18. bölüm / 19
UnutulanlarTanık
Bölümler 19Şu an: Tanık
- 1 Başlangıç309 kelime
- 2 Hatırla515 kelime
- 3 Kara toprak706 kelime
- 4 Eve dönüş1.070 kelime
- 5 Gariplik985 kelime
- 6 Ne ki239 kelime
- 7 Babam825 kelime
- 8 Arşiv803 kelime
- 9 Günler1.077 kelime
- 10 Annem2.172 kelime
- 11 Münevver in defteri2.397 kelime
- 12 İş2.747 kelime
- 13 Hayat1.991 kelime
- 14 Cinayet1.728 kelime
- 15 Büro1.728 kelime
- 16 Merkez1.486 kelime
- 17 Kayıtlar1.712 kelime
- 18 Tanık1.946 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 Hatıralar898 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mert o gece uzun süre uyuyamadı.
Cengiz'in gönderdiği son mesaj hâlâ telefonunun ekranındaydı.
“Selim Karaca'yı yarın tekrar göreceğiz.”
Mert telefonu masanın üzerine bıraktı.
Ev sessizdi. Buzdolabının arada bir çalışan motoru dışında hiçbir ses yoktu. Pencerenin önünden geçen arabaların ışığı tavana vurup kayboluyordu.
Mert yatağa uzandı.
Gözlerini kapattığında yine aynı görüntü geldi.
Kırmızı oyuncak araba.
Yerdeydi.
Kendisinin miydi, bilmiyordu.
Bir el uzanıp arabayı yerden aldı.
Sonra bir erkek sesi duydu.
“Burada kal.”
Mert gözlerini açtı.
O cümlenin kime ait olduğunu hâlâ bilmiyordu.
Ama ilk kez sesin babasına ait olmadığından emindi.
---
Ertesi sabah Cengiz, Mert'i arşivin önünde bekliyordu.
Elinde ince bir dosya vardı.
“Selim burada.”
Mert başını salladı.
“Benim gelmem gerekiyor mu?”
“İstersen gelme.”
Mert birkaç saniye düşündü.
“Geleceğim.”
Cengiz onu durdurmadı.
Görüşme odasına girdiklerinde Selim Karaca pencerenin yanında oturuyordu.
Yaşı ilerlemişti. Saçlarının büyük kısmı beyazlamış, yüzündeki çizgiler belirginleşmişti. Elleri sürekli birbirine kenetleniyor, sonra ayrılıyordu.
Cengiz karşısına oturdu.
Mert biraz geride kaldı.
“Dün söylediklerinizi tekrar konuşacağız,” dedi Cengiz.
Selim başını eğdi.
“Bazı şeyleri yanlış hatırlıyor olabilirim.”
“On iki yıl önce değil. Daha eski.”
Selim cevap vermedi.
Cengiz dosyayı açtı.
“14 Haziran.”
Selim'in parmakları durdu.
Mert bunu fark etti.
Cengiz de fark etmişti.
“Bu tarihi hatırlıyorsunuz.”
“Hatırlamak istemiyorum.”
“Bu farklı bir şey.”
Selim başını kaldırdı.
“Bazı geceler vardır. İnsan ne kadar zaman geçerse geçsin unutamaz.”
Mert ilk kez konuştu.
“O gece orada mıydım?”
Selim ona baktı.
Uzun süre cevap vermedi.
Sonra yüzündeki ifade değişti.
Sanki karşısında bir yetişkin değil, yıllar önce gördüğü küçük bir çocuğu görüyordu.
“Sen…”
Sustu.
Mert bekledi.
“Beni tanıyor musunuz?”
Selim gözlerini kaçırdı.
“Çok küçüktün.”
Mert'in boğazı düğümlendi.
“Demek oradaydım.”
Selim cevap vermedi.
Bu sessizlik yeterliydi.
Cengiz sandalyesinde doğruldu.
