Vebal-i Ahmer kitap kapağı

10. bölüm / 25

Vebal-i Ahmer

Planlar ve kuklalar

Vaveyla Yazarı: Evaysn 🪷

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: Planlar ve kuklalar

Medya: Caspian Vespera

Sabahın erken saatlerinde hazırlanıp yola çıkmıştım, köprüyü geçmediğim için rahatsızlığım çok fazla değildi ama halsizlik kendini göstermişti. Bu mühürlenme konusu canımı sıkmaya başlamıştı. Kahvelerimizi beklerken Meva'nın çok tedirgin olduğu belliydi. Durmadan parmaklarıyla oynuyor, saçına çok fazla dokunuyordu. Acaba ne işler karıştırıyordu yine?

"Alaric dün kapıda belirdi" sessizliği bozan ben oldum "Neden detay vermedin ki, az kalsın birbirlerine giriyorlardı"

Boynunu kaşıyan Meva "Hı?" Diyerek bana baktı. Dikkati dağınıktı, onu endişelendiren bir şeyler vardı.

Derin bir nefes aldım sakin bir sesle "Meva" dedim, diğer boşta olan elini tuttum sesimi oldukca yumuşak çıkarmaya özen gösteriyordum "Seni rahatsız eden şey ne?"

Boynunu kaşıyan elini benim elimin üzerine koydu, rahatsızca yerinde kıpırdandı. Bu sırada kahvelerimiz masaya geldi. Ellerimi çekip fincanı önce Meva'ya uzatdım. "İç, rahatlatsın seni"

Başını istemediğini belirterek iki yana salladı. "Alçin" dedi sonunda. Gözlerimle devam etmesini işaret ettim. "Ben.." dudaklarını ısırdı

"Meva hadi ama artık ya!" Diye çemkirdim, sabrım tükeniyordu artık. "Napmış olabilirsin ki?" Aklıma gelen şeyle gözlerim irileşti masaya doğru eğilip kimsenin duymaması için fısıltıyla "Adam mı öldürdün?" Diye sordum.

Kıkırdadığı sırada rahatlıkla geri çekildim, kimseyi öldürmemiş.

"Gerçekten bu mu geldi aklına? Senin için en kötü ihtimal bu mu?" Keyfi yerine geliyordu.

"Evet" omuz silktim "Daha kötüsü yok"

"Sargon ile konuştum" dedi hemen "Biliyorsun farklıyız" bakışları yere indi. Tepki vermek yerine susmayı seçtim, söyleyeceğim her bir kelime bu konuyu kapatmasına sebep olabilirdi zaten az çok konuşmanın sonu nereye gidiyor biliyordum.

Ofladığı sırada kapının eşiğinden içeri giren Sargon'u gördüm. Gözleri etrafı gezdikten sonra bizde durmuştu. Meva o kadar gergindi ki, onun geldiğini bile anlamamıştı. Gözlerimi arkadaşıma yönlendirirken "Vampir mi olmak istiyorsun Meva?" Diye sordum.

Ellerini sallayarak aceleyle "Hayır, hayır" dedi. Saçlarını geriye attı "Ne vampir olması ya"

Sargon'un konuşmaları duyduğunu biliyordum, yeniden ona baktım gülerek başka boş bir masaya yaklaşıyordu. "Meva" sesim yumuşaklıktan çıkmış sert tona geçiş yapmıştı "Bana dürüst ol, kaç keredir vampir olma konusu açıldığında saçlarınla oynuyorsun"

"Hayır oynamıyorum" diye itiraz etti

"Az önce oynadın Meva!" Dedim sinirle "Sana karşı olan tutumum değişmeyecek, ne olduğun umurumda değil sen benim en yakın arkadaşımsın"

"Alçin ben zaten vampir oldum" tek nefeste söylemişti, bir celsede. Bakışları masada oynadığı parmaklarına kaydı yine. Kaşlarım havaya kalktı, bunca zaman nasıl anlamamıştım? "Aynı görünüyorsun" dedim sadece.

O ise başını sallamakla yetindi. Yüzümde oluşan şaşkınlığı yok etmeye çalışırken fincanı alıp dudaklarıma götürdüm. Bir yudum aldığımda kahvenin sıcaklığının içime yayılmasına beni rahatlatmasına izin verdim. Valerius'un yaptığı çay kadar olmasada bu da güzel kokuyordu. Başımı iki yana salladım, o geceyi unutmaya ve şimdiye odaklanmalıydım.

Ne denirdi ki? Tebrikler mi deseydim? Hayır hayır bu çok saçma olurdu.

