Unutulanlar kitap kapağı

17. bölüm / 19

Unutulanlar

Kayıtlar

Vaveyla Yazarı: Eymen Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 19Şu an: Kayıtlar

Ertesi sabah Mert işe diğer günlerden biraz daha erken geldi.

Ofiste henüz birkaç kişi vardı. Koridorun sonunda temizlik görevlisinin kovasının sesi duyuluyor, yazıcı arada bir kendi kendine çalışıyormuş gibi kısa bir mekanik ses çıkarıyordu. Mert masasının başına geçtiğinde bilgisayarını açmadı. Bir süre önündeki boş ekrana baktı.

Dün gece Cengiz'in söylediği cümle aklından çıkmıyordu.

“Dolabı yarın açacağız.”

Mert bunun ne anlama geldiğini biliyordu. Fakat bilmekle hazır olmak arasında büyük bir fark vardı.

Masasının çekmecesinden küçük bir not defteri çıkardı. Son birkaç haftadır tuttuğu notlara baktı.

Kuzey Yapı.

Aras'ın babası.

Mehmet Gümüş.

14 Haziran.

Üç kurban.

Eski merkez.

Birkaç kelimenin yanına soru işaretleri koymuştu. Bazılarının üstünü çizmişti. Birkaçının yanına ise hiçbir şey yazamamıştı.

Defteri kapattı.

Telefonuna baktı.

Saat daha sekiz buçuktu.

Cengiz dokuzdan önce gelmezdi.

Mert sandalyesine yaslandı. Son günlerde hayatındaki her şey aynı yere çıkıyor gibiydi. İşe başladığında bunun geçici bir dönem olacağını düşünmüştü. Annesinin ölümünden sonra biraz toparlanır, çalışır, kendi düzenini kurardı.

Şimdi ise yaptığı her işin altında başka bir şey arıyordu.

Telefonu titredi.

Cengiz'den mesaj gelmişti.

“Geldim. Arşive geçiyorum.”

Mert ayağa kalktı.

---

Arşiv odası binanın diğer tarafındaydı. Pencereleri küçük olduğu için içerisi her zaman biraz karanlık olurdu. Raflarda yıllardır açılmamış dosyalar vardı. Klasörlerin üzerindeki yazılar solmuş, bazı etiketlerin kenarları kıvrılmıştı.

Cengiz masanın yanında duruyordu.

“Gece boyunca düşündüm,” dedi.

Mert sandalyesini çekti.

“Ben de.”

“Senin düşünmen normal. Benim düşünmem iş.”

Mert gülümsedi.

“Farkı ne?”

“Ben düşünürken maaş alıyorum.”

“Ben de.”

“Seninki daha az.”

“Bunu nereden biliyorsun?”

Cengiz cevap vermeden önündeki dosyaya baktı.

“Çünkü hayat adil değil.”

Mert istemeden güldü.

Sonra ikisi de sustu.

Cengiz eski dolabın karşısına geçti. Dolap, yıllardır kullanılmamış gibi görünüyordu. Metal yüzeyinde çizikler vardı.

“Hazır mısın?”

Mert başını salladı.

Cengiz kapağı açtı.

İçeride bekledikleri gibi bir kutu ya da tek bir büyük belge yoktu.

Dosyalar vardı.

Çok sayıda dosya.

Cengiz ilk klasörü aldı. Üzerinde yalnızca şirket adı yazıyordu.

Kuzey Yapı ve Onarım.

Dosyayı masaya bıraktı.

“Şirketin personel kayıtları.”

Mert yanına oturdu.

İlk sayfalarda sıradan bilgiler vardı. Çalışan isimleri, işe giriş tarihleri, görevler, maaş değişiklikleri.

Mert sayfaları çevirdi.

Bir yerde durdu.

Mehmet Gümüş.

İşe giriş tarihi yıllar öncesine aitti.

Görevi depo ve saha sorumlusu olarak görünüyordu.

Mert bir süre hiçbir şey söylemedi.

