Unutulanlar kitap kapağı

14. bölüm / 19

Unutulanlar

Cinayet

Vaveyla Yazarı: Eymen Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 19Şu an: Cinayet

Sabah alarm çalmadan birkaç dakika önce uyandı Mert.

Gözlerini açtığında odanın içi hâlâ karanlıktı. Bir süre tavana baktı. Sonra telefonunu yastığın yanından alıp saate baktı.

06.37.

Alarmın çalmasına üç dakika vardı.

Telefonu tekrar bıraktı.

Eskiden olsa üç dakika için yeniden gözlerini kapatırdı. Şimdi kapatmadı. Yataktan kalkıp perdeyi araladı. Karşı apartmanın duvarına sabahın ilk ışığı vuruyordu. Sokak henüz tam anlamıyla hareketlenmemişti.

Mutfağa geçip su koydu.

Çayı beklerken tezgâhın üzerindeki ekmekten bir parça aldı. Kahvaltı etmeyi son zamanlarda daha çok alışkanlık olsun diye yapıyordu. Aç olup olmadığını bile bazen anlamıyordu.

Çayı bardağa doldurduğunda telefonunun alarmı çaldı.

Kapatıp çantasını aldı.

Kapıyı kilitleyip merdivenlere yöneldi.

İkinci kata geldiğinde karşı dairenin kapısı açıldı.

Zehra başını dışarı çıkardı.

“Günaydın.”

Mert durdu.

“Günaydın.”

Zehra'nın saçları dağınıktı. Üzerinde ev kıyafetleri vardı.

“Sen gidiyor musun?”

“İşe.”

“Ben de birazdan çıkacağım.”

Mert başını salladı.

“Kolay gelsin.”

“Sağ ol.”

Mert birkaç basamak daha indi.

Arkasından Zehra'nın sesi geldi.

“Mert.”

Mert döndü.

“Efendim?”

“Akşam erken gelirsen çay içeriz.”

Mert birkaç saniye düşündü.

“Olur.”

Zehra gülümsedi.

“Tamam.”

Mert aşağı inmeye devam etti.

Kapı kapandı.

Zehra içeride kaldı.

Mert ise birkaç saniye sonra ne konuşulduğunu düşünmeyi bıraktı. İşe yetişmesi gerekiyordu.

---

Binaya girdiğinde koridor her zamanki kadar sakindi.

Masasına oturduğunda bilgisayarını açtı. Daha ekran tam açılmadan Cengiz kapının önünde belirdi.

“Mert.”

“Efendim?”

“Bir ara yanıma gel.”

“Şimdi mi?”

“İşini bitir.”

Cengiz dönüp gitti.

Mert birkaç saniye arkasından baktı.

Sonra ekranına döndü.

Önündeki afişlerden birinin yazılarını kontrol etmeye başladı.

Son haftalarda işi hızlanmıştı. Artık hangi bilgiyi nerede kullanacağını biliyor, fotoğrafları düzenlerken neyi değiştirmemesi gerektiğini daha iyi anlıyordu. İlk zamanlarda yaptığı her şeyin ardından birilerine sorması gerekirdi. Şimdi çoğu işi kendi başına hallediyordu.

Saat on bire doğru hazırladığı son dosyayı kaydetti.

Ayağa kalkıp Cengiz'in yanına gitti.

Cengiz masasındaki evrakları kenara çekti.

“Gel otur.”

Mert oturdu.

Cengiz birkaç saniye ona baktı.

“İşinden memnun musun?”

Mert böyle bir soru beklemiyordu.

“Memnunum.”

“Zor geliyor mu?”

“Başlarda geliyordu.”

“Şimdi?”

Mert omuzlarını kaldırdı.

“Şimdi alıştım.”

Cengiz başını salladı.

“Birkaç kişi senin hazırladığın işleri özellikle beğenmiş.”

Mert hafifçe gülümsedi.

“İyi.”

