Vebal-i Ahmer kitap kapağı

9. bölüm / 25

Vebal-i Ahmer

Mortem Mührü

Vaveyla Yazarı: Evaysn 🪷

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: Mortem Mührü

Aynı günün akşamıydı, büyük depresyon içerisindeydim. Umudum tükeniyordu, ışıltımı kaybediyordum. Kaç saatdir balkondaydım bilmiyorum, kaç saatdir elim göğsümde ormanı izliyordum bilmiyordum. Emin olduğum tek şey, bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Gözümden akan bir damla yaşı elimin tersiyle sildim. Meva hiç aramamıştı, bir şeylerle uğraşıyordu anladığım kadarıyla büyük bir şeydi.

İstemeyerekde olsa odama geçtim, bavulumu çıkardım ve kıyafetlerimi yerleştirmeye başladım. En başından buraya gelmem büyük hataydı, gitmeliydim eski sakin hayatımı yaşamalıydım. Bu hikaye ise burada son bulacaktı.

Bavulumun ağzını kapattım, arabamın anahtarını aldım ve odadan çıktım.

Gitmemelisin Alçin

Hayır, dinlemeyecektim bu sesi. Bazen yaşamak için geri adım atmalısındır bende bunu yapıyordum.

Arabayı çalıştırdım, park alanımdan çıktım evi geride bırakırken ara sokaklara girerek hızlıca ana yola girdim. Ormanın içerisinde heybetiyle gözler önüne serilen o şatoyu gördüm, burası onun eviydi.

Dikkatimi yola verdim, şato dikiz aynamda küçülürken ellerim terlemeye başladı. Klima soğuk üflüyor, radyo belli belirsiz bir melodi çalıyordu. Her şey olması gerektiği gibiydi.

Direksiyonu sıkıca kavradım kasabanın tabelasını geride bıraktığımda hafiflerim diye düşündüm ama aksine nabzım hızlanmaya göğsümde ki acı sızlamaya başladı.

"Zor olacak, ama başaracaksın Alçin" diye kendime telkin verdim. Bu hiss çok normal, ağır şeyler yaşıyordum ve artık güvende olduğum için vücudum tepki vermeye başlamıştı.

Göz kapaklarıma ağırlık indi, ellerim buz gibi olmuştu ve şimdi titremeye başlamıştı. Kilimayı ayarladım biraz sıcak üflemesi için gerekli ayarlamayı yaptım. Uykusuzdum normaldi.

Kasaba sınırını belirleyen o eski köprüyü geçtiğim an, dünya etrafımda dönmeye başladı. Görüşüm bulanıklaştı, renkler birbirine karıştı ve ciğerlerime çektiğim hava sanki cam kırıklarıyla doluydu. "Sadece stres" diye fısıldadım kendi kendime, "Yaşadıklarının ağırlığı bu Alçin."

Arabayı güçlükle yolun kenarındaki toprak alana çektim. Kontağı kapattığımda parmaklarımın hissizleştiğini fark ettim.

Kendimi dışarı attım, damarlarım sızlıyordu. Bu hissi nasıl tarif edebilirim bilmiyorum ama damarlarımın acıdığını hissediyordum.

Ayaklarım yere değdiği an dizlerimin bağı çözüldü, arabamın soğuk metal gövdesine yaslandım. Gözlerimi sıkıca kapattım, başımı geriye atıp ciğerlerimi havayla doldurmaya çalıştım ama nafile... Kasabanın çam kokulu havası gitmiş, yerine o tanıdık, o ürpertici koku gelmişti. Valerius'un kokusu.

Sandal ağacı gibi kokuyordu, taze toprak ve odunsu kokuya sahipti. Ağır değildi aksine çok hafif bir kokuydu. Hafifliği, sakinleştirmesi ve şehvet hissleriyle bilinirdi bu koku. Gözlerimi açmaya mecalim yoktu, pürüssüz sesi kulağımda yankılandığında ürktüm. Ne ara bu kadar yaklaşmıştı bilmiyorum.

"Nereye gittiğini sanıyorsun Alçin? Kanın benim damarlarımda akarken, benden ne kadar uzağa gidebileceğini düşündün?"