"Tebrikler" dedim. Kimse verdiğim kararlarla yaptığım eylemlerin uyumluluğunu sorgulamasın. Fincanımı masaya koyarken "Neden sakladın ki benden?" diye sordum. Onu hor görmezdim ve ya yaptığı bu şey yüzünden ona kızmazdım. O benim arkadaşımdı. Doğrusu ve yanlışıyla, benim arkadaşımdı.

"Tepkinden korktum" hâlâ yüzüme bakmıyordu.

"Ne zamandır böylesin?"

Yutkundu, uzun süre olduğunu anlamak zor değildi. "Var işte" diye geveledi, tamam söylemek istemiyordu. Şu an medeni insan gibi saygı gösterecektim daha sonra arkadaş moduma girerek gününü zehir edecektim.

"Sargon gelsene" sesim sakin çıkmıştı, bu sırada yine fincanıma uzanmıştım.

Meva anlamayan gözlerle önce bana sonra etrafa bakınınca arkadaki masadan kalkan Sargon'u gördü. Bakışlarıyla onu takip ederken yüzünde huzursuzluk vardı, onu beklemediğini yüz ifadesi gayet belli ediyordu.

Sandalye çekildi ve Sargon masaya oturdu. Gözleri Meva'nın üzerindeydi. Ona aşıktı ve bunu göstermekten asla çekinmiyordu.

Zaten son günlerde şüpheleniyordum ve bunları onaylayan bazı olaylarda olmuştu. Geceleri aniden uyanırken hemen Meva'nın gelmesi gibi, ayı gibi uykusu olurdu ve asla çıkardığım o minik seslere uyanmazdı. Dönüşmek istemediğini söylerken saçlarıyla oynaması zaten büyük bir işaretti. Yalan söylerken saçlarıyla oynardı. Geldiğim ilk gün mesela... nasıl sarılmıştı öyle nerdeyse boğuluyordum. Fazla güçlüydü ve bu da dönüşümünden kaynaklıydı.

Aslında ona kızgın değildim, sonunda zaten bu tür bir olayın yaşanacağını öngörüyordum. Bana anlatmadığı içinde sinirli değilim, uygun olduğu ve en ömemlisi hazır olduğu bir zamanda söylemek istemiş. Saygı duyulası bir şeydi.

Aklıma o gün balkonda yaşadığımız olay geldi, benim duymadığım ama Meva'nın bir şeyler duyduğu o an. Daha sonra kimseye değil sadece ona güvenmem gerektiğini söylemişti, acaba ne duymuştu da bana onları söyleme gereği hissetmişti.

"Sizin adınıza sevindim Sargon" yüzüme küçük ama samimi gülümseme yerleştirdim, o ise sadece teşekkür anlamında kafasını sallamakla yetinmişti.

"Herkes baskı yapmaya başlamıştı. Sargon ile beraber çalışıyordum ve insan olmam büyük bir sorun haline gelmişti, bir şekilde hallediyordum aslında ama ilişkimizi duydukları zaman tepkiler büyüdü baş etmek çok zordu" Meva'nın gözleri artık bana bakıyordu "Psikolojik şiddet bir yana fiziksel şiddet için bile harekete geçmeye başlamıştılar"

Sargon yerinden kıpırdandı "Hepsi bedel ödedi" sesi sakindi. Meva'nın elini tuttu ve bana baktı "Canlarıyla" diye ekledi az önce ki cümlesine itafen.

"Herkes gergin tabii, yıllardır eşitlik içerisinde yaşıyoruz son zamanlarda bazı olaylar oldu. Dedikodular çoğalıyor yeniden savaş çıkacak diye korkuyorlar" Anlamayan gözlerle Meva'ya baktım. Son zamanlarda eve geç gelmeleri bu yüzdendi demek.

"Neler oluyor ki?" diye sordum merakla

"Haddini bilmez bir kaç şahıs eşitlik yasasına karşı çıkmaya başladı" Diye cavapladı Meva

"Arkalarında olan iti bulursak halledeceğiz ama kasaba dışında saklanıyor" Bu sefer konuşan Sargon olmuştu.

"Kasaba dışında olan birine kanunlar gereği dokunamayız, bu sebepten öyle söylüyor Sargon" diye açıklama yaptı Meva

"Çok saçma" ikiside bana baktı "Kasabanın düzenini etkiliyorsa niye dokunamıyorsunuz ki? Sizin yasalarınızı küçümsüyor"

Meva sandalyesine yaslandı "Katılıyorum ama bunu gel Alaric'e anlat, isterlerse kanunlarda küçük bir değişiklik yapılabilir ama onay verilmesi gerekiyor. Alaric asla onay vermiyor, işte bu yüzden gözümüzde şüpheli durumunda"

"Alaric iyi biridir, ama cennetlikte değil" Sargon'un sözleri beni yine o geceye, mutfakta Valerius ile sohbet ettiğimiz geceye götürmüştü. O da bana Alaric'in iyi biri olmadığını ona güvenmemem gerektiğini söylemişti.

