4. bölüm · Vebal-i Ahmer
Kanatlı Hançer
Medya: Rüyada görülen hançer
Benim gökyüzüm gri tonlara sahipti, güneş hiçbir zaman doğmazdı benim için. -evaysn
Bir kaç saattir yoldaydım, yol boyunca neşeli şarkılar dinliyor bazen eşlik ediyordum. Topuz yaptığım kızıl saçlarım uzun yolun yorgunluğundan dağılmaya başlamıştı, hava kararmıştı ve artık kasabaya daha çok yaklaşmıştım.
Bazı saatler eve geri dönmek istiyordum, bazen heycanlandığım için gaza daha çok basıyordum. Şimdi içimden bir ses bana çığlıklar atarak eve dön diye bağırıyordu ama artık çok geçti. Belki de korktuğum için geri dönmek istiyordum.
Yaşadığım yer vampirler için yasak bölgeydi, kanunlar ve sıkı denetimler çok fazlaydı. Yasak yasaktı işte aksisi olamazdı, buna uymayanlar ise ölümle cezalandırılırdı.
Meva'nın yaşadığı Ahmer kasabasıysa aksine hem insanlara hem de vampirlere kucak açıyordu. Burada her bir canlı için kanun mevcuttu.
Ahmer yazılı tabelayı gördüğümde o gerginlikten direksiyonu daha sıkı kavradım, köprüyü geçtiğim zaman artık kasabaya girmiştim. Dikkatimin dağılması için şarkının sesini bir tık daha artırdım, yol kenarında grup halinde takılan birkaç insan gördüm. Yani umarım insandır diye umut ettim.
Çalan telefonum ürkmeme sebep olmuştu neyse ki Meva'nın ismini görünce derin bir nefes aldım. "Eve dönmek istiyorum" aramayı açar açmaz mızmızlanmaya başlamıştım bile.
"Sen korkuyorum desene şuna" alayla süzdü beni
Başımı dik tuttum "evet korkuyorum" direksiyonu sola çevirerek ara sokağa girdim.
"Alçin" dedi Meva, sesi şefkatli çıkmıştı "inan bana burada kimse sana zarar veremez" o kadar ciddi ve eminlikle söylemişti ki bunu güvenmemek elde değildi.
Aklıma gelen şey gülümsememe neden olurken onunla da paylaşmak istedim "Hayırdır, vampir sevgilimi yaptın bu cesaret oradan mı geliyor"
Meva kıkırdamıştı "saçmalama" sesi cilveli çıkmıştı.
Tanrım! Kesin sevgili yapmıştı.
"Meva" dedim şaşkınlıkla "ciddi olamazsın"
Bir kahkaha daha attığında artık onaylamıştım. Tebrikler bir vampir enişteye sahibim. Artık düğünlerinde altın yerine bir kadeh kanımı verirdim.
"Bunun için vampir sevgiliye gerek yok Alçin, kanunlar gayet yeterli"
Yalan söylüyordu, saçlarıyla oynuyordu ve yalan söylerken hep bunu yapardı. Konunun üzerinde daha fazla durmak istemedim nasılsa vardığım zaman uzun uzun konuşma fırsatımız olacaktı.
"Varıyorum" dedim konuyu değiştirerek
"Tamamdır yemekler sıcak, bekliyorum bebik" dedi ve telefonu kapattı.
Gazı düşürerek daha yavaş kullanmaya başlamıştım arabayı, beynim etrafı görmek incelemek ve her detayı ezberlemek istiyordu. Sebebi çok açıktı aslında, olası aksi bir durumda kaçmak zorunda kalırsam yolları ezbere bilmek bana kolaylık sağlardı.
"Evet travmalardan uzak bir yaşam ve yine evet huzurlu bir yaşam" Gelme sebebim huzuru bulmak içindi ama ne komik bir durum, sınırı belirleyen köprüyü geçtiğim andan beri içimi korku ve gerginlik sarmıştı.