Valerius'un soğuk eli çenemi kavrayıp başımı yukarı kaldırdığında, gözlerimi araladım. Karşımda bir hayalet gibi değil, bir efendi gibi duruyordu. Şimdi anlıyordum, bu stres değildi. Benden beslendiği için bir tür bağ oluşmuştu aramızda, dürüst olmam gerekirse böyle bir olayı hiç duymamıştım.

"Benim sınırlarımın bittiği yerde, senin nefesin kesilir," dedi fısıldayarak. "Bana mühürlüsün. Şimdi arabana bin ve ait olduğun yere, gölgeme geri dön."

Doğruldum, sırtımı arabanın metal gövdesinden ayırırken bakışlarımı doğrudan onun o buzdan farksız gözlerine diktim. Demek buna mühür diyorlardı, bu sırada ellerini çenemden çekmiş cebine sokuyordu.

"Beni bu topraklara çivilediğini mi sanıyorsun Valerius?" Dudaklarımda aşağılayıcı bir gülümseme belirdi, bunu bilerek yapmış olmalıydı yemeğini garantiye almak istemişti. "Bu bir bağ değil, bu senin acizliğin. Beni yanında tutmak için damarlarıma zincir vuracak kadar mı korkuyorsun benden?"

Valerius, cevap vermek yerine kolumdan tutup nazik ama sarsılmaz bir güçle yolcu koltuğuna doğru yönlendirdi. "Konuşman bittiyse, şimdi ait olduğun yere geç"

Kapımı kapattıktan sonra sürücü koltuğuna yerleşti, ellerini direksiyona koyup bana kısa bir bakış attı. "Gidebileceğini düşünmen bile hataydı. Artık seni denetimim altında tutacağım Alçin. Her nefesini, her adımını duymak bilmek istiyorum ve o zehirli planlarını gözümün önünde yapacaksın."

Kontağı çalıştırdığı sırada kaşlarım çatıldı "Bu ne demek oluyor?"

"Bir süre benimle yaşayacaksın demek oluyor." Arabayı geri vitese geçirip ana yola doğru dönmeye başladığında, camdan dışarı baktım.

"Kendi kanında boğulacağın günü, o şatonun koridorlarında yankılanacak acı çığlığını iple çekeceğim. Beni hapsettiğini sanıyorsun ama aslında koynuna bir yılan alıyorsun."

Valerius tek kelime etmedi. İfadesini merak ediyordum ama gözlerimi camdan ayırmadım. Motorun gürültüsü sessizliği bölerken, araba şatoya, o görkemli hapishaneye doğru hızla yol almaya başlamıştı bile. Telefonumu çıkarıp rehberimden Meva'yı buldum.

Ben: Bir süre Valerius'un şatosunda kalacağım. Sakın sorma, sakın gelmeye çalışma. Her şey kontrolüm altında, sadece... planlar biraz değişti. Merak etme beni.

Valerius'un keskin bakışlarının üzerimde olduğunu biliyordum, çok geçmemişti ki Meva'dan cevap gelmişti.

Meva: Açi sen ne diyorsun? Oraya geliyorum ve seni o kendini beğenmiş züppeden kurtarıyorum.

Ben: Gidiyordum Meva. Kasabadan uzaklaştıkca rahatsızlanmaya başladım. Nasıl olduğunu anlamıyorum ama Valerius'un dediğine göre mühürlenmişim. Bunu benim için araştır lütfen.

Meva: Alaric ile konuşacağım. İyi misin?

Ben: Daha iyi olacağım, hedefimiz zaten şatoya girmekti... sonuca bakarsak başardım.

Meva: Yarın erkenden buluşuyoruz unutma

Ben: Tamam, hoşçakal.

Telefonu kapattım, gözlerimi yola çevirdiğim de şatonun arazisine girmiştik. Arabayı gelişi güzel park etti "İn" dedi tek düz sesle.

Kapıyı açarken gözlerimi devirdim "Bavullarımı alırsın" az önce onun yaptığı gibi emir vermiştim ben de. Şatonun kapısına doğru ilerlerken biraz incelemek isteyerek başımı kaldırdım. Şatonun mimarisi, gotik ve modernin o ürpertici karışımıydı. Sivri, mermer kuleler, göğüs kafesimdeki nefret hissini körükleyecek kadar keskindi.

