Unutulanlar kitap kapağı

10. bölüm / 19

Unutulanlar

Annem

Vaveyla Yazarı: Eymen Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 19Şu an: Annem

Mert yeni işine başlayalı dört gün olmuştu.

Dört gün.

Çok uzun bir süre değildi ama son birkaç haftaya bakınca ona aylar geçmiş gibi geliyordu.

Sabahları yine erken kalkıyordu. Bu kez alarmı susturup yatağa geri dönmüyordu. Üzerini değiştiriyor, mutfağa geçiyor, aceleyle bir şeyler yiyip evden çıkıyordu.

Yeni iş yerinin yolu yaklaşık kırk dakika sürüyordu.

İlk gün yolu iki kere karıştırmıştı.

İkinci gün otobüs durağını buldu.

Üçüncü gün aynı otobüste sürekli ayakta duran yaşlı adamla selamlaşmaya başladı.

Dördüncü gün ise şoför onu görünce kapıyı birkaç saniye fazla açık tuttu.

Mert bunların farkına vardığında garip bir şekilde rahatladı.

Hayatı yeniden küçük alışkanlıklardan oluşmaya başlıyordu.

Büyük meseleler hâlâ oradaydı.

Ama sabah hangi otobüse bineceğini bilmek, öğle arasında ne yiyeceğini düşünmek, akşam eve kaçta döneceğini hesaplamak gibi basit şeyler zihnini meşgul ediyordu.

Bazen insanın ihtiyacı olan şeyin büyük bir cevap değil, ertesi günün neye benzeyeceğini bilmek olduğunu düşünüyordu.

O sabah da işe giderken annesi aradı.

Mert telefonu cebinden çıkarıp baktı.

Münevver Hanım.

Gülümsedi.

“Efendim anne?”

“Uyandırdım mı?”

“Yok, otobüsteyim.”

“Bir şey yedin mi?”

Mert camdan dışarı baktı.

“Yedim.”

“Ne yedin?”

“Sandviç.”

“Senin yaptığın mı?”

“Evet.”

Münevver birkaç saniye sustu.

“Nasıl yaptın?”

Mert güldü.

“Anne, sandviç yaptım. Ameliyat değil.”

“Senin ne yaptığın belli olmaz.”

“Gayet güzel oldu.”

“İçinde ne var?”

Mert bir an düşündü.

“Peynir.”

“Başka?”

“Domates.”

“Başka?”

“Ekmek.”

Karşı taraftan annesinin gülüşü geldi.

“Seninle konuşmak bazen çok zor.”

“Biliyorum.”

Mert'in sesi yumuşadı.

“Akşam uğrayayım mı?”

“İşten sonra yorulursun.”

“Yorgun değilim.”

“Gelme, dinlen.”

“Ben yine de uğrarım.”

Münevver birkaç saniye sustu.

“Tamam.”

“Ne yapıyorsun şimdi?”

“Evdeyim.”

“Tek misin?”

“Baban birazdan gelecek.”

Mert bir an durdu.

“Babam nerede?”

“Dışarı çıktı.”

“Tamam.”

Münevver'in sesinde küçük bir değişiklik olmuştu.

Mert bunu fark etti.

“Bir şey mi oldu?”

“Yok.”

“Emin misin?”

“Eminim.”

Sonra konu değişti.

Münevver, Mert'in işini sordu.

Yeni iş yerini nasıl bulduğunu, insanların nasıl olduğunu, maaşın ne zaman yatacağını konuştu.

Konuşma sıradan bir telefon görüşmesiydi.

Mert telefonu kapattığında otobüsün camındaki yansımasına baktı.

Annesinin sesini son kez duyduğunu o anda bilmiyordu.

İnsanlar çoğu zaman son konuşmalarının son konuşma olduğunu bilmezdi.

Belki hayatın en acımasız taraflarından biri buydu.

Bir insanla konuşurken, kelimelerini gelecekte hatırlayacağını düşünmezsin.

Sadece konuşursun.

Sonra bir gün aynı kelimeleri zihninde tekrar tekrar dinlersin.