Cengiz onun yüzüne baktı.

“Bunu daha önce biliyordun.”

“Çalıştığını biliyordum. Buradaki görevini bilmiyordum.”

Cengiz dosyayı kendine çekti.

“Devamına bakalım.”

Bir sonraki sayfada Aras'ın babasının adı vardı.

İki isim arasında yalnızca birkaç satır bulunuyordu.

İkisinin de aynı dönemde şirkette çalıştığı açıkça görünüyordu.

Mert parmağını tarihlerde gezdirdi.

“Bak.”

Cengiz yaklaştı.

Mehmet'in işten ayrılış tarihiyle Aras'ın babasının görev değişikliği tarihi birbirine çok yakındı.

“Biri ayrılmış, diğeri başka bölüme geçmiş.”

“Evet.”

“Sebebi yazıyor mu?”

Cengiz sayfanın altına baktı.

“Yazmıyor.”

Mert başını kaldırdı.

“İstifa?”

“Hayır.”

“İşten çıkarılma?”

“Hayır.”

“Emeklilik?”

“Hayır.”

Cengiz dosyayı biraz daha çevirdi.

“Burada bir eksiklik var.”

“Nasıl yani?”

“Personel dosyasında olması gereken bölüm yok.”

Mert eğildi.

Dosyanın ortasında numaralandırma vardı.

Sayfa 18.

Sayfa 19.

Sonra doğrudan sayfa 23.

Mert kaşlarını çattı.

“Dört sayfa yok.”

“Evet.”

Cengiz dosyayı kapatmadı.

“Üstelik diğer sayfaların aksine bu bölümün fotokopisi alınmış. Orijinal sayfalar değil.”

Mert sessiz kaldı.

Bu kez karşısındaki şey bir gizemli not değildi.

Birinin özellikle bir kaydı eksiltmiş olmasıydı.

Ve bu, Mert'e diğerlerinden daha rahatsız edici geldi.

---

Öğlene doğru dosyalar genişletildi.

Cengiz, şirketin eski kayıtlarından ulaşılabilen belgeleri başka dosyalarla karşılaştırdı. Bazı isimler tekrar tekrar karşılarına çıkıyordu.

Mert bilgisayar ekranına bakarken Cengiz birden durdu.

“Bir dakika.”

Mert döndü.

“Ne oldu?”

“Şu ismi daha önce gördük.”

Ekranda bir isim vardı.

Selim Karaca.

Mert düşündü.

“Kim bu?”

“Eski çalışan.”

“Ölenlerden biri mi?”

“Hayır.”

Cengiz birkaç kayıt açtı.

“İlk üç kurbanın dosyalarında bu adamın adı farklı yerlerde geçiyor.”

“Tanıyorlar mıymış?”

“Bilmiyorum. Ama aynı tarihlerde aynı bölgede çalışmış.”

Mert ekrana biraz daha yaklaştı.

“Şimdi nerede?”

Cengiz cevap vermedi.

Bir süre kayıtları inceledi.

Sonra sandalyesinden kalktı.

“Adres eski.”

“Taşınmış mı?”

“Hayır.”

“Ölmüş?”

Cengiz başını iki yana salladı.

“Bunu bilmiyoruz.”

Mert'in yüzündeki ifade değişti.

“Nasıl yani?”

“Son kayıt yaklaşık on iki yıl önce.”

“On iki yıl mı?”

“Evet.”

Cengiz telefonunu aldı.

“Bunu araştıracağım.”

Mert sandalyesinde geriye yaslandı.

“Bu adamın olayla ilgisi ne?”

“Henüz bilmiyoruz.”

Cengiz telefonu cebine koydu.

“Ve bu kez bilmediğimiz şeyi biliyormuş gibi davranmayacağız.”

Mert başını salladı.

Bu cümle hoşuna gitmişti.

Çünkü son haftalarda herkes bir şeyleri biliyor, fakat kimse tam olarak söylemiyordu.

