Unutulanlar kitap kapağı

3. bölüm / 19

Unutulanlar

Kara toprak

Vaveyla Yazarı: Eymen Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 19Şu an: Kara toprak

Mert sabah uyandığında ilk düşündüğü şey, gece gördüğü fotoğraf oldu.

Gözlerini açar açmaz tavana baktı.

Birkaç saniye boyunca nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Sonra geceyi hatırladı.

Masanın üzerindeki zarf.
Eski gazete.
Fotoğraf.
Ve fotoğraftaki çocuk.
Mert yataktan kalktı.
Üzerine bir şey geçirip doğrudan masasına gitti. Zarf hâlâ oradaydı.
Bir süre dokunmadan baktı.
Sonra fotoğrafı aldı.
Gün ışığında daha net görünüyordu.
Fotoğrafta eski bir binanın önünde birkaç kişi vardı. Çocuklardan biri Mert'ti. Bundan artık emindi.
Ama yanında duran diğer çocuk hâlâ yüzünü göstermiyordu.
Fotoğrafın arkasını çevirdi.
Dün fark etmediği küçük bir şey gördü.
İki harf.
M. K.
Mert kaşlarını çattı.
M kendi ismiydi.
Peki K kimdi?
Fotoğrafı birkaç kez çevirdi. Başka bir şey yazmıyordu.
Telefonunu aldı. Birkaç dakika boyunca eski tanıdıklarının isimlerini düşündü.
K ile başlayan onlarca isim vardı.
Hiçbiri doğru gelmedi.
Bir süre sonra vazgeçti.
Fotoğrafı cebine koydu.
Bugün bir yere gitmesi gerekiyordu.
Öğlene doğru eski okulunun bulunduğu tarafa gitti.
Aslında öğretmenini bulacağından bile emin değildi. Yıllar geçmişti. İnsanlar taşınır, okullar değişir, bazı isimler unutulurdu.
Ama okulun karşısındaki küçük kırtasiyeye girdiğinde şansına eski öğretmeninin hâlâ aynı mahallede yaşadığını öğrendi.
Adresini aldı.
Bir süre kapının önünde bekledi.
Gitmekten vazgeçmeyi düşündü.
Sonra zile bastı.
Kapı birkaç saniye sonra açıldı.
Karşısındaki adam önce Mert'e baktı.
Sonra yüzündeki ifade değişti.
Sanki birini hatırlamaya çalışıyordu.
“Mert?”
Mert şaşırdı.
“Beni hatırladınız mı?”
Adam hafifçe gülümsedi.
“İnsan bazı öğrencilerini unutmaz.”
Mert içeri girdi.
Salonda oturdular.
Bir süre okuldan, eski sınıftan, arkadaşlarından konuştular.
Mert asıl konuya bir türlü giremiyordu.
Sonunda cebindeki fotoğrafı çıkardı.
“Hocam, bunu nereden bulduğumu bilmiyorum.”
Fotoğrafı masanın üzerine bıraktı.
Adam fotoğrafa baktı.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
Mert bunu fark etti.
“Tanıyor musunuz?”
Öğretmeni hemen cevap vermedi.
Fotoğrafı eline aldı.
Uzun uzun baktı.
“Bu çok eski.”
“Evet.”
“Bunu neden merak ediyorsun?”
“Fotoğraftaki çocuk benim.”
Adam başını kaldırdı.
“Biliyorum.”
Mert'in yüzündeki ifade değişti.
“Yanımdaki kim?”
Adam fotoğrafa tekrar baktı.

Sonra fotoğrafı masaya bıraktı.

“Hatırlamıyor musun?”

Mert birkaç saniye sustu.

“Hayır.”

Öğretmeni derin bir nefes aldı.

“Belki de hatırlamaman senin için daha iyidir.”

Mert'in canı sıkıldı.

“Hocam, herkes bana aynı şeyi söylüyor. Ama kimse ne olduğunu anlatmıyor.”