"Cadı ile bir bağı olduğuna eminim" dedi Meva

"Şüpheleniyorum" diye onayladı Sargon. Onlar kendi aralarında şüphelerinden bahsederken dudaklarım benden bağımsız şekilde o soruyu sordu.

"Kime güvenmem gerek?" aralarında olan sohbete kısa ara vererek bana baktılar.

"Tabii ki bize" dedi Meva, eliyle Sargon'u da gösteriyordu.

"Alaric bana karşı şu an iyi, dün kapıya dayanırken gözlerinde gördüm bana zarar verme gibi bir düşüncesi yok." omuzlarım düştü "Valerius'da ona güvenmemem gerektiğini söylüyor"

Sargon elini hafifçe masaya vurdu "İşte durum bu" aynı elinin işaret parmağıyla beni gösterdi ama gözleri Meva'ya bakıyordu "Konu Alçin olunca, gözleri şefkatle parlıyor"

"Bağ-"

"Hayır Alçin bağ değil" dedi Meva. "Korunma altına alınınca insan gibi hissetmesi mümkün değil." Onay almak için Sargon'a baktı.

"Doğru" kafasıyla onayladı "Sadece korku ve gerilimini hissedebilir" Balo günü zaten Alaric bana gergin olduğum anlarda, hisslerimizi paylaşabileceğimiz bilgisini vermişti.

"Olay zaten burada başlıyor" Meva konuşmayı devralmıştı, "Alaric insana bağlandığı için tavırlarının değiştiğini söyledi ve cadı bunu onayladı"

Jeton düştü. "O yüzden cadı ile bir ilişkilerinin olduğunu düşünüyorsunuz" dedim heyecanla.

"Aynen" dedi Meva.

"Peki Valerius?" Diye sordum "O en başından ona güvenmemem gerektiğini söylüyor, bu olanları biliyor olabilir mi?"

Sargon omuz silkti "Onun başka sebepleri var, ama bu olayları duyduğuna eminim."

"Nasıl yani? Ne gibi sebepler?"

Sargon sandalyesine yaslandı ve parmaklarıyla masada ritim tutmaya başladı. Anlaşılan o da anlatmayacaktı. Bununla ilgili Alaric ile konuşmam gerekti.

"Hazır Valerius demişken. Onuda aradan kaldırmamız lazım artık. Belki de ortalığı karıştıran, isyan çıkaran kişi kendisidir"

Sargon'nun burnundan güldüğünü duydum. Meva gibi düşünmüyordu, bu işte onun olmasına ihtimal vermiyordu. Aslında bende ihtimal vermiyordum, hem az önce kasaba dışında olduğunu söylemediler mi? Şimdi Valerius'un şüpheli taraf olması nereden çıkmıştı?

"Sanmıyorum, yani bilmiyorum olabilir ama Valerius'u öldürmek istemiyorum. Bana zarar vermeyecek, beslenmek için kanıma ihtiyacı var." Soğuyan kahvemden bir yudum aldım.

Meva tek kaşını kaldırdı "Şimdilik sana ihtiyacı var, başka birinde kanı bulduğu an senin işini bitirecek"

Sargon hâlâ sessizdi, parmaklarıyla masaya ritmik şekilde vurmaya devam ediyordu.

"Üç ayımız var Alçin, bu sürede seni güvenli hale getirmemiz lazım ve şimdide Alaric konusu çıktı. Yağmurdan kurtaralım derken doluya tutulacaksın."

"Bana zarar vermiyor Meva" anlık gelen sinirle ses tonum yükselmişti. Sargon bana baktı, parmakları ritme son verdi. Gözlerinde anlam veremediğim bir ifade vardı. O ifade çok kısa sürdü, sonra yine masaya bakıp parmaklarıyla hayali piano çalmaya devam etti.

"Şimdilik" diye yine o lanet kelimeyi tekrarladı Meva.

Anlamıyordum, anlık duruma bakarsak benim için tehlikeli kişi Alaric olarak görünüyordu, Valerius belki ikinci seçenek falandı ama Meva beni Alaric ile olan bağımdan kurtarmak yerine ikinci seçenekle uğraşıp duruyordu. "Başka bilmem gereken bir şey var mı?" Madem bugün kartlar açılmıştı o zaman bende açık oynayacaktım "Alaric dururken neden bana zararı olmayan Valerius ile ilgileniyorsun?"