---

Öğleden sonra Mert'in işi vardı.

Cinayet Büro'da hazırlanması gereken bazı görseller bulunuyordu. Bir dosyanın zaman çizelgesini düzenledi, birkaç fotoğrafın baskıya uygun hâle getirilmesine yardım etti. İş, son zamanlardaki araştırmalardan daha sıradandı.

Belki de bu yüzden Mert'in kafası biraz olsun sakinleşti.

Bilgisayar başında çalışırken yan masadaki polislerden biri Cengiz'e seslendi.

“Cengiz, şu eski kayıtların cevabı geldi.”

Cengiz kalktı.

Mert dönüp bakmadı.

Bunun artık kendi işi olmadığını düşünüyordu.

Fakat birkaç dakika sonra Cengiz onun yanına geldi.

“Selim Karaca'yı bulduk.”

Mert sandalyesinden doğruldu.

“Nerede?”

“Şehir dışında.”

“Yaşıyor mu?”

“Yaşıyor.”

Mert bir süre sessiz kaldı.

“Konuşacak mı?”

“Henüz bilmiyoruz.”

Cengiz elindeki dosyaya baktı.

“Yarın görüşeceğiz.”

Mert başını salladı.

Sonra Cengiz bir şey söyleyecekmiş gibi durdu.

“Bir şey daha var.”

“Ne?”

“Selim Karaca'nın eski görev kayıtlarında bir ayrıntı var.”

“Ne ayrıntısı?”

Cengiz dosyayı açtı.

“14 Haziran.”

Mert'in eli masanın üzerinde hareketsiz kaldı.

“Ne olmuş 14 Haziran'da?”

“Bilmiyoruz. Sadece o gün için özel bir görev kaydı var.”

Mert kaşlarını çattı.

“Ne görevi?”

“Yazmıyor.”

Cengiz dosyayı kapattı.

“Yarın soracağız.”

Mert başını salladı.

Bu kez başka bir şey sormadı.

Çünkü aynı tarihin karşılarına tekrar çıkması artık tesadüf gibi görünmüyordu.

---

Akşam eve geldiğinde hava kararmıştı.

Mert montunu çıkarıp sandalyeye bıraktı. Mutfağa geçti, buzdolabını açtı. İçeride birkaç parça yiyecek vardı.

Yemek yapmaya üşendi.

Ekmek arasına peynir koydu.

Sonra masaya oturdu.

Telefonunu eline aldı.

Bir süre ekrana baktı.

Mehmet'in numarasını açtı.

Aramak için parmağını ekrana götürdü ama durdu.

Dün babasının yüzünü hatırladı.

“Anneni bu işe karıştırma.”

O cümle hâlâ zihnindeydi.

Mert telefonu masaya bıraktı.

Birkaç dakika sonra yeniden aldı.

Bu kez aradı.

Telefon uzun süre çaldı.

Sonra Mehmet açtı.

“Efendim?”

“Neredesin?”

“Evdeyim.”

Mert kısa bir sessizlikten sonra sordu.

“İşten ayrıldığın yılı hatırlıyor musun?”

Telefonun diğer ucunda birkaç saniyelik sessizlik oldu.

“Ne işi?”

“Kuzey Yapı.”

Mehmet'in sesi değişmedi.

“Yıllar oldu.”

“Tam yılını soruyorum.”

“Hatırlamam.”

Mert ekmeğinden küçük bir parça kopardı.

“Arşivde kayıt bulduk.”

“Ne kaydı?”

“Seninle ilgili.”

Mehmet bu kez daha hızlı cevap verdi.

“Ne yazıyor?”

Mert sustu.

Babası bunu sormuştu.

Mert'in beklediği soru bu değildi.

“Personel kaydı.”

“Başka?”

“Aras'ın babasının adı da var.”

Mehmet nefes verdi.

“Evet.”

“Birlikte çalışmışsınız.”

“Çalıştık.”

“Sonra ne oldu?”

