve çiğ etin karışık olduğu koku yine burnuma dolarken midem bulanmıştı. Seçtiğim şarabı alınca eski yerine geçti ve açıp kadehe doldurmaya başladı.

Bu sırada bende kanepeye oturmuştum ve bu iğrenç kokulu kadehi hemen önümde duran masaya bırakmıştım. Kadehimi dolduran Valerius oturduğum kanepenin diğer ucuna oturunca kadehi bana uzattı.

Bende masada olan kadehi ona verince değiş tokuşumuz tamamlanmıştı, kadehimi kokladığım an gözlerimi kapattım. Kırmızı meyvelerin kokusu o berbat kokuyu bastırmıştı. Gözlerimi açtığımda Valerius'un kadehini bitirdiğini ikinciyi doldurmaya başladığını gördüm.

Onun aksine ben sarhoş olmak istemiyordum, bu anın tadını çıkarmak ve biraz rahatlamak istiyordum. "Vampirler sarhoş olur mu?" Kadehimden bir yudum aldım.

"Kısmen" dedi. Anlamayan gözlerle ona baktım "Aydınlat lütfen" dedim ve kadehi ikinci yudumda bitirdim. Boş kadehi parmaklarımdan alan Valerius yenisi ile doldurmaya başladı.

"İçki bizi sarhoş etmez. Çünkü insan yemekleri ve içkilerinin bizim gibiler için bir etkisi yoktur." Kadehi bana uzattığı sırada gülümseyerek aldım "Lakin, sarhoş olan insanın kanından beslenirsek işte o zaman sarhoş oluyoruz"

"Vay be" dedim şaşkınlıkla "Çok mantıklı" üçüncü kadehini dolduran Valerius sadece başını sallamıştı.

Yabancı şarkının sözleri kulaklarıma dolarken ikinci kadehimi yarılayacak yudum aldım.

Ben iyi biri değilim ve aziz de değilim diyordu şarkıda

"Sargon'a tekrar şans vermelisin" bakışlarımı kadehime çevirmiştim "O da senin gibi çocuktu ve kendince iyi bir şey yaptığını düşünüyordu."

Olmadığım biri gibi davranmayacağım. Ben de aşık oldum ve aşkım bitti. Diye devam ediyordu

"Alçin, bu meseleden uzak durmanı öneriyorum" önerisine karşı sadece kafamı salladım ve son kalan yudumuda içip üçüncü şarap için kadehi Valerius'a uzattım.

Tek bir şansın var, kaybedecek her şeyin var diye ekliyordu.

Tanrım, beni şimdi al. Paramparça ve yaralıyım.
Ruhumu kurtara bilir misin? Çünkü sana ihtiyacım var.

Çünkü sana ihtiyacım var diye tekrarlarken ne kadar çaresiz olduğunu hissettiriyordu.

Bana uzatılan üçüncü kadehi aldığımda, bedenim rahatlamış ve gevşemeye başlamıştı bile. Yanaklarıma gelen sıcaklık çakırkeyif olma yolunda ilerlediğimi gösteriyordu. "Hiç yorulmuyor musun?" Gelen rahatlama ek olarak beni konuşkan biri yapmıştı.

"Neyden yorulmuyor muyum?" O benim aksime fazla ayıktı. Dirseğimi kanepenin başlığına dayadım ve kafamı avuç içine yasladım. "Böyle olmaktan işte" ayaklarımı yerden kaldırıp kanepenin üzerine yerleştirirken kendime çektim.

"Hayır" dedi "Yorulmuyorum"

"Hep kaçmak, savaşmak. Bunlar sana doğru geliyor mu?" Kadehimden bir yudum aldım "Hiç mi hayalin yok?" bir yudum daha aldım.

"Çok uzun süredir hayattayım Alçin, dünyanın her yerini gördüm. Savaşlara, ölümcül hastalıklara tanık oldum. Hayalim yok, olsaydı bile gerçekleştirmem bir saatimi bile almazdı"

"Ah" farkındalığa varmıştım "Doğru. Vampir hızı. Zenginlik. Ne kötü" şarabı kafama diktim.

