Unutulanlar kitap kapağı

13. bölüm / 19

Unutulanlar

Hayat

Vaveyla Yazarı: Eymen Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 19Şu an: Hayat

Mert son zamanlarda sabahları alarm çalmadan birkaç dakika önce uyanmaya başlamıştı.

Eskiden bu durumun ne kadar zor olduğunu düşünürdü. İşsiz olduğu dönemde sabahın kaç olduğu pek önemli değildi. Gözünü açtığında acele etmesi gereken bir yer yoktu. Bazen öğlene kadar yatakta kaldığı olurdu. Uyandığında ilk yaptığı şey telefonuna bakmak, sonra tavana birkaç dakika boş boş bakmaktı.

Şimdi ise telefonunun alarmı çalmadan uyanıyor, odanın karanlığında birkaç saniye tavana bakıyor ve işe geç kalıp kalmadığını hesaplıyordu.

O sabah da öyle oldu.

Telefonunu eline aldı.

06.41.

Alarmına daha dokuz dakika vardı.

Bir süre daha yatabilirdi.

Ama tekrar uyursa kalkamayacağını biliyordu.

Yataktan çıktı.

Mutfakta dün akşamdan kalan bardağı lavaboya bıraktı. Çay koydu. Dolabı açıp ekmek ve peynir çıkardı. Sonra bir an durup mutfağa baktı.

Ev hâlâ ona tam olarak aitmiş gibi gelmiyordu.

Bir insanın bir eve alışması, düşündüğünden daha uzun sürüyordu.

Bazı eşyalar yerini bulmuştu. Bazıları hâlâ kutulardaydı. Salondaki küçük masanın üzerinde birkaç kâğıt, iki kalem ve işten getirdiği notlar duruyordu.

Mert çayından bir yudum aldı.

Sonra saate baktı.

06.49.

“Geç kaldın,” diye mırıldandı.

Kendi kendine konuştuğunu fark edince hafifçe gülümsedi.

Çantasını aldı ve evden çıktı.

Apartmanın merdivenlerinde aşağı inerken ikinci katta bir kapının önünde birkaç koli gördü.

Üzerlerinde eşya isimleri yazıyordu.

Mutfak.

Kitap.

Kıyafet.

Mert yavaşladı.

Daha önce boş olan yan daireye biri taşınıyordu.

Kapının önündeki kolilerden birinin üzerinde büyük harflerle “KABAK” yazıyordu.

Mert birkaç saniye baktı.

Sonra bunun kendisini neden ilgilendirdiğini anlamayıp merdivenlerden inmeye devam etti.

---

İşe vardığında Cengiz Kıpçak bilgisayarın başında oturuyordu.

Mert içeri girdiğinde başını kaldırdı.

“Erken geldin.”

“Yediye daha var.”

“Biliyorum.”

Mert montunu çıkardı.

“Sen niye buradasın?”

Cengiz kahvesinden bir yudum aldı.

“Ben burada çalışıyorum.”

Mert güldü.

“Ben de.”

“İyi. En azından işi anlamışsın.”

Cengiz'in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

Mert masasının başına geçti.

Son birkaç haftada işin düzenini büyük ölçüde öğrenmişti. İlk günlerde hangi dosyanın nereden geldiğini, hangi afişin hangi ölçüde hazırlanacağını, fotoğrafların nasıl düzenleneceğini ve hangi bilgilerin kesinlikle değiştirilmemesi gerektiğini tekrar tekrar soruyordu.

Artık sormuyordu.

Bir afiş önüne geldiğinde ne yapması gerektiğini biliyordu.

Fotoğrafı kontrol ediyor, yazıları düzenliyor, tarih ve iletişim bilgilerinin doğruluğunu tekrar okuyordu.

En çok da fotoğraflar üzerinde dikkatliydi.

Cengiz bunu birkaç kez fark etmişti.

O sabah da masasına yaklaşarak hazırladığı bir afişe baktı.

“Bunu sen mi yaptın?”

“Evet.”

“Fotoğrafı değiştirmemişsin.”

“Değiştirmedim.”

“Çoğu kişi biraz düzeltmeye çalışır.”

Mert omuz silkti.

“İnsanların yüzünü değiştirmek doğru gelmiyor.”

Cengiz birkaç saniye sessiz kaldı.

“Doğru.”

Sonra masadan uzaklaştı.

Mert onun arkasından baktı.

Cengiz bazen böyle konuşuyordu.