“Devam edin.”
Selim ellerini dizlerinin üzerine koydu.
“Ben o gece depoya geldiğimde Kazım Lütfü oradaydı.”
Mert'in yüzü sertleşti.
“Babam?”
“Mehmet de vardı.”
Odanın içindeki hava ağırlaştı.
Selim devam etti.
“Aralarında tartışma vardı.”
“Ne hakkında?”
“Bilmiyorum.”
“Bilmiyorsunuz mu?”
“Bir kısmını duydum. Para konuşuyorlardı. Eski bir işten bahsediyorlardı.”
Mert araya girdi.
“Sonra?”
Selim gözlerini kapattı.
“Sonra bir ses geldi.”
“Nasıl bir ses?”
Selim cevap vermekte zorlandı.
“Bir şey devrildi.”
Mert'in zihninde görüntüler belirdi.
Karanlık bir oda.
Yerde kırmızı bir oyuncak araba.
Bir sandalye.
Babası.
Başka bir adam.
Ve kendisi.
“Sonra ne oldu?” diye sordu.
Selim ona baktı.
“Sen ağlıyordun.”
Mert'in yüzü bembeyaz oldu.
“Ben mi?”
“Evet.”
“Beni kim buldu?”
Selim'in dudakları titredi.
“Kimse seni bulmadı.”
Mert kaşlarını çattı.
“Ne demek bu?”
“Sen zaten oradaydın.”
“Kim götürdü beni?”
Selim cevap vermedi.
Cengiz araya girdi.
“Selim Bey, bu önemli.”
Selim derin bir nefes aldı.
“Mehmet.”
Mert'in içinden bir şey koptu.
“Babam mı?”
“Evet.”
“Beni oraya babam mı götürdü?”
“Bunu görmedim.”
“Peki beni oradan kim çıkardı?”
Selim başını iki yana salladı.
“Bilmiyorum.”
Mert sandalyesinden kalkacak gibi oldu ama yeniden oturdu.
Cengiz dosyayı kapattı.
“Şimdilik yeter.”
Selim ona baktı.
“Hayır.”
Cengiz durdu.
Selim'in gözleri Mert'e çevrildi.
“Bir şeyi daha bilmesi gerekiyor.”
Mert hiçbir şey söylemedi.
Selim yutkundu.
“14 Haziran gecesi biri öldü.”
Mert'in nefesi kesildi.
“Kim?”
Selim cevap vermedi.
“Kim öldü?”
“Adını bilmiyorum.”
“Nasıl bilmiyorsunuz?”
“Çünkü bana göstermediler.”
“Kim?”
Selim başını eğdi.
“Mehmet ve Kazım.”
---
Görüşmeden sonra Mert koridorda uzun süre yürüdü.
Cengiz birkaç adım gerisindeydi.
“Mert.”
Mert durmadı.
“Mert, bekle.”
Bu kez durdu.
“Ben çocukken oradaydım.”
“Evet.”
“Babam beni oradan çıkardı.”
“Selim öyle söylüyor.”
“Bir kişi öldü.”
Cengiz cevap vermedi.
“Ve babamla Kazım Lütfü oradaydı.”
“Evet.”
Mert başını çevirdi.
“Peki neden yıllarca kimse konuşmadı?”
Cengiz birkaç saniye düşündü.
“Korku.”
“Kimden?”
“Belki Kazım'dan. Belki Mehmet'ten. Belki de birbirlerinden.”
Mert acı bir şekilde güldü.
“Bu cevap hiçbir şeyi açıklamıyor.”
“Henüz.”
---
Aynı akşam Mert babasının evine gitti.
Kapıyı Mehmet açtı.
Mert'i görünce şaşırdı.
“Bir şey mi oldu?”
“Konuşmamız lazım.”
Mehmet kenara çekildi.
Mert içeri girdi.
Salon eskisi gibiydi. Aynı koltuk, aynı sehpa, aynı televizyon.