---

İş yerinde gün yoğun geçti.

Mert öğle arasında telefonunu kontrol etti.

Yeni bir mesaj yoktu.

Bir süre annesine mesaj atmayı düşündü.

Sonra vazgeçti.

Akşam uğrayacaktı zaten.

Saat altıya doğru işi bitti.

Çantasını aldı.

Tam çıkarken telefonuna baktı.

Bir cevapsız arama vardı.

Münevver Hanım.

Saat:

22.17

Mert kaşlarını çattı.

Telefonun saatine baktı.

Ekranda 18.34 yazıyordu.

Aradan birkaç saat geçmişti.

Annesi onu neden aramıştı?

Mert hemen geri aradı.

Telefon uzun süre çaldı.

Açan olmadı.

Tekrar aradı.

Yine açılmadı.

Mert iş yerinin kapısında birkaç saniye bekledi.

Sonra kendi kendine:

“Herhalde telefonu yanında değildir.”

dedi.

Telefonu cebine koydu.

Otobüs durağına doğru yürüdü.

Yolda üçüncü kez aradı.

Yine cevap yoktu.

Bu kez içinde küçük bir huzursuzluk oluştu.

Ama bunu büyütmek istemedi.

Annesi bazen telefonu başka odada bırakırdı.

Belki mutfaktaydı.

Belki babasıyla konuşuyordu.

Belki telefonu şarjdaydı.

Mert kendine bunları tek tek söyledi.

Otobüse bindi.

Cam kenarına oturdu.

Telefonunu tekrar çıkardı.

Annesinin numarasını açtı.

Parmağı ekranda birkaç saniye kaldı.

Sonra kapattı.

---

O gece annesinin evine gitmedi.

Ertesi sabah erkenden gidecekti.

Bunu düşünerek uyudu.

Fakat sabah saat yediyi biraz geçe telefon çaldı.

Mert gözlerini açtı.

Ekranda babasının adı vardı.

Telefonu açtı.

“Baba?”

Karşıdan birkaç saniye ses gelmedi.

Mert doğruldu.

“Baba, ne oldu?”

Mehmet'in sesi çok alçaktı.

“Annen…”

Mert'in içi bir anda boşaldı.

“Ne oldu anneme?”

“Anneni kaybettik.”

Mert hiçbir şey söylemedi.

Sanki cümleyi anlamamıştı.

“Ne?”

Mehmet tekrar konuştu.

“Annen öldü.”

Mert yatağın içinde doğrulmuş halde kaldı.

Odanın duvarına baktı.

Bir süre hiçbir şey düşünemedi.

Sonra:

“Nasıl?”

diye sordu.

Mehmet cevap vermedi.

“Baba, nasıl?”

Bu kez karşı taraftan sadece nefes sesi geldi.

“Doktorlar…”

Mehmet sustu.

Mert telefonu kulağından biraz uzaklaştırdı.

“Ne doktorları?”

“Sonra konuşuruz.”

“Hayır. Şimdi söyle.”

Mehmet'in sesi titredi.

“Evde fenalaşmış.”

Mert yatağından kalktı.

Ayakları yere bastığında dizlerinin boşaldığını hissetti.

Duvara tutundu.

“Ne zaman?”

“Gece.”

“Kaçta?”

“Bilmiyorum.”

Mert gözlerini kapattı.

“Benimle dün konuştu.”

Mehmet cevap vermedi.

“Dün konuştuk baba.”

“Biliyorum.”

“Beni aramış.”

“Biliyorum.”

“Niye aradı?”

Sessizlik.

“Baba?”

Mehmet:

“Bilmiyorum.”

Telefon kapandı.

Mert bir süre telefonu elinde tuttu.

Ekran karardı.

Sonra tekrar açıldı.

Annesinin cevapsız araması hâlâ oradaydı.

22.17.

Mert ekrana baktı.

Dün gece annesi onu aramıştı.

Ve şimdi annesi yoktu.

---

Cenaze günü Mert neredeyse hiç konuşmadı.

İnsanlar geldi.

Birileri elini sıktı.