Sonunda eve vardım, tatlı bahçesi olan iki katlı ahşap malzemeden oluşan bir evdi. Aslında büyük görünmüyordu, ikinci katta evin önüne bakan balkon vardı ve bahçenin bir kenarında büyük söğüt ağacı kök salmıştı. Ağacın hemen altındaysa beyaz masa ve sandalyeler yerleştirilmişti.
"Bebik!" heyecanlı çığlığın duyulduğu yöne baktığımda gördüğüm tek şey Meva'nın üzerime çullanması oldu, dengemi kaybetmemek için kalçamı arabaya yasladım. O kadar çok sıkıyordu ki boğulmak üzereydim, ne ara bu kadar güçlenmişti bu kız.
"Boğuluyorum" sesim boğuk çıkmıştı, çünkü boğuluyordum.
Ellerini üzerimden çekerken "Ay kusura bakma bebik ya, hadi gel içeri" dedi
Bavulumu arabadan aldıktan sonra eve girdim, içeriye adımımı atar atmaz yemek kokuları burnuma dolmuştu. Masaya baktım, evet bugün Meva çok uğraşmıştı. Masa tam anlamıyla dolup taşıyordu.
"Kendimi aile evinden uzakta üniversite okuyan ve ailesini görmek için eve dönen öğrenci gibi hissediyorum" dedim gülerek.
Meva cevap olarak kahkaha atmıştı, ellerimi yıkayıp masaya oturduktan sonra yemek faslı başladı. Her yemeğin tadına bakıyordum ve bol bol sohbet ediyorduk. Eski anıları konuşuyorduk, her saniye daha mükemmel geçiyordu. Üniversite hayatı, çocukluğa dayanan dostluğumuz derken saat akıp geçmişti.
Merdivenlerden ikinci kata çıktığımda koridor karşıladı beni, soldan ikinci kapı benim odamdı. İçeri girdiğimde arka bahçeye bakan balkonu olduğunu fark ettiğimde burası daha çekilir bir hal almıştı benim için. Evin arkası ormanlık alanda kaldığı için benim manzaram bol ağaçtan ibaretti. Olduğum ev kasabanın merkezi değildi, gerçi merkez de bile olsa burası ağaçlarla doluydu ve evler sanki bile isteye ormana yakın yerlerde yapılmıştı. Yani bu durumdan rahatsız olan tek kişi bendim.
Kıyafetlerimi bavuldan çıkarıp ahşaptan yapılma dolabıma yerleştirmeye başladım, yerleştirdiğim kıyafetlerden içerisinden altıma hızlıca bir tayt giyindim, üstüme de beyaz bol tişört geçirdim. Dağılmış saçlarımı açtım, incitmeden güzelce taradım. Odam gayet geniş ve ferahtı. Herşey ahşaptandı ama bu çok güzel hava katmıştı, yatağımın başlığı yeşil sarmaşıklarla dekore edilmişti aynı sarmaşıklar kıyafet dolabımın üzerinde de vardı.
Bir kısmını bavulda bıraktığım kıyafetlerimi de dolaba yerleştirip bitirdikten sonra artık uyumaya hazırdım. Perdeleri hafif aralık kalacak şekilde kapattım, bugün kanlı dolunay vardı ve ay ışığının odamı aydınlatmasına izin verdim.
Tertemiz yatak ve yeni bir deneyim. Huzursuzluk hissi azalmaya başlamıştı, yine de buraya alışmak için daha erkendi. Gözlerimi kapattım ve bu yorgun günü hemen atlatmak istedim, sonrası zaten karanlıktı.