Pencereler siyah camlarla kaplıydı. İçeride ne olup bittiğini görmemi engelliyordu, sadece benim yansımamı bana geri veriyordu. Sanırım cam filmleriydi. Çatı katınıda sayarsak dört kattan ibaretti. Şatonun alt katlarından başlayan sarmaşıklar, duvarlara tırmanırken sanki şatoyu yavaş yavaş içine hapsetmek bu mimariyi yok etmek istiyormuş gibi görünüyordu.

Biraz daha incelemenin ardından içeriye girdim. Ağır meşe kapı arkamdan kapandığında, ayakkabılarımın sesi cilalı siyah mermer zeminde yankılandı. Tavan o kadar yüksekti ki, yukarı baktığımda o devasa kristal avizenin tavana mı asılı olduğunu yoksa boşlukta mı durduğunu anlayamıyordum.

Üst katlara çıkan merdivenler, antrasit basamaklardan oluşuyordu. Korkuluklar camdandı. Düşündüğüm gibi değildi, dışına göre içerisi fazla modern dizayn edilmişti. Merdivenlerin döndüğü her köşede, boyu iki metreyi bulan soyut heykeller vardı. Valerius'un dünyasında renklerin yeri yoktu, her şey ya siyahtı ya da grinin en soğuk tonu.

"Benim odam hangisi?" dedim, saatime kısa bir bakış atarak. "Yarın erken kalkmam lazım. İşlerim, Meva ile planlarım var. Burada kalıyor olmam, hayatımı senin keyfi isteklerine göre ayarlayacağım anlamına gelmiyor."

Valerius, bu kadar çabuk uyum sağlamama ya da en azından öyle görünmeme şaşırmış gibi kaşlarını hafifçe kaldırdı. Bakışları, üzerimdeki mavi çizgili gömlekten başlayıp gözlerime kadar tırmandı. Dudaklarının kenarında o sinir bozucu, belli belirsiz gülümseme yeniden belirdi.

"Adaptasyon yeteneğin göz yaşartıcı, Alçin," dedi sesi yankılanarak. "Üst katta, koridorun sonundaki oda. Manzarası kasaba sınırına bakıyor, böylece her sabah geçemeyeceğin o köprüyü izleyerek güne başlayabilirsin."

Cevap vermeden yanından geçip kapıya yöneldim. Omuzlarım dikti. O arkamdan bakarken merdivenleri tırmanmaya başladım. Gözünün önünde olmamı mı istiyorsun Valerius? Güzel. Ama bakarken gördüklerin seni pişman edecek.

Odamın olduğu kat ikinci kattı, vardığımda uzun kolidor karşıladı beni. Duvarlarda gizli, yukarıdan aşağıya vuran loş ışıklar vardı. Her kapının önünde küçük bir ışık hüzmesi yere düşüyordu. Bu ışıklandırma, koridorun geri kalanını derin bir gölgede bırakıyordu.

Odama doğru ilerlerken açık kalan devasa kapıdan içeriyi gördüm. Yerden yükselen binlerce kitap, ahşap rafların üzerinde diziliydi. Ortada, tek parça siyah bir mermerden yapılmış devasa bir çalışma masası duruyordu. Arkasındaki pencere, şatonun kulelerinden birine bakıyordu. Odanın tek sıcaklığı, şöminede yanan ve o devasa odayı asla tam olarak ısıtamayacakmış gibi duran cılız alevlerdi.

Odama yaklaşıp içeriye bir adım attım. Odanın ortasında, devasa, siyah renkli kadife başlığı olan bir yatak duruyordu. Nevresimler o kadar beyaz ve pürüzsüzdü ki, üzerlerine dokunmaya kıyamıyordum. Yatağın iki yanındaki komodinler, şatonun mermer dokusunu taşıyan siyah taşlardandı. Odanın bir köşesinde, pencerenin hemen önünde, içine gömülmek isteyeceğiniz kadar yumuşak görünen derin bir berjer ve yanında küçük, cam bir sehpa vardı. Yerdeki halılar yumuşacıktı baskı uyguladığım an sanki beni yutacakmış hissi veriyordu.

Pencereye yürüdüm. Perdeyi araladığımda, gerçekten de uzaklarda, kasaba sınırındaki o köprünün ışıklarını seçebiliyordum. "Güzel oyun, Valerius" diye mırıldandım kendi kendime. Gözlerimi yatağa çevirdim."Umarım yatağım da en az kalbin kadar sert değildir."

