16. bölüm / 19
UnutulanlarMerkez
Bölümler 19Şu an: Merkez
- 1 Başlangıç309 kelime
- 2 Hatırla515 kelime
- 3 Kara toprak706 kelime
- 4 Eve dönüş1.070 kelime
- 5 Gariplik985 kelime
- 6 Ne ki239 kelime
- 7 Babam825 kelime
- 8 Arşiv803 kelime
- 9 Günler1.077 kelime
- 10 Annem2.172 kelime
- 11 Münevver in defteri2.397 kelime
- 12 İş2.747 kelime
- 13 Hayat1.991 kelime
- 14 Cinayet1.728 kelime
- 15 Büro1.728 kelime
- 16 Merkez1.486 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 Kayıtlar1.712 kelime
- 18 Tanık1.946 kelime
- 19 Hatıralar898 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah olduğunda Mert'in masasının üzerinde bıraktığı kâğıt hâlâ aynı yerdeydi.
Üç isim.
Bir şirket adı.
Bir tarih.
Ve Aras'ın babasının adı.
Gece boyunca birkaç kez uyanmış, her seferinde aklına aynı şey gelmişti. Sonra tekrar uyumaya çalışmıştı. Sabah olduğunda ise kâğıttaki kelimeler sanki gece boyunca birbirine daha fazla yaklaşmış gibiydi.
Mert kâğıdı katlayıp cebine koydu.
Büroya geldiğinde Cengiz çoktan oradaydı.
Masasının üzerinde kalın bir dosya vardı.
Mert sandalyeyi çekmeden önce sordu.
“Bulabildin mi?”
Cengiz başını kaldırdı.
“Bir kısmını.”
“Ne kadar kısmını?”
“Yeterince.”
Mert oturdu.
Cengiz dosyayı açtı.
“Üç kurbanın da geçmişinde Kuzey Yapı var.”
“Bunu biliyoruz.”
“Bir de dördüncü kişi var.”
Mert'in yüzü değişti.
“Dördüncü kurban mı?”
“Hayır.”
Cengiz dosyadan bir belge çıkardı.
“Eski çalışan.”
Mert belgeye baktı.
İsim tanıdık değildi.
“Kim bu?”
“Hayatta.”
“Şu an nerede?”
“Bilmiyoruz.”
Mert kağıttan gözünü kaldırdı.
“Bilmiyoruz derken?”
“Eski kayıtlardaki adresi boş çıktı. Telefon numarası kullanılmıyor. Son yıllarda adına yapılmış herhangi bir işlem de çok az.”
Mert dosyaya tekrar baktı.
“Belki taşınmıştır.”
“Olabilir.”
“Belki de biri onu saklıyordur.”
Cengiz birkaç saniye sustu.
“Ben de onu düşünüyorum.”
Mert sandalyesine yaslandı.
“Adı ne?”
Cengiz söyledi.
Mert ismi bir kez daha okudu.
Sonra dosyanın içindeki eski çalışan listesine baktı.
Aras'ın babasının adı da oradaydı.
Ama hemen yanında başka bir isim daha vardı.
Mehmet Gümüş.
Mert'in parmakları kâğıdın üzerinde kaldı.
Bir an hiçbir şey söylemedi.
Cengiz onun yüzüne baktı.
“Senin baban.”
Mert başını kaldırdı.
“Evet.”
Cengiz dosyayı kapatmadı.
“Bunu daha önce biliyor muydun?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
Mert'in yüzünde hafif bir öfke belirdi.
“Babamın yıllar önce nerede çalıştığını bilmek zorunda değilim.”
“Öyle demedim.”
“Ama öyle söyledin.”
Cengiz geri çekildi.
“Tamam.”
Bir süre sessizlik oldu.
Mert derin bir nefes aldı.
“Pardon.”
Cengiz başını salladı.
“Ben de biraz sert sordum.”
Mert tekrar dosyaya baktı.
“Babam bu şirketten ne zaman ayrılmış?”
Cengiz sayfaları çevirdi.
“Resmî kayıtlara göre şirket kapanmadan yaklaşık iki yıl önce.”
“Aras'ın babası?”
“Bir yıl sonra.”
Mert kaşlarını çattı.
“Yani bir süre beraber çalışmışlar.”
“Evet.”
“Sonra ikisi de ayrılmış.”
“Evet.”
“Sonra şirket kapanmış.”