Her şey normal görünüyordu.
Bu, Mert'i daha çok rahatsız etti.
“Ne içersin?”
“Hiçbir şey.”
Mehmet oturdu.
Mert karşısına geçti.
“Selim Karaca'yla görüştük.”
Mehmet'in yüzündeki ifade değişti.
Çok kısa sürdü.
Ama Mert gördü.
“Ne söyledi?”
“14 Haziran gecesini.”
Mehmet başını öne eğdi.
“Ben sana o geceyi anlatmak istemiyorum.”
“Ben oradaymışım.”
Mehmet gözlerini kapattı.
Mert devam etti.
“Çocukmuşum.”
Mehmet bir süre konuşmadı.
Sonra,
“Evet,” dedi.
Mert'in sesi titremedi.
“Beni sen mi götürdün?”
“Hayır.”
“Kim?”
Mehmet cevap vermedi.
“Kazım Lütfü mü?”
Mehmet başını kaldırdı.
“Onun adını nereden duydun?”
“Demek doğru.”
“Ben öyle demedim.”
“Baba, artık yalan söyleme.”
Mehmet'in yüzü çöktü.
Mert ilk kez babasının gerçekten yaşlandığını o anda fark etti.
“Ben seni korumaya çalıştım,” dedi Mehmet.
“Kimden?”
Mehmet cevap vermedi.
“Benden mi?”
“Hayır.”
“Annemi de mi koruyordun?”
Bu soru Mehmet'i susturdu.
Mert bunu gördü.
“Annem ne biliyordu?”
Mehmet başını eğdi.
“Annen bazı şeyleri biliyordu.”
“Ne kadarını?”
“Yeterince.”
Mert'in gözleri doldu ama ağlamadı.
“Ölümünden önce neden bana ulaşmaya çalıştı?”
Mehmet cevap vermedi.
“Çünkü biliyordu, değil mi?”
“Bilmiyorum.”
“Baba.”
Mehmet ellerini yüzüne götürdü.
“Bazı şeyleri değiştiremezsin.”
Mert ayağa kalktı.
“Ben değiştirmek istemiyorum.”
Mehmet ona baktı.
“Ne istiyorsun?”
“Gerçeği.”
Mehmet uzun süre oğluna baktı.
Sonunda çok alçak bir sesle konuştu.
“Gerçek bazen insanın taşıyabileceğinden ağırdır.”
Mert kapıya yöneldi.
“Buna ben karar veririm.”
Kapıyı açtı.
Mehmet arkasından seslendi.
“Mert.”
Mert döndü.
“Ne?”
Mehmet'in söyleyeceği şey sanki boğazında kaldı.
Sonunda yalnızca,
“Yarın gelme,” dedi.
Mert bir şey söylemeden çıktı.
---
Gece yarısına doğru Cengiz aradı.
Mert telefonu hemen açtı.
“Efendim?”
“Yeni bir şey bulduk.”
“Neyi?”
“14 Haziran gecesinin eski giriş kaydı.”
Mert ayağa kalktı.
“Ne var?”
“Dört yetişkinin adı var.”
“Mehmet ve Kazım?”
“İkisi de var.”
“Başka?”
“Selim Karaca ve muhasebeci.”
Mert nefesini tuttu.
“Çocuk?”
“Onu da bulduk.”
Mert sustu.
Cengiz'in sesi telefonda ağırlaştı.
“Adı kayıtta tam görünmüyor.”
“Ne görünüyor?”
“Baş harfleri.”
Mert gözlerini kapattı.
Cengiz devam etti.
“M.K.”
Mert'in kalbi hızlandı.
“Bu…”
“Evet.”
Cengiz sözünü tamamladı.
“Başka bir şey daha var.”
“Ne?”
“Kaydı tutan kişinin notunda bir cümle bulunuyor.”
Mert bekledi.
Cengiz okudu:
“Çocuk olayı gördü.”