Bir cümle söylüyor, sonra başka hiçbir şey açıklamadan gidiyordu.

Mert buna alışmaya başlamıştı.

---

Gün oldukça sıradan geçti.

Mert birkaç afiş hazırladı. Birkaçını yeniden düzenledi. Öğle arasında diğer çalışanlarla birlikte çay içti.

Masada konuşulanlar da normal şeylerdi.

Kimin çocuğunun okula başladığı, kimin arabasının bozulduğu, yakındaki lokantanın yemeklerinin geçen haftaya göre daha kötü olduğu...

Mert konuşmaların arasında bazen sadece dinliyordu.

Eskiden böyle sıradan sohbetleri önemsemezdi.

Şimdi fark ediyordu ki insanın hayatını oluşturan şeylerin büyük kısmı zaten bunlardı.

Büyük olaylar değil.

Birinin çay istemesi.

Birinin eve geç kalacağını söylemesi.

Birinin markete uğraması.

Birinin işten çıkınca ne yiyeceğini düşünmesi.

Hayatın büyük bölümü küçük şeylerden oluşuyordu.

Belki de insan ancak büyük şeyleri kaybettiğinde bunu anlıyordu.

Mert bu düşünceyi fazla uzatmadan bilgisayarına döndü.

---

Akşam eve döndüğünde apartmanın girişinde yine koliler vardı.

Bu kez kapının yanında genç bir kadın duruyordu.

Elinde bir kutu vardı.

Kutunun üzerindeki yazıya bakarak yüzünü buruşturuyordu.

“Bunu nereye koyacağım?”

Mert yanından geçerken kadın onu fark etti.

“Pardon.”

Mert durdu.

“Efendim?”

Kadın kutuyu gösterdi.

“Üçüncü kattaki daireye taşınıyorum ama asansör yokmuş.”

Mert istemsizce yukarı baktı.

“Yok.”

Kadın derin bir nefes aldı.

“Bunu bana taşınmadan önce söylemeleri gerekirdi.”

Mert gülümsedi.

“Emlakçı söylememiş mi?”

“Emlakçı sadece ‘merkezi konumda’ dedi.”

Mert güldü.

“Merdiven de merkezi.”

Kadın bir an ona baktı.

Sonra güldü.

“Doğru.”

Mert kutuya uzandı.

“Ver.”

“Yok, gerek yok.”

“Ben zaten yukarı çıkacağım.”

Kadın kutuyu ona verdi.

“Teşekkür ederim.”

Mert kutuyu aldı.

Üçüncü kata kadar çıktı.

Kadın arkasından geldi.

Kapının önündeki kolileri görünce Mert kutuyu yere bıraktı.

“Kolay gelsin.”

“Teşekkür ederim.”

Mert dönecekken kadın konuştu.

“Bu arada ben Zehra.”

Mert durdu.

“Mert.”

“Memnun oldum.”

“Ben de.”

Mert merdivenlerden aşağı inmeye başladı.

Zehra arkasından bakarken hafifçe gülümsedi.

Mert ise bunun farkında değildi.

Onun için bu sadece yeni komşusuyla tanışmaktı.

---

Ertesi sabah apartmandan çıkarken Zehra kapının önündeydi.

Elinde kahverengi bir çanta vardı.

“Günaydın.”

Mert başını kaldırdı.

“Günaydın.”

Zehra onun yanından geçerken sordu.

“İşe mi?”

“Evet.”

“Nerede çalışıyorsun?”

“Polis merkezinde.”

Zehra kısa bir şaşkınlık yaşadı.

“Polis misin?”

“Yok.”

“Ne yapıyorsun?”

“Afiş hazırlıyorum.”

Zehra'nın yüzündeki merak arttı.

“Nasıl yani?”

“Kayıp kişiler, duyurular, bilgilendirme afişleri... Görsel hazırlıyorum.”

“İlginçmiş.”

“Normal iş.”

“Bence ilginç.”

Mert omuzlarını kaldırdı.

“Alışınca normal geliyor.”

Zehra başını salladı.

“Ben de paramedik okuyorum.”

Mert ilk defa biraz daha dikkatli baktı.

“Üniversite mi?”

“Evet.”

“Hangi sınıftasın?”

“İkinci.”

“Zor mu?”

“Bazen.”

“Kolay olsun zaten.”

Zehra güldü.

“Sen çok motive edicisin.”

Mert ne diyeceğini bilemedi.

“Ben sadece sordum.”