“Evet.”
Mert arkasına yaslandı.
Bütün bunlar bir şey ifade ediyor gibiydi.
Ama henüz hiçbir şey ifade etmiyordu.
En tehlikeli şey buydu.
Birbirine benzeyen parçalar insanın zihninde kolayca bir hikâyeye dönüşebiliyordu.
Gerçeğin ne olduğunu bilmeden hikâye kurmak ise bazen gerçeği görmekten daha kolaydı.
---
Öğleye doğru Cengiz, eski şirketin kayıtlarından bir adres buldu.
Kuzey Yapı'nın merkez deposu artık yoktu.
Yıkılmıştı.
Yerine yıllar önce başka bir bina yapılmıştı.
Fakat şirketin kullandığı eski bir yan depo hâlâ ayaktaydı.
Şehrin biraz dışında.
Uzun süredir kullanılmıyordu.
Cengiz bilgisayardaki haritayı Mert'e gösterdi.
“Burası.”
Mert haritaya baktı.
“Buraya gidecek miyiz?”
“Ben gideceğim.”
Mert bir an durdu.
“Ben de geleyim.”
Cengiz ona baktı.
“Orada yapacağın iş?”
“Fotoğraf.”
“Orası olay yeri değil.”
“Olabilir.”
Cengiz hafifçe gülümsedi.
“Sen gerçekten her şeyi fotoğraflamak istiyorsun.”
Mert de gülümsedi.
“Bazı şeyler yazıyla anlatılmıyor.”
Cengiz birkaç saniye düşündü.
“Tamam.”
---
Yol boyunca fazla konuşmadılar.
Araba şehirden uzaklaştıkça binalar seyrekleşti.
Bir süre sonra asfalt yol daraldı.
Mert camdan dışarı baktı.
Çocukluğundan beri bu taraflara gelmemişti.
Belki de gelmişti.
Ama hatırlamıyordu.
Bir kavşaktan döndüklerinde önlerinde uzun, eski bir duvar çıktı.
Duvarın üzerinde paslanmış bir levha vardı.
Kuzey Yapı'nın adı hâlâ seçilebiliyordu.
Cengiz arabayı kenara çekti.
İkisi indi.
Mert bir süre binaya baktı.
İçinde garip bir his oluştu.
Tanıdık.
Ama yabancı.
Bazen bir yeri ilk kez görüp daha önce görmüş gibi hissetmek mümkündü.
İnsan zihni bununla da uğraşıyordu.
Cengiz kapıya yaklaştı.
Kilit eskiydi.
“Girebilir miyiz?”
Mert etrafa baktı.
“Kapı zaten açık.”
Cengiz eliyle kapıyı itti.
Kapı gıcırdayarak açıldı.
İçeride ağır bir toz kokusu vardı.
Duvarların bazı yerlerinde boya dökülmüş, tavandaki birkaç bölüm kararmıştı.
Mert fotoğraf makinesini çıkardı.
“Ben etrafı çekeyim.”
“Çok uzaklaşma.”
“Tamam.”
Cengiz başka tarafa ilerledi.
Mert koridorda yavaşça yürüdü.
Duvarlarda eski tabelalar vardı.
Depo.
Arşiv.
Personel.
Mert bir kapının önünde durdu.
Kapının üzerinde silik bir numara bulunuyordu.
14.
Mert fotoğrafını çekti.
Sonra kapıyı açtı.
İçeride eski dosya dolapları vardı.
Bazılarının kapakları açıktı.
Bir köşede devrilmiş sandalye duruyordu.
Mert içeri girdi.
Bir süre sonra yerde küçük bir kâğıt parçası gördü.
Eğilip aldı.
Üzerinde birkaç sayı vardı.
Bir tarih.
14 Haziran.
Mert kâğıdı cebine koymadı.
Fotoğrafını çekti.
Sonra Cengiz'i çağırdı.
“Cengiz.”
Cengiz koridorun diğer ucundan geldi.
“Neyi buldun?”
Mert kâğıdı gösterdi.
Cengiz yüzüne baktı.
“14 Haziran.”
“Evet.”
“Bu tarih artık fazla sık çıkıyor.”
Mert başını salladı.
“Ben de onu düşünüyorum.”
Cengiz kâğıdı eline aldı.
“Eski kayıt numarası olabilir.”
“Olabilir.”
“Kesin bir şey söyleyemeyiz.”