Omzuma dokunan yumuşak bir şey gözlerimi hafif açmama neden olmuştu, yarı uyanık bilinçle böcek olduğunu düşünerek korkutma maksatlı omzumu silktim ve gözlerimi yeniden kapattım. Aynı yumuşaklık hissi tekrarlandığında altımda kalan elimi omzuma sürtdüm, bu hareketim olası böceği omzumdan atmak içindi. Gözlerim ısrarla kapanırken boynuma dokunan sıcak havayla gözlerimi fal taşı gibi açtım. Şu an arkamda, yatağımda biri vardı ve bana çok yakındı. Yavaşca başımı arkama çevirdiğim de gördüğüm şey karşısında çığlık atmak için ağzımı açtım ama eliyle ağzımı kapatarak çığlığımı bastırdı.
Eli ağzımdayken hâlâ çığlık atmaya devam ediyordum ama bu sadece boğuk bir sese sebep oluyordu. Yüzünü asla göremiyordum, oda çok karanlıktı ve bu şey siyah silüet gibiydi.
Diğer elinde parlayan bir demir parçası görüş açıma girince daha çok çırpınmaya başladım, boşta kalan ellerimle ağzımı tutan elini çekiştiriyordum ama nafileydi hiç kıpırdamıyordu.
Ellerimi çekip silüetin elindeki hançeri tutmaya yeltelendiğim an zaman sanki ağır çekimde akmaya başladı. Hançerli eliyle iki bileğimi yakaladı ve ellerimi karnıma bastırdı, daha sonra üzerime çıkıp ellerimin üzerinde oturarak ikimizin arasına sıkıştırdı. Bu hareketiyle ellerimin hareketi kısıtlanmıştı.
Hançeri yukarı kaldırdı ve hiç tereddüt etmeden kalbime sapladı, acı içinde boğuk çığlıklar attığımda gözlerimi açtım.
"Ha!" Havayı ciğerlerime çekerek uyandım, elimi az önce hançerlenen bölgeye dokundurdum ve derin derin nefesler almaya devam ettim. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu.
O hançerin baskısını tenimde hissetmiştim. Açtığı minik deliğin bile acısını çekmiştim.
"Alçin iyi misin?" hızla açılan kapıda Meva belirdi, anlaşılan elim kalbimde olan görüntüm iyi görünmüyordu ki, gözleri endişeyle daha çok büyüdü.
Nefesimi dizginlemeye çalışarak "Kabus" diye fısılsadım.
Yatağıma oturdu, başımı göğsüne yasladı ve saçlarımı okşamaya başladı "Canım benim, yerini yadırgadın ondan oldu herhalde"
"Kalbime hançer soktu" dedim bir anda, sanki rüya değilde az önce yaşanmış bir şeymiş gibi.
"Sadece kabus" saçlarıma öpücük kondurdu
"Çok gerçekci bir kabus" diye düzelttim onu, başım hâlâ göğsündeyken "neden uyanıksın" diye sordum.
Meva'nın uykusu ağır olurdu, yani benim sesimi duyupta uyanması zor bir ihtimaldi.
Bir eliyle saçlarını düzeltdi "Uyku tutmadı" dedi. Diğer eli hâlâ saçımı okşuyordu. "Su ister misin?"
Başımı iki yana salladım "Hayır, uyku ilacın var mı?"
"Hayır" dedi "İlaç yok ama çok güzel bitki çayım var"
"Yarın içerim, uyumak istiyorum" çay içersem uyuyamayacaktım ve şu an en çok uykuya ihtiyacım vardı.
"Uyuyalım" dedi Meva, uzanmama yardımcı olurken ince battaniyeni ikimizin de üzerine örttü "buradayım rahat uyu"
"Teşekkürler Meva" dedim yüzüne bakarken, kocaman gülümsemesiyle "Bacılar bunun için vardır" dedi.
Sadece kıkırdadım ve gözlerimi kapattım, bir an sadece bir saniyeliğine kalbime yeniden o acı saplandı.
Kim bilir, belki de başka bir evrende hayata bu şekilde gözlerimi kapamışımdır. Peki bu evrende ölümüm nasıl olacaktı?