"Sana söylemiştim" dedi Sargon "Mantıklı davranacak demiştim"

Meva gözlerini devirdi "Bak Alçin, türümüz için tehlikeli olan Valerius"

"Meva sizin türünüzden banane!" kırıcı bir cümle olduğunun farkındaydım "Sargon kusura bakma, Meva sana canımı veririm ama konu en başından beri benim güvenliğimdi. Bunun için çabalamadık mı? Ne zamandan sizin türünüzü korumak için görev verildi bana?"

Sargon 'Hadi cevap ver' der gibi olan bakışlarını Meva'ya yönlendirdi

"Ben" diyerek kelimeyi uzattı, benden böyle bir tepki beklemiyordu. Sahi ne beklemişti ki? Ne söylerse sorgulamadan yapacağımı falan mı?

"Seni tanımasam beni kullandığını düşüneceğim Meva" hüzünlü ifadeyle kızaran yüzüne bakıyordum. Halsizlik beni çok yoruyordu ama bu konu hallolmadan gitmek istemiyordum. Kimse konuşmuyordu, ikimiz de Meva'dan bir cevap bekliyorduk. Aslında cevabı ben bekliyordum, Sargon sadece itiraf etmesi için bakıyordu Meva'ya.

Kaşlarım çatıldı "Meva, yapmadın bunu dimi?" cevap olarak susmuştu. Sinirle gülmeye başladığım sırada gözleri beni buldu, kafamı iki yana salladım o bakışı biliyordum, yapmıştı. En baştan Alaric'in ne halt olduğunu biliyordu, şüpheleri hep vardı plan aslında en başından kurulmuştu ve ben kukla olarak bu plana dahil olmuştum.

Meva telaşla Sargon'a daha sonra bana baktı. "Hayır öyle değil" elimi tutmak isterken ayağa kalktım. Kime güvenecektim ben? Meva bile arkamdan iş çevirirken ben kimin lafına güvenecektim? Hangisine yanayım şimdi? Arkadaşımın beni bilerek ateşe atmasına mı? yaptığı ihanete mi? yoksa tehlikeli bir savaşın ortasında savunmasız olduğuma mı?

Eve gidip hönkür hönkür ağlamak istiyordum. Boğazım acıyana kadar bağırıp, çağırarak ağlamak istiyordum. Titreyen sesimle "Valerius bu kasabada kimseye güvenmemem gerektiğini söylemişti" sağ gözümden bir damla yaş süzüldü yanaklarıma. Yüzüne bakmıyordum bakışlarım sandalyenin kenarına astığım çantamın üzerinde dolanıyordu "Neden o piçi haklı çıkardın ki!"

Sinir ve birazda hayal kırıklığı ile çantamı alıp oradan ayrıldım. Arkamdan gelmek isteyen Meva'yı durduran Sargon olmuştu. Arabama bindim ve yolumu şatoya çevirdim.

Meva benim hayatımda olan tek kişiydi, onu kırmak incitmek asla istemezdim. Neden bunu hiç hesaba katmadı ki? Gözlerindeki hırsı görmüştüm. Kazanma hırsı... istediği şey neydi bilmiyorum ama bunun uğruna beni bile ateşe attıysa başka kimleri kurban verirdi düşünmek bile istemiyorum.

Elimi sertce direksiyona vurdum "Siktiğimin kasabasını bile terk edemiyorum!" bir darbe daha "Hepsi o piçin yüzünden!!" Keşke onu şu an geberte bilseydim. Direksiyonu sertce çevirip arabanın arka tekerlerini sürterek şatonun giriş yoluna girdim. Tekerlerden çıkan tiz ses benim geldiğimin habercisiydi.

Telefonum çalınca ekrana baktım "Hiç sırası değil Meva" meşgule attım ve arabayı park ettim ardından bir arama daha geldi. Açmadığım sürece beni rahat bırakmayacaktı, ikinci aramasını da meşgule attım.

Kapının önünde durduğum zaman anahtarlarımın olmadığını farkettim. Harika şimdi de Valerius'a muhtacım. Sinirle büyük ahşaptan yapılma iki kanatlı kapıya bir kaç tekme attım "Siktiğimin kasabası!"

Üçüncü gelen aramayı ekrana bakmadan cevapladım, "Ne var!" Diye bağırdım.

"Beni sevdiğini çok belli ediyorsun" Valerius'un sesi kulaklarıma dolduğu an sinirim daha çok körüklendi.

"Ne istiyorsun?!"

"Şato boş, geldiğin zaman duvara sabitli olan şamdanlığın içine bak senin için oraya anahtar bıraktım" sesi duygusuzdu. Bu kadar boş olmayı nasıl başarıyordu?

"Teşekkür ederim" sinirim yatışmıştı, hatta sesim titremişti. Sustu hiçbir şey söylemedi sessizce ve daha çok titreyen sesimle "Hoşça kal" diyerek telefonu kapattım.