Telefon sessizleşti.
Mert pencerenin önüne geçti.
Sokağa baktı.
İlk kez geçmişin kendisini aramadığını düşündü.
Geçmiş zaten onun içindeydi.
Ve şimdi, yıllardır kapalı duran son kapıya kadar gelmişti.
Yarın, o kapının ardında ne olduğunu öğrenecekti. 17. Bölüm – Tanık
Mert o gece uzun süre uyuyamadı.
Cengiz'in gönderdiği son mesaj hâlâ telefonunun ekranındaydı.
“Selim Karaca'yı yarın tekrar göreceğiz.”
Mert telefonu masanın üzerine bıraktı.
Ev sessizdi. Buzdolabının arada bir çalışan motoru dışında hiçbir ses yoktu. Pencerenin önünden geçen arabaların ışığı tavana vurup kayboluyordu.
Mert yatağa uzandı.
Gözlerini kapattığında yine aynı görüntü geldi.
Kırmızı oyuncak araba.
Yerdeydi.
Kendisinin miydi, bilmiyordu.
Bir el uzanıp arabayı yerden aldı.
Sonra bir erkek sesi duydu.
“Burada kal.”
Mert gözlerini açtı.
O cümlenin kime ait olduğunu hâlâ bilmiyordu.
Ama ilk kez sesin babasına ait olmadığından emindi.
---
Ertesi sabah Cengiz, Mert'i arşivin önünde bekliyordu.
Elinde ince bir dosya vardı.
“Selim burada.”
Mert başını salladı.
“Benim gelmem gerekiyor mu?”
“İstersen gelme.”
Mert birkaç saniye düşündü.
“Geleceğim.”
Cengiz onu durdurmadı.
Görüşme odasına girdiklerinde Selim Karaca pencerenin yanında oturuyordu.
Yaşı ilerlemişti. Saçlarının büyük kısmı beyazlamış, yüzündeki çizgiler belirginleşmişti. Elleri sürekli birbirine kenetleniyor, sonra ayrılıyordu.
Cengiz karşısına oturdu.
Mert biraz geride kaldı.
“Dün söylediklerinizi tekrar konuşacağız,” dedi Cengiz.
Selim başını eğdi.
“Bazı şeyleri yanlış hatırlıyor olabilirim.”
“On iki yıl önce değil. Daha eski.”
Selim cevap vermedi.
Cengiz dosyayı açtı.
“14 Haziran.”
Selim'in parmakları durdu.
Mert bunu fark etti.
Cengiz de fark etmişti.
“Bu tarihi hatırlıyorsunuz.”
“Hatırlamak istemiyorum.”
“Bu farklı bir şey.”
Selim başını kaldırdı.
“Bazı geceler vardır. İnsan ne kadar zaman geçerse geçsin unutamaz.”
Mert ilk kez konuştu.
“O gece orada mıydım?”
Selim ona baktı.
Uzun süre cevap vermedi.
Sonra yüzündeki ifade değişti.
Sanki karşısında bir yetişkin değil, yıllar önce gördüğü küçük bir çocuğu görüyordu.
“Sen…”
Sustu.
Mert bekledi.
“Beni tanıyor musunuz?”
Selim gözlerini kaçırdı.
“Çok küçüktün.”
Mert'in boğazı düğümlendi.
“Demek oradaydım.”
Selim cevap vermedi.
Bu sessizlik yeterliydi.
Cengiz sandalyesinde doğruldu.
“Devam edin.”
Selim ellerini dizlerinin üzerine koydu.
“Ben o gece depoya geldiğimde Kazım Lütfü oradaydı.”
Mert'in yüzü sertleşti.
“Babam?”
“Mehmet de vardı.”
Odanın içindeki hava ağırlaştı.
Selim devam etti.
“Aralarında tartışma vardı.”
“Ne hakkında?”
“Bilmiyorum.”