“Hiçbir şey.”

“Hiçbir şey mi?”

“İnsanlar iş değiştirir, Mert.”

Mert gözlerini kapattı.

“Dört sayfa eksik.”

Bu kez Mehmet cevap vermedi.

Sessizlik uzadı.

“Baba?”

“Bilmiyorum.”

“Dört sayfanın neden olmadığını bilmiyor musun?”

“Ben o dosyalara yıllardır bakmadım.”

Mert sesini yükseltmedi.

“Peki 14 Haziran?”

Mehmet'in nefesi duyuldu.

“Ne olmuş 14 Haziran'da?”

Mert bu kez cevap vermeden önce bekledi.

Babası soruyu tekrar etmişti.

Aynı şekilde.

Ama sesinde küçük bir değişiklik vardı.

Sanki tarih ilk kez söylenmiş gibi davranıyordu.

Mert yavaşça konuştu.

“Bilmiyorum. Sadece kayıtların içinde aynı tarih tekrar karşıma çıkıyor.”

Mehmet bir süre sessiz kaldı.

Sonra,

“Geçmişte çok tarih vardır,” dedi.

“Bu kadarını aynı yerde görmedim.”

“Sen bu işin içinde değilsin.”

“Ben zaten soruşturma yürütmüyorum.”

“Biliyorum.”

“Öyleyse neden bu kadar rahatsız oldun?”

Mehmet cevap vermedi.

Mert telefonu kulağından biraz uzaklaştırdı.

“Baba?”

“Geç oldu.”

“Daha saat sekiz.”

“Ben yorgunum.”

Mert dudaklarını sıktı.

“Tamam.”

Telefon kapanmadan önce Mehmet bir şey söyledi.

“Mert.”

“Efendim?”

“Annen öldükten sonra bazı şeyleri kurcalamak sana iyi gelmez.”

Mert'in yüzündeki ifade değişti.

“Annemin ölümünden ne zamandır bahsediyoruz?”

“Ben sadece...”

Mehmet durdu.

“Ne?”

“Bir şey demedim.”

“Dedın.”

“Yanlış söyledim.”

“Ne demek istedin?”

“Hiçbir şey.”

Telefon kapandı.

Mert birkaç saniye boyunca telefonu elinde tuttu.

Sonra masaya bıraktı.

Annesinin ölümünden bahsetmesi tesadüf olabilir miydi?

Belki.

Ama Mehmet'in konuşurken yaptığı küçük duraksama, Mert'in kafasına takılmıştı.

Telefonu yeniden aldı.

Arama geçmişini açtı.

Bir süre annesinin numarasına baktı.

Sonra telefonu kapattı.

Bu gece babasını düşünmek istemiyordu.

Ama insanın düşünmek istemediği şeylerin beynine kira ödemeden yerleşmek gibi kötü bir huyu vardı.

---

Ertesi sabah Mert işe gittiğinde Cengiz çoktan gelmişti.

Masasının üzerinde bir dosya duruyordu.

“Selim Karaca ile konuştum.”

Mert çantasını bıraktı.

“Ne dedi?”

“Her şeyi anlatmadı.”

“Şaşırmadım.”

Cengiz dosyayı açtı.

“On iki yıl önce Kuzey Yapı'dan ayrılmamış.”

Mert ona baktı.

“Ne?”

“Resmî kayıtta ayrılmış görünüyor. Ama kendisi başka bir şey söylüyor.”

“Ne söylüyor?”

“Bir gece depoya çağrıldığını.”

Mert'in yüzü ciddileşti.

“Kim çağırmış?”

“Bilmiyor.”

“Nasıl bilmiyor?”

“Telefonla çağrılmış. Ona göre şirketten biriymiş.”

“Sonra?”

“Depoya gitmiş.”

Mert bekledi.

Cengiz dosyadaki sayfayı çevirdi.

“Orada Mehmet Gümüş'ü gördüğünü söylüyor.”

Mert hiçbir şey söylemedi.