Zaten bir tane olan şamdanlığa boylandım, anahtarı alıp kapıyı açtım ve eve girdim. Ayaklarımı sürükleyerek merdivenlerden çıktım ve odama girdim.

Kıyafetlerimi çıkardım saat öğlene gelmişti, sadece bir kahve ile hayatta kalıyordum. Midem aç olduğuna dair uyarı ağrıları vermeye başlamıştı bile ama ben ağlamak istiyordum. Üzerime sadece kısa kol beyaz uzun oversize T-shirt geçirdim. Popomun 2 parmak altında bitiyordu boyu. Beyaz ayak bileklerime kadar uzanan çoraplarımı giyindim.

İnce battaniyemi kaldırıp hemen altına girdim, sanki zihnim bunu bekliyormuş gibi gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Sanırım yorulmuştum, artık yaşananlar ağır geliyordu. Dudaklarımdan bir hıçkırık çıktı, battaniyemi başıma kadar çektim ve ağlamaya devam ettim. Yanaklarımdan akan yaşlar yastığımı ıslatmaya başlamıştı bile.

Telefonuma gelen aramayı dikkate almadım, ekranına bakmadan kenar düğmelerine bastırarak sessize attım. Kalbim acıyordu, kime güveneceğimi düşünmekten yorulmuştum. Canım yanıyordu, boğazıma iğneler batıyor midemi ateşe veriyorlardı sanki. Kapımın açılma sesiyle, burnumu çektim. Kendimi aile evinde gibi hissediyorum, bir izin vermediler depresyona girmeme.

"Git Meva" burnumu çektim, başım hâlâ battaniyenin altındaydı "Sonra konuşuruz, hiç havamda değilim"

Adım sesleri yatağıma yaklaşıyordu, burnumu tekrar çektim bu sırada battaniye bir hışımla üstümden çekildi.

"Meva git de-" gördüğüm yüz Valerius olunca duraksadım. Tanrım, beni ağlarken gördü.

Kaşları çatılmış bana bakıyordu, elimin tersiyle hemen göz yaşlarımı sildim, oturur pozisyonumu alırken üzerimden çekilen battaniye ile çıplak kalan bacaklarımı örttüm bu sırada hareketlerimi izleyen Valerius'a ters ters baktım.

"Kapı çalmak yok mu? Ya üzerimi değiştiriyor olsaydım?"

Söylediklerimi hiç umursamadı. "Neden ağlıyosun?" Sorusu karşısında istemsizce burnumu çektim

"Ağlamıyorum" bakışlarımı yere indirdim "grip olmuşum"

"Teşekkür ederken sesin titredi"

"Grip oldum" yalanıma kendimi inandırmaya çalışırken tekrarladım yine.

Cevap vermedi, yanıma yaklaştı elini yanağıma uzattı. Parmakları, sanki bir tüy hafifliğiyle yanağıma değdi ve hâlâ ıslak olan gözyaşı izini takip etti.

Parmakları yanağımda oyalanırken, ben bakışlarımı yerden çekmiş onu izliyordum. Yakışıklıydı ve bu karanlık hali onu daha çekici hale getiriyordu. Ben onu incelerken odağını bana çevirdi, İkimiz de birbirimizin gözlerinde bir şeyler arıyorduk sanki.

Bunu ikimiz de inkar ederdik ama gerçekti

Valerius, ıslanan parmağını yavaşça dudaklarına dokundurdu. Gözlerini benden bir saniye bile ayırmadan, gözyaşımın tadına baktı.

"Tuzlu" dedi fısıldayarak, nefesi tenime çarptığında irkildim ve geri çekildim "Grip değil. Ağlamışsın."

Aramızdaki o iğrenç ama sarsıcı yakınlıktan kaçmaya çalışırken, şatonun alt katından gelen devasa bir gümbürtü duvarları titretti. Bir camın tuzla buz olma sesi ve ardından yankılanan neşeli ama bir o kadar da vahşi bir kahkaha...

Valerius'un bedeni bir anda kaskatı kesildi. Bakışları benden kapıya doğru kayarken, siyah gözlerinin daha çok koyulaştığını gördüm. Gitmesini bekledim ama o yerinden kıpırdamadı. Avını bekliyordu.

Daha ben ne olduğunu anlamadan, odamın kapısı sökülecekmiş gibi açıldı. Kimdi bu adam? Buraya bu şekilde girmeye nasıl cesaret edebiliyordu?

Kapının eşiğinde, darmadağın saçları ve üzerinde taze kan lekeleri olan siyah deri ceketiyle o adam duruyordu. Valerius bir hamlede önüme geçti, geniş devasa gövdesiyle sanki beni koruması altına almıştı.