“Bilmiyorsunuz mu?”
“Bir kısmını duydum. Para konuşuyorlardı. Eski bir işten bahsediyorlardı.”
Mert araya girdi.
“Sonra?”
Selim gözlerini kapattı.
“Sonra bir ses geldi.”
“Nasıl bir ses?”
Selim cevap vermekte zorlandı.
“Bir şey devrildi.”
Mert'in zihninde görüntüler belirdi.
Karanlık bir oda.
Yerde kırmızı bir oyuncak araba.
Bir sandalye.
Babası.
Başka bir adam.
Ve kendisi.
“Sonra ne oldu?” diye sordu.
Selim ona baktı.
“Sen ağlıyordun.”
Mert'in yüzü bembeyaz oldu.
“Ben mi?”
“Evet.”
“Beni kim buldu?”
Selim'in dudakları titredi.
“Kimse seni bulmadı.”
Mert kaşlarını çattı.
“Ne demek bu?”
“Sen zaten oradaydın.”
“Kim götürdü beni?”
Selim cevap vermedi.
Cengiz araya girdi.
“Selim Bey, bu önemli.”
Selim derin bir nefes aldı.
“Mehmet.”
Mert'in içinden bir şey koptu.
“Babam mı?”
“Evet.”
“Beni oraya babam mı götürdü?”
“Bunu görmedim.”
“Peki beni oradan kim çıkardı?”
Selim başını iki yana salladı.
“Bilmiyorum.”
Mert sandalyesinden kalkacak gibi oldu ama yeniden oturdu.
Cengiz dosyayı kapattı.
“Şimdilik yeter.”
Selim ona baktı.
“Hayır.”
Cengiz durdu.
Selim'in gözleri Mert'e çevrildi.
“Bir şeyi daha bilmesi gerekiyor.”
Mert hiçbir şey söylemedi.
Selim yutkundu.
“14 Haziran gecesi biri öldü.”
Mert'in nefesi kesildi.
“Kim?”
Selim cevap vermedi.
“Kim öldü?”
“Adını bilmiyorum.”
“Nasıl bilmiyorsunuz?”
“Çünkü bana göstermediler.”
“Kim?”
Selim başını eğdi.
“Mehmet ve Kazım.”
---
Görüşmeden sonra Mert koridorda uzun süre yürüdü.
Cengiz birkaç adım gerisindeydi.
“Mert.”
Mert durmadı.
“Mert, bekle.”
Bu kez durdu.
“Ben çocukken oradaydım.”
“Evet.”
“Babam beni oradan çıkardı.”
“Selim öyle söylüyor.”
“Bir kişi öldü.”
Cengiz cevap vermedi.
“Ve babamla Kazım Lütfü oradaydı.”
“Evet.”
Mert başını çevirdi.
“Peki neden yıllarca kimse konuşmadı?”
Cengiz birkaç saniye düşündü.
“Korku.”
“Kimden?”
“Belki Kazım'dan. Belki Mehmet'ten. Belki de birbirlerinden.”
Mert acı bir şekilde güldü.
“Bu cevap hiçbir şeyi açıklamıyor.”
“Henüz.”
---
Aynı akşam Mert babasının evine gitti.
Kapıyı Mehmet açtı.
Mert'i görünce şaşırdı.
“Bir şey mi oldu?”
“Konuşmamız lazım.”
Mehmet kenara çekildi.
Mert içeri girdi.
Salon eskisi gibiydi. Aynı koltuk, aynı sehpa, aynı televizyon.
Her şey normal görünüyordu.
Bu, Mert'i daha çok rahatsız etti.
“Ne içersin?”
“Hiçbir şey.”
Mehmet oturdu.
Mert karşısına geçti.
“Selim Karaca'yla görüştük.”
Mehmet'in yüzündeki ifade değişti.
Çok kısa sürdü.
Ama Mert gördü.
“Ne söyledi?”