Birileri başsağlığı diledi.

Bazıları annesini anlattı.

“Çok iyi kadındı.”

“Kimseyi kırmazdı.”

“Allah rahmet eylesin.”

Mert hepsine başını sallayarak karşılık verdi.

Bazı yüzleri tanımıyordu.

Bazılarını çocukluğundan hatırlıyordu.

Bazı insanlar Mert'e bakarken gözlerini kaçırıyordu.

Mert bunun nedenini düşünmedi.

Elif onun yanından ayrılmadı.

Bir ara Mert'in elini tuttu.

“Bir şey yedin mi?”

Mert başını salladı.

“Yemedim.”

Elif hiçbir şey söylemeden yanından ayrıldı.

Bir süre sonra elinde küçük bir tabakla geri geldi.

“Biraz ye.”

Mert tabağa baktı.

“İstemiyorum.”

“İki lokma.”

“İstemiyorum.”

Elif ısrar etmedi.

Tabağı yanına bıraktı.

Sonra sessizce oturdu.

Mert ona baktı.

“Dün konuşmuştuk.”

Elif ne diyeceğini bilemedi.

“Annemle.”

“Biliyorum.”

“Normal konuşuyorduk.”

“Biliyorum.”

“Sonra beni aramış.”

Elif'in yüzü değişti.

“Ne zaman?”

“Gece.”

“Kaçta?”

“22.17.”

Elif bir şey söylemedi.

Mert gözlerini yere indirdi.

“Keşke açsaydım.”

Elif hemen:

“Bunu kendine yapma.”

Mert başını kaldırdı.

“Ne?”

“Keşke demeyi bırak.”

Mert sustu.

Elif onun elini tuttu.

“Sen onun öleceğini bilmiyordun.”

Mert cevap vermedi.

Çünkü bunu biliyordu.

Ama bilmek başka, kabul etmek başkaydı.

---

Cenazeden sonraki günler birbirine karıştı.

Mert işe birkaç gün gitmedi.

Kimse ona kızmadı.

Telefonu sürekli çaldı.

Bazı insanlar arıyor, bazıları mesaj atıyordu.

Mert çoğunu açmadı.

Evde oturuyor, bazen televizyonu açıyor, sonra sesinden rahatsız olup kapatıyordu.

Bir gün annesinin numarasını açtı.

Parmağını arama tuşunun üzerinde tuttu.

Basmadı.

Numarayı silmeye de eli gitmedi.

Telefonunu masaya bıraktı.

Sonra mutfağa geçti.

Su içti.

Bardağı lavaboya koyarken annesinin bir sözü aklına geldi.

“Bardağı orada bırakma, sonra unutuyorsun.”

Mert bir an durdu.

Sonra istemsizce güldü.

“Tamam anne.”

Söz ağzından çıktığında yüzündeki gülümseme kayboldu.

Mutfağın ortasında öylece kaldı.

Annesi artık ona kızmayacaktı.

Bir bardağı nerede bıraktığını söylemeyecekti.

Sabahları arayıp uyanıp uyanmadığını sormayacaktı.

Mert ilk kez ölümün ne anlama geldiğini o anda gerçekten hissetti.

Bir insanın hayatından çıkması, yalnızca onun artık orada olmaması değildi.

Onunla birlikte gelecekte yaşanacak bütün küçük şeylerin de ortadan kalkmasıydı.

---

Dördüncü gün Mert annesinin evine gitti.

Mehmet salondaydı.

Televizyon açıktı ama sesi kısıktı.

“Gel,” dedi.

Mert ayakkabılarını çıkardı.

Ev aynıydı.

Ama her şey farklı görünüyordu.

Mutfakta annesinin kullandığı bardak duruyordu.

Koltukta battaniyesi vardı.

Televizyonun yanında gözlüğü duruyordu.

Mert odaya girdiğinde annesinin birazdan mutfaktan çıkıp:

“Geç kaldın.”

diyeceğini düşündü.

Sonra bunun olmayacağını hatırladı.

Mehmet televizyona bakmaya devam etti.

“Annenin odasını toparlamak lazım.”