"Ah, Valerius!" dedi yabancı, ellerini iki yana açarak içeri daldı. Odaya girdiği an, Valerius'un o asil sandal ağacı kokusu, dışarıdan gelen metalik bir pas kokusuyla kirlendi.

"Kapıyı çalmadığım için kızmadın umarım. Ama içerideki o kanın kokusu... Tanrım, kilometrelerce öteden burnumu sızlattı."

Yabancı, Valerius'un omzunun üzerinden bana bakmaya çalışırken gözlerini kıstı. Valerius'un sırtındaki kasların her birinin bir yay gibi gerildiğini görebiliyordum. Vücudumda yara veya çizik olmadığına emindim, kanımın kokusunu nasıl alabilirdi ki?

"Caspian" dedi Valerius, sesi bir mezar kadar soğuktu. "Seni buraya hangi cehennem gönderdi?"

Caspian soruya aldırış etmedi. Bir adım daha attı, bakışları Valerius'u delip geçip doğrudan benim kızarık gözlerime odaklandı. "Vah vah... Küçük kuzunun gözleri nemli," dedi alaycı bir hüzünle. "Yoksa bu buzdan heykel seni ağlatıyor mu? Valerius her zaman kadın ruhundan anlamayan bir odun olmuştur. İstersen sana gerçek bir teselli sunabilirim."

Valerius bir anda hareket etti. O kadar hızlıydı ki sadece bir karaltı gördüm. Caspian'ı boğazından yakalayıp odanın taş duvarına öyle bir çarptı ki, duvara asılı çerçeveler yere düştü.

"Ona bakma" dedi Valerius, Caspian'ın yüzüne doğru tıslayarak. "O senin dokunabileceğin, hatta hayal edebileceğin bir şey değil"

Yatağın köşesine iyice sindim. İki canavar odamın ortasında birbirinin gırtlağına yapışmışken, Caspian'ın kahkahası hala odada çınlıyordu. Bana baktı, boğazındaki o ölümcül baskıya rağmen sırıttı.

Korkmam için yeterli bir sırıtıştı, asla karşısında ki kişiden korkmuyordu. Hata yapıyordu, Valerius'dan korkmak gerekirdi, aksi halde sonu çokta uzak değildi.

"Duyuyor musun Alçin" zorlukla nefes alıyordu ya da kendisi bilerek rol yapıyordu "Seni zincirliyor. Ama unutma, zincirler her zaman kırılmak içindir ve ben kırmayı çok severim"

Valerius'un öfkeden titreyen sırtı görüş açımı kapatıyordu ama Caspian'ın bakışları omuzlarının üzerinden süzülüp ruhuma saplanıyordu.

"Bu mühür..." dedi Caspian, gözlerini bir an bile ayırmadan. "Damarlarındaki o yakıcı zincir... Valerius sana bunun kader olduğunu söylemiştir, değil mi? Ama yanılıyor. O bağı kuran kan, aynı zamanda onu çözecek olan şeydir."

Valerius'un hırıltısı odayı doldurdu. "Kapa çeneni Caspian! Onu kirli oyunlarına alet edemezsin."

Bir aslan kükremesini andıran o korkunç sesle Caspian'ı yerinden söktü. Odayı sarsan bir gürültüyle onu odamın penceresine fırlattı. Cam kırılma sesi kulaklarıma dolarken, refleks olarak gözlerimi kapattım ve ellerimi yüzüme siper ettim.

Caspian'ın yere düştüğünü belirten o tok ses gelince gözlerimi açtım Valerius hiç zaman kaybetmeden kendini pencereden aşağı attı. Hemen ayağa kalkıp aşağı bakındım ama uğultulu rüzgardan başka kimse yoktu.

"Vampir hızı" diye mırıldandım. Ayaklarımın altında parlayan camlara dikkat ederek yatağa geçtim. Meva'yı aramak ve ya aramamak arasında kalmıştım, korkuyordum ama bana ihanet eden kişiye sığınmak ne kadar doğru seçim olabilirdi? Burada tek başıma kalmakda pek doğru seçim değildi zaten.

Kırık camlara baktım yeniden, buranın temizlenmesi gerekti. Banyodan süpürgeyi aldım ve camları dikkatle süpürdüm. Kendimi kesip mühürlü kanımın kokusunu tüm vampirlere yaymayacaktım.

O bağı kuran kan, aynı zamanda onu çözecek olan şeydir.

Caspian'ın sesi zihnimi ele geçirmişti sanki. Benim kanım mühürlendi, benim kanım mühürü bozacaktı. Mantıksız değildi.

"Güvenilmemesi gereken biri" kendime telkin vermem gerekiyordu yoksa birazdan kendimi onu ararken bulacaktım.