"Kötü mü?" Burnundan güldü "Aksine Alçin, bu harika bir şey. Bu yüzden yaşamak için yıkıp dağıtıyoruz"

Omzumu silktim "Bir tane daha" kadehimi uzattım artık çakırkeyif olmuştum "Benim hayalimde dünyayı gezmek biliyor musun?" Dedim heyecanla.

"En çok nereyi görmek istiyorsun?" Sorusu karşısında biraz düşündüm çok yer vardı ama en çok "Norveç. Kuzey ışıklarını görmeyi çok istiyorum."

"Özellikle bu aylar, izlemek için harika bir seçimdir"

"Gördün mü?" Bir çocuk gibi heyecanlanmıştım "Gördüm" kadehi bana uzattı.

"Anlatsana" kendi kadehini doldurmaya başladı "Başka zaman"

"Yaa" diye mızmızlanmaya başladım "Çok kötüsün" şarabımı kafama dikerken beşinci kadeh için bardağı ona uzattım. Etraf yavaş yavaş dönmeye başlamıştı bile. Beynim söylediklerimi ve hareketlerimi yönlendiremiyordu, gözlerim bağımsızlığını ilan ederek kapanıyordu. Zorla açtığım gözlerim en fazla bir dakika sonra yeniden kapanıyordu.

Valerius kendi şarap şişesini bitirmişti ve benim kadehimi dolduruyordu "Valerius" dedim nazlanarak. Bunu isteyerek yapmamıştım, sarhoşluğun etkisiyle öyle çıkmıştı.

"Sarhoş olmuşsun" dedi

Burnumdan güldüm ve oturduğum yerden popomu kanepe sürterek biraz ona yaklaştım "Sen de olmak ister misin?"

Arsızlaşma

Soruma cevap vermemişti "hm?" Diye mırıldandım cevap vermesi için. Kadehi bana uzattı "Bu son"

"Hayır mı?" Kadehi parmaklarından alırken küçük tensel dokunuşumuz olmuştu, vücuduma aniden gelen tiremeyle kadehi kafama diktim. Kesinlikle şarap böyle içilmemeliydi.

Gözleri üzerimdeydi, her ayrıntımı her hareketimi izliyordu. "Bay Mortem" diye mırıldandım. Cevap vermemişti ama tepki olarak gözlerini kısmıştı "Hiç aşık oldun mu?"

Boş kadehi masaya bıraktım ve bakışlarımı yeniden onun yakışıklı yüzüne çevirdim. "Bunada mı cevap yok" derin bir nefes aldım "Peki bay Mortem"

"Neden Mortem?" Diye sordu. Gülümsedim "Çünkü ismin çok uzun, söylemeye üşeniyorum" oturduğu koltuktan ayaklanırken elini bana uzattı. Bu hareketi bana dans ettiğimiz o günü hatırlatmıştı.

"Balodaki gibi" diye mırıldandım, sırıtışım yüzümdeyken elinden tutarak ayaklandım. Oturduğum için çok farketmemiştim ama ayaklandığım an etrafın çok hızlı dönmesi dengemi kaybettirmişti.

Valerius belimden tutarak dengemi kurmamda yardımcı oldu ama kapanan gözlerim ve uyumak için can atan bilincim kendini bırakmakta ısrarcıydı. Belimde olan eli daha çok sıkılaştı diğer elini dizlerimin altından geçirerek beni kucağına aldı. Ellerimi boynununa dolarken başımı göğsüne yerleştirdim.

"Odam çok soğuk" başımı iyice göğsüne gömerek gözlerimi kapattım "Pencere camını kırdınız ya, rüzgar hep içeri giriyor"

kadifemsi sesiyle "Orada uyumayacaksın" dedi

"Peki Mortem" sesim cılız çıkmıştı, uyku bedenimi sararken "Val" dedi "Bana Val diyebilirsin"

Gülümsedim, bu rüya bile olsaydı iznimi almıştım. "İyi geceler Val" bilincim karanlığa bıraktı kendini, bütün teslimiyetim artık bu canavarın kollarının arasındaydı. Bu gece ona güvenmeyi seçmiştim ve bugünü asla unutmayacaktım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

21okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18