Mert cevap vermedi.

Bir süre sonra:

“Ben bakarım.”

dedi.

Mehmet başını salladı.

Mert odaya geçti.

Kapıyı yavaşça açtı.

Annesinin odası düzenliydi.

Yatağın üzerinde battaniye.

Komodinin üzerinde gözlük.

Yarım kalmış bir kitap.

Mert kitabı eline aldı.

Sayfayı çevirdi.

Sonra bıraktı.

Dolabı açtı.

Kıyafetler yerli yerindeydi.

Bir çekmeceyi açtı.

İçinde küçük eşyalar vardı.

Mert tek tek bakmadı.

Sadece çekmeceyi kapattı.

O sırada gözleri komodinin üzerindeki telefona takıldı.

Annesinin telefonu.

Mert telefonu eline aldı.

Ekran açılmadı.

Şarjı bitmişti.

Telefonu şarja taktı.

Bir süre sonra ekran yandı.

Mert ekrana baktı.

Son aramalarda kendi adı vardı.

Mert Gümüş.

Bir kez.

Sonra tekrar.

Mert'in boğazı düğümlendi.

Annesi onu aramıştı.

Cevap vermemişti.

Telefonu kapatmak üzereyken başka bir ayrıntı gördü.

Arama saati:

22.17.

Mert ekrana biraz daha yaklaştı.

Aynı saat.

Dün geceki cevapsız arama.

Bir süre düşündü.

Sonra telefonun ekranını kapattı.

Odanın sessizliği içinde bir şey fark etti.

Komodinin üzerinde yarım kalmış bir çay vardı.

Çay soğumuştu.

Mert bardağa baktı.

“Bunu ne zaman yaptın anne?”

Cevap gelmedi.

---

Mert salona döndü.

Mehmet hâlâ televizyona bakıyordu.

“Baba.”

“Efendim?”

“Annem gece kaçta fenalaştı?”

Mehmet gözlerini televizyondan ayırmadı.

“Tam bilmiyorum.”

“Sen evde miydin?”

“Evet.”

Mert birkaç saniye sustu.

“Ne zaman fark ettin?”

Mehmet'in eli koltuğun üzerinde hareketsiz kaldı.

“Gece.”

“Kaçta?”

“Bilmiyorum.”

Mert babasına baktı.

“Dün bana sabah söyledin.”

“Evet.”

“Annemin gece olduğunu söyledin.”

“Evet.”

“Peki saatini bilmiyor musun?”

Mehmet bu kez Mert'e baktı.

“Böyle bir şeyin saatini mi hatırlayayım?”

Mert cevap vermedi.

Mehmet tekrar televizyona döndü.

“Annen öldü, Mert.”

Bu cümle Mert'i susturdu.

Haklıydı.

Belki de gerçekten yanlış bir zamanda yanlış soruları soruyordu.

Başını eğdi.

“Tamam.”

Odadan çıktı.

Ama o soru zihninde kaldı.

Kaçta?

---

Akşam kendi evine döndüğünde doğrudan yatağına uzandı.

Telefonunu eline aldı.

Annesinin numarasını açtı.

Bir süre ekrana baktı.

Sonra telefonu kapattı.

Uyumaya çalıştı.

Gece boyunca birkaç kez uyandı.

Sabah olduğunda kendisini yorgun hissediyordu.

İşe gitmek için hazırlanması gerekiyordu.

Ama yataktan kalkmadı.

Saat sekizi geçti.

Dokuzu geçti.

Telefon çaldı.

Elif'ti.

“İşe gitmeyecek misin?”

“Bugün gitmeyeceğim.”

“İyi misin?”

“Değilim.”

Elif sustu.

Mert tavana baktı.

“Annemin ölümünü anlamıyorum.”

“Ne demek?”

“Her şey çok hızlı oldu.”

“Evet.”

“Daha dün konuşuyorduk.”

“Biliyorum.”

“Sonra bir anda yok.”

Elif cevap vermedi.

Mert devam etti.

“Bir insanın öldüğünü anlamak çok garip.”

