15. bölüm / 25
Vebal-i AhmerFilizlenen tohum I
Bölümler 25Şu an: Filizlenen tohum I
- 1 İhanetin ilk tohumu712 kelime
- 2 Sebepsiz bayılmalar1.017 kelime
- 3 Beklenmedik yolculuk2.488 kelime
- 4 Kanatlı Hançer1.164 kelime
- 5 Kalbin iyi mi?1.801 kelime
- 6 Alaric Vane Hediyyesi2.309 kelime
- 7 Tilki ve Kuzu1.707 kelime
- 8 Kalbe serpilen şüphe2.599 kelime
- 9 Mortem Mührü2.027 kelime
- 10 Planlar ve kuklalar3.672 kelime
- 11 İhanetin katlettiği masumluk2.054 kelime
- 12 Safkan616 kelime
- 13 İhanetin vadettiği öfke2.337 kelime
- 14 Bir şarap gecesi2.326 kelime
- 15 Filizlenen tohum I1.007 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 Çığlık Mahzeni3.845 kelime
- 17 Ölümün kıyısı4.650 kelime
- 18 Son safkan3.290 kelime
- 19 Filizlenen tohum (2)1.560 kelime
- 20 Mortem Kıskançlığı2.743 kelime
- 21 Sebep bulan bayılmalar2.346 kelime
- 22 Kuzey Işıkları2.244 kelime
- 23 Tempus est eskitandi2.206 kelime
- 24 Nilüfer çiçeği2.906 kelime
- 25 Ölüm Kartı2.545 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ben Lavi Aeterna, safkan soyunun son taşıyıcısıyım
Bay Alaric, kalbinize dokunmak, ne büyük şeref.
Bir savaş başlamıştı adına safkan denildi...
Vampirler türünün üstünlüğünü korumaya çalışmak için savaş ilan etiller. Doğan her safkan yok ediliyor, yaşlı ve çocuk ayırt edilmiyordu. Dünyanın dört bir yanına dağılan vampirler kanlar döküyor, türlerini en vahşi yaratıklar kitabına yazmak için tüm hünerlerini sergiliyorlardı.
Safkanlar mı? onlar çok masum ve zararsızdı, yani... bir çoğu öyleydi. Her tür için istisnalar hep vardı. Lakin içlerinin en kötü safkan taşıyıcısı bile yeniliyordu bu acımasız varlıklara.
Zaten yaygın olmayan türün, son taşıyıcısının kanı da döküldüğü an savaşı kazanan vampirler oldu. Tek bir safkan dahi bırakmamışlardı dünyada. Üstünlüklerini kuran vampirler, insanlar üzerinde de korku etkisi yaratıyorlardı. Lakin unuttukları ve anlayamadıkları bir şey vardı. İnsanlar en büyük tehlikelerden biriydi.
Dünyanın varoluşundan bu yana en tehlikeli tür olarak bilinen ve birinciliğini asla kimseye kaptırmayan insan türü; düşünüyor, araştırıyor, üretiyor ve öldürüyordu. Vampirlerin nasıl öldürülebileceğini artık biliyorlardı. Bu yüzden insanlarla ortak bir karar alınmış beyaz bayraklar çekilerek barış imzalanmıştı.
Bazı bölgeler için vampirlerin girişi yasaklanmıştı, bazı topraklarsa iki türe de kucak açıyordu. Kurallar basitti aslında: Vampirler insanlara zarar veremez, onları öldüremez ve istekleri dışı kanlarından beslenemezlerdi. Besin kaynaklarının sınırlanmaması adına bir merkez oluşturuldu. Buraya sadece vampirler için gönüllü kan veren insanlar başvuruyordu.
Çok eskiden atılan temeller uzun ömürlü barışa sebep oldu.
Taki zamanında ekilen ihanet tohumunun toprağa tutunduğu âna kadar. Kökler toprağın en karanlık ve yoğun derinliklerine kadar inerken asırlarca sürecek savaş için yerini güçlendiriyordu. Bir filiz mi çıkacaktı? yoksa o tohum toprağın altında çürüyüp yok mu olacaktı?
***
Vampirlerin ana vatanı gibi bilinen 'Ahmer' kasabasına geri dönen bir grup vampirlerden biri, kendisini orman yolundan geçen büyük bir dağın uçurumunda bulmuştu. Güneş tepeden yüzüne vurduğu için çatılan kaşları mümkünmüş gibi daha çok çatıldı. Uçurumun hemen kenarında yeni yeni dallarını etrafına sarkıtan söğüt ağacını gördü.
Hemen yanına yaklaştı, yere çöktü ve önünde duran kocaman ormana baktı. Burası huzur vermiyordu aksine huzursuz ediyor, döktüğü kanları hatırlıyordu.
Attığı iftiralar, kalplere ektiği kin tohumlarını hatırlıyordu. Derin bir iç çekti, tek hedefi en yüksek statüye ulaşmaktı ve başarmıştı. Olduğu kademeden daha üstü yoktu, o en yüksekdeydi ama yine de kabullenemiyordu. Gözleri, arzusu hep daha fazlasındaydı.
Düşlerinin içinde yok olurken bir mırıltı duydu, masal gibi bir sesdi. Buz tutmuş karanlık kalbine, daha şimdiden küçük bir ateş gibi hızla yayılmıştı. Sesin sahibini aradı gözleri, kimdi bu efsunlu kadın? Kimdi karanlık kalbine sadece bir mırıldanma ile ışık tutan o kadın?
Çok uzun sürmeyen aramanın ardından gözleri buldu efsunluyu, güneşten daha sarı saçları vardı. Sanki meydan okuyordu güneşe, sen mi diyordu... sen mi daha ışıltılısın yoksa benim sarı saçlarım mı? Beyaz elbisesiyle kırlarda koşuşturuyor, yerden topladığı bitkileri sağ bileğinde asılı olan sepete atıyordu. Kendi etrafında dönerken şarkı mırıldanıyordu.
