19. bölüm / 19
UnutulanlarHatıralar
Bölümler 19Şu an: Hatıralar
- 1 Başlangıç309 kelime
- 2 Hatırla515 kelime
- 3 Kara toprak706 kelime
- 4 Eve dönüş1.070 kelime
- 5 Gariplik985 kelime
- 6 Ne ki239 kelime
- 7 Babam825 kelime
- 8 Arşiv803 kelime
- 9 Günler1.077 kelime
- 10 Annem2.172 kelime
- 11 Münevver in defteri2.397 kelime
- 12 İş2.747 kelime
- 13 Hayat1.991 kelime
- 14 Cinayet1.728 kelime
- 15 Büro1.728 kelime
- 16 Merkez1.486 kelime
- 17 Kayıtlar1.712 kelime
- 18 Tanık1.946 kelime
- 19 Hatıralar898 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mert o gece sabaha kadar uyumadı.
Cengiz'in telefonda söylediği iki kelime zihninde dönüp duruyordu.
M.K.
Yıllardır anlamını bilmediği iki harf.
Çocukluğundan kalan bulanık görüntüler.
Kırmızı oyuncak araba.
Karanlık bir oda.
Babası.
Kazım Lütfü.
Ve bir çocuğun ağlama sesi.
Kendi sesi.
Sabah olduğunda Mert yatağından kalktı.
Artık kaçacak yeri olmadığını hissediyordu.
Gerçeği öğrenmekten korkuyordu ama gerçeği bilmemek daha ağır gelmeye başlamıştı.
---
Cengiz'in odasına girdiğinde masanın üzerinde kalın bir dosya duruyordu.
Cengiz ayağa kalktı.
“Son kayıtları inceledik.”
Mert dosyaya baktı.
“Ne çıktı?”
“14 Haziran gecesiyle ilgili kayıtların bir kısmı sonradan değiştirilmiş.”
“Kim değiştirmiş?”
“Bilmiyoruz.”
“Peki M.K.?”
Cengiz dosyadan bir belge çıkardı.
“Bu baş harfler çocuğa ait.”
Mert belgeyi aldı.
Altında tarih vardı.
14 Haziran.
Yanında birkaç isim.
Mehmet Gümüş.
Kazım Lütfü.
Selim Karaca.
Ve son satırda:
M.K.
Mert belgeyi bırakmadı.
“Benmişim.”
Cengiz başını salladı.
“Büyük ihtimalle.”
Mert gözlerini kapattı.
Bir anda başının içinde görüntüler belirdi.
Bu kez daha netti.
Çocuktu.
Bir odanın köşesinde oturuyordu.
Elinde kırmızı bir oyuncak araba vardı.
Dışarıdan yüksek sesler geliyordu.
Kazım Lütfü bağırıyordu.
Mehmet daha sakin konuşuyordu.
Sonra bir gürültü.
Bir şey yere düşmüştü.
Mert korkmuştu.
Küçük bedeniyle daha da geriye çekilmişti.
Sonra babası odaya girmişti.
Dizlerinin üzerine çökmüş ve ona bakmıştı.
“Burada kal.”
Mert gözlerini açtı.
“Hatırladım.”
Cengiz sessizce bekledi.
“Babam bana bunu söyledi.”
“Başka?”
Mert nefes aldı.
“Sonra beni dışarı çıkardı.”
“Ne oldu?”
Mert başını iki yana salladı.
“Onu görmedim.”
“Mehmet'i mi?”
“Hayır.”
“Kim olduğunu?”
Mert sustu.
Sonra hatırladı.
Kazım Lütfü'nün yerde olduğunu.
Mehmet'in ona doğru eğildiğini.
Ve babasının yüzündeki korkuyu.
Fakat en önemli kısmı hâlâ hatırlayamıyordu.
---
Öğleden sonra Mert babasının evine gitti.
Mehmet kapıyı açtığında oğlunun yüzüne baktı.
Bu kez hiçbir şey sormadı.
Mert içeri girdi.
“Hatırladım.”
Mehmet'in yüzü değişti.
“Ne hatırladın?”
“14 Haziran'ı.”
Mehmet kapıyı kapattı.
Mert salona geçti.
“Ben oradaydım.”
“Evet.”
“Sen de oradaydın.”
“Evet.”
“Kazım da.”
Mehmet cevap vermedi.
Mert ona baktı.
“Ne oldu?”
Mehmet koltuğa oturdu.
“Her şey o kadar basit değil.”
“Ben senden basit bir cevap istemiyorum.”
Mehmet başını eğdi.
“Yıllar önce bir hata yaptım.”
Mert'in sesi sertleşti.
“Bir hata mı?”
“Sonra başka hatalar geldi.”
“Annem?”
Mehmet sustu.
Mert'in gözleri doldu.
“Annemin ölümü de mi hata?”
Mehmet başını kaldırdı.
“Anneni öldürmek istemedim.”
Mert'in yüzündeki ifade dondu.
Bu cümle yeterliydi.
Artık inkâr edecek bir şey kalmamıştı.
“Sen…”
Mehmet ayağa kalktı.
“Dinle beni.”
“Sen annemi öldürdün.”
“Ve o çocukları neden katlettin”
“Kontrolümü kaybettim.”
Mert birkaç adım geri çekildi.
Mehmet'in gözlerinde yıllardır görmediği bir şey vardı.
Korku.
“Bunu sana anlatmak istemedim.”
“Çünkü biliyordun.”
“Ne?”
“Bir gün hatırlayacağımı.”
Mehmet cevap vermedi.