“Bir teklifim var.”

Mert bekledi.

“Cinayet Büro'da görsel destek işi için birine ihtiyaç var.”

Mert'in yüzündeki ifade değişti.

“Benim için mi?”

“Evet.”

“Ne yapacağım?”

“Fotoğrafların düzenlenmesi, olayla ilgili görsel materyaller, gerektiğinde dosyaların sunuma hazırlanması. Polis olmayacaksın. Soruşturma yürütmeyeceksin.”

Mert başını salladı.

“Anladım.”

“Bunu kabul etmek zorunda değilsin.”

Mert kısa bir süre düşündü.

“Ne zaman?”

Cengiz'in ağzının kenarı hafifçe kıvrıldı.

“Bugün.”

---

Mert öğleden sonra masasındaki birkaç işi tamamladıktan sonra yeni bölümüne geçti.

Cinayet Büro'nun bulunduğu koridora ilk geldiğinde, daha önce buradan birkaç kez geçtiğini ama hiç böyle bakmadığını fark etti.

Burada herkesin yüzünde başka bir ifade vardı.

Kimisi telefonla konuşuyor, kimisi bilgisayar ekranına eğilmiş, kimisi elindeki dosyayı sessizce okuyordu.

Duvarlarda çeşitli panolar vardı.

Mert gözünü fazla gezdirmemeye çalıştı.

Cengiz yanına geldi.

“Burası biraz farklı.”

“Belli.”

“Her gördüğün şeyi sorma.”

Mert ona baktı.

“Niye?”

“Çünkü burada bazen cevaplardan daha fazla soru var.”

Mert bir şey söylemedi.

Cengiz boş masayı gösterdi.

“Burada çalışacaksın.”

Mert oturdu.

Bilgisayarı açtı.

Cengiz önüne bir dosya bıraktı.

“Şunu hazırlayalım.”

Mert dosyayı açtı.

İlk birkaç fotoğraf sıradan görünüyordu. Bir evin farklı bölümleri, masa, pencere, giriş kapısı...

Mert fotoğrafları incelerken bir tanesinde durdu.

“Buradaki saat yanlış.”

Cengiz geri döndü.

“Nerede?”

“Fotoğrafın çekildiği saatle dosyadaki saat uyuşmuyor.”

Cengiz bilgisayara baktı.

Bir süre sonra başını kaldırdı.

“Doğru.”

Mert:

“Düzelteyim mi?”

“Düzelt.”

Cengiz uzaklaştı.

Mert işine devam etti.

Bunun önemli bir şey olduğunu düşünmedi.

Sadece fark etmişti.

---

Akşamüstüne doğru Cengiz'in telefonu çaldı.

Konuşurken yüzündeki ifade değişti.

Telefonu kapattığında montunu aldı.

“Mert.”

Mert başını kaldırdı.

“Hazırlan.”

“Nereye?”

“Olay yerine.”

Mert bir an durdu.

“Ben de mi geliyorum?”

“Evet.”

Mert bilgisayarını kapattı.

Birlikte dışarı çıktılar.

Arabadaki ilk birkaç dakika sessiz geçti.

Mert camdan dışarı bakıyordu.

Şehrin akşam kalabalığı başlamıştı. İnsanlar işlerinden çıkıyor, otobüs duraklarında bekliyor, dükkânların önünde sigara içiyordu.

Mert bir ara:

“Ben daha önce böyle bir yere gitmedim.”

dedi.

Cengiz gözünü yoldan ayırmadı.

“İlk defa herkes biraz garip hisseder.”

“Sen?”

“Ben de.”

Mert ona baktı.

Cengiz bunu söylerken hiç dramatik görünmüyordu.

Sadece doğruyu söylüyordu.

Bir süre sonra araç durdu.

Cengiz indi.

Mert de arkasından indi.

Binanın önünde birkaç görevli vardı.

Kapı açıktı.