Aradan saatler geçmişti, odadan çıkmamıştım hatta yatağa gözlerimi dinlendirmek için uzandığımda uyuya kalmıştım. Kaç saat geçmişti bilmiyorum. Aşağıdan gelen gürültülerle gözlerimi açtım, bilincim daha kendine gelmediği için başta ne olduğunu anlayamamıştım ama daha sonra sesin Alaric'e ait olduğunu anladığım zaman yerimden doğruldum.

Gecenin bir saati neden gelmişti ki? Üzerime hırkamı geçirip odadan çıktım, merdivenleri inerken Valerius'un sesini duydum.

"Alaric sabrımı sınıyorsun, git artık."

"Alçin'i almadan gitmem" diyordu Alaric. Anlaşılan Meva olanları anlatmıştı. Adımlarımı hızlandırırken Valerius'un yarı açık kapıdan konuşmaya hazırlandığını gördüm.

"Alçin bir süreliğine benim misafirim, gelemez" diye cevapladı.

Son basamağı inince hemen kapıya koşturdum "Alaric" Ikisi de bakışlarını bana çevirdi. Valerius'un arkasında durmuş kapıya boylanıyordum.

"Alçin iyi misin?" Sesi endişeli geliyordu.

Öne bir adım attım. Valerius'u arkamda bıraktım. "İyiyim, merak etme"

"Bavullarını al gidiyoruz" eliyle arabamı gösterdi "Sabah aldıracağım arabanı"

Valerius'a baktım, doğrudan gözlerimin içine bakyordu. Kollarını göğsünün altında bağlamıştı, rahat görünüyordu... gitmeyeceğimi biliyordu.

"İyiyim ben" diye tekrarladım, gözlerimi Alaric'e çevirdim kaşları çatılmıştı "Bir süre burada kalmam gerek, merak etme bana bir şey yapamaz"

"Tehtit mi ediyor seni?" elini koluma dokundurdu, hareketleri şefkatle doluydu. Koruma iç güdüsü beni hayran ediyordu.

"Hayır" gülümsedim "Meva ile konuş, sana neden burada kalmam gerektiğini anlatacak. Eğer sabırlı olursan yarın bizzat sana ben anlatacağım"

Dudağı hafif kıvrıldığı an rahatladım "Peki"diyerek kabul etmişti ama yine de huzursuz olduğu belli oluyordu.

"İyi geceler Alaric"

"İyi geceler küçük hanım" arabasına doğru ilerlerken tekrar bana baktı, ona kocaman gülümseyip el salladım sadece başıyla tepki verdi ve arabasına yerleşip şatodan uzaklaştı.

Kapıyı kapattığımda arkamda duran Valerius'a bakmamak için büyük bir çaba gösterdim. Susmasını fırsat bilerek hemen merdivenlere doğru ilerledim. Zaten uykum yarım kalmıştı, şimdi uyumak büyük bir azap olacaktı.

"Çay?" Valerius'un sorusu adımlarımı durdurdu. Aslında bitki çayı fena olmazdı, sakinleştirirdi belki uykumu bile getirirdi. Ona bakmadan konuştum "Bitki çayına okeyim"

"Gel benimle" dediğinde onu takip ettim. Mutfağa girdiğimiz zaman dolaptan bir şeyler aramaya başladı bende bu sırada tezgaha yaslandım.

"Alaric" dedi sonra sustu. Sanki zihninde konunun devamını getirip getirmemekle ilgili kararsızdı.

Konuşması için "Evet Alaric?" Diye sordum.

Aradığı bitki kurusunu bulmuştu, demliğin içine bir kaç kaşık bitki çayını ekledi daha sonra önceden ısınan sıcak suyu demliğe dökmeye başladı. Sinirle ofladım, bu tepkime cevap olarak kısa bir bakış attı. Diğer dolaba geçmiş fincanları çıkarıyordu.

"Ona güvenme" dediği an kaşlarım çatıldı.

Alaric gayet iyi biriydi "İyi biri" açık sözlü olacaktım.

"Kime göre, neye göre?" Fincanları tezgaha koyarken bana bakmıyordu.

"Bana göre, bana yaptığı iyiliğe göre" sesim alaycı çıkmıştı.