“Nasıl?”

“Mesela telefonunda hâlâ numarası duruyor.”

Elif'in sesi yumuşadı.

“Silme.”

“Silmek istemiyorum zaten.”

“Silme.”

Bir süre sessiz kaldılar.

Sonra Elif:

“Ben akşam geleyim.”

“Gel.”

Bu kez Mert itiraz etmedi.

---

Akşam Elif geldi.

Yanında yemek vardı.

İkisi mutfakta oturdu.

Mert fazla konuşmadı.

Elif de onu zorlamadı.

Yemekten sonra çay yaptılar.

Bir süre televizyon açık kaldı.

Sonra Mert:

“Elif.”

“Efendim?”

“Annem sana hiç bir şey söyledi mi?”

“Elbette çok şey söyledi.”

“Son zamanlarda.”

Elif düşündü.

“Ne gibi?”

“Bilmiyorum. Garip bir şey.”

Elif başını salladı.

“Hayır.”

“Babamla ilgili?”

Elif'in yüzünde çok kısa bir değişiklik oldu.

Mert bunu fark etti.

“Ne?”

“Bir şey yok.”

“Bir şey düşündün.”

“Hayır.”

“Elif.”

Elif çayından bir yudum aldı.

“Annen son zamanlarda biraz dalgındı.”

Mert doğruldu.

“Niye?”

“Bilmiyorum.”

“Bana neden söylemedin?”

“Çünkü önemli bir şey olduğunu düşünmedim.”

Mert sustu.

Elif devam etti.

“Bir keresinde babanla tartışmışlardı.”

“Ne zaman?”

“Hatırlamıyorum.”

“Ne hakkında?”

“Gerçekten bilmiyorum.”

Mert birkaç saniye ona baktı.

“Bana söylemek istemediğin bir şey mi var?”

Elif gözlerini kaçırdı.

“Hayır.”

Mert daha fazla sormadı.

Ama o gece Elif gittikten sonra uzun süre uyuyamadı.

---

Ertesi sabah işe gitmeden önce annesinin telefonuna tekrar baktı.

Mesajlar.

Fotoğraflar.

Aramalar.

Mert hiçbirini açmak istemedi.

Sonra mesajlar arasında bir konuşmaya denk geldi.

Münevver ile Mehmet arasındaki son mesajlaşma.

Mert ekranı açtı.

Konuşma çok kısaydı.

Mehmet:

Neredesin?

Münevver:

Evdeyim.

Aradan birkaç dakika.

Mehmet:

Konuşmamız lazım.

Münevver:

Akşam konuşuruz.

Son mesaj:

Tamam.

Saatlere baktı.

Mert kaşlarını çattı.

Son mesajın saati 21.48 idi.

Annesinin Mert'i araması ise 22.17.

Arada yaklaşık yarım saat vardı.

Mert telefonun ekranını kapattı.

Sonra yeniden açtı.

Mesajlara tekrar baktı.

Mehmet'le annesinin konuşmasının ne hakkında olduğunu bilmiyordu.

Belki sıradan bir tartışmaydı.

Belki para meselesiydi.

Belki evle ilgili bir şeydi.

Belki hiçbir önemi yoktu.

Mert kendisini durdurdu.

Henüz annesinin ölümünden bir hafta bile geçmemişti.

Her ayrıntıya anlam yüklemek istemiyordu.

Telefonu masaya bıraktı.

---

Günler geçtikçe Mert işe geri döndü.

Çalışmak iyi geliyordu.

İş yerinde kimse onun geçmişini bilmiyordu.

Kimse annesini tanımıyordu.

Kimse ona başsağlığı dilemiyordu.

Bu bazen acı veriyor, bazen de rahatlatıyordu.

Öğle arasında tek başına otururken annesinin ona söylediği şeyler aklına geliyordu.

Yemek ye.

Geç kalma.

Üşütme.

Paranı dikkatli harca.

Bazen Mert annesinin sesini zihninde o kadar net duyuyordu ki birkaç saniyeliğine gerçekten yanında olduğunu sanıyordu.

Sonra etrafına bakıyordu.