İçeride konuşmalar duyuluyordu.

Mert girişte durdu.

Cengiz ona baktı.

“Burada kal. Gereken yerde çağırırım.”

Mert başını salladı.

İlk birkaç dakika hiçbir şey yapmadan bekledi.

Sonra Cengiz onu içeri çağırdı.

Mert yavaşça girdi.

Odaya baktı.

Her şey normal görünüyordu.

Bir masa.

İki sandalye.

Pencerenin kenarında bir bitki.

Masada yarım kalmış bir bardak.

Bir insanın günlük hayatından geriye kalan şeyler.

Mert'in dikkatini en çok bu çekti.

Ortada korkunç bir şey görmekten çok, normal hayatın yarıda kalmış olması rahatsız ediciydi.

Cengiz:

“Fotoğrafları al.”

dedi.

Mert işine döndü.

Kameranın ekranına baktı.

Bir süre sonra dışarı çıktı.

Cengiz de birkaç dakika sonra yanına geldi.

“İyi misin?”

“İyiyim.”

“Emin misin?”

Mert başını salladı.

“Biraz tuhaf sadece.”

Cengiz cevap vermedi.

Bir süre ikisi de sokağa baktı.

Sonra Cengiz:

“İlk sefer.”

dedi.

“Alışırsın.”

Mert onun yüzüne baktı.

Bu cümlenin iyi mi kötü mü olduğunu anlayamadı.

---

Akşam olduğunda binaya geri döndüler.

Mert bilgisayarın başına geçti.

Fotoğrafları düzenlerken birkaç kez durdu. Olay yerindeki ayrıntılar gözünün önüne geliyordu.

Ama işini yaptı.

Tarihleri kontrol etti.

Fotoğrafları sıraladı.

Gereksiz olanları ayırdı.

Cengiz arada gelip ekrana baktı.

“Şu iyi.”

“Hangisi?”

“Bu.”

Mert ekrana yaklaştı.

“Niye?”

“Diğerlerinde ortam çok karışık. Bu daha anlaşılır.”

Mert başını salladı.

“Tamam.”

Geceye doğru Cengiz masasına geldi.

“Git artık.”

“Şunu bitireyim.”

“Yarın da dünya dönmeye devam edecek.”

Mert gülümsedi.

“Biliyorum.”

“Git.”

Mert bilgisayarı kapattı.

---

Apartmana geldiğinde saat onu geçmişti.

Kapının önünde Zehra'yı gördü.

Elinde iki bardak vardı.

Mert yaklaşınca:

“Geç kaldın.”

dedi.

“İş uzadı.”

Zehra yüzüne baktı.

“Bir şey mi oldu?”

Mert birkaç saniye sustu.

“İş biraz değişti.”

“Nasıl?”

“Cinayet Büro'da çalışmaya başladım.”

Zehra'nın yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Ciddi misin?”

“Evet.”

“Zor olmaz mı?”

“Bilmiyorum.”

Zehra elindeki bardaklardan birini ona uzattı.

“Çay.”

Mert aldı.

“Teşekkür ederim.”

“Bugün konuşmak istemiyorsan konuşma.”

Mert ona baktı.

“Yok. Konuşabiliriz.”

Zehra gülümsedi.

İkisi birkaç dakika kapının önünde oturdu.

Mert olay yerini ayrıntılarıyla anlatmadı.

Zehra da sormadı.

Daha çok okuldan, işten, günlük şeylerden konuştular.

Sonra Mert ayağa kalktı.

“Ben yatayım.”

“Tamam.”

“İyi geceler.”

“İyi geceler.”

Mert kapısını açtı.

İçeri girmeden önce arkasını dönüp:

“Çay için sağ ol.”

dedi.

Zehra:

“Rica ederim.”

Kapı kapandı.

Zehra bir süre kendi kapısının önünde kaldı.

Sonra o da içeri girdi.