Mert başını çevirdi.
Dolabın üzerindeki eski etikete baktı.
Bir isim vardı.
M. Gümüş.
Mert'in nefesi kısa süreliğine kesildi.
Cengiz de gördü.
İkisi aynı anda sustu.
Mert dolaba yaklaştı.
Etiket eskimişti ama okunuyordu.
“Babam.”
Cengiz cevap vermedi.
Mert dolabın kapağına dokundu.
“Burada ne işi vardı?”
Cengiz:
“Bunu öğrenmemiz lazım.”
Dolabı açmaya çalıştılar.
Kilitliydi.
Cengiz biraz uğraştı.
Açılmadı.
“Bunu resmi yoldan açtırmamız gerekecek.”
Mert dolaba bakmaya devam etti.
“İçinde ne var?”
“Bilmiyorum.”
Mert başını salladı.
“Ben de bilmiyorum.”
Ama ilk kez gerçekten korktu.
Çünkü daha önce babası hakkında şüphelenmek başka bir şeydi.
Babasının adını geçmişteki bir cinayet bağlantısının ortasında görmek başka.
---
Akşam olduğunda Mert eve tek başına döndü.
Cengiz doğrudan büroya geçmişti.
Mert ise eve girmeden önce birkaç dakika apartmanın önünde oturdu.
Telefonunu çıkardı.
Mehmet'in numarasına baktı.
Aramak istedi.
Aramadı.
Bir insan babasını arayıp:
“On beş yıl önce çalıştığın yerde ne oldu?”
diye sorabilir miydi?
Belki.
Ama cevabı duymaya hazır değilse?
Mert telefonu cebine koydu.
Eve çıktı.
Bir süre sonra telefon yeniden çaldı.
Bu kez Zehra'ydı.
“Merhaba.”
“Merhaba.”
“Bugün markette aldığın makarnayı yaptın mı?”
Mert güldü.
“Nasıl bildin?”
“Sepetinden anlamıştım.”
“Yaptım.”
“Yenebilir durumda mı?”
“Biraz fazla pişti.”
Zehra güldü.
“Bunu bekliyordum.”
Mert mutfağa geçti.
“Sen ne yaptın?”
“Ben de ders çalışıyorum.”
“Bu saatte?”
“Sen de çalışıyorsun.”
“Benimki iş.”
“Benimki de.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Zehra'nın sesi biraz yumuşadı.
“Bugün kötü bir şey mi oldu?”
Mert cevap vermeden önce düşündü.
“Eski bir yerle ilgili bir şey bulduk.”
“İşle mi ilgili?”
“Evet.”
“Anladım.”
Zehra yine ayrıntı istemedi.
Mert bunun için ona teşekkür etmek istedi ama söylemedi.
Bunun yerine:
“Sen dersine dön,” dedi.
“Tamam.”
Telefon kapandı.
Mert mutfağa döndü.
Tabağındaki makarnaya baktı.
İştahı kalmamıştı.
---
Ertesi gün Mehmet'i görmeye karar verdi.
Babasının evine gittiğinde kapıyı Mehmet açtı.
“Sen?”
Mert içeri girdi.
“Konuşmamız lazım.”
Mehmet oğluna baktı.
“Ne hakkında?”
Mert montunu çıkarmadı.
“Kuzey Yapı.”
Mehmet'in yüzündeki ifade değişti.
Çok küçük bir değişiklikti.
Ama Mert gördü.
“Bunu nereden duydun?”
“Sen orada çalışmışsın.”
Mehmet birkaç saniye sustu.
“Çalıştım.”
“Aras'ın babası da.”
“Evet.”
“Birlikte.”
Mehmet mutfağa doğru yürüdü.
“Eski mesele.”
Mert peşinden gitti.
“Ne meselesi?”
“Hiçbir şey.”
“Baba.”
Mehmet masaya oturdu.
“Sen bazı şeyleri fazla kurcalıyorsun.”
“Annem de mi kurcalıyordu?”
Mehmet'in eli masanın üzerinde durdu.
Bu kez sessizlik daha uzun sürdü.
Mert bunu söylediğine pişman oldu.
Ama geri alamazdı.
Mehmet başını kaldırdı.
“Annenin bununla ilgisi yok.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
Mehmet'in yüzü sertleşti.
“Çünkü biliyorum.”
“Nasıl?”
“Çünkü o zamanlar ben oradaydım.”