“Biliyorum.”

İkisi birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra Mert saatine baktı.

“Ben çıkayım.”

“Tamam.”

“Görüşürüz.”

“Görüşürüz, Mert.”

Mert merdivenlerden indi.

Zehra arkasından baktı.

Mert apartmandan çıktıktan sonra Zehra kendi kendine gülümsedi.

“Anlamıyor,” diye mırıldandı.

---

Mert iş yerinde o gün daha yoğundu.

Yeni hazırlaması gereken birkaç afiş vardı.

Bir tanesinde uzun zamandır aranan yaşlı bir adamın fotoğrafı bulunuyordu.

Mert fotoğrafı açtı.

Adam kameraya bakıyordu.

Fotoğrafın altında adı, yaşı ve kaybolduğu tarih yazıyordu.

Mert bir süre fotoğrafa baktı.

Sonra gerekli düzenlemeleri yaptı.

Cengiz yanına geldi.

“Bitti mi?”

“Bitmek üzere.”

Cengiz ekrana baktı.

“Şurada yazı biraz küçük.”

Mert hemen düzeltti.

“Böyle?”

“Daha iyi.”

Cengiz birkaç saniye daha baktı.

“Sen bu işi gerçekten sevdin galiba.”

Mert durdu.

“Sevdim mi bilmiyorum.”

“İyi yapıyorsun.”

“Sağ ol.”

“İnsan iyi yaptığı işi seviyor zaten.”

Mert cevap vermedi.

Bu cümle hoşuna gitmişti.

Belki de uzun zamandır ilk kez birinin onun yaptığı bir şey hakkında doğrudan iyi olduğunu söylemesi değildi mesele.

Asıl mesele, Mert'in kendisinin de yaptığı işten memnun olmaya başlamasıydı.

İşe yarıyor hissi.

Bir şeyleri doğru yapıyor hissi.

Bu, son zamanlarda ona iyi geliyordu.

---

Akşam eve döndüğünde üçüncü katta Zehra'nın kapısının açık olduğunu gördü.

Zehra içeride bir şeylerle uğraşıyordu.

Mert geçerken başını uzattı.

“Taşınma bitti mi?”

“Sayılır.”

“Koliler?”

“Onlar beni bırakmak istemiyor.”

Mert güldü.

“Koliler kazanmış.”

“Kesinlikle.”

Zehra elindeki küçük kutuyu yere bıraktı.

“Bir şey soracağım.”

Mert durdu.

“Ne?”

“Yakında market var mı?”

“Var.”

“Nerede?”

Mert eliyle tarif etmeye çalıştı.

“Şuradan çıkıyorsun, sağa dönüyorsun, sonra...”

Zehra birkaç saniye dinledi.

Sonra:

“Hiçbir şey anlamadım.”

Mert sustu.

“İstersen göstereyim.”

Zehra'nın yüzü aydınlandı.

“Olur.”

İkisi birlikte apartmandan çıktılar.

Market çok uzakta değildi.

Yolda Zehra okulundan bahsetti.

Derslerinin yoğun olduğundan, bazı günler sabah erken çıkıp akşam geç döndüğünden söz etti.

Mert de işinden bahsetti.

Fakat kendi hayatını anlatırken bazı şeyleri özellikle anlatmadığını fark etti.

Annesinden söz etmedi.

Babası hakkında konuşmadı.

Kardeşinden de bahsetmedi.

Bunların hiçbirini bilinçli olarak saklamıyordu.

Sadece konuşma sırasında söylemek istememişti.

Zehra da bunu zorlamadı.

Marketin önüne geldiklerinde:

“Buradan sonra bulurum,” dedi.

Mert başını salladı.

“Tamam.”

“Teşekkür ederim.”

“Bir şey değil.”

Zehra markete girdi.

Mert eve döndü.

Aradan birkaç saniye geçmişti ki arkasından ses geldi.

“Mert!”

Döndü.

Zehra marketin kapısından el sallıyordu.

“Ekmek almayı unutmuşum.”

Mert güldü.

“Ben de bazen unutuyorum.”

“Ben paramedik olacağım ama ekmek almayı unutuyorum.”

“Mesleğinle bağlantısı yok.”

“Bence var.”

“Nasıl?”

“Stres.”

Mert başını salladı.

“Daha başlamadan bahanen hazır.”

Zehra güldü.

Mert yoluna devam etti.

---

Sonraki günlerde birbirlerini daha sık görmeye başladılar.