Dakikalarca onu izledi, bu efsunlu kadının büyüsü altında yok olmak istedi. Kıvrılan dudaklarını farkedince daha çok bağlandı efsunlu kadına. Onu korkutmaktan korktu, bu kadar naif ve kırılgan birini incitirse kendini asla affetmeyeceğini fark etti o an. İlk kez birini incitmekten korkuyordu, ilk kez kan dökmek istemiyordu.
Günler geçti, haftalar oldu. Haftaların yerini aylara bıraktık, üç dolunayı devirdik sıra dördüncü dolunaya gelirken, vampir yine aynı yerde efsunlu kadınını beklemeye koyuldu. Bugün onunla tanıçacaktı ve bu uzak hasrete bir son verecekti.
"Merhaba" dedi kendi kendine, olmamış gibi yerinde kıpırdandı "Çok sade" dudaklarını ısırdı hafifçe, tekrar denedi. "Sizi buralarda hiç gör... ah saçmalama, neredeyse dört aydır onu takip ediyorum beni farketmiş olmaması mümkün değil, onu izlediğimin farkındadır." Bu düşünce onu daha çok heycanlandırmıştı.
"Ya farketmediyse" kaşları çatıldı, öyle derin hülyalara dalmıştı ki asla aksini düşünmemişti "İstemezse beni, o zaman ben ne yaparım?" gökyüzüne baktı güneş artık tepede değildi yavaş yavaş batmaya başlıyordu "Bugün gelmeyecek mi?" Etrafa bakındı, ortalıkta kimseler yoktu. Omuzları düştü, o kadar tanışma ânı için denemeler yapmıştı ama kadın bugün gelmemeyi seçmişti.
Biraz daha bekledi lakin gelmeyeceğini kabullendiğinde ayaklanarak ormanın yolunu tuttu. Hava artık kararmıştı. Güneş tepedeki yerini dolunaya vermişti. Ağaçların aralarından geçerek ilerlerken bir koku sardı ormanı... çok tanıdık bir koku.
Düşünceli vampir bakışlarını yerden çekip ormanın derinliklerine yönlendirdi, iki kere havayı kokladığında gözleri irileşti. Önce şaşkınlık ifadesine yer vermişti daha sonra o ifade kayboldu ve yerini avcı bakışları aldı. Avının kokusunu almıştı, safkanın o hipnotize edici kokusunu almıştı.
Hızla ormanın derinliklerine yöneldi, yaklaşan kokuyu takip etti. Hızlıydı ama bir o kadar da sessizdi, adımlarının sesi bile giydiği demir zırha rağmen duyulmuyordu. Yaklaştığını fark ettiği an durdu ve bir kaç adım atarak büyük meşe ağacının gövdesinin arkasına saklandı. Git gide azalan kokuyla kaşları çatıldı, onu fark edip gitmiş olamazdı. Çok sessiz haraket etti asla duyulamazdı. Koku tamamen yok olmaya başlarken kafasını gizlice ağacın gövdesinden çıkarıp kokunun geldiği o kaynağa baktı.
Gördüğü manzarayla gözlerinin kör olmasını istedi. Oradaydı, yine beyaz elbisenin içerisindeydi, yuvarlak hizada yerleştirdiği mumların tam ortasında oturmuş lanet ritüeli yapıyordu... safkan kokusunu bastıran o ritüeli. Bu kadar güçlü bir varlık yıkılır mı? O gün ilk kez yıkılmıştı. Sadece bir anlığına ayaklarının tüm gücünü yitirdiğini hissetti dizleri üstünde yere çökerken giydiği demirden zırhın sesi yankılandı. Genç kadın korkuyla gözlerini açtı ve gördüğü şey yere yığılan vampir olmuştu.
"Ah" dedi endişeyle eli dudaklarına giderken, hızlıca ayağa kalktı ve avcısının yanına çöktü "İyi misiniz?" ince elleriyle zırh başlığını çıkardı "Canınız çok mu yanıyor?" dolan gözlerine baktı. "Bir erkek, hiç ağlar mı bayım?" diye sordu dolan gözlerine karşı. İlk kez bir erkeğin ağladığını görüyordu.
Acı çeken vampir "Canı çok yanarsa evet" diye fısıldadı, nefesi kızın yüzünü okşamıştı.
"Ne kötü kader" hüzünlü çıkan sesini umursamadı, ince eli erkeğin sert yüzüne dokundu, bu temas karşısında kirpikleri kırpılan vampirin dolan gözlerinden bir yaş firar etti yanaklarına "Üzülmeyin lütfen" yanağından akan yaşı sildi.
"Ben Lavi Aeterna, safkan soyunun son taşıyıcısıyım" vampirin gözünden akan yeni yaşı tekrardan naif parmağı ile sildi "Bay Alaric, kalbinize dokunmak, ne büyük şeref."
Alaric yerinden doğruldu, sanki yıllardır tanıdığı ve yıllardır özlem duyduğu bu kadını adeta bağrına basarcasına sarıldı. Burnunu saçlarına gömdü, o güzel kokuyu derin derin içine çekti. Genç kadın kızaran burnunu çekerek dolan gözlerini sıkıca kapattı ve ince ellerini büyük vücuda sardı. İkisi de yerde oturmuş birbirlerine sarılıyorlardı.
Ekilen ihanet tohum toprak altında filiz vermişti, şimdi o küçük filiz hayata tutunmak için toprağın üstüne çıkmalı ve her hava koşuluna rağmen yaşamına devam etmeli, büyümeliydi.
Bölüm etkileşimi