Pencereden içeri dolan sert rüzgar üşümeme sebep oluyordu, aynı zamanda zihnimin açılmasına yardımcı oluyordu. Üstümü değiştirmeden cıplak kalan ayaklarımı örtmek için siyah taytımı giyindim ve aşağıya mutfağa indim. Bir şeyler atıştırmam gerekti yoksa açlıktan bayılacaktım.

Kendime güzel bir sandiviç hazırlamaya başladım, şanslıydım çünkü buzdolabı tıka basa doluydu. Tamam Valerius kötü biri olabilir ama yine de düşünceli biriydi, dolapta olanları o tüketmiyordu hepsini benim için almıştı. Bardağa vişne suyunu doldurduktan sonra büyük salonun kanepelerinden birine yerleştim.

Aldığım her lokma vücuduma enerji veriyordu ve üşümem azalıyordu. Açlık gerçekten fena bir şeydi. Tabağımı ve boş bardağımı cam sehbaya bıraktım burada kıvrılıp uyumak harika bir fikirdi. Gözlerimi kapatırken kapının açılma sesi dikkatimi oraya çevirdi. Boylanarak kapıya baktım Valerius içeri giriyordu, saçları dağılmış özensiz bir haldeydi ve üzeri kime ait olduğunu bilmediğim kan lekeleriyle doluydu.

"Valerius" dedim endişeyle, kanepeden ayaklandım ve yanına yaklaştım. Hiçbir şey söylemeden az önce benim uzandığım kanepeye yayılarak oturdu. Cebimde titreyen telefonuma küçük bir küfür savurdum, anlaşılan bugün çok zorlu geçecekti.

"İyi misin? Üzerinde ki kan ne?"

Burnundan güldü, aniden tişörtünü çıkartarak yere attı. Gözleriyle yere attığı tişörtü göstererek "Rahatsız olmaman için" dedi.

"Üstünü değiştirede bilirdin" utangaç çıkan sesimi dikkate almamaya çalıştım ama bu halim onun dudaklarının kıvrılmasına neden olmuştu.

"Giyinik olmamı çok istiyorsan sen üstündekini çıkarıp bana verebilirsin"

Yanaklarımın kızardığını hissedince bakışlarımı yere indirdim. Kahkaha attığı sırada kaşlarım şaşkınlıkla yukarı kalktı, onu ilk defa kahkaha atarken duyuyordum. Ayrıca buna ne olmuştu? Hiç benimle böyle konuşmazdı. Telefonum yine titrerken oflayarak cebimden çıkardım, on iki cevapsız arama Meva'dan gelmişti ve mesaj bildirimi vardı.

"Alçin" adımı seslendiğinde ona baktım dudakları eski halini almıştı çok halsiz ve bitkin görünüyordu "Onunla savaşmak beni yordu"

Bildirime girdim "Ne yapmamı istiyorsun?"

Meva: Açsana şu aramaları!
Meva: Alçin başın çok büyük belada, hemen o evden çık.
Meva: Valerius'un durumu iyi değil, şu an bizde acil bana gelmen gerek.

Kalp atışlarım hızlanmıştı, göğüs kafesimi delip geçmek üzereydi. Valerius buradaydı ama Meva onun yanında olduğunu söylüyordu. O zaman bu kimdi?

"Biraz kanından alabilir miyim?" Bakışlarımı ona çevirdim, anlaşılan bana oyun oynanılıyordu ve hedef kanımdı. B RH+ kanım ne kadar kıymete binmişti böyle. Yere atılan kanlı kıyafetlere kısa bir bakış attım, Valerius asla bu şekilde karşıma çıkmazdı.

Rızam olmadan kanımı içemezdi, korunma altındaydım bana zarar veremezlerdi. Alaric mutlaka korkumu hissetmiştir, nerede olsa buraya gelebilirdi. Karşımda duran sahte Valerius'un kim olduğunu az çok tahmin ediyordum, kendisiyle beraber odaya dolan pas metal kokusu Caspian'ı hatırlatıyordu. Denemekten zarar gelmezdi.

Başımı dikleştirdim "Oyun oynamak mı istiyorsun Caspian" söylediklerim karşısında kaşları çatıldı, alayla gülümsedim. Tahminim doğruydu. "Hadi ama, beni kolay lokma olarak gördüğünü söyleme"

"Nasıl anladın?" Yenilgiyi kabullenemediği apaçık belliydi, onu kışkırtmak istiyordum, onunla oynamak ama şu an onu yakalamışken konuşmamız gereken başka şeyler vardı.

Karşı koltuğa oturdum "Mühür nasıl bozulur?" Tepkilerini izledim, eğer yalan söylüyorsa onu anlayacaktım yani en azından çaba gösterecektim.

"Senin kanınla" dedi, hızlı bir cevaptı.