Adam cevap vermedi.

Mert ayağa kalkacak gibi oldu.

Tam o sırada öğretmeni konuştu.

“Fotoğrafın arkasına baktın mı?”

Mert durdu.

“Evet.”

“K harfini gördün mü?”

Mert yavaşça ona döndü.

“Evet. Kimin baş harfi?”

Öğretmeni bir süre sustu.

“Bunu benden öğrenmen gerekmiyor.”

“Kim?”

Adam cevap vermedi.

Mert fotoğrafı aldı.

Kapıya doğru yürüdü.

Tam çıkacakken öğretmeni arkasından seslendi.

“Mert.”

Mert döndü.

Adam bu kez daha ciddi görünüyordu.

“O geceyi hatırlamıyorsan zorlamaya çalışma.”

Mert hiçbir şey söylemeden çıktı.

Dışarıda bir süre yürüdü.

Hava soğuktu.

Ama aklında tek bir şey vardı.

K.

Eve geldiğinde doğrudan masasına oturdu.

Dosyayı çıkardı.

Belgeleri tek tek incelemeye başladı.

Bu kez daha dikkatliydi.

Bir sayfada olay tarihi vardı.

14 Haziran.

Başka bir belgede ise:

15 Haziran.

Mert önce bunun basit bir yazım hatası olduğunu düşündü.

Sonra saatlere baktı.

Bir belgede olayın gece yarısından önce gerçekleştiği yazıyordu.

Diğerinde ise sabah saatlerinde.

Mert sandalyesine yaslandı.

“Bu nasıl olabilir?”

Belgeleri tekrar karşılaştırdı.

Bir şey yanlıştı.

Ama ne olduğunu henüz anlayamıyordu.

Telefonu çaldı.

Mert irkildi.

Arayan annesiydi.

Kısa bir konuşmadan sonra telefonu kapattı.

Pencereden dışarı baktı.

Sokağın ilerisine doğru birkaç kişinin toplandığını gördü.

Önce önemsemedi.

Sonra siren sesi duyuldu.

Mert perdeyi biraz araladı.

Bir polis aracı sokağın başında durmuştu.

İnsanlar bir şeyleri konuşuyor, birkaç kişi ilerideki eski binaya doğru bakıyordu.

Mert merak edip aşağı indi.

Sokağa çıktığında komşuların konuşmalarını duydu.

“Sabah kazı yapıyorlarmış.”

“Ne bulmuşlar?”

“İnsan kemiği diyorlar.”

Mert olduğu yerde kaldı.

“Ne?”

Kimse ona cevap vermedi.

Bir süre sonra polisler bölgeyi kapattı.

Eski binanın hemen yanında yapılan bir kazı sırasında toprağın altında kemik parçaları bulunmuştu.

Mert uzaktan baktı.

Binayı görünce içi tuhaf oldu.

Dün fotoğrafta gördüğü bina buydu.

Aynı giriş.

Aynı duvar.

Aynı pencere.

Bir an için başı döndü.

Sanki çok eski bir görüntü gözlerinin önünden geçti.

Bir çocuk.

Koşuyordu.

Sonra görüntü kayboldu.

Mert gözlerini kırpıştırdı.

“Ne oluyor bana?”

Eve döndüğünde ilk yaptığı şey dosyayı açmak oldu.

Kayıp kişinin adını buldu.

Bir süre isme baktı.

Sonra fotoğraftaki binayı düşündü.

Toprağın altından çıkan kemikleri düşündü.

Ve ilk defa, yıllardır kayıp olduğu söylenen kişinin gerçekten ne olduğunu sorguladı.

Dosyayı kapatırken kendi kendine fısıldadı:

“Ya herkes yanlış biliyorsa?”

Odada cevap veren kimse yoktu.

Ama Mert'in aklına tek bir şey takılmıştı.

O kemikler oraya ne zaman konmuştu?

Ve daha önemlisi...

Neden tam şimdi bulunmuşlardı?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.