Cengiz devam etti.

“Aras'ın babası da oradaymış.”

Mert'in eli çantasının sapında sıkıldı.

“Başka kim?”

“Selim üç kişi daha olduğunu söylüyor.”

“Kim?”

“Hatırlamadığını söylüyor.”

“Gerçekten hatırlamıyor mu?”

Cengiz ona baktı.

“Bence hatırlıyor.”

Mert bunu duyunca sandalyesine oturdu.

“Niye söylemiyor?”

“Çünkü korkuyor olabilir.”

“Kimden?”

Cengiz dosyayı kapattı.

“Bunu da söylemedi.”

Mert bir süre masaya baktı.

Sonra aklına başka bir şey geldi.

“Selim benim orada olduğumu biliyor mu?”

Cengiz'in bakışı değişti.

“Bilmiyorum.”

“Peki çocuklardan bahsetti mi?”

“Ne çocuğu?”

Mert cevap vermedi.

İçinde bir şey kıpırdamıştı.

Çok küçük, çok eski bir şey.

Bir ses.

Bir odanın içindeki boğuk konuşmalar.

Kendisine ait olmayan ayak sesleri.

Ve kırmızı bir oyuncak araba.

Mert gözlerini kapattı.

Görüntü birkaç saniye sürdü.

Sonra kayboldu.

Cengiz ona baktı.

“Mert?”

“İyiyim.”

“Emin misin?”

“Evet.”

Mert gözlerini açtı.

“Çocuklardan bahsetti mi?”

Cengiz başını iki yana salladı.

“Hayır.”

Mert arkasına yaslandı.

O an ilk kez geçmişteki olayın merkezinde yalnızca babasının olmadığını düşündü.

Belki kendisi de oradaydı.

Belki yıllardır cevap aradığı şey, dışarıdan izlediği bir hikâye değildi.

Belki hatırlamadığı bir gecenin içindeydi.

---

O gün iş çıkışında Mert eve doğrudan gitmedi.

Şehrin eski tarafına doğru yürüdü.

Neden oraya gittiğini tam olarak bilmiyordu.

Bir süre sonra çocukluğundan hatırladığı sokağın başında durdu.

Binaların çoğu değişmişti.

Bir market kapanmış, yerine başka bir dükkân açılmıştı. Eskiden boş olan köşede yeni bir apartman vardı.

Mert sokağın sonunda durdu.

Bir an için annesinin elini tuttuğunu hatırladı.

Sonra babasının sesini.

Ardından başka bir erkek sesi.

Cümleler birbirine karışıyordu.

Mert başını tuttu.

Hatırlamaya çalıştıkça görüntü uzaklaşıyordu.

Bir şeyi zorla hatırlamak, kapalı bir kapıyı tekmelemek gibiydi. Açılmak yerine daha da sıkışıyordu.

Telefonu çaldı.

Cengiz.

Mert açtı.

“Efendim?”

“Bir şey bulduk.”

“Neyi?”

“Selim Karaca'nın söylediği isimlerden biri.”

Mert sustu.

“Kim?”

Cengiz birkaç saniye bekledi.

“Eski şirket muhasebecisi.”

“Yaşıyor mu?”

“Evet.”

“Konuştu mu?”

“Henüz değil.”

“Ne biliyor?”

“Bunu yarın öğreneceğiz.”

Mert sokağın karşısına baktı.

“Cengiz.”

“Efendim?”

“Ben çocukken...”

Cümleyi tamamlayamadı.

Cengiz bekledi.

Mert sonunda vazgeçti.

“Boş ver.”

Telefon kapandı.

Mert eve doğru yürümeye başladı.

Bu kez adımlarını yavaşlatmadı.

Çünkü ilk defa geçmişte aradığı şeyin yalnızca babasının sakladığı bir sır olmadığını anlamıştı.

Kendisinin de unuttuğu bir parçası vardı.

Ve o parça, yıllardır hiç konuşmadan bekliyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.