---

Sonraki iki gün ilk olayın etkisi Mert'in üzerinde kaldı.

Bunu kimseye söylemedi.

İşine devam etti.

Sabahları işe gitti.

Akşamları eve döndü.

Bazen Zehra'yla konuştu.

Bazen Cengiz'le birkaç dakika çay içti.

Hayat dışarıdan bakıldığında normal devam ediyordu.

Ama Mert artık fotoğraflara eskisi gibi bakmıyordu.

Bir insanın yüzüne baktığında, onun arkasında ne kadar şey olabileceğini düşünüyordu.

İkinci günün öğleden sonrası Cengiz masasına geldi.

“Bir işimiz daha var.”

Mert başını kaldırdı.

“Nedir?”

“Başka bir olay.”

Mert birkaç saniye sessiz kaldı.

“Ben de mi geliyorum?”

Cengiz:

“Evet.”

dedi.

Bu kez Mert'in içinde ilk seferki şaşkınlık yoktu.

Sadece kısa bir nefes aldı.

“Tamam.”

---

İkinci olayın olduğu yer ilkinden tamamen farklıydı.

Başka bir mahalle.

Başka bir bina.

Başka insanlar.

Mert girişte beklerken ilk olay aklına geldi.

İlkinde bir masanın üzerindeki yarım bardak dikkatini çekmişti.

Bu kez odada küçük bir metal kutu vardı.

Mert onu ilk anda önemsemedi.

Fotoğrafları çekip işine döndü.

Daha sonra büroya döndüklerinde görüntüleri bilgisayara aktardı.

Cengiz de yanına geldi.

Mert fotoğrafları açtı.

Birini büyüttü.

Sonra durdu.

“Bir dakika.”

Cengiz:

“Ne oldu?”

Mert ekrandaki küçük metal kutuyu gösterdi.

“Bunu daha önce gördüm.”

“Nerede?”

“İlk olayda.”

Cengiz fotoğrafı büyüttü.

Bir süre baktı.

“Benzer.”

Mert ilk fotoğrafı açtı.

İki görüntüyü yan yana koydu.

“Bence aynı.”

Cengiz sandalyeyi çekip oturdu.

İki fotoğrafa da baktı.

Mert konuşmadı.

Cengiz de konuşmadı.

Bir süre sonra:

“Kesin mi?”

“Tam emin değilim.”

“İyi.”

Mert ona baktı.

“İyi mi?”

“Emin olmadığın şeyi kesinmiş gibi söylemiyorsun.”

Cengiz tekrar ekrana döndü.

“Bu önemli.”

Mert iki fotoğrafa baktı.

“İki olay arasında bağlantı olabilir mi?”

“Olabilir.”

“Yok da olabilir.”

“Evet.”

Cengiz ayağa kalktı.

“İşte bunu bulmamız gerekiyor.”

---

O akşam Mert eve biraz daha geç döndü.

Merdivenleri çıkarken Zehra'nın kapısının önünde bir çift ayakkabı gördü.

Kapı açıldı.

Zehra elinde ders notlarıyla dışarı çıktı.

“Yine mi geç?”

“Evet.”

“Bu iş seni çok çalıştıracak galiba.”

“Galiba.”

Zehra onun yüzüne baktı.

“Yemek yedin mi?”

Mert durdu.

“Hayır.”

“Ben de yemedim.”

Mert:

“Bir şeyler söyleyelim mi?”

Zehra gülümsedi.

“Olur.”

Bu kez yemek yerken Mert işinden biraz bahsetti.

İki olaydan söz etti.

Ama detay vermedi.

Zehra dikkatle dinledi.

“Sen bu işi seviyor musun?”

Mert çatalını tabağa bıraktı.

“Bilmiyorum.”

“Niye devam ediyorsun?”

Mert düşünmeden cevap verdi.

“İyi yaptığımı düşünüyorlar.”

Zehra:

“Bu yeterli bir sebep mi?”