"Nasıl?"

"Bir çeşit ritüel" cevaplarken düşünmemişti

"Ne ritüeli"

"Çok fazla soru soruyosun" dedi bıkkınlıkla

"İstediğim cevabı vermiyorsun" diyerek karşılık verdim.

"Bana kanından ver, sana bütün bildiklerimi anlatayım" bu isteği benden dilerken gözleri parlıyordu.

"Kanım zehirli bay Caspian, sana kendi rızamla verebilirim ama ben Valerius Mortem'e mühürlüyüm" kulağa ne kadar havalı geliyordu dimi ama ne yazık ki havalı olduğu kadar muhteşem bir hiss yaratmıyordu.

Oturduğu yerden bana doğru doğruldu, yüzü değişti ve artık karşımda gerçek Caspian vardı. "O zaman zorla alırım" dediğinde sivri vampir dişlerini gösterdi.

Kahkaha attım, ayağımı diğer ayağımın üzerine attım ve sırtımı koltuğun arkasına yasladım "Alaric Vane" dedim zaferle "Tanır mısın?"

"Çok yakından" dedi iştahla

"Alaric tarafından korunma altındayım"

Yüzü düştü, dişleri geri çekildi. Yüzünde bariz bir yenilgi ve hayal kırıklığı vardı. "Siz beni gerçekten kolay lokma sanmışsınız. Bay Caspian, eğer gerçekten bu mühür yok edilebilirse bana doğru bilgiyi vermenizi istiyorum "

Gözümün kenarında haraketlenme hissedince çaktırmadan o tarafa baktım. Meva pencerenin önünde durmuş içeriyi görmeye çalışıyordu. Ne yapıyordu bu salak? Caspian onu fark ederse ihtiyacım olan bilgiyi bana vermeden gidecekti.

"Yok, eğer bu koca bir yalansa ve tek hedefiniz kanımsa ne acı size" Gülümsedi "Bir insan bana ders mi veriyor?" Sesi alaycı çıkmıştı.

"Ben sıradan bir insan değilim, hemen şurada tek bir hamleyle kalbinizi yerinden sökebilecek kadar güçlüyüm" cevap vermedi sadece sırıtıyordu. Çünkü bunu yapamayacağımı biliyordu. "Sınırları geçtiniz, kaçmalısınız. Valerius döndüğü zaman sizi yaşatmayacak" işte şimdi doğru noktaya basmıştım.

Yüzü yeniden düşmüş, piç gülüşü yüzünden silinmişti. Devam ettim "Hepimiz onun ne kadar acımasız olduğunu biliyoruz"

Ayağa kalktı "Alçin" diye fısıldadı "Sana bir iyilik yapacağım"

Hafif kaşlarımı çatarak ona baktım.

"Valerius'a" derin nefes aldı "Savaşın başladığını söyle, tarih tekerrür edecek. Senin peşindeler Alçin, planlar kuruyorlar. Kime güveneceğini düşünme, bu savaşı nasıl kazanacağını düşün"

Elini uzattı avuç içini işaret etti "Sadece dokun sana gerçek bir anıdan kesit göstereceğim"

Ayağa kalktım "Eğer yalansa-"

"Değil. Ben kötü bir karakterim ama sizin kadar kötü değilim Alçin" dedi gülerek. Ona kötü olmadığımı söylemek istedim ama sustum ve dediğini yaparak eline dokundum.

Etraf bulanıklaştı farklı bir mekana farklı zamana ışınlanmıştım. Küçük bir köydü, dumanlar çıkıyordu. İnsanlar bağırışıyor, bir yerlere kaçıyorlardı. Alaric'i gördüm, gri saçlara sahip küçük bir çocuğun elinden tutmuş kaçıyordu. Herşey silindi. Etrafı sis sardı ve o sisin arasında bir hançer gördüm, o gece bana saplanan hançer. Yerde yatan sarı saçlı bir kadının kalbine saplanmıştı.

Elimden çekilen el ile geçmişten sıyrılıp şimdiye dönmüştüm. Caspian'a baktım "Daha fazlasına ihtiyyacım var"

"Daha fazlası için Alaric'e sor. O bizzat yaşadı, sana fazlasıyla anlatacaktır" ve küçük bir rüzgar ardından büyük salonda tek başıma kalmıştım. Meva içeri girince endişeyle bana baktı. Arkasından beliren Sargon elimi tuttu ve incelemeye başladı.

"İz yok, normal görünüyor" dedi olanları gördüğünü belli ettirerek.

"Bir anı gördüm. Alaric ile konuşmam lazım" adım atarken Sargon beni kolumdan tutarak durdurdu.

"Önce Valerius, durumu iyi değil"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

28okunma 4beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18