Bazen sabahları.

Bazen akşamları.

Bazen apartmanın girişinde.

Bazen merdivenlerde.

Zehra Mert'i görünce genellikle konuşacak bir şey buluyordu.

“Bugün iş nasıl geçti?”

“İyi.”

“Yoruldun mu?”

“Biraz.”

“Yemek yedin mi?”

“Yedim.”

“Ne yedin?”

Mert düşünürdü.

“Hatırlamıyorum.”

Zehra ona bakıp gülerdi.

“Sen kendine hiç dikkat etmiyorsun.”

Mert bunu da normal bir komşuluk ilgisi olarak görürdü.

Bir akşam Zehra elinde ders notlarıyla kapının önünde oturuyordu.

Mert merdivenden çıkarken onu gördü.

“Ders mi çalışıyorsun?”

“Evet.”

“Burada mı?”

“İçeride sıkıldım.”

Mert kapısının önünde durdu.

“Ne okuyorsun?”

Zehra kitabı gösterdi.

“Anatomi.”

Mert sayfaya baktı.

“Hiçbir şey anlamadım.”

“Ben de ilk gördüğümde anlamamıştım.”

“Şimdi anlıyor musun?”

“Biraz.”

Mert başını salladı.

“İyi.”

Zehra ona baktı.

“Sen hiç merak etmiyor musun?”

“Neyi?”

“İnsan vücudunu.”

“Hayır.”

“Hiç mi?”

“İşe yaramadığı sürece.”

Zehra güldü.

“Sen çok değişiksin.”

Mert bunu iltifat mı eleştiri mi anlamadı.

“Sağ ol.”

Zehra tekrar kitabına baktı.

Mert kendi kapısına yöneldi.

Arkasından Zehra'nın gülüşünü duydu.

---

Bir hafta içinde Zehra'nın dairesi biraz düzene girmişti.

Koliler azalmış, salondaki eşyalar yerleşmişti.

Mert ise kendi evine geldiğinde bazen karşı daireden sesler duyuyordu.

Müzik.

Telefon konuşması.

Bazen bir şeylerin yere düşmesi.

Bunlar garip biçimde hoşuna gidiyordu.

Apartmanın sessizliği artık tamamen sessizlik değildi.

Birilerinin yaşadığını duyuyordu.

Bir akşam kapısını açtığında Zehra da aynı anda kendi kapısını açtı.

İkisi de şaşırdı.

Zehra elinde çöp poşeti tutuyordu.

“Sen de mi?”

“Evet.”

Birlikte aşağı indiler.

Apartmanın girişinde Zehra durdu.

“Bugün çok yoruldum.”

“Ders?”

“Ders, uygulama, sonra otobüs...”

“Zor.”

“Evet.”

Mert birkaç saniye düşündü.

“Bir şey yemek ister misin?”

Zehra ona baktı.

“Sen mi yapacaksın?”

Mert hemen cevap verdi.

“Hayır.”

Zehra güldü.

“Ben de dedim ki...”

“Yakında bir yer var. Oradan söyleyebiliriz.”

Zehra'nın yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü.

“Olur.”

İkisi birlikte yakındaki küçük bir yerde yemek yedi.

Konuşmaları yine çok sıradandı.

Zehra okulundan bahsetti.

Mert işinden.

Sonra konu filmlere geldi.

Sonra çocukluklarına.

Mert çocukluğuyla ilgili fazla bir şey söylemedi.

Zehra bunu fark etti ama sormadı.

Bir ara:

“Sen hep böyle misin?” dedi.

Mert kaşlarını çattı.

“Nasıl?”

“Bir şey anlatırken tam anlatmıyorsun.”

Mert birkaç saniye düşündü.

“Belki alışkanlık.”

“Olabilir.”

Zehra daha fazla üstelemedi.

---

O gece Mert eve geldiğinde saat 22.30'u geçmişti.

Üzerini değiştirdi.

Mutfağa geçti.

Bir bardak su aldı.

Sonra pencerenin önüne geçti.

Apartmanın karşısındaki binalara baktı.

Zehra'nın odasında ışık yanıyordu.

Perdenin arkasından gölgesi görünüyordu.

Bir süre sonra ışık söndü.

Mert perdeyi kapattı.

Sonra telefonunu aldı.

Elif'ten mesaj vardı.

“İyi misin?”

Mert cevap yazdı.

“İyiyim.”

Bir süre sonra yeni mesaj geldi.

“İşe alıştın mı?”