Mert sustu.
Mehmet devam etmedi.
Mert sandalye çekip oturdu.
“14 Haziran'da ne oldu?”
Mehmet gözlerini kaçırdı.
“Bilmiyorum.”
“Biliyorsun.”
“Hayır.”
“Baba.”
Mehmet ayağa kalktı.
“Bazen insan geçmişte kalan şeyleri geçmişte bırakmalı.”
Mert de ayağa kalktı.
“Benim geçmişimse?”
Mehmet cevap vermedi.
Mert babasının yüzüne baktı.
İlk kez babasının yaşlanmış olduğunu fark etti.
Saçlarında beyazlar vardı.
Gözlerinin altında çizgiler.
Ama yüzündeki o ifade...
Mert onu çocukluğundan beri biliyordu.
Bir şey sakladığında böyle bakıyordu.
Belki de Mert sadece öyle sanıyordu.
Bunu ayırt etmek artık mümkün değildi.
Mert kapıya yöneldi.
Tam çıkarken Mehmet'in sesi geldi.
“Aras'ın babasıyla fazla uğraşma.”
Mert döndü.
“Neden?”
Mehmet bir an cevap vermedi.
Sonra:
“Çünkü bazı insanlar öldükten sonra bile başkalarının hayatını mahvedebilir.”
Mert kapıyı açtı.
“Bunu tehdit olarak mı söylüyorsun?”
“Hayır.”
“Ne olarak?”
Mehmet başını eğdi.
“Uyarı.”
Mert çıktı.
Kapı arkasından kapandı.
---
Mert eve dönerken babasının son cümlesini düşündü.
“Bazı insanlar öldükten sonra bile başkalarının hayatını mahvedebilir.”
Aras'ın babası ölmüştü.
Bunu biliyordu.
Ama Mehmet onun hakkında konuşurken sanki yalnızca ölmüş bir adamdan söz etmiyordu.
Sanki hâlâ bir şeylerden korkuyordu.
Mert eve geldi.
Telefonunu çıkardı.
Cengiz'i aradı.
“Ne oldu?” dedi Cengiz.
“Babam Kuzey Yapı hakkında konuştu.”
Cengiz sustu.
“Ne dedi?”
Mert birkaç saniye düşündü.
“Aras'ın babasıyla fazla uğraşmamamı söyledi.”
“Başka?”
“14 Haziran hakkında konuşmak istemedi.”
“Başka?”
“Bir şey daha var.”
“Ne?”
Mert pencerenin önünde durdu.
“Eski depoda babamın adına ait bir dolap bulduk.”
Telefonun diğer tarafında sessizlik oldu.
Sonra Cengiz:
“Bunu neden daha önce söylemedin?”
“Çünkü emin değildim.”
“Şimdi?”
Mert aşağıdaki sokağa baktı.
“Şimdi daha az eminim.”
Cengiz hafifçe nefes aldı.
“Yarın o dolabı açtıracağız.”
“Tamam.”
Telefon kapandı.
Mert perdeyi kapattı.
Masasına geçti.
Bir süre hiçbir şey yapmadan oturdu.
Sonra çekmeceden eski defterini çıkardı.
İlk sayfaya baktı.
14 Haziran.
Altına yeni bir şey yazdı.
Kuzey Yapı.
Bir satır daha.
Mehmet Gümüş.
Sonra uzun süre kalemi elinde tuttu.
En sonunda üçüncü satırı yazdı.
Neden herkes bu tarihi benden sakladı?
Kalemi bıraktı.
Bu kez cevabın kendisinden korkuyordu.
Çünkü artık mesele yalnızca geçmişte ne olduğunu öğrenmek değildi.
Mert ilk defa başka bir ihtimali düşünmeye başlamıştı.
Belki de geçmişte yaşanan şey hiçbir zaman gerçekten bitmemişti.
Belki bazı insanlar onu yıllarca taşımıştı.
Ve şimdi, yıllar sonra, o geçmiş yeniden insanların kapılarını çalmaya başlamıştı.
Mert ışığı kapattı.
Odanın karanlığında telefonunun ekranı bir kez yandı.
Yeni mesaj.
Cengiz.
“Dolabın anahtarını bulduk.”
Mert ekrana baktı.
Mesajın altında ikinci bir mesaj daha vardı.
“Yarın açıyoruz.”
Bölüm etkileşimi