Ve boş sandalyeyi görüyordu.

Bir gün iş çıkışında markete girdi.

Rafların arasında dolaşırken annesinin sevdiği çayı gördü.

Elini uzattı.

Paketi aldı.

Sonra birden durdu.

Nereye götürecekti?

Paketi yerine bıraktı.

Marketin ortasında birkaç saniye öylece kaldı.

Sonra alışverişini tamamladı.

Eve döndüğünde annesinin numarasına bakmadı.

O gece ilk kez daha rahat uyudu.

Ta ki telefon çalana kadar.

---

Saat 02.11'di.

Mert uykusundan uyandı.

Telefon yatağın yanında titriyordu.

Ekrana baktı.

Bir numara görünüyordu.

Kayıtlı değildi.

Mert aramayı açmadı.

Telefon sustu.

Birkaç saniye sonra tekrar çaldı.

Aynı numara.

Mert ekrana baktı.

İçinde anlamsız bir korku oluştu.

Aramayı açtı.

“Efendim?”

Karşı tarafta sessizlik vardı.

Mert telefonu kulağından biraz uzaklaştırdı.

“Kim bu?”

Cevap yoktu.

Sonra çok hafif bir ses duyuldu.

Mert'in nefesi kesildi.

Ses annesinin sesine benziyordu.

Ama o kadar kısık ve uzaktı ki emin olamadı.

“...Mert?”

Mert yatağın içinde doğruldu.

“Anne?”

Sessizlik.

Sonra bağlantı kesildi.

Mert telefon ekranına baktı.

Numarayı hemen kontrol etti.

Numara annesinin numarası değildi.

Rastgele bir numaraydı.

Mert yatağın kenarında oturdu.

Kalbi hızlı atıyordu.

Telefonu tekrar aradı.

Numara kapalıydı.

Bir daha denedi.

Yine kapalı.

Mert birkaç dakika boyunca hareket etmedi.

Sonra kendi kendine:

“Birisi sesini taklit etmiş olabilir.”

dedi.

Bu düşünce daha kötüydü.

Çünkü bunun anlamı birinin annesinin öldüğünü bildiği halde onun sesini kullanarak Mert'i aramasıydı.

Ama kim?

Ve neden?

---

Ertesi sabah Mert polisi aramadı.

Hemen kimseye anlatmadı.

Önce bunun ne olduğunu anlamak istedi.

Numarayı not aldı.

Arama saatini yazdı.

02.11.

Sonra annesinin son aramasına baktı.

22.17.

Defterini açtı.

İki saati yan yana yazdı.

Bir süre sayfaya baktı.

Altına tek bir cümle ekledi:

“Annem ölmeden önce bana ulaşmaya çalışıyordu.”

Kalemi bıraktı.

Bir süre sonra ikinci cümleyi yazdı:

“Neden?”

Mert cevabı bilmiyordu.

Ve ilk kez annesinin ölümüyle ilgili düşüncelerinin yalnızca yas olmadığını fark etti.

İçinde başka bir şey de vardı.

Şüphe.

Henüz kimseyi suçlayacak kadar güçlü değildi.

Mehmet'i bile.

Ama annesinin ölümü artık onun için yalnızca bir kayıp değildi.

Bir soru haline gelmeye başlamıştı.

Mert defteri kapattı.

Pencereden dışarı baktı.

Sokak her zamanki gibi görünüyordu.

İnsanlar işe gidiyordu.

Bir çocuk okul çantasını taşıyordu.

Bakkal kepengini açıyordu.

Dünya devam ediyordu.

Mert ise ilk kez, annesinin ölümünden sonra hayatının eski haline dönmeyeceğini anladı.

Çünkü bazı ölümler insanın hayatından birini götürür.

Bazılarıysa geride cevaplanması gereken sorular bırakır.

Münevver'in ölümü hangisiydi, Mert henüz bilmiyordu.

Ama artık öğrenmek istiyordu.

Ve bunu öğrenmeye çalışırken, en son şüpheleneceği kişinin kendi babası olduğunu henüz bilmiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.