Mert sustu.

“Bilmiyorum.”

Zehra gülümsedi.

“Belki zamanla anlarsın.”

Mert de gülümsedi.

“Belki.”

---

Gece eve döndüğünde Mert hemen uyumadı.

Bilgisayarını açtı.

İki olayın fotoğraflarını tekrar inceledi.

Metal kutuyu büyüttü.

Kutunun üzerinde küçük bir çizik vardı.

İlk fotoğrafı açtı.

Aynı çizik.

İkinci fotoğraf.

Aynı yer.

Mert sandalyesine yaslandı.

Tesadüf olabilirdi.

Elbette olabilirdi.

Ama içindeki bir şey bunu bırakmak istemiyordu.

Telefonunu aldı.

Cengiz'e mesaj yazdı.

“İki kutudaki çizik de aynı.”

Bir dakika sonra cevap geldi.

“Yarın erken gel.”

Mert telefonu masaya bıraktı.

Pencereye baktı.

Karşı apartmanın birkaç ışığı hâlâ yanıyordu.

Yan dairenin ışığı da açıktı.

Zehra muhtemelen ders çalışıyordu.

Mert bilgisayarı kapattı.

O gece ilk kez, işinin sadece bilgisayar başında afiş hazırlamak olmadığını gerçekten anladı.

---

Ertesi sabah Cengiz geldiğinde elinde yeni bir dosya vardı.

Mert daha kahvesini bitirmemişti.

Cengiz dosyayı masaya bıraktı.

“Üçüncü olay.”

Mert'in eli fincanın üzerinde kaldı.

“Ne zaman olmuş?”

“Gece.”

Mert dosyaya baktı.

“Yine mi?”

Cengiz başını salladı.

“Evet.”

Mert dosyayı açmadı.

“İlk ikisiyle bağlantısı var mı?”

“Henüz bilmiyoruz.”

Cengiz sandalyesini çekti.

“Bu yüzden gidiyoruz.”

Mert başını kaldırdı.

“Ben de?”

“Sen de.”

Mert birkaç saniye düşündü.

Sonra dosyayı aldı.

İçinde yalnızca birkaç belge ve fotoğraf vardı.

Fotoğraflardan birini açtı.

Sonra diğerini.

Yüzündeki ifade yavaşça değişti.

Cengiz bunu fark etti.

“Ne oldu?”

Mert cevap vermedi.

Fotoğrafı biraz daha büyüttü.

“Şuna bak.”

Cengiz eğildi.

Mert fotoğrafın köşesindeki küçük metal kutuyu gösterdi.

Cengiz'in yüzü sertleşti.

İkisi de birkaç saniye konuşmadı.

Sonra Cengiz dosyayı kapattı.

“Aracı hazırlayın.”

Mert ayağa kalktı.

Cengiz kapıya yöneldi.

Mert arkasından geldi.

Koridorda yürürlerken Cengiz:

“Bugünden sonra gördüğün her şeyi not edeceksin.”

dedi.

Mert başını salladı.

“Tamam.”

“Önemli olup olmadığına karar verme.”

“Anladım.”

Dışarı çıktılar.

Sabahın soğuğu yüzlerine vurdu.

Mert araca binerken bir an durup binaya baktı.

Daha birkaç hafta önce bu işe sadece düzenli bir hayat kurmak için başlamıştı.

Şimdi ise üç ayrı cinayet olayının ortasındaydı.

Üçüncü olayın fotoğrafındaki o küçük kutu, bunun tesadüf olmadığını düşündürüyordu.

Ama henüz kimse bunun ne anlama geldiğini bilmiyordu.

Mert de bilmiyordu.

Cengiz de.

Ve belki de en kötü tarafı buydu.

Çünkü bazen insan bir şeyin kötü olduğunu anlamak için bütün cevaplara ihtiyaç duymazdı.

Birkaç küçük ayrıntı yeterdi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.