“Alıştım.”

“Yemek yedin mi?”

Mert gülümsedi.

“Evet.”

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

Elif:

“İyi.”

Mert telefonu masaya bıraktı.

Ev sessizdi.

Ama eskisi kadar rahatsız edici gelmiyordu.

Karşı dairede birinin yaşadığını bilmek bile tuhaf biçimde evi değiştirmişti.

---

Ertesi gün iş çıkışında Cengiz onu kapının önünde yakaladı.

“Bir dakika.”

Mert durdu.

“Ne oldu?”

Cengiz elindeki dosyayı gösterdi.

“Şu afişleri yarın sabah tekrar kontrol eder misin?”

“Olur.”

“Senin gözünden bir şey kaçmıyor.”

Mert şaşırdı.

“Kaçıyor.”

“Benden daha az kaçıyor.”

Mert güldü.

Cengiz de hafifçe gülümsedi.

“İyi gidiyorsun.”

Bu kez Mert'in yüzündeki gülümseme daha belirgindi.

“Sağ ol.”

“Devam et.”

Mert eve doğru yürürken bu iki kelimeyi düşündü.

Devam et.

Basit bir şeydi.

Ama Mert'in son zamanlarda ihtiyacı olan şey belki de buydu.

Birinin ona geçmişiyle ilgili bir şey söylemesi değil.

Nereye gideceğini söylemesi de değil.

Sadece devam etmesi.

---

Apartmana geldiğinde Zehra kapının önünde oturuyordu.

Elinde iki bardak çay vardı.

Mert'i görünce ayağa kalktı.

“Tam zamanında geldin.”

Mert şaşırdı.

“Ne oldu?”

“Bir tane fazla yaptım.”

Bardağı ona uzattı.

Mert aldı.

“Teşekkür ederim.”

“Rica ederim.”

İkisi merdivenlerin yanındaki küçük alana oturdular.

Zehra ona baktı.

“Bugün nasıl geçti?”

“İyi.”

“Yine aynı cevap.”

“Çünkü gerçekten iyi geçti.”

“İşe alıştın yani?”

“Evet.”

Zehra gülümsedi.

“Belli oluyor.”

“Nereden?”

“Yüzünden.”

Mert istemsizce yüzüne dokundu.

“Ne var yüzümde?”

Zehra güldü.

“Bir şey yok.”

“Emin misin?”

“Eminim.”

Mert çayından bir yudum aldı.

Zehra ona baktı.

Bir süre konuşmadı.

Sonra:

“Sen aslında sandığımdan daha neşeliymişsin.”

Mert kaşlarını kaldırdı.

“Ben mi?”

“Evet.”

“Bence değildim.”

“Bence öylesin.”

Mert ne diyeceğini bilemedi.

Çayına baktı.

“Sen de fazla konuşuyorsun.”

Zehra gülümsedi.

“Sen de az konuşuyorsun.”

“Denge oluyor işte.”

“Belki.”

İkisi de güldü.

O an ikisinin arasında açıklanması gerekmeyen, küçük ve rahat bir sessizlik oluştu.

Mert bunu sadece iyi bir komşuluk olarak görüyordu.

Zehra ise biraz farklı görüyordu.

Ama bunu Mert'e söylemek için acele etmiyordu.

Henüz.

---

Gece ilerledi.

Mert odasına geçti.

Telefonunu şarja taktı.

Yatağa uzandı.

Günün içinde yaşananları düşündü.

İş.

Cengiz.

Afişler.

Zehra.

Son düşüncede birkaç saniye durdu.

Sonra kendi kendine:

“İyi kız,” dedi.

Bunun neden aklına geldiğini bilmiyordu.

Gözlerini kapattı.

Bir süre sonra uykuya daldı.

Sabah olduğunda hayat yine devam edecekti.

İşe gidecek, afiş hazırlayacak, insanlarla konuşacak, eve dönecekti.

Yan dairede Zehra olacaktı.

Şimdilik sadece yeni komşusuydu.

Mert bunun ileride hayatında ne kadar büyük bir yer kaplayacağını henüz bilmiyordu.

Bazen insan hayatına girecek kişileri büyük bir olayla tanımazdı.

Bazen sadece kapının önünde bırakılmış bir koli olurdu.

Bazen bir bardak çay.

Bazen de yanlışlıkla fazla alınmış bir ekmek.

Ve insan, bütün bunların ne anlama geldiğini ancak çok sonra anlardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.