“14 Haziran gecesini.”
Mehmet başını öne eğdi.
“Ben sana o geceyi anlatmak istemiyorum.”
“Ben oradaymışım.”
Mehmet gözlerini kapattı.
Mert devam etti.
“Çocukmuşum.”
Mehmet bir süre konuşmadı.
Sonra,
“Evet,” dedi.
Mert'in sesi titremedi.
“Beni sen mi götürdün?”
“Hayır.”
“Kim?”
Mehmet cevap vermedi.
“Kazım Lütfü mü?”
Mehmet başını kaldırdı.
“Onun adını nereden duydun?”
“Demek doğru.”
“Ben öyle demedim.”
“Baba, artık yalan söyleme.”
Mehmet'in yüzü çöktü.
Mert ilk kez babasının gerçekten yaşlandığını o anda fark etti.
“Ben seni korumaya çalıştım,” dedi Mehmet.
“Kimden?”
Mehmet cevap vermedi.
“Benden mi?”
“Hayır.”
“Annemi de mi koruyordun?”
Bu soru Mehmet'i susturdu.
Mert bunu gördü.
“Annem ne biliyordu?”
Mehmet başını eğdi.
“Annen bazı şeyleri biliyordu.”
“Ne kadarını?”
“Yeterince.”
Mert'in gözleri doldu ama ağlamadı.
“Ölümünden önce neden bana ulaşmaya çalıştı?”
Mehmet cevap vermedi.
“Çünkü biliyordu, değil mi?”
“Bilmiyorum.”
“Baba.”
Mehmet ellerini yüzüne götürdü.
“Bazı şeyleri değiştiremezsin.”
Mert ayağa kalktı.
“Ben değiştirmek istemiyorum.”
Mehmet ona baktı.
“Ne istiyorsun?”
“Gerçeği.”
Mehmet uzun süre oğluna baktı.
Sonunda çok alçak bir sesle konuştu.
“Gerçek bazen insanın taşıyabileceğinden ağırdır.”
Mert kapıya yöneldi.
“Buna ben karar veririm.”
Kapıyı açtı.
Mehmet arkasından seslendi.
“Mert.”
Mert döndü.
“Ne?”
Mehmet'in söyleyeceği şey sanki boğazında kaldı.
Sonunda yalnızca,
“Yarın gelme,” dedi.
Mert bir şey söylemeden çıktı.
---
Gece yarısına doğru Cengiz aradı.
Mert telefonu hemen açtı.
“Efendim?”
“Yeni bir şey bulduk.”
“Neyi?”
“14 Haziran gecesinin eski giriş kaydı.”
Mert ayağa kalktı.
“Ne var?”
“Dört yetişkinin adı var.”
“Mehmet ve Kazım?”
“İkisi de var.”
“Başka?”
“Selim Karaca ve muhasebeci.”
Mert nefesini tuttu.
“Çocuk?”
“Onu da bulduk.”
Mert sustu.
Cengiz'in sesi telefonda ağırlaştı.
“Adı kayıtta tam görünmüyor.”
“Ne görünüyor?”
“Baş harfleri.”
Mert gözlerini kapattı.
Cengiz devam etti.
“M.K.”
Mert'in kalbi hızlandı.
“Bu…”
“Evet.”
Cengiz sözünü tamamladı.
“Başka bir şey daha var.”
“Ne?”
“Kaydı tutan kişinin notunda bir cümle bulunuyor.”
Mert bekledi.
Cengiz okudu:
“Çocuk olayı gördü.”
Telefon sessizleşti.
Mert pencerenin önüne geçti.
Sokağa baktı.
İlk kez geçmişin kendisini aramadığını düşündü.
Geçmiş zaten onun içindeydi.
Ve şimdi, yıllardır kapalı duran son kapıya kadar gelmişti.
Yarın, o kapının ardında ne olduğunu öğrenecekti.
Bölüm etkileşimi