Mert'in zihnindeki son parça da yerine oturdu.
14 Haziran gecesi.
Kazım Lütfü ile Mehmet tartışmıştı.
Bir kişi ölmüştü.
Mehmet olayı saklamıştı.
Münevver yıllar sonra gerçeğin bir kısmını öğrenmişti.
Sonra Mehmet onu susturmuştu.
Ardından geçmişteki olayla bağlantısı olan insanlar birer birer ortadan kaldırılmıştı.
Mert artık gerçeği biliyordu.
Fakat bu gerçeğin içinde babası da vardı.
---
Mehmet odanın diğer tarafına yöneldi.
Mert onun ne yapacağını anlamaya çalıştı.
“Baba.”
Mehmet durdu.
“Ne yapacaksın?”
“Bilmiyorum.”
Mert'in sesi titredi.
“Ben senden nefret etmek istemiyorum.”
Mehmet ona baktı.
“Ben de senin benden nefret etmeni istemedim.”
“Annem de istemedi.”
Sessizlik.
Mehmet masanın üzerindeki silaha uzandı.
Mert bir anda gerildi.
“Baba, bırak onu.”
Mehmet silahı eline aldı.
Mert geri çekildi.
Cengiz'i aramak için telefonuna uzandı.
Mehmet'in yüzünde kararsızlık vardı.
Sonra silahı Mert'e çevirdi.
Mert dondu.
Bir anlığına çocukluğundaki o odayı gördü.
Kırmızı oyuncak araba.
Karanlık.
Babası.
Aynı korku.
Ama bu kez çocuk değildi.
Mert yerdeki silaha baktı.
Mehmet'in dikkati bir anlığına dağıldı.
Mert silahı ondan aldı.
İki adam birkaç saniye boyunca birbirlerine baktı.
“Baba…”
Mehmet gözlerini kapattı.
“Bitti.”
Mert'in elleri titriyordu.
“Sen yaptın.”
“Evet.”
“Annem.”
Mehmet cevap vermedi.
Mert'in gözlerinden yaşlar süzüldü.
Bir an için silahı bırakmak istedi.
Sonra Mehmet yeniden ona doğru hareket etti.
Silah sesi evin içinde yankılandı.
Her şey bir anda sessizleşti.
Mert birkaç saniye boyunca ne yaptığını anlayamadı.
Mehmet yere düştü.
Mert silahı bıraktı.
Kendi ellerine baktı.
Sonra babasına.
“Baba…”
Cevap gelmedi.
Mert dizlerinin üzerine çöktü.
Bu kez çocukluğundaki gibi saklanmadı.
Telefonunu çıkardı.
Cengiz'i aradı.
“Cengiz…”
Sesi zor çıkıyordu.
“Buradayım.”
“Babam…”
Bir süre konuşamadı.
“Silah vardı. Ben…”
Cengiz onun cümlesini tamamlamasına izin vermedi.
“Yerinden ayrılma.”
Mert gözlerini kapattı.
“Tamam.”
---
Aylar sonra.
Hayat tamamen düzelmemişti.
Bazı şeyler hiçbir zaman tamamen düzelmiyordu.
Mehmet'in yaptığı suçlar ortaya çıkmış, Kazım Lütfü'nün geçmişteki olaylardaki rolü de aydınlatılmıştı. Yıllarca saklanan gerçekler sonunda kayıtlara girmişti.
Münevver'in ölümü yeniden incelenmişti.
Mert bütün bunları öğrenirken bir yandan da annesinin gerçekten kim olduğunu yeniden keşfetmişti.
Onu sadece öldüğü günle hatırlamak istemiyordu.
Çay içerken yaptığı küçük şakaları.
Evde bir şey kaybolduğunda herkesi suçlamasını.
Mert'in işe gitmeden önce cebine gizlice para koymasını.
Bunları hatırlamak istiyordu.
Çünkü annesinin hayatının sonundan ibaret olmadığını artık biliyordu.
Bir akşam Mert, Zehra'yla yürüyordu.
Şehir sakinleşmişti.
Zehra bir süre sessiz kaldı.
Sonra Mert'e baktı.
“Bazen çok uzaklara gidiyorsun.”
Mert gülümsedi.
“Eskiden daha kötüydü.”
“Şimdi?”
“Şimdi geri geliyorum.”
Zehra da gülümsedi.
Bir süre yan yana yürüdüler.
Mert cebinden küçük bir kutu çıkardı.
Zehra durdu.
“Mert?”
Mert'in elleri hafifçe titriyordu.
“Hayatımda çok şey kaybettim.”
Zehra sessizce onu dinledi.
“Ama bazı şeylerin kalabileceğini de öğrendim.”
Kutuyu açtı.
Zehra'nın gözleri doldu.
Mert yüzüğe baktı.
Sonra ona.
“Benimle evlenir misin?”
Zehra gülümsedi.
“Evet.”
Mert ilk kez uzun zamandır gerçekten rahatladı.
İkisi yan yana yürümeye devam etti.
Geçmiş arkalarında kalmıştı.
Tamamen silinmemişti.
Ama artık Mert'in hayatını yönetmiyordu.
Çünkü bazı şeyler unutulmazdı.
Bazı yaralar kapanmazdı.
Bazı insanlar geri gelmezdi.
Ama insan yine de yaşamaya devam edebilirdi.
Mert son kez geriye baktı.
Sonra Zehra'nın yanında yürümeye devam etti.
Bazen insanın kurtuluşu geçmişi unutmak değil, onunla yaşamayı öğrenmektir.
SON
Bölüm etkileşimi