Benim aksime onun sesi çok sakindi "Üç aylık korunma altına alınmaya iyilik mi diyorsun?"

"Evet" dedim sinirle. Bir dakika, ne demişti o? "Üç aylık olduğunu nereden biliyorsun? Ben sana bu bilgiyi söylemedim"

"Öğrendim" omuzlarını silkti "Burası benim, tabii her şeyden haberim olacak" fincanları doldurmaya başladı

"Sana göre neden güvenilmez?" Diye sordum, kimden ve nasıl öğrendiğini sonra konuşabilirdik.

"Bunu anlatacak kişi ben değilim" doldurduğu fincanlardan birini hafifce benim önüme itti. "Git Alaric'e sor diyorsun yani?" Fincanı parmaklarımla kavradım.

"Sorabilirsin" dudağının kenarı alaycı bir şekilde kıvrıldı "Lakin söylemeyecek, senin gözündeki imajını asla zedelemeyecek"

Fincanı burnuma yaklaştırıp kokladım, kokunun muhteşemliği gözlerimi kapamama sebep olmuştu. Bu kadar güzel kokan bir şeyin tadının berbat olması imkansızdı.

"Sorarım" dedim sadece ve bir yudum çayımdan aldım. "Harika" sesim fısıltılı sessiz çıkmıştı.

"Bir teşekkür"

Valerius'a baktım "Neyin teşekkürü?"

Gözleri açıkta kalan bileğime kaydı, başka bir şey söylemesine gerek kalmamıştı çünkü anlamıştım. Zihnim hemen o geceye dönmüştü, dişlerini tenime geçirerek kanımdan beslendiği o geceye.

"Ne zaman istersen, Valerius" dedim, sesimi bilerek yumuşatarak, her kelimeye alayı zerk ederek. "Sonuçta, benim kanım senin hayatta kalma sebebin. Sana bakmak, benim için bir onur."

Sanırım bu alayı anlamadı. Ya da anlamak istemedi. Cevap vermedi, sadece yaklaştı. Kokusu burnuma dolarken, sırtımı tezgahın mermerine daha çok dayadım ama nafileydi aramızda olan mesafeyi açamazdım.

Elimi tezgaha dayadım, tırnaklarımı sanki mümkünmüş gibi mermere geçirdim. Kalbim deli gibi atıyordu. Siyah gözleri doğrudan benimkilerin içine bakıyordu. "Meydan okuma, Alçin," diye fısıldadı. Dudakları dudaklarıma o kadar yakındı ki, nefesi dudaklarımı yalıyordu. "Meydan okuma, çünkü bazı davetlerin bedeli kanla bile ödenmez."

O an, ondan nefret ettiğim kadar, bu tehlikeli ateşin içinde yanmayı da istediğimi fark ettim. Nefesimi tutmayı bıraktım. Parmaklarımı yavaşça, sanki bir tüy hafifliğiyle şakağına doğru uzattım ve buz gibi tenine dokundum.

Onun o sarsılmaz iradesinin bir anlığına sendelediğini hissettim. Kontrolün onda olduğunu sanıyordu ama şu an avuçlarımın arasındaydı. Yaklaştım, dudaklarım neredeyse dudaklarına değecek kadar yakındı.

Gardını tamamen düşürdüğünü hissettiğim o saliselik boşluğu kullandım. Bu halinden yararlanıp yanından bir yılan gibi sıyrıldım. Mutfak kapısına doğru birkaç hızlı adım atıp güvenli mesafeye ulaştığımda durdum. Kalbim hâlâ boğazımda atıyordu.

Donup kalmış heybetli gölgeye baktım. Alaycı bir şekilde güldüm. "Gördün mü Valerius?" dedim, "Koskoca efendi, küçük bir dokunuşla nasıl da dağılıyor... Kontrolün bende olduğu o anları sakın unutma."

Cevap vermesini beklemedim. Mutfaktan çıkıp merdivenlere yöneldim, güzel bir uyku çekecektim. Valerius umurumda değildi, hikayenin sonunda ölmemek için gerekirse onu öldürecektim.

Kalbim nefret ile atarken, sevgi tohumu kalbime yakışmazdı. Ben zehirli topraktım, ekilen her bir tohum çürürdü kalbimde